şükela:  tümü | bugün
  • sözlükteki en katıldığım tespit. 100 fav hakkım olsa 50'sini harcardım.
  • istanbul’un sevmeye mecal bırakmamasıyla ilgilidir.
  • halbuki diğer tüm şehirler adeta bir şirinler köyü, bir alice harikalar diyarı idi değil mi?

    boş önerme. klasik bir büyük şehir yabancılaşmasından fazla bir durum yok. her metropolde olduğu gibi.
  • istanbul’da yaptığım en büyük gözlemlerden birisi de buna benzer severler mi sevmezler mi orasını tam bilmiyorum ama özellikle toplu taşıma ya da kalabalık yerlerdeki insanlar aşırı mutsuz gözüküyor. aşırı mutsuz, yorgun, ifadesiz, solgun. haksız da değiller aslında hayat çok yorucu özellikle istanbul’da. ben genelde gezmeye geldiğimden kısa soluklu oluyor istanbul’a gelişlerim belki de bu yüzden yanılıyorum bilemem.
    bu tarz yerlerde hep aklımdan geçen acaba burada yaşasam ben de mi böyle olurum ki kendi yaşadığım şehirde kendime göre mutlu bir insanım.
  • egeli bir kadın olarak yüzde bin milyon katıldığım tespit. bencil sevimsiz cahil cühela kim varsa toplanmış çeşit çeşit; hepinizden nefret ediyorum .
  • istanbul'da kimsenin birbirini sevmemesinden ziyade kimsenin kimseye tahammülünün olmaması sorunu var. durumu böyle açıklamak daha doğru olur bence.

    bu şehirde herhangi birinin istemediği, çıkarına ters giden en ufak bir şey yaparsanız gelen tepkiler o kadar abartılı oluyor ki istanbul'da yaşamaya başladığım ilk zamanlarda çok şaşırmıştım. mesela geçen gün taksideyim bir tane kadın -belli araba kullanma konusunda biraz acemi- yanlış bir manevra yaptı ve bunun sonucunda taksici 5-6 saniye beklemek zorunda kaldı, taksicinin verdiği tepki camı açıp parmağını sallayarak "adam gibi araba kullanmayı öğreneceksiniz, sizin gibilere zorla öğreteceğim." şeklinde bağırmak oldu. ya da geçen gün marketteyim kasada sıra bekliyorum kasada bir sıkıntı oldu ve kasiyer o sorunu halletmeye çalışıyordu. benim arkamda sıra bekleyen kişi bekleme süresi uzadığı için kasiyere tepki göstermeye, bağırıp çağırmaya başladı. halbuki kasiyerin ne suçu varsa, adam uğraşıyor işte düzeltmek için. kasiyer dönüp bunu sikse yeri ama adamın işi sonuçta o da alttan almak zorunda kaldı, olayı mantıklı şekilde ben açıklamaya çalıştım da arkamdaki öylelikle sustu.

    bunlar gibi birçok örnekle karşılaştım istanbul'da, bu şehirde kimsenin zerre tahammülü yok ve insanlar tepki göstermek için sanki pusuya yatmış bekliyorlar. bunu yapmaktan zevk alıyor gibiler. elbette bu tarz örnekler başka şehirlerde de yaşanabilir ancak cidden gördüğüm, duyduğum şehirler arasında tahammül sınırının en düşük olduğu şehir istanbul.

    bunun sebeplerine gelirsek, gözlemlerime göre şehir kişiye çok stresli bir yaşam sunduğu için insanların sabır eşikleri oldukça düşük ve birde istanbul'da üçkağıtçı, adam sikmeye oynayan insan da çok olduğu için insanlar hakları gasp edilmesin diye pençeleri hazır geziyorlar. sonucu da tahammülsüzlük ve aşırı tepkiler oluyor.
  • anadolu'nun tüm fırsatçı uyanıklarını biraraya getirdiği içindir. bu uyanıklar tüm türkiye'nin neye güleceğine, neye kızacağına, kimin ünlü olacağına, kimin ne kadar kazanacağına karar verdikleri için de ülke komple boka sarmıştır. ben de bu kurnazların eline düşüp tüm pastayı toplayıp kendilerine ayırdıkları istanbul'a yerleşmek zorunda kalanlardanım, ama artık ne yüzlerine bakıyorum ne bir iş yapıyorum. tüm hedefim batı'nın ahlaksızlığını yerinde yaşamak üzere göçüp gitmek.
  • istanbul, içerisinden eşsiz, muazzam bir boğazın geçtiği dünyanın en güzel şehirlerinden birisi. dünyanın en yetenekli şefinin hazırladığı pasta gibi.

    o pastayı tabağına almak isteyenlerin sayısı arttıkça dilimler küçüldü, küçüldü, küçüldü. o kadar ufaldı ki dilimler, kremasına dokunabilen şanslı saydı kendini. tatmin de etmedi tabii o kremaya dokunabilmek, çünkü gösterilen çabanın mükafatı değildi asla. bir keyif ve zevk abidesi olabilecekken hunharca, acımasız mücadelelerin arenası oluverdi o muazzam sofra. önüne geleni davet edince, pastayı, masayı gerektiği gibi büyütmeyince kaçınılmaz son oldu bu huzursuzluklar, mutsuzluklar.

    oyun bu. kurallar belli. acımasız bir yırtıcıysan istanbul'da hayat güzel. duygusal olma, kimseyi arkadaşın, yarenin olarak görme. her birisi oluşturacağın zincirin bir halkası. arkadaş vb. değil. zayıf halka olma, yani güvenip edip samimiyet diye zırvalama. fedakarlık diye hiç zırvalama. sofranın koşullarını biliyorsun. varsan ver kendini mücadeleye, yoksan at kendini sistemin dışına. seni daha mutlu eden yerlere. kararın kesin olsun. kararsızlıkta bıraktıklarını bulamazsın bir daha.

    edit: bu yazdıklarımı sonradan istanbullu olanlar için yazdım. yıllardır kurulu düzeni olanların, yani sofraya ilk oturanların koşulları daha insancıl olabilir.
  • anadolu'nun varlıklı kesimi değil de, ipsiz sapsız, parasız pulsuz, cahil cühela kesimi tası tarağı toplayıp buraya göçtüğü, ve göçerken de köylülük geleneklerini getirip bir türlü kentli olamadığı için, canım efendim, bu dünyanın en muazzam şehri çomarlar yüzünden, köyle-kent arasında sıkışıp kalmış bu yarım akıllılar yüzünden yaşanmaz bir yer olmuştur. gidin singapur'a, hong kong'a, böyle bir dram görmezsiniz... neden? eğitimli kitledir çünkü orada olan! vakti zamanında, oy kaygısıyla, al araziyi, getir köyünü, ver bana oyunu, diyen or*spu evlatları yüzünden cahili cühelası dolunca ve bunlara da aile planlaması uygulanmayınca -ki, neden uygulansın, adamın oy kaynağı- olan şehr-i istanbul'a oluyor, oldu. tuzu kuru olan ya da eşi dostu bir yerlerde olan zaten kaçıp dönüyor, çomarlar yesin birbirini...
    bir şey daha ekleyecektim, unuttum lan bak şimdi sinirden... yav adam sınıf öğretmeni, eşiyle aynı okulda çalışıyorlar, akşam kaç yumurta kırsak da ikinci evin kredisini ödesek, muhabbeti yapıyorlar. hadi e-5 üstündeki bazı ilçelerde ve diğer yerlerde doğma büyüme istanbullu olup hâlâ deniz görmemiş 3 milyona yakın insanı anlarım da, bu fakülte bitirmiş, evladını teslim ettiğin bu kafalara ne diyeceğiz, siz bana hele onu deyin. ulan ben edirne ya da üniversite okuduğum çanakkale'ye dönsem kulübede yaşamaya razıyım, adam istanbul'da öğretmen maaşıyla ikinci eve giriyor ve her gün derdi, ne yesek de kredi çıksa... s*keyim öyle hayatı işte o zaman ben. (amma dolmuşum yav.)
  • gereksiz gevezelik yapmak samimiyet ise; evet kimse kimseyi sevmiyor.