şükela:  tümü | bugün
  • istanbul'da çalışan, okuyan, alışveriş yapan, mal mal gezenlerin farketmeden de olsa strese girmelerine ve içten içe çürümelerine neden olan sinir bozucu bir gerçek. istanbul'un her noktası ayrı bir şehir planlama faciası olabilir, fakat bu kaldırım olayı iyice kangren olmuş vaziyette.

    bazı yerlerde kaldırım hiç yok. şaka gibi ama, örneğin maslak'da plazaların oradaki bazı sokaklarda gerçekten kaldırım mevcut değil, yol var sadece. yolda yürüyorsun.
    bazılarında kaldırım sokağın tek tarafında var. diğer tarafına yapmayı unutmuşlar herhalde, ya da kaldırım malzemesi kalmamış.
    bazılarında bi ara bi kaldırım yapılmış ama herhalde arabaların park etmesi için yapılmış. çünkü arabalar park etmiş ve yayaların geçmesi imkansız.
    görece yeni bir sorun da kentsel dönüşüm nedeniyle bazen bir sokakta aynı anda 10 binanın yıkılıp yeniden yapılması ve bu olurken inşaatların kaldırımları işgal etmesi. kaldırımlar yayaların elinden alınıp inşaat demirlerine veriliyor veya paravanlarla çevriliyor. yoldan yürüyorsun.

    gelelim kaldırım olan ve bu kaldırımların hala kullanılabilir olduğu yerlere. çoğunluk bunlar tabii. fakat bağdat caddesi gibi bazı istisnalar hariç bunlar da en fazla 2 kişinin yürüyebileceği şekilde yapılmış. o iki kişi de aynı anda geçerse göt göte geçmek durumunda. zaten istanbul'da her şey göt göte yapılmak durumunda. burada da geleneği bozmuyoruz. ayrıca birçoğunun tam ortasında dev bir ağaç veya dev bir elektrik direği olması sık sık yola inip tekrar kaldırıma çıkmayı da zorunlu kılıyor.

    türkiye'nin belki de en avrupalı caddesinin anadolu yakasındaki bağdat caddesi olması oradaki lüküs dükkanlardan ziyade kaldırımların geniş olmasından kaynaklanıyor bence.

    şimdi kaldırımların yer yer olmadığı, olduğunda da anca 2 kişinin göt göte geçebileceği şekilde var olduğu bir şehirde 14 milyon insan yaşıyorsa, her gün milyonlarca insan aynı saatte işe/okula gitmeye, her akşam milyonlarcası aynı yerlerde gezmeye çalışıyorsa sokakta yürümek büyük bir işkence halini alır. bir de bu milyonlarca insanın büyük çoğunluğunun her daim muhtelif sebeplerden dolayı aşırı acelesi olduğunu düşünürsek, yürürken makas atanlar, sollayanlar sağlayanlar, bir anda durup telefonuna bakanlar vs. derken belki de araç trafiğinden de kaotik bir yaya trafiğinin içinde buluyoruz kendimizi.

    istanbullunun çabuk yaşlanıp erken ölmesi, stresten saçlarının dökülmesi, her daim sinirli, kaba, aşırı aceleci vs. olması aha bu kaldırımsızlık yüzündendir.

    yayalık etmeyeyim, her yere arabayla gideyim deseniz benzin parası, otopark derdi ve tabii onda da trafik derken yine kafayı yersiniz. kurtuluş yok yani.

    buna karşı ne yapılabilir diye düşündüğümde aklıma beklenen büyük istanbul depreminden sonra şehri baştan yapmak dışında pek bir çare gelmiyor. yetkililer de öyle düşünüyorlar olsa gerek ki kimseden buna dair tek bir laf işitmiyor, tek bir icraat görmüyoruz.

    (bkz: istanbul'dan nefret etme nedenleri)
    (bkz: istanbul'dan siktir olup gitmek)
    (bkz: istanbul'un deprem olmadan düzelmeyeceği gerçeği)
  • istanbul'da kaldırımların,

    - arabalar için ekstra park yeri olması
    - esnaf için depo ve showroom mekanı işlevi görmesi
    - belediyeler için ise tanıdıkları ihya etmek için kullanılan bir ihale kalemi olması

    hususları sebebiyle oluşan durumdur.
  • sanırım şirinlevler, bahçelievler, yenibosna eşrafı komple evden oluşuyor. ondan olabilir mi? olamaz mı? bu gidişle hayatımın gelecek kısmı o eşrafta geçecek gibi görünüyor bi de. hadi hayırlısı.