şükela:  tümü | bugün
  • istanbul, izmirlinin metresi gibidir... ne izmirden kopabilir ne de istanbulsuz yapabilir... arada bir kaçamak yapar gizli gizli... tüm keyfini sürer istanbulun, tüm güzelliklerini yaşar... sonra yine paşa paşa vefakar, mavi gözlü, güzeller güzeli, sakin eşine döner gelir... ama bir süre sonra özler yine o başınabuyruk aşk dolu istanbulu...
  • yeterince sevdiğinizde bir eroinmanı, fahişeyi katili ya da dilenciyii anlamanızı sağlayabilecek olandır istanbul'u sevmek..
    bu şehre öylesine bağımlı olursunuz ki hayatınızı harcarsınız bir kalemde.. sırf ayrılmamak için... daha fazlasına ihtiyaç duyarsınız sürekli. sadece orada olmak yetmez her gün, başbaşa daha çok vakit istersiniz..
    oysa en pahalı olan şeydir zaman.. o zamanı, iki damlasını alabilmek için ruhunuzu satarsınız. beden satmak nedir ki, ruhunuzu satıyorsanız... öylesine net, günde iki kee bakabilmek için bu şehre satarsınız işte üç kuruşa kendinizi.. inandığınız bütün değerleri satarsınız.. ruhunuzu, uğrunda çabaladığınız, zamanında hayal ettiğiniz her şeyi.. hayallerinizi satarsınız bağımlılığınıza.. bağımlılığınız bu şehrin kokusuysa...
    çocukluğunuzu öldürürsünüz.. çocukluğunu öldürene çocuk öldürmek nedir ki...
    aşka benzer istanbul'u sevmek.. istanbul aşkla sevilir..
    ille uğrunda haddinden fazlası verilir... çocukluğunuzun, ideallerinizin, olasılıkların cesetleri üstünde sadece bir gülücüğünü görüp gülümsersiniz galata'da.. boğazda gamzesi gibidir platonik aşkınızın kız kulesi.. uğrunda yapılmayacak şey yoktur..
    her gün kendinizi öldürürken uğruna vazgeçtiklerinizle, bir başka hayat, başka türlü bir şey fikrini yıkarken istiklale çıktığınızda karşılaşınca heyecan dolar içine..
    ruhunuzu, bedeninizi, gençliğinizi haftada 2 gün kendisini, günde 2 defa köprü trafiğinde bir gülücüğünü görmek aşkına tereddütsüz satarsınız.
    işin komiği pişmanlığı çok geç gelecektir ya da belki gelmeyecektir bile bu şehri sevmek uğruna yapılanların, yapılamayanların...
    zincirlerini seven köleler gibi... sizi buraya bağlayan insanları seversiniz..
    kokusunu, kötülüğünü seversiniz.. istanbul'u sevmek fahişeleri, eroinmanları, katilleri sevmektir.. anlamaktır bir şey uğruna neler yapabileceğini insanın başkalarına ve kendine... kendi geleceğini sırf istanbul'dan ayrılmamak için, sırf özlediği için bir dakikada satabilince.. bedenini, ruhunu bunca kolay satabilince..
    istanbul'u sevmek insanın kendi bağımlılığına alışmasıdır. bağlılık ve bağımlılık arasındaki farkı bilmesine rağmen.. burada yaşamak için öğrenciyseniz bağlısınızdır, burada yaşamak için çalışıyorsanız bağımlı... bağımlılığını seven anlar bir katili, fahişeyi, eroinmanı, dilenciyi...
  • her an bir yerlerde beliren karşı kıyıyı ve karşı kıyı fikrini sevmektir, koca kanatlı kargaları ve martıları, her biri birer ada olan gemileri ve vapurları, puslu uzaklardan görülen denizi, galata ve kız kulelerini, gece rüzgarın boğaz kokusu getiren öpücüklerini, kaldırımlarını sevmektir. e-5 trafiğinde sayılan kazaları bile, yolda satılan vada oyuncaklarını bile sevmektir, anlamsızlığını sevmektir tüm bunların. bir insanı sevmek gibidir, kucaklamak gibidir onu kocaman. en büyük aptallıkları yaparken, yaşarken bile. istanbulu sevmek kocaman gülümsemektir her yeni güne.
  • dünyanın neresine gidersen git, bir şehri ne kadar beğenirsen beğen, geri döndüğünde boğaz köprüsünden manzaraya bakarken neden hiçbirinin istanbul olamayacağını anlamak.
  • deveye diken, insana .iken gerek sözünün makro bazda beden buluşudur.. içindeki insanlar gibi bu şehir de sevenini .iker. gösterir vermez, verse damağında bırakır tadını.. aşk vuslata kadar, bu şehrinse vuslatı yok insanına; hep biraz yarım, hep biraz çalım..
  • bir ümit yaşar oğuzcan şiiri;

    istanbul'u sevmek ölmek gibi bir şey
    bir ömür boyunca durmadan yanmak
    erimek her gecesinde biraz daha
    her sabah bir alev hâlinde uyanmak

    anlaşılmaz, vazgeçilmez bir tutku bu şehir
    en hüzünlü şarkıdır söylediği dalgaların
    bulamazsın çoğu gün bir dost yüzü arar da
    dalıp gidersin köpüklü izine mavnaların

    insanlar bir seldir caddelerinde bozbulanık
    çalkalanır giden zamanın o belirsiz akışında
    kimi gün tarifsiz bir heyecan duyarsın
    martıların çığlık çığlığa bağırışında.

    gemiler kalkar rıhtımlarından özlem dolu
    herkes bu şehirde bir şey bırakır gider
    sürmez ömrü dostluklarının bir gül kadar
    köhne meyhanelerinde unutulur sevgiler

    anıları vardır insanların bu şehirde
    durup durup nemli gözlerle hatırladığı
    kimi gün gçini bir karanlık basar da
    çalar kapını bir dost gibi ay ışığı

    istanbul ölülerin bile yaşadığı şehir
    ve insanların yaşadıkça biraz öldükleri
    bir gün bu şehirden başını alıp gidesi gelir
    çıkmaz kulağından vapur düdükleri

    nereye gitsen o vezgeçilmez tutku seninle
    seninle o özlem, o aşk, o sevgi
    ne kadar kaçsan, bir gün anlarsın
    güzel olan her şey biraz istanbul gibi

    istanbul gibi vefasız ve esrarlı
    imkânsız sırrına ermek güzelliklerin
    ve upuzun bir bekleyiştir bu şehirde yaşamak
    bir bir yıkılır hayallerin, gelmez beklediklerin

    istanbul'u sevmek, ölmek gibi bir şey
    ölmek mi? o da bir yerde yaşamak demektir
    yaşamak bu şehirde sen varsın diye
    istanbul'u sevmek seni sevmektir.
  • "yahya kemal'e göre... sade bir semtini sevmek bile.. bin ömre bedel..." olan bir kenti sevmek...
    kaç ömür ediyor?
  • hic tatmadıgım bir duygu.
    -emrah: ben hic istanbulu sevmedim amca...
  • insan ait olmadiği bir kalpte, ne kadar mutlu olursa , istanbul'u seven insan da baska sehirde o kadar mutlu olur.
    hep bir yarim kalmislik , hep bir "hiç bir yere siğamiyorum " hissi gelir, oturur göğsüne...

    insan sevdi mi iyisini de, kötüsünü de sever ya hani ,çunku onu bilirsin, her seyini tanirsin, aliskinsindir ..istanbulu sevmek te oyledir iste.
    kalabalikken bile seversin, cunku bos sokaklar, sana yabanci gelir, istanbulu özlersin.yasadigini hissedersin, burda yalniz bile olsan o kalabaliga karisir , yurursun..

    cocuklugun ,gencligin, ilk askin, ilk pismanligin, ilk kavganin sehri istanbul...
    seni seviyorum.
  • sonradan da kazanılabilen bir özelliktir.
    ünversitedeyken eskisehir'den tren ile gelirdik cuma aksamlari. o haftasonlari sevdim istanbul'u. haydarpaşa'da denizin kokusu, gittiğimiz konserler, sokak yemekleri, sabahladığımız arkadaşlarım, sığındığımız parklar, hastanelerin bekleme salonları, tiyatrolardı istanbul benim için. tiyatro demişken; kitaplarını okuduğum, filmlerini izlediğim ferhan şensoy'u canlı seyretmekti mesela. her şeyin mümkün olabileceği sihirli bir yerdi.