şükela:  tümü | bugün
  • istanbul'da geçireceğim beşinci yıla girerken üçüncü ev arama sürecimdeyim, en kısa zamanda bu şehirden ve ülkeden gidip bir daha bu dönemleri tecrübe etmeme niyetindeyim.

    yine son 7 gün içinde "metroya 2 dk mesafede" bir sürü ev gezdim. telefonda emlakçıyla konuşuyoruz, 2+1 ya da 3+1, ışık alan ve metroya yakın konumda ev aradığımı söylüyorum. bana "3+1, ferah, her odası büyük, ışık alan bi' evim var" diyor. "abi uzaksa hiç zahmet etmeyelim" diyorum, metroya iki dk diyor.

    metroda emlakçıyla buluşuyoruz, yürümeye başlıyoruz. nerede okuduğumuzu, ne okuduğumuzu falan öğreniyor, bir yandan "bu civarda ışık alan metroya yakın evi 2000'den aşağı bulmak zor çok şey istiyorsunuz" diyor. bu kriterleri sanki buckingham dışında bir yer sağlamıyormuş gibi davranıyor. aydınlık bir evde oturma isteği onda züppe olduğumuza dair bir izlenim bırakıyor. neyse, yürüyoruz, bir yandan telefonlar geliyor, metroya iki dk mesafede farklı evleri başka insanlara öneriyor. yürüyoruz, şu anda oturduğum evi çoktan geçmiş vaziyetteyiz, ama ana caddedeyiz. yürüyoruz, bir ara sokağa giriyoruz, birkaç dakika ilerleyip bir iki yokuş iniyoruz. sonra metroya iki dk mesafedeki evimize varıyoruz; duvarları gri, üzerinde "kaç promil gerek ikimizi çift görebilmek için" yazıyor sprey boyayla. apartman girişi rastafaryan çetelerin çatıştığı kenar mahallelerdeki gecekondular gibi, önünde de bu çatışmalarda ölmeyi bekleyen çocuklar oyun oynamaya çalışıyor. içeri giriyoruz, 3+1 diye gittiğimiz evde salonun ortasına perde çekersek iki oda gibi kullanabileceğimiz şeklinde muazzam yaratıcı ve devrimci fikirlerle karşılaşıyoruz. onun dışında bir oda daha var, odanın penceresi var, pencerenin önüne de duvar çekilmiş, nedenini soramıyoruz çünkü çok şey istemiş oluruz.

    utana sıkıla evi beğenmediğimizi ancak ima edebiliyoruz, çıkıyoruz. metroya iki dk mesafede olan evden metroya doğru 15 dk yürüyüp şu an oturduğumuz eve varıyoruz. diğer ihtimallerle karşılaşıyoruz, düşünüyoruz taşınıyoruz, arayıp soralım diyoruz. içi yenilenmiş, yeni binada, asansörlü, metroya 1 dk mesafede, ışık alan, geniş bir ev için emlakçıyla görüşüyoruz, "gelin bakalım" diyor. konumunu öğreniyoruz, gerçekten metroya çok yakın. biz yola çıktığımız anda telefon geliyor, "ev sahibi öğrenciye vermiyormuş" diyor. "neden" diyoruz, "tanışsaydık". "yok" diyor, aile apartmanıymış. istanbul'un bir dairesini daha fuhuş yuvasına dönmekten kurtaran ev sahibi gururla cebine indireceği parayı beklerken biz kontratımızın bitişine yaklaşıyoruz ve hala "kot 2 ama çok güzel ışık alıyor" bir dairede oturmak istemiyoruz.

    ertesi sabah yine güzel bir ev buluyoruz internetten, "görüşelim" diyor ilan sahibi. benim sınavım olduğundan gidemiyorum. 4 katlı binanın ikinci katında bir daire, arkadaşlarımdan haber bekliyorum, heyecanlıyım. arkadaşlarım gidiyor, ev sahibi babacan tavırlarla bize ikinci kattaki değil zemindeki daireyi kiralayacağını söylüyor, gerekçe olarak da "bekar girişte oturur ki rahat rahat girip çıksın değil mi heh heh" diyor. asansörsüz bir binanın en üst katında otursak her katta tacize uğrayacağımızı ima ediyor ve bunun bir yandan bekçiliğini yapıyor içten içe. arkadaşım "biz öyle düşünmüyoruz" deyip reddediyor, çünkü hala dört duvar için bir ton para verip bu zihniyetin dogmaları altında ezilmek istemiyoruz.

    güzel bir ev buluyoruz, içimize siner gibi oluyor. nereli olduğumuz, nerede ne okuduğumuz öğreniliyor. yaşımız, ailemizin mesleği soruluyor. muhabbet ilerliyor ve iki tane kedimiz olduğu öğreniliyor. kendi eşyalarımızı götüreceğimiz evde kedilerimiz sorun oluyor. çünkü biz ev sahibine kedi deyip eve kartonpiyer çiğneyen, fayans kemiren yaratıklar götürmeye niyetliyiz. neyse ki şeytani planımız ev sahibi tarafından süratle savuşturuluyor ve sokakta kalıyoruz.

    aynı fiyata aileye kiralanan evler lüks sayılırken, öğrenciye kiralanan evler ikinci dünya savaşı bombardımanı sonrasında dondurulmuş gibiler. evin bir odası arka apartmandaki tüp koleksiyoncusunun bahçesine bakıyor. bitmiş 20 litrelik tüpler üst üste yığılmış, aralarına istif edilmiş çöp poşetleriyle birlikte odanın camına uzanan bir canavar gibi benim içimi karartıyor, emlakçı bana "zaten perde takacaksınız" diyor. gösterilen her bir ev türkiye'nin genelgeçer ideolojisinin özeti gibi, gezdiren her emlakçı öğrenci karşıtı hareketin yeniçerisi.

    bazen asla kiralayamayacağımız evlerin fiyatı üzerine iddiaya girip emlakçının numarasını çeviriyoruz, sesimizde o gelir seviyesini saptayamayan emlakçı suratımıza telefonu kapatıyor. o an canı konuşmak istemediğinden de kapatıyor olabilir, bilmiyorum, çünkü eli yüzü düzgün bir ev ne kadar pahalı olursa olsun birkaç gün içinde mutlaka tutuluyor.

    o eli yüzü düzgün evlerden birine gidiyoruz, beğenir gibi oluyoruz, "ee tutuyor musunuz" diyor emlakçı. anlayamıyoruz, "şimdi mi" diyoruz, "biraz düşünseydik?". azarlıyor bizi, bir sürü bekleyen olduğunu, bir an önce karar vermemiz gerektiğini söylüyor. içinde en az bir sene yaşayacağımız evi 10 dakika içinde tutmamız için bize baskı yapıyor, çünkü tutmamamızın ona hiçbir zararı olmayacak, iki gün -bilemedin üç- gün içinde o evi birileri tutacak.

    yürüyoruz, dünyanın en güzel şehri istanbul'da ev arıyoruz. değil manzara seyretmek, evin üç metre ilerisini görebilmek istediğimizde çok şey istemiş oluyoruz. karşı apartmandaki yobaz evimizi seyrediyor, hoşuna gitmeyen bir şey olduğundan ev sahibine bizi şikayet ediyor. birileri evimizi seyrediyor, bizi şikayet ediyor. salonumda otururken birileri beni seyrediyor ve bir şeylerden şikayetçi oluyor. evimize gelip giden insanları beğenmiyor. -evet defalarca kez yazdığımın farkındayım-, karşı apartmandaki adam beni seyrediyor, utanmıyor, şikayet ediyor. ev sahibi kapıma geliyor, "eve kız gelmiş" diyor, "karşı apartmandan görmüşler". olayın saçmalığı bünyeme yeni yeni nüfuz edebilirken ev sahibi "bana şikayet getirmeyin" diyor. aynı yobaz biz camdan caddeyi izlerken durup dururken "ne bakıyon" diye bize bağırıyor, çünkü orada aile yaşıyor, biz ise öğrenciyiz, her daim izlenmesi gereken yozlaşmış kitleleriz.

    ne ev alabiliyoruz, ne komşu alabiliyoruz, ne de evimize komşu alabiliyoruz; izleniyoruz, dinleniyoruz, ayıplanıyoruz ve bu hapis hayatı için her sene binlerce lira ödemek zorunda kalıyoruz. pek şikayet edemiyoruz ve sorgulayamıyoruz. "bu civarda bu fiyata bu ev çok iyi", biliyoruz. kandırılmıyoruz aslında ama kandırdığını sananlara karşı bir şey de yapamadan elimiz kolumuz bağlı, kelimenin tam anlamıyla, oturuyoruz. eh... dünyanın en güzel şehrinde yaşıyoruz.
  • maltepe'de bir ev gösterilmişti bu fakire, emlakçı kısmi deniz manzaralı demişti ve cidden kısmı manzarası vardı adam haklıydı ancak manzarayı görebilmen için balkondan yere doğru 180 derece açı yapacak şekilde kafanı eğmen ardıından sağa çevirmen gerekiyordu...

    istanbulda ev almak da ev bulmak da kiralamak da çok zordur. sabırlı olmak lazım
  • çileli bir süreçtir; ideali geçiyorum, normal bir ev bile bulsanız öpüp başınıza koyarsınız.
  • anadolu yakası için şuan içinde bulunduğum durum.
    sözlükte bana yardımcı olabilecek arkadaşlar var mı merak ediyorum.
  • istanbul'un artık göç veren bir il olması ve arz fazlası ile beraber konut kiralarının 2018 yılı için yüzde 10 düşmesi beklenmektedir.

    kiranıza zam yaptırmayın. zam isteyen ev sahibini evden çıkmakla tehdit edin. korkmayın kiralar gerçekten düşüyor. emlak sitelerinden takip edin, fiyatların düştüğünü ve çok fazla alternatifiniz olduğunu göreceksiniz.