şükela:  tümü | bugün
  • buket uzuner'in everest'ten cikan yeni romani.evet buket uzuner romani gorunce eskisi gibi sevinmeyebilicek kadar buyudum ve okudum cok sukur,ama yine de vitrinde gorur gormez aldigim,ve fakat hayal kirikligindan öldügüm bi kitap oldu bu.levent kirca kadar mesaj kaygili,kahramanlarinin samimiyeti sifirin altinda,romandan ziyade yazarin roportajlarindan birini okuyormus hissi uyandiriyor.karakterlerin kisiliklerini daha iyi ve gercekci yansittigini dusunerek her birine yazdigi anlamamiz abuk subuk tekrarlayan cumleler kitabi iyice itici yapmis.ozetle,ben okudum üzüldüm,baskalari yanmasin diyorum burdan.
  • atlaya atlaya okumak zorunda kaldığım buket uzuner kitabı. karakterlere aynı şeyi kendi ağızlarından 28 defa söyletince dostoyevski olunmuyor ne yazık ki...
  • bir havaalanındaki bir grup insanın bir kaç saatlik yaşamını anlatan kitap. bu insanlar; belgin, belginin kankası, sevgilisi, hocası, eski kocası, bakıcısı şeklinde uzayıp gidiyor. gerçekten de tekrarlar çok fazla olmuş bu da kitabın yazılışının uzun bir zaman dilimine yayılmasıyla alakadar olabilir belki. hayranlarının okuması gereken (tekrarları önemsemezsek) karakterlerin yine çok güzel bir incelikle anlatıldığı bis kadar ya da kumral ada mavi tuna kadar olmasa da iyi bir roman olmuş.
  • klişe karakterlerin aynı klişeler etrafında döne dolana anlatıldığı bir kitap; üzerine yazımdaki özensizlikler (her an düşmüş cümlelere denk gelebilirsiniz), kurgudaki hatalar da eklenince, bir noktadan öteye okuyamadım, bıraktım.

    --- spoiler ---
    küçük bir örnek: roma'da çantasını çaldıran profesör enişte, bir sonraki cümlede madrid konsolosluğu'na gidiyor, çünkü meğer çantayı barcelona'da çaldırmış.
    --- spoiler ---

    kimse mi okumuyor bu kitapları baskıya girmeden önce, ben tek okumada farkediyorsam, ki gene yollarda, yolculukta, her elim değdiğinde okuduğum halde, o kadar farkedilmesi güç hatalar değil bunlar herhalde.

    tavsiyem, "steinbeck, yaşar kemal güzel de, tasvirlerde çok sıkılıyorum ben, çok uzun uzun tasvirler var" diyen arkadaşlar, alsınlar, okusunlar. değilse, okunacak daha çok şey var.
  • ben şimdi bu romanı niye okudum diye arkasından isyan ettiğim buket uzuner romanıdır. evet birkaç not aldım kitaptan, birkaç önemli noktaya parmak basıldığını fark ettim ancak romanı birkaç hafta içinde unuttum gibi bir şey. ve tabii önemli olan birkaç değil onca sayfanın içinden(5oo küsur) birçok şey çıkarmaktı. yarışmak filan değildi yani!!!
  • romanda bahsi geçen insanlar arasındaki geçişleriyle yenisehir de bir ogle vaktini anımsatan ama onun güzelliğine ve az ve oz anlatımındaki sadeliğine erişememiş buket uzuner eseri.
  • istanbula taşınmamın akabinde okumaya başladığım buket uzuner'in son kitabı. tekrarlar fazla, karakterlerin hayatlarının çakışması bir nevi hollywood filmi kıvamında olsa da, okunabilir bir kitap neticede. karakter perspektiflerini çok iyi yansıtmış,bir şekilde hepimizin düştüğü önyargıları çok ustaca anlatmış uzuner hanım.

    ayrıca bir de koşa koşa gidip rebul lavanta kolonyası almama neden olmuştur bu kitap.
  • tekerrür cümlelerle okurken baymış bir kitaptır, her karakter ve hikayesi aynı cümlelerle başlar, tekerrür cümleler çıkarıldığında kanımca en fazla 70-80 sayfalık bir hikaye kalır ki çok daha iyi olur, gerisi laf ve sayfa kalabalığıdır bi de kitabın fiyatını artıran ayrıntı...
  • kaçıp gitmek hayalleri kurulduğu bir aşamada okunduğundan olsa gerek beni kumral ada mavi tuna'dan sonra en çok etkileyen buket uzuner kitabı. tabi buket uzuner ne yapsa ne etse kumral ada mavi tuna tadını bir daha yaşatamıyor ama ondan sonra "en" manasında bu kitap benim listemde ikinci sıradaki yerini aldı.

    ece kent istanbul'un harmanında birbirinden alakasız onca insan, birbiri ile alakalı ilişkiler yumağında (ama zorlama ama değil) bir şekilde yeşilköy'de kaderleri kesişiyor ve onca sayfa zevkle okunuyor tarafımdan.

    her bir karakterin iç dünyasına sızma, kendini onun yerine koyma, hak verme-vermeme, kendini bulma-bulamama döngüleri ile içinde kayboldum sayesinde. bir de beni gerçeklikten alıp romanın içine alıp dış dünya ile ilişiğimi kesen bu tür kitaplar sırf bu özellikleri ile bile özel ve önemlidir benim için.

    hani bazen sadece okursun, sayfaları çevirir durursun, bazen de bir masalın içine girmişsin de sanki oradaymışsın gibi olursun. işte bu kitabı okurken ben sanki oradaydım.

    kurgusal hatalar gözden kaçan ayrıntılar yok değil. garibim baturcan ordulu mu trabzonlu mu biraz muamma. bir de mesaj kaygısı insanın gözüne gözüne sokuluyor ama bir o'nun gözünden bakıyorsun hayata bir de ötekinin.

    koşup gidip alın okuyun değil belki ama bir boş vaktinizde mutlaka okuyun türünden bir kitap.
  • - istanbullular, m.s 1453 yılında o zamanki adıyla constantinopolis olan şehre hükümet teşvikiyle yerleşmiş 'kesyapıştır' adı verilen bir kabiledir. istanbullular adını çok sonraki yıllarda almışlardır.

    - şehirdeki ilk yıllarında bostancılık, sakalık, el işçiliği ve oto yedek parçacılığı ile geçinen istanbullular zaman içinde değişik iş kollarına el atmış ve bu işlerde başarılı olmuşlardır.

    - şehrin suriçi denilen bölgesinde yerleşimler kurmuş, buranın yerlisiyle kaynaşmış, yüzyıllar boyu gül gibi geçinip gitmiş, o yıllarda bir sürgün yeri gibi görülen constantinopolis'i kendilerine, kendilerini constantinopolis'e uydurmuş, kiliselerin yanına camiler, güzel gördükleri tepelere saraylar yaparak şehre damgalarını vurmuşlardır. -sonradan bir tarihçiden duyduklarını ısrarla söyleyen ilkokul öğretmenleri şehrin adı 'islambol'dan gelmektedir diye minnacık yavruları yememektedir o yıllarda. böyle dertleri olmamıştır kesyapıştır kabilesinin. olsa da biz bilemiyoruz hüüf çok geçmiş şimdi üstünden..- konuyu dağıtmadan devam edelim...>

    - istanbul, tüm güzelliğine ve havadar yapısına rağmen çok fazla rağbet görmemiştir ülkenin geri kalanı tarafından. hayatı boyunca istanbul'u görmemiş ve hatta merak bile etmemiş nice nesiller rahmetli olmuş, istanbul kendi yağında kavrulmuştur.

    - imparatorluğun merkezi olduğu zamanlar bile sürgüne gidenlere "şimdi istanbul'da olmak vardı anasını satayım" diye şarkı yaptıramamıştır anasını satayım.

    - gel zaman git zaman devir değişmiş, taşlar yerinden oynamış, büyük savaşlar yaşanmış bırak istanbul'u tüm imparatorluk yerinden oynamıştır. bu sırada kesyapıştır kabilesi de artık çoktan istanbullular adını almış, zili olan evlerde oturmuş, kapı numaraları bile olmuştur.

    - tüm imparatorluk gibi istanbul'un da işgal altında olduğu yıllarda, artık çoktan oturtmuş oldukları yerleşik hayata müdahaleler yaşamış olan istanbullular heycorçverseneborç klanı ile de işte ilk kez bu yıllarda karşılaşmışlardır.

    - bu klan, şehrin tüm tersanelerine girmiş olsa da konumuz bu değil. biz kent yaşamına olan müdahalelerine odaklanıyoruz bu entürüde. neyse efendim işte.. bu klan şehrin tüm köşklerine, yalılarına sızmış, burada akşam yemekleri yemiş, yetmemiş en güzel yerlerini fayton ile gezmiş o da yetmemiş galata'ya, pera'ya musallat olmuştur. eğlence yerlerinde artık hep bu kırmızı burunlu sarhoş adamlar istanbullular ile kavga etmişlerdir. istanbullular bu amansız akın karşısında ne yapacaklarını şaşırmış, moralleri fevkalade bozulmuş idi. o yıllarda henüz marine tour olayından bi haber istanbullular, torunlarının amerikan pazarından ucuza tomifilfiger marka ayakkabı alacaklarını tahayyül bile edememiş ve dahi uzun yıllar da edemeyeceklerdir kuşkusuz. zaten heycorcverseneborc klanı da o zamanlar hem ticaret hem ziyaret deyü gelmemiştir istanbul'a. ellerinde tüfenkler bile vardır.

    - bu korkunç yıllar geride kaldıktan ve her şey sütliman olduktan sonra istanbullular da kendi işlerine bakmıştır. nüfusları çok fazla olmamakla birlikte sayıları gözle görülür biçimde artan istanbullular hala da o yıllarda pera'ya şapkasız, döpiyessiz çıkamazlardı.

    - kesyapıştır kabilesinden evrilerek istanbullular haline gelen bu kabile kuşkusuz el birliğiyle bir kent yaratmış ve 'buranın neresi sürgün' isimli bir marş bile bestelemişlerdir o yıllarda. istanbullular, şehrin havasından mı suyundan mı bilinmez, iyimser insanlardır. yüzleri her daim güler ve o yıllarda henüz yalnızca bir kaç bohem tarafından aksanlı bir şekilde söylenegelen 'trajikomedya' kelimesi onlar için yabancı bir kavramdır. zaten de tanışmamışlardır bununla.

    - yıllar geçtikçe, heycorcverseneborç kabilesinin o kadar da kötü olmadığını düşünen yöneticiler, ilk yıllarda onların korkunç şekilde bozguna uğratılmasından yaşadıkları mahçubiyet ile bir hediye vermek ve gönüllerini almak istemiş, onları güzel bir şekilde ağırlamış karşılığında onların yerel içeceği olduklarını sandıkları hediyelerini kabul etmişlerdir. yalnız içecekten büyük bir keyifle yudum alan bir kaç ileri gelen zehirlenerek ölmüş, bir savaş çıkacak gibi olmuştur. sonra neyse ki heycorçverseneborç kabilesi bu korkunç yanlışı düzeltmiştir. bu içeceğin genelde içmek amaçlı değil yakıt amaçlı kullanıldığını anlatmış ve eğer isterlerse onlarda çok olduğunu, onlarda çok olmasa da ilerde bir şekilde daha çoğunu temin edebileceklerini anlatmışlardır. yöneticiler bu gönülbolluğu karşısında afallamış ve yakıtı nereye harcayacaklarını şaşırmışlardır. neyse ki bu konuya da açıklık gelmiş, otomobillerin bununla çalıştığı, isterlerse daha çok verebilecekleri öğretilmiştir.

    - bu yıllardan sonra yöneticilerin yakıtın yakılacağı fazla araç olmadığını fark etmeleri uzun sürmez. araç yapma konusunu pek de önemsemezler ve heycorcverseneborç kabilesiyle olan ilişkileri ilerledikçe bol miktarda araç da satın alırlar onlardan. hediyenin astarı yüzünden pahalıya gelmiştir gerçi ama olsundur. derken bu araçların gideceği yollar lazım gelir.

    - istanbullular bu gelişmelere temkinli yaklaşmış, seslerini de çok çıkarmamışlardır. bilakis içlerinden bu gelişmelerden memnuniyet duyanları da çıkmıştır. zamanla araçların gidebilmesi için yollar açılmış, bu uğurda istanbulluların elleriyle kurdukları tarihi yapıların yıkılmasından bile kaçınılmamıştır. işler burada çığırından çıkmıştır zaten.

    - başta yeni gelişen dostluktan memnun olan istanbullular zamanla yeni dostlarıyla olan alışveriş ilişkilerinde dengenin yitmekte olduğunu fark ederler. artık onların geleneksel içeceği sandıkları ağır akıcı maddeye bağımlı bir hale gelmiş olduklarının ayırdına varırlar. bu maddeyi kullanabilmek için daha çok araba, bu arabaları kullanabilmek için daha çok yol, bu yollarda araba sürmeye devam etmek için daha çok madde diye gider durur. derken borç üstüne borç biner. evi arabayı satıp uyuşturucuya yatıran bir babaya isyan misali ayaklanan istanbulluların tarihçesi burada kesiliyor. başlarım böyle aşkın ıstırabına diyip heycorçverseneborç klanını istanbul boğazının serin sularına atan istanbulların bir kısmı öldürülüyor, bir kısmı kayboluyor. bunlar yetmiyor, istanbulluların artık bu şehirde bir yabancı gibi dolaşmasının hesapları yapılmaya başlanıyor.

    - işte istanbulluların makus talihinin ilk bölümü bu kadardır. bunun ardından 'istanbullular' adı altında başka bir klan kente geliyor ve yerleşerek kendi istanbullarını kuruyorlar. bu da başka bir entürüde konu edilecektir sevgili güney afrikalılar. esenlikle kalın.