şükela:  tümü | bugün
  • bu nasıl bir şehir arkadaş kimsenin kimseye saygısı yok, kimsenin yüzü gülmüyor, toplu taşımada herkesin suratı ifadesiz, arkadaşlıklarda herkes ayrı bir sinsi,
    herkes egolu, herkes her şeyi biliyor,
    araba sürüyorsun herkes tahammülsüz
    adam yavaş gidiyorsun diye seni sıkıştırıyor, aşk yaşıyorsun maddiyatın güçlü olduğu için kadınlar yanında.

    sabah işe gidiyorsun adama günaydın diyorsun cevap vermiyor,
    patronun gergin,
    çalışma arkadaşların seni seviyormuş gibi yapıp arkandan iş çeviriyor,
    kader arkadaşlığı kalmamış, maaşlar kıyaslanıyor, ev kiraları kıyaslanıyor, yaptığın tatiller bile kıyaslanıyor,
    konsere eğlenmeye gidiyorsun orada bile millet kavga ediyor.

    sıkıldım bu şehirden çok yalnızım be sözlük.

    14 şubat yaklaşsa ne olur sevgisiz istanbul yalnız...
  • sözlükteki en katıldığım tespit. 100 fav hakkım olsa 50'sini harcardım.
  • aslında hiç kimse birbirini sevmiyor.

    imkanların kısıtlı olması nedeni ile birbirine muhtaç olan insanların yaşadığı yerleşim yerlerinde seviyor gibi yapıyorlar sadece.

    imkanlar arttıkça kimsenin birbirine ihtiyacı kalmıyor ve bu da sevgisizlik olarak değerlendiriliyor.

    kısacası ne kadar imkan o kadar bireysellik.
  • istanbul’un sevmeye mecal bırakmamasıyla ilgilidir.
  • halbuki diğer tüm şehirler adeta bir şirinler köyü, bir alice harikalar diyarı idi değil mi?

    boş önerme. klasik bir büyük şehir yabancılaşmasından fazla bir durum yok. her metropolde olduğu gibi.
  • istanbul’da yaptığım en büyük gözlemlerden birisi de buna benzer severler mi sevmezler mi orasını tam bilmiyorum ama özellikle toplu taşıma ya da kalabalık yerlerdeki insanlar aşırı mutsuz gözüküyor. aşırı mutsuz, yorgun, ifadesiz, solgun. haksız da değiller aslında hayat çok yorucu özellikle istanbul’da. ben genelde gezmeye geldiğimden kısa soluklu oluyor istanbul’a gelişlerim belki de bu yüzden yanılıyorum bilemem.
    bu tarz yerlerde hep aklımdan geçen acaba burada yaşasam ben de mi böyle olurum ki kendi yaşadığım şehirde kendime göre mutlu bir insanım.
  • egeli bir kadın olarak yüzde bin milyon katıldığım tespit. bencil sevimsiz cahil cühela kim varsa toplanmış çeşit çeşit; hepinizden nefret ediyorum .
  • istanbul'da kimsenin birbirini sevmemesinden ziyade kimsenin kimseye tahammülünün olmaması sorunu var. durumu böyle açıklamak daha doğru olur bence.

    bu şehirde herhangi birinin istemediği, çıkarına ters giden en ufak bir şey yaparsanız gelen tepkiler o kadar abartılı oluyor ki istanbul'da yaşamaya başladığım ilk zamanlarda çok şaşırmıştım. mesela geçen gün taksideyim bir tane kadın -belli araba kullanma konusunda biraz acemi- yanlış bir manevra yaptı ve bunun sonucunda taksici 5-6 saniye beklemek zorunda kaldı, taksicinin verdiği tepki camı açıp parmağını sallayarak "adam gibi araba kullanmayı öğreneceksiniz, sizin gibilere zorla öğreteceğim." şeklinde bağırmak oldu. ya da geçen gün marketteyim kasada sıra bekliyorum kasada bir sıkıntı oldu ve kasiyer o sorunu halletmeye çalışıyordu. benim arkamda sıra bekleyen kişi bekleme süresi uzadığı için kasiyere tepki göstermeye, bağırıp çağırmaya başladı. halbuki kasiyerin ne suçu varsa, adam uğraşıyor işte düzeltmek için. kasiyer dönüp bunu sikse yeri ama adamın işi sonuçta o da alttan almak zorunda kaldı, olayı mantıklı şekilde ben açıklamaya çalıştım da arkamdaki öylelikle sustu.

    bunlar gibi birçok örnekle karşılaştım istanbul'da, bu şehirde kimsenin zerre tahammülü yok ve insanlar tepki göstermek için sanki pusuya yatmış bekliyorlar. bunu yapmaktan zevk alıyor gibiler. elbette bu tarz örnekler başka şehirlerde de yaşanabilir ancak cidden gördüğüm, duyduğum şehirler arasında tahammül sınırının en düşük olduğu şehir istanbul.

    bunun sebeplerine gelirsek, gözlemlerime göre şehir kişiye çok stresli bir yaşam sunduğu için insanların sabır eşikleri oldukça düşük ve birde istanbul'da üçkağıtçı, adam sikmeye oynayan insan da çok olduğu için insanlar hakları gasp edilmesin diye pençeleri hazır geziyorlar. sonucu da tahammülsüzlük ve aşırı tepkiler oluyor.
  • anadolu'nun tüm fırsatçı uyanıklarını biraraya getirdiği içindir. bu uyanıklar tüm türkiye'nin neye güleceğine, neye kızacağına, kimin ünlü olacağına, kimin ne kadar kazanacağına karar verdikleri için de ülke komple boka sarmıştır. ben de bu kurnazların eline düşüp tüm pastayı toplayıp kendilerine ayırdıkları istanbul'a yerleşmek zorunda kalanlardanım, ama artık ne yüzlerine bakıyorum ne bir iş yapıyorum. tüm hedefim batı'nın ahlaksızlığını yerinde yaşamak üzere göçüp gitmek.
  • istanbul, içerisinden eşsiz, muazzam bir boğazın geçtiği dünyanın en güzel şehirlerinden birisi. dünyanın en yetenekli şefinin hazırladığı pasta gibi.

    o pastayı tabağına almak isteyenlerin sayısı arttıkça dilimler küçüldü, küçüldü, küçüldü. o kadar ufaldı ki dilimler, kremasına dokunabilen şanslı saydı kendini. tatmin de etmedi tabii o kremaya dokunabilmek, çünkü gösterilen çabanın mükafatı değildi asla. bir keyif ve zevk abidesi olabilecekken hunharca, acımasız mücadelelerin arenası oluverdi o muazzam sofra. önüne geleni davet edince, pastayı, masayı gerektiği gibi büyütmeyince kaçınılmaz son oldu bu huzursuzluklar, mutsuzluklar.

    oyun bu. kurallar belli. acımasız bir yırtıcıysan istanbul'da hayat güzel. duygusal olma, kimseyi arkadaşın, yarenin olarak görme. her birisi oluşturacağın zincirin bir halkası. arkadaş vb. değil. zayıf halka olma, yani güvenip edip samimiyet diye zırvalama. fedakarlık diye hiç zırvalama. sofranın koşullarını biliyorsun. varsan ver kendini mücadeleye, yoksan at kendini sistemin dışına. seni daha mutlu eden yerlere. kararın kesin olsun. kararsızlıkta bıraktıklarını bulamazsın bir daha.

    edit: bu yazdıklarımı sonradan istanbullu olanlar için yazdım. yıllardır kurulu düzeni olanların, yani sofraya ilk oturanların koşulları daha insancıl olabilir.