şükela:  tümü | bugün
  • başka şehirde yaşamamış insandır.
  • çok zengin insandır, inşaat işiyle ugrasmaktadir, yandaştır, porşesi helikopteri falan vardir
  • gerçek sevginin ne demek olduğunu bilen güzel insandır.

    peki gerçek sevgi nedir ? gerçek sevgi iyisiyle kötüsüyle bir bütün olarak sevebilmektir.

    siz eğer sadece rahatınızı sağlayan şeylerle ilgileniyorsanız aslında onu sevmiyorsunuzdur, ondan menfaat sağlayan bir pragmatistsinizdir.

    fakat gerçek sevgide sadece iyi yanlar görülmez, sadece kendi çıkarlarımız düşünülmez. her şeyiyle kabul edebilirseniz seviyorsunuz demektir, onun için bir şeylerden fedakarlık yapabilirseniz gerçekten seviyorsunuz demektir.

    ben istanbulu bir kadına benzetirim çok güzel ve asil bir kadına. bu kadın bana trip atıyor diye,beni ara sıra bekletiyor diye onu sevmekten vazgeçemem ya ? aksine seviyorsam her şeye rağmen daha çok emek harcarım onu kaybetmemek için.

    sahi sevgi neydi , sevgi emekti
  • istanbulu sevmek hiç öyle sanıldığı kadar kolay iş değildir. öyle turistik gezip 'ay deniz var, boğaz ne hoş, pierre loti oh lala' diyenleri demiyorum tabii ki. istanbullu olup istanbullu olmaktan müthiş bir keyif alanları kastediyorum ben. bütün o günlük karmaşasına, kaosuna, aceleci insanların olur olmaz şeylere sinirlenmelerine, her geçen gün daha da çirkinleşen yüzüne rağmen büyük bir olgunlukla ona sahip çıkar istanbulu seven insan. sanki yıllardır tanıdığı ve onun aslında olduğu şeyi bildiği için yeni yeni dönüştüğü hal veya edindiği kötü alışkanlıklar rahatsız etmez sevenini. bilir o iç yüzünü. görür de zaten sık sık. görmek isteyen zaten görüyor güzel yüzünü. o yüzündeki taze yaralar sadece biraz kalbini kırar seveninin, belki hafif hüzünlendirir ama sevgi tükenmez.
    ne insanları ilk bakışta sevilir ne de yaşayışı... ilk bakışta sadece boğazı sevilir istanbulun. o da fazla dayanmaz, çabuk söner. fakat istanbulu gerçekten sevmek büyük emek ister.
  • bazen bu insan ben oluyorum.

    çok seviyorum diyorum başka hiçbir yerde yaşayamam diye düşünüyorum.
    sonra mesela bu gece olduğu gibi içimin aklımın karıştığı zamanlarda bu şehirden nefret ediyorum egede ya da trakya da bambaşka bir hayatım olsun istiyorum.
    istanbul'u ya da içindekileri sonsuza kadar görmeyeyim. bu aralar alıp başını gitme istekleri fazla fazla geliyor ya hayırlısı bakalım.
  • saygı duyulasıdır
  • normal insandır.
  • anormal insandır.
  • istanbul'da yaşamıyordur.

    (bkz: istanbul'da yaşayıp istanbul'u seven insan)
  • bu insan kesinlikle benim. yani bendim. insanlar trafik, kalabalık vs diyip başımın etini yerken dahi "ulan yaşanır be!" diyen hayalperest bir insandım. peki neden geçmiş zamanda kaldı sevgim? anlatayım.

    efendim ben küçüklüğümde üç yıl kadar küçükyalı'da yaşamış bir insanım. her ne kadar hayal meyal hatırlasam da üsküdar tarafından denizi görmüşlüğüm, bostancı istasyonundan bindiğim ve bir çocuk zihninde harikulade görünen o trenlerle ankara'ya dedemlere defalarca gitmişliğim var. bu seyahatlerin dönüşleri sabahın kör vakti bir istanbul sabahına getirirdi beni hep. o sabahın kokusu özgürlük ve çocukluk kokardı. öğretmen olan valide hanımın bana orhan veli'den kuyruklu şiir'i okuduğu, "böyle şiir mi olurmuş" deyip güldüğüm ilk yerdi istanbul. bunlar çok küçük yaşta bir çocuğun görüp de hatırlayacağı ilk şeyler olduğundan anıların değeri otomatik olarak artıyor.

    istanbul'un ertesinde ege'de bir şehre yerleştik fakat aklımın bir kısmı hep istanbul'da kaldı. ilkokul yıllarımın sonunda tarihe karşı artan kontrol edilemez ilgim neticesinde okuduğum bizans ve osmanlı tarihi, bu iki uygarlığın istanbul'a kattıkları, bütün o kuleler, kiliseler, camiler...

    yine o yıllarda sırf gülmek için izlenen kemal sunal filmlerinde görülen istanbul... okunulan edebi eserlerde nazım'ı kuzguncuk'ta, orhan veli'yi yemyeşil çamlıca tepesinde, ümit yaşar'ı galata kulesine hüzünle bakarken, attila ilhan'ı gümüşsuyunda yürürken hayal etmek...

    üniversite zamanında çok istesem de istanbul'da istediğim bir bölümü kazanamamam fakat üniversite okuduğum şehrin istanbul'a epey yakın olması sebebiyle sürekli istanbul'a gitmem bu aşkın bir sonucuydu. tam bu yıllarda kadıköy ve beşiktaş'a olan sevgim iyice artmıştı. ara sıra da sarıyer taraflarına gidiyor istanbul'da hala yeşil alan bulabilmenin tadını çıkarıyordum.

    bütün bunlar sanki buradaki insanlara güvendiğim yılların getirisiydi. ikinci bahar diye bir dizi vardı mesela samatya'da geçiyordu sanırım. yeditepe istanbul vardı, süper baba, ekmek teknesi... hep iyi bir insan olabilmeyi, istanbul'un içinden anlatan dizilerdi. sinema, tiyatro, bilim, alçakgönüllülük, nezaket, yardımseverlik gibi kelimeler ve kavramlar sanki istanbul tarafından üretiliyordu. sevdiceğin içinde olduğu bir istanbul'dan daha güzel bir şey yoktu.

    sonra ne oldu bilmiyorum. zengin kız fakir oğlan furyasıyla kalitesizleşen ekranlar, islama sırtını dayayıp sopayla o güzel insanları vahşi yaratıklara çevirenler, artan gasp, tecavüz, cinayet olayları, dayıoğlu çamlıca projeleri, istanbul'u istanbul yapan banşiyö hattının bile ortadan kaybolması, inşaatlar için katledilen ormanlar, her yerde hortlayan avmler... sanırım istanbul'da insana dair bir şey kalmadı. yıllarca kafamda canlandırdığım şiirli, şairli istanbul'dan tek dize bırakmadılar. daha söyleyecek neler var ama ne desem...

    bir zamanlar dahil olduğum insan grubu.