şükela:  tümü | bugün soru sor
  • hergun zorunlu yapilmadi taktirde muthis bir eglencedir. ben amerika'da bir sene araba kullandiktan sonra buraya tatile geldim, ve istanbul trafigini ne kadar ozlemisim anlatamam. gavur memleketinde muthis banal ve otomatik hale gelen araba kullanma faaliyeti, ulkemizde bir stres atma ve eglenme yoludur. onune kimin nerden atlayacagi belli olmayan, cukur ve engellerin comertce bulundugu yollarimizda araba kullanmak, bilgisayarda araba yarisi oynamaya benzer. marketten sut almak gibi sikici bir olayi, eglenceli bir adrenalin kaynagi haline getiren muthis bir tecrubedir.
  • istanbul'un tum keyfinin goz ardi edili$ini belirten fiil.

    i$e ya da okula giderken araba kullanan bir ki$i istanbul havasinin sabah nemli halini soluyamayacak, "zarif istanbullular"in sabah mahmurluguna tanik olamayacak, her sabah gorulup de aslinda taninmayan insanlarla gunaydinla$amayacak, kar$iya gecmek zorundaysa vapurda cay ve bir sigara e$liginde zamanin durduguna tanik olurken manzarayi seyredemeyecek, martilara simit atamayacak, ula$tigi yerde (tabii eger ula$abilirse) arabasini park etmek icin sabah sabah sinirlenecektir.
    (pendik'ten gune$li'ye i$e gidenler icin tekirdag'a ta$inmalarini ogutluyorum)

    bir ak$am sefasi icin disariya cikarken araba kullanmak ise bir ba$ka hatali davrani$tir. nitekim insan gonlunce icemeyecek, yaran dolmu$ diyaloglarinda kendinden gecemeyecek, gece ayazini hissedemeyecektir.

    bir otobus camindan insanlarla goz goze gelmeyi engelleyen bir aktivitedir ayni zamanda.
  • bazen de donmu$ ellerle zincir takmaya calismak, kara saplanmak, carpi$an araba keyfini hatirlamaktir.
  • alistiktan sonra medeneiyet gormus yollara dustugunuzde eski aliskanliklarinizdan vazgecemediginiz tecrubedir.

    ornegin son derece kibar suruculerin bulundugu ingilterede herkes size yol verip gecis hakkiniz olsun olmasin rahat ve guvenli bi sekilde yolunuza devam etmeniz icin yeterince sabirli olmaktadirlar. onceleri ayak uydurulur her yol verene el ile selam verilir, tesekkur edilir ancak bir an gelir ki, iki araba sonra size yol verilecegini bildiginiz halde, gaza basar, araba sikistirir, yol kesip yollarin efendisi konumunda bulursunuz kendizi, nasi yani diye kala kalir insanlar. iki saniye sonra niye yaptim ki ben bunu simdi diye anlam da veremezsiniz kendinize, utanir sakin bi sekilde devam edersiniz yola.

    (bkz: ket vurmak)
  • hepimizi manik depresif bireyler haline getiren eylem. yolunuzda kuzu kuzu gidersiniz, önünüzde ilerleyecek bir yer filan da yoktur ama arkadan dallamanın biri selektör yapa yapa kıçınıza yanaşır, o an kendinizi aniden sağa kaçıp o aracın arkasına geçip "hadi bakalım yol varsa sen ilerle şimdi" gibisinden selektör yaparken buluverirsiniz.

    sonra birden boğaz'ın akıp giden maviliği çıkverir karşınıza binaların ya da yeşilliklerin arasından, camı açar, kuzu gibi olursunuz.

    (bkz: ne seninle ne de sensiz)
  • darwin evrim teorisini oluşturana kadar dünya çevresinde 500,000 km yol yapmış, galapagos senin arjantin benim turalayıp durmuş. oysa o kadar acele etmeyip şöyle bi 200 sene daha beklese de istanbul’da bir gün araba kullanırken yanımda otursaydı, çok değil bir işe gidişte, 50 km’de oluştururdu o teoriyi.

    evden çıkıyorum. sokaklar parketmiş araçlarla beraber daraldığı için tek araba ancak geçiyor, bu yüzden de tek yön yapılmış. bizim sokak yokuş yukarı gidişe izin veriyor, hemen sağ ve sol paralelindeki sokaklarsa bayır aşağı inişe. kış olduğundan ben evden çıkarken daha alacakaranlık ortalık. çıkmışım, sokağımda ve doğru yönde gidiyorum. karşıdan bir okul servis minibüsü benim bulunduğum yola dönüyor. tabak gibi “ters yön girilmez” tabelaları var ama uymasını beklemekten çoktan vazgeçtim zaten, “nere giriyon hemşerim ben geliyorum aloo” anlamında selektör yapıyorum tıkı tıkı, ama iplemiyor ve çatır çatır yola giriyor. artık sadece tek aracın geçebileceği genişlikte bir yolda trafiğin izin verdiği yönde ben, ve ters yöne girmiş bir minibüs sabahın köründe burun buruna birbirimize doğru ilerliyoruz. manyak mıdır nedir ya aloooo diye selektör yapmaya devam ediyorum ya, durmak yok, yola devam, üstüne bi de o da bana selektör yapıyor cevaben. inceden sigortalarım atmaya başlıyor. nihayet karşılıklı duruyoruz. motoru çalışıyor, rnn rnnn diye gaz verip duruyo arabaya, ve camından da sarkmış bi kol geri git mealinde sallanıyor. nasıl bi beyne kan sıçraması, nasıl bi öfkeden kudurmak. ters yönü düz yönü yokuşu mokuşu da geçtim, benim arkamda geri geri gitmem gereken 150-200 metre var şimdi, beni göre göre yoluma giren bu ibnenin arkasında 20 metre. öfkeden kudurmuş halde duruyorum öyle yolda, gözlerim plakasına kilitlenmiş... tam polisi arayıp plakasını vermek geliyor ki aklıma..

    [flashback....bir sene kadar öncesi. akşam iş çıkışı tem otoyolunda eve doğru gelirken bi sivil araç musallat oluyor bana. önce pislik yaparak taciz ediyor, sonra düpedüz kaza yaptırmak için manevralara girişiyor. kah panikletip bariyerlere çarptırmak için üstüme kırıyor, kah önümde kazık fren yapıyor. arabanın hızı belli, kaçıp kurtulamıyorum, sağa çekip durmaya niyetleniyorum bi, peşimden o da emniyet şeridine girip durunca, panikle tekrar topuklayıp yola atıyorum kendimi. yaklaşık 20 km boyunca sürüyor bu it dalaşı. nihayet bir sapakta polisleri görünce peşimi bırakıp gidiyor. hemen 155’i arayıp şikayet ediyorum, anlatıyorum böyle böyle, plakasını tuttum aklımda, söylüyorum.. sonuç sıfır. ]

    beriki kornaya asılıyor, el kol hareketlerinden ettiği kallavi küfürleri anlıyorum. derin bi nefes alıyorum, sabah sabah hiç bulaşmayıp çıksam mı ki geri geri... ama adalet hissim öfkeden kudurmuş bas bas bağırıyo “yuh artık ya yuh artık orman mı lan burası.!!!!” girdiği gibi paşa paşa çıkacak ibnenin evladı. derken arabadan iniyor herif. boyu boyumun, eni enimin iki katı bi çam yarması. minibüsün kapısını zbam diye çarptığı gibi elini kolunu sallayaraktan bağıra bağıra bana doğru gelmeye başlıyor.

    [fantezik flashforward..... o bana doğru ilerlerken ben de bütün serinkanlılığımla arabadan inip bekliyorum. kolumun yetişeceği mesafeye ulaşır ulaşmaz vücudumdaki tüm gücü sağ koluma pompalayıp allah ne verdiyse alttan çenesine bi tane indiricem. japon çizgi filmleri gibi sahne donacak ben hamle yaparken. suratımda şimdi sktim belanı ifadesi, kaşlarım çatık, gözlerim çakmak çakmak olmuş, ağzımdan ahiyyyaaaaaa diye bir çığlık salınırken dev gibi yumruğum güdümlü bir füze gibi adamın çenesine yönelmiş olacak, arka planda havada asılı şimşekler falan. bir sonraki karede sola yere doğru eğilmişim vuruşun şiddetinden, çam yarması herifse ayaklar yerden 10 cm havalanmış, vücudu arkaya doğru hafif esnemiş, kafa sola ve yukarı savrulmuş, saçları.. saçları keçe gibi bişiy olmamış... ve ağzından fırlamış kanlı et parçası havada öylece donmuş. ]

    adam hömülü hömülü bana doğru ilerliyor. yaklaştıkça daha ürkütücü görünüyor.

    [realistik flashforward.... o bana doğru ilerlerken ben de bütün serinkanlılığımla arabadan inip bekliyorum. kolumun yetişeceği mesafeye ulaşır ulaşmaz vücudumdaki tüm gücü sağ koluma pompalayıp allah ne verdiyse alttan çenesine bi tane indiricem. japon çizgi filmleri gibi sahne donacak ben hamle yaparken. suratımda “oh shit!” ifadesi, cücük kadar yumruğum daha herifin çenesine ulaşamadan havada asılı kalmış, adamın mengene gibi eli içinde kelepçelenmiş olacak bilekten. bir sonraki karede yere diz çökmüşüm, sağ bileğim hala herifin elinde kelepçeli, bükülüp sırtıma yapıştırılmış. adamın suratında şimdi sktim belanı ifadesi... ]

    adam hömülü hömülü bana doğru ilerliyor. yerimden kıpırdayamıyorum, arabanın kapılarını kilitliyorum hemen. allam niye ruhuma uygun bi cüsse vermedin bana! bişiy yapıp aklını almalı, canına okumalıyım bu herifin.

    [fantezik flashforward.... adam arabanın dibine geliyor, suratını cama yapıştırıp bas bas bağırmaya başlıyor bana. bir taraftan camı açarken bir taraftan sakince çantamdaki 45’lik magnumumu çıkarıyorum. sessizce herifin alnına yapıştırıyorum namluyu, emniyeti açıyorum, çlink! “bişiy mi dedin kardeş?” çatık kaşları bir anda havalanıyor, küfürler savuran çirkin yüzüne bir anda ezik bi gülümseme yayılıyor, kafasının üstünde umut sarıkaya damlaları beliriyor hemen. ehehheh... yanlış anladınız ehehheh falan diyor. “sktir git toz ol şimdi yolumdan!” ]

    bana silah taşıma ruhsatı vermezler ki... hele 45’lik magnum için... kurusukı taşısam olurdu ama bak?

    [fantezik flashforward..... adam arabanın dibine geliyor, suratını cama yapıştırıp bas bas bağırmaya başlıyor bana. bir taraftan camı açarken bir taraftan sakince çantamdaki kuru sıkı tabancamı çıkarıyorum. sessizce herifin alnına yapıştırıyorum namluyu, emniyeti açıyorum, çlink! “bişiy mi dedin kardeş?” çatık kaşları bir anda havalanıyor, çirkin yüzüne bir anda tuhaf bi gülümseme yayılıyor. bir şey demeden geri geri uzaklaşıp minübüsüne gidiyor. orada bir şeyler karıştırıp elinde büyükçe bir kutuyla çıkıyor. aklımdan la noliy diye geçerken arka fonda you could be mine çalmaya başlıyor hemen, adam kutudan pompalıyı çıkarırken kutuyla beraber kozalaklar ağır çekim dökülüyor yere.... . şimdi zçtık. ]

    fırt fırt telaşla siliyorum bu sahneyi de hemen. siler silmez de sokak, minibüsü, ve adam beliriyor tekrar. gelmiş, camın dibinde. “sabah sabah başına bela mı arıyosun lan sen!!! çekil git yoksa ittire ittire çıkarırım seni yolun öbür ucundan”

    gökyüzünden geçen airbus aldatmasın sizi, alışveriş merkezleri, reklam panoları, saraylar, camiler, hatta kandilli rasathanesi, küçükçekmece nükleer araştırma merkezi falan kafanızı karıştırmasın. istanbul trafiği şehrin göbeğinde ayrı bir paralel gerçeklik, bambaşka bi zon. vahşi doğa kanunlarının işlediği, güçlü olanın kazandığı balta girmemiş bi orman. istanbul’da asfalt yola çıktığın anda komple unutacaksın insanoğlunun kurduğu medeniyeti, yoksa delirmemek işten değil.

    öfkeden çenem kilitlenmiş, çaresizce geri vitese takıyorum. ne tartışıp bir şey anlatabilirim bu zorbaya, ne inip dövmeye gücüm yeter biliyorum. ama hemen bi intikam planı yapmazsam sinirimden kalp krizi geçirip ölebilirim yolda. evet, akşam eve gider gitmez internetten polis kimliği resmi bulunacak bi. rengi şekli şemali ona benzeyen çakma bişi yapılacak. (bizimkilerde de amerikan polislerininki gibi rozet neyin var mıdır acaba? varsa da hemen 3 boyutlu modellenecek, hızlı prototipçide yaptırılacak birebir, yaldızlı metalik boyayla boyanıp kimliğe iliştirilecek.) çakma bi de tabanca lazım. sadece kabzası görünecek, bi milyoncudan bile bulunur dert diil. kelepçe? sex shoplarda satılır kesin.

    [fantezik flashback.... nihayet karşılıklı duruyoruz. motoru çalışıyor, rnn rnnn diye gaz verip duruyo arabaya, ve camından da sarkmış bi kol geri git mealinde sallanıyor. hiç sinirlenmiyorum. sakin sakin arabadan iniyorum. yavaş yavaş yürüyorum minibüse doğru, iğne topuklu çizmeler falan giymişim bi de, sabahın sessizliğinde ıssız yolda her adımım çınlıyor, tak! tak! tak! yürüken hiç minibüse baktığım yok, yere gibi, boşluğa bakıyorum böyle ve sanki damağıma yapışmış bi mısır kabuğu falan varmış da, ondan kurtulmak benim için o anda dünyadaki en önemli işmiş gibi ağzımı buruşturuyorum yürürken, bi yandan da laylon tabancanın kabzası görünecek kadar inceden hırkanın önünü açıyorum. çakma kimliği minibüsün camına yapıştırdığım gibi, “araçtan iner misiniz lütfen beyefendi” eheh şey ben yani... “arkanızı dönün ellerinizi arabaya yaslayın lütfen...” şap şap üstünü arayıp, ellerini arkadan kelepçeliyorum. “aracınızı bağlıyorum, benimle geliceksiniz.“ elleri arkadan kelepçeli halde minibüsüne oturtuyorum bunu, sonra da direksiyona geçip geri geri o yoldan çıkarıyorum minübüsü. kendi ellerimle çıkarıyorum bak. ehehhehheh... bu vik vik ağlıyo paso sağ koltukta, bakın valla bilmiyodum viyk viyyk... dinlemiyorum bile onu, dosdoğru belgrad ormanları...
  • ciddi anlamda çılgınlık. aslında sıradan biri olduğumu sanırdım fakat 2007'de ehliyeti aldığımda anladım ki aslında ben bir çılgınmışım!

    sarıyorum filmi geriye yıl 2007 aralık ayında almaya hak kazandığım ehliyetimi bahar aylarında bir tarihte binbir uğraş neticesinde aldım. -belki bir gün "devlet dairesinde işi olan gencin dramı" başlığında ele alabilirim bu konuyu şimdilik girmiyim hiç- zaten az çok kullanıyordum, en azından teorim süper pratiğim de görenler tarafından takdir kazanıyor. sınav zamanlarında peder beye götür beni okula dedim. adete yavrusunu hırçın yaşama hazırlayan aslan gibi "sen kullan" dedi, bindik gittik güzeldi.

    aldığım gazla ertesi gün okula yalnız gitmeye karar verdim ve hikayem başladı. verdim kendimi sol şeridin akıcı kollarına e-5 üzerinde efendi bir sürücü gibi gidiyorum. gözüm arada levent-sarıyer sapağını arıyor ama maalesef yok öyle bir şey, şimdilerde zaten yıkılmış olan ali sami yen stadyumu da yok -belirtmem lazım istanbulda doğup büyümeme rağmen tam bir yol öğrenme özürlüyümdür- gözüme perde indi herhalde(?) kendimi bir anda boğaziçi köprüsü'nde buldum. gerçekten ağlamak üzereydim çaresizlikten tüm camları açmış etrafımdaki gözü dönmüş sürücülere pazarda annesini kaybetmiş küçük bir çocuk gibi bakıyordum.
    köprü trafiğine doğru adım adım giderken -mübalağa yok adım adım- baktım orada amarikan polisi gözlüklü bir şahin polis bacaklarını omuz hizasından biraz fazla açmış elleri arkada bağlamış canavarı çekmiş kenara bakınıyor. "abi bokunu yiyim yetiş" manasına gelen el kol hareketleri yaptım. hemen ağlamaya başladım. "1) ogs yok, 2) okula yetişmem lazım sınavım var 3) yol iz bilmiyorum gidersem imkanı yok dönemem bu talihle zaten ümraniye'ye gider sapığına denk gelirim. gel sen beni kurtar" polis "ne yapalım peki?" dedi. gayet yüzsüz bir şekilde "abi şimdi dubalardan bariyer yapmışsınız kes trafiği ben aradan dalıyım" dedim ama umutsuzdum. fakat birden hak tecelli etti ve polis tamam deyip kesti yolu -o ara kara arabalı zengin bi amca polisi dinlemedi bastı ilerledi. plakasını kaydetti ve anons etti onun canı da yanmıştır gişelerde selam ederim kendisine buradan- hemen aktım levent'e birinci tehlike bertaraf edilmişti allah'a şükrettim.

    okula gittim park yeri yok hacı. kendi kendime "vay toynağınızı... bi tek bende araba yokmuş demek ki" dedim. sokak dolu, otoparkın alt katı dolu ara tara bi yer buldum üst katında zorla soktum arabayı gititm okula.

    akşam oldu otoparktan çıkıp eve dönücem ama biri otoparkın girişine park etmiş daraltmış yolu, sevgili catering firmasının aracı da kaldırımdan girişe doğru taşmış bi de kaza yapmışlar polis bekliyorlar arabayı kıpırdatmıyor. bi araba ya geçer ya geçmez o aradan. ya alah dedim gözleri kapadım açtığımda arabanın önü kurtulmuştu. bana bir şey öğretmişerdi "arabanın önü geçerse arkası da geçer" iyi dedim madem önü kurtardık arkası da geçer ama sağa dönerken yeterli açıya sahip olması gerektiğini düşünemedim. acı bi ses duydum indim baktım adamın tanpouna dürtmüşüz benim çamurluk içeri girmiş. adam gayet sakin bir halde "bekle polis geliyo zaten bi tane de sana tutanak tutsun" dedi. trafik kazası geçirme cezasını düşündüm, alkol kontrolü bok püsür ilk günümde daha fazlasına tahammül edemem gideyim olan oldu dedim ilerledim.

    ama canım da sıkıldı tabii o her önüne gelene yol veren korna çalmaktan hoşlanmayan sakin sürücüden geriye eser kalmadı. birden altında "teskolu şahin" olan çılgın gençlere döndüm. kamburumu çıkarttım veriyorum gazı veriyorum gazı. evime dönücem -farz edelim şenlikpaşa`da oturuyorum- peder beyi aradım yol haritası gibi adamdır kendisi. şöyle yap böyle et diyo kafam bir milyon olduğu için pek bi şey anlamadım birinci sol ikinci sağ filan diyo ama aklımda tek bişey kalmış "kemerburgaza gitme." neyse gidiyorum kemerburgaz kasımpaşa -belki de sütlüce- sapağı gördüm tamamburası değil zaten kemerburgaza gitme dedi, dedim bastım. ulan bi gariplik var daha önce buradan gitmiyorduk... şenlikpaşa tabelasını gördüm daldım bi çıktım ebesinin bir yerindeyim.

    buyur yeni maceraya ilginç bir modeli var caddenin çok geniş cadde gidiş gelişli. gidiş gelişi bariyer değil caddenin ortasına park etmiş araçlar ayırıyor. gördüklerime gerçekten inanmadan ilerledim. münasip bir noktada adres sormaya karar verdim çevirdim bi abiyi sordum fakat kendisi çok kuvvetle muhtemel zihinsel özürlüydü -şaka olsun diye demiyorum allah yardım etsin kendisine ailesine- aslında yol iz biliyor fakat tam olarak kafasınde net değil, bütünlüğü yok. bi yol tarif etti oraları bilmememe rağmen oradan gidilmez anladım başka bi yer söyledi. tamam dayı sağolasın dedim, talihsizliğime boyun eğip devam ettim. bi kaç tur attım o caddede sonra gün boyu bana eziyet çektiren minibüs, taksi, otobüs şoförleri üçlüsünden taksiciye sığındım adam anlattı gidiyorum.

    yol sıkışık sol bacak bu kadar ileri geri yapmayı yadırgıyor. derken bir teyze karşıdan karşıya geçiyor buraya kadar normal gibi fakat teyze geçmiyor makara yapıyor benimle suratıma bakıyor bi adam atıyor, takılıyo biraz bi adım daha... sonra yine bana bakıyo yolu yarıladı hala tereddütlü. niyetini kavrayabilmiş değilim ölmek mi yoksa karşıya geçmek mi istiyor? tüm her şey güzmün önüne geldi sınav, köprü, taksi, kaza... ulan zaten uzatmaları oynuyo vur o da kurtulsun türk şoförleri de dedim. hızlandım o ara teyzenin bacaklar aniden kendine geldi normal bi insan gibi adım atabildiğini hatırladı herhalde geçti karşıya. öyle böyle sokağa geldim.

    yemin ediyorum, allahım şükürler olsun delirmeden geldim dedim ama yanılmışım en büyük skandal bizim sokakta oldu. sokak geniş değil bi sıra araba park ediyorlar zaten bi de mahellenin çocukları dolular ortada sümüklülüğünü bildiğim bisikletli bi çocuğa git bak var mı boş yer? dedim gitti gel diye işaret etti. gittim park etmek için pozisyon almam lazım. abi camı aç diyo. fırlamaya bak yardım etti diye para isteyecek herhalde diye düşündüm ama keşke para isteseydi. açtım camı ve şu cümleleri duydu bu çilekeş kulaklarım. "abi sen şimdi birazcık daha ilerle sonra geri geri gel park et."

    bi an sustum aklımdan bir kaç ihtimal geçti 1) inip dinlene dinlene dövecektim 2) annesinin kulaklarını çınlatacaktım bu vatana böyle bir ihanet ettiği için 3) direkt ezecek kaza süsü verecektim. bu gel gitler içerisinde yine de sakinliğimi koruyarak, evet abicim süper fikir benim neden aklıma gelmedi ki dediğini yapacağım ama sen hemen ilerle ki geri geri gelirken seni de kaynatmıyım arada diyerek gözlerinin içine bir serikatil gaddarlığında baktım. cevap bile vermeden ilerledi ve ben park ettim. her şey bitmişti. inip evime gidecektim olur mu lan öyle hemen ev? bi araba yanaştı yanıma abi buraya ben park edeyim, sen benim yerime geç dedi. ulan küçükken bana "avrupalılar karıları takas ediyormuş lan" diyenleri duymuştum da park yeri takası nedir anasını satayım. tam o sırada babam beni görmüş ki hemen imdadıma yetişti. al dedim arkadaş arabanı ben bu işten vazgeçtim. üstünden 4 sene geçmiş metrobüsler yapıldı fakat ne trafik bitti ne de ben bu çılgınlıktan vazgeçebildim.
  • beğenmeyenler için gelsin:

    (bkz: konya'da araba kullanmak)
  • istanbul'da araba kullananlara tavsiye; yoldaki çukurlara girdiğinizde bonus kazandım diye sevinin, hem sinir yapmayın hem araba sürerken bir amacınız olsun.
    -abi naptın yea alt takım, salıncak, amortisör dağıttın!
    +1 sonraki levele 2 bonus daha kaldı lan ses yapma, dur şuraya hoop, taakk.