şükela:  tümü | bugün
  • 28 ocak 1920 gunu meclis i mebusan gizli bir toplanti yaparak misak-ı milli'yi kabul etti. bu toplantidan yaklasik 3 hafta sonra yapilan bir baska toplantida ise alinan bu kararın basina aciklanmasi ve butun yabanci devletlere bildirilmesine karar verildi. zaten 13 kasim 1918'den itibaren -ki 1 sene 2 ay eder- istanbul bogaz'ina coreklenmis olan itilaf devletleri bu haberleri alir almaz 4 mart 1920 gunu duzenlenen londra konferansı'nda istanbul'un isgal edilmesine karar verildi. ilk olarak 14 mart gunu telgrafhane basildi. asil isgal ise 15 mart gecesi gerceklesen hareketlilik ile ilk sinyallerini verdi. o gece bazi turk diplomat ve aydinlari tutuklandi. bir gun -16 mart 1920- sonra ise fiili isgal basladi, sabahin ilk saatlerinde bir askeri karargahimiz basildi ve askerlerimize yaylim ates acildi. fransizlar bircok yaliyi atese verdiler. meclis ablukaya alindi ve toplantida bulunan mebuslarin bir kismi orada tutuklandilar, mebuslardan bazilari anadolu'ya kacmayi basardi, bunu basaramayanlarin cogu malta'ya surgune gonderildiler. istanbul'un isgali'ne, itilaf devletleri'nin mondros mütarekesi'nin ardından anadolu'daki milli mücadeleyi kösteklemek ve misak-ı milli'yi etkisiz kılmak için girişilen mücadele diyebiliriz. bu olay uzerine mustafa kemal'in tepkisi sert oldu. oncelikle yurdun cesitli bolgelerine kisa surede protesto telgraflari cekti, istanbul ile tum iletisim araclari (telefon, telgraf) kesildi, isgal kuvvetlerinin anadolu'nun iclerine silah ve asker sevkiyatini engellemek icin bazi demiryollari kullanilmaz hale getirildi. isgali izleyen birkac ay icinde istanbul'da daha once esi benzeri gorulmemis boyutlarda mitingler yapildi, onbinlerce kisi isgal kuvvetlerini protesto etti. ingiliz isgal gucleri bu olaydan sonra tam olarak 1299 gun istanbul'da kalmislardir ve nihayetinde istanbul un kurtulusu gerceklesmistir.
  • nutuk'tan..

    "...

    efendiler, istanbul'da 10'uncu tümen komutanı'n dan ankara'da 20'nci kolordu komutanlığı'na 9 mart 1920 tarih ve 456 sayılı şifre olarak 14 mart 1920 günü hir yazı geldi. çözülmüşü şuydu :
    mustafa kemal paşa hazretleri 'ne özel: ingilizler tarafından türk ocağı binasının işgali üzerine millî talim ve terbiye binasına taşınan ocağın, bu yeni taşındığı bina, dün öğle vakti ingilizler tarafından yeni- den işgal edilmiştir, efendim. 9 mart 1920 (âdi).

    efendiler, 1920 senesi martının 16'ncı günü öğleden önce, saat 10.00'da makine başında şöyle bir telgraf geldi :

    istanbul,16.3.1920
    ankara'da mustafa kemal paşa hazretleri'ne

    bu sabah, şehzadebaşı'ndaki muzıka karakolu'nu ingilizler basıp oradaki askerlerle çarpışarak, sonunda şimdi istanbul'u işgal altına alıyorlar. bilgilerinize arz olunur.

    manastırlı hamdi

    ben bu telgrafın altına kurşun kalemle "ivedi olarak kolordulara benim imzamla m.kemal" işaretini koyduktan sonra, telgrafı veren den açıklama istemeye başladım. manastırlı hamdi efendi birbiri ardınca bilgi vermeye devam etti.

    bizim en çok güvendiğimiz bir arkadaşımız var ki, yalnız o değil, herkes, yani gelenler söylüyor. şimdi de harbiye'nin işgalini haber aldık. hattâ, beyoğlu telgrafhanesinin önünde ingiliz askerlerinin bulunduğunu öğrendik, fakat telgraf haneyi işgal edip etmeyecekleri bilinmiyor.

    bu sırada efendiler, harbiye telgrafhanesinden memur ali bilgi vermeye başladı :

    sabahleyin ingilizler basarak altı kişiyi şehit ettiler. on beş kadar da yaralı var. şimdi ingiliz askerleri dolaşıyor. şimdi, işte, ingiliz askerleri nezaret'e giriyorlar. işte içeri giriyorlar, nizamiye kapısına. teli kes! ingilizler bııradadır.

    manastırlı hamdi efendi, bizi yeniden buldu.

    paşa hazretleri,

    harbiye telgrafhanesini de ingiliz askerleri, işgal edip teli kestikleri gibi bir yandan tophane'yi işgal ediyorlar, bir yandan da zırhlılardan asker çıkarılı yor, durum ağırlaşıyor efendim. sabahki çarpışmada 6 şehit 15 yaralımız var. paşa hazretleri, yüksek emirlerinizi bekliyorum. 16 mart 1920.

    hamdi
    hamdi efendi devam etti :

    sabahleyin bizim asker uykuda iken, ingiliz deniz askerleri karakola gelip giriyor, askerimiz uykudan şaşkınlık içinde kalkınca çarpışmaya başlanıyor. sonunda bizden 6 kişi şehit oluyor, 15 kişi yaralarııyor. bunun üzerine, zaten mel'unluklarını tasarlamışlar ki, hemen zırhlıları rıhtıma yatıaştırıp bir yandan beyoğlu tarafını ve tophane'yi bir yanindan da harbiye nezareti'ni işgal etmişlerdir. şimdi artık, ne tophane'yi ne de harbiye telgrafhanesini bulmak imkânı olmuyor. şimdi aldığım habere göre işgal derince'ye kadar yayılıyormus, efendim.

    işte beyoğlu telgrafhanesi de yok. orayı da işgal ettiler galiba, allah korusun, burayı işgal etmesinler. işte beyoğlu telgraf memurları, müdürleri geldiler. kovanuşlar.

    "bir saate kadar burası da işgal olunacaktır. şimdi haber aldım, efendim"

    rahmetli hayati bey, benim ilk haber telgrafı üzerine yaptığım işarete uygun olarak, verilen bilgileri özetlemiş; rumeli ve anadolu'daki bütün komutanların adresine telgraf çektiriyordu. bir an önce istanbul üzerinden edirne'ye çektirilmesini söylemiştim. hamdi efendi:

    yüksek emirleriniz yerine getiriliyor. edirne'ye yazıyorum ve bütün merkezleri hazır ettirdik.

    hamdi efendi'den:

    milletvekilleri ile ilgili bir haber aldınız mı? meclis telgrafhanesi cevap veriyor mu? diye sordum. hamdi efendi:

    evet veriyor. 14' ûncû kolordu komutanı hazır. paşa istiyordu, verelim mi?

    efendiler, bundan sonra artık hamdi efendi'nin sözünü işitemedik. istanbul merkezinin de işgal edilmiş olduğuna hükmettik.

    ..."
  • nutuk'tan...

    "...

    efendiler, itilâf kuvvetleri, istanbul telgraf merkezlerini işgal ettikten sonra, memlekete telgrafla bir resmi tebliğde bulunmak istediler. tarafımızdan yapılan uyarı ve hatırlatmalar üzerine, bazı merkezler dışında bu resmî tebliğ alınmadık. alanlar ve cevap verenlerden belli başlıları şunlardır : izmit mutasarrıfı suat bey, konya valisi suphi bey.
    resmi tebliğ
    beş buçuk yıl önce, osmanlı devleti'nin mukadderatını her nasılsa elde etmiş olan ittihat ve terakkî cemiyeti'nin liderleri, alman telkinlerine kapılarak osmanli devlet ve milletini 1. dünya savaşı'na soktular. bu haksız ve uğursuz siyasetin sonucu bilinmektedir. osmanlı devlet ve milleti, bir türlü felâket geçirdikten sonra, öyle bir yenilgiye uğradı ki, ittihat ve terakkî cemiyeti'nin liderieri bile, bir ateşkes anlaşması yaparak kaçmaktan başka çare bulamadılar. anlaşmanın yapılmasından sonra, itilâf devletleri'ne bir görev düştü. bu görev eski osmanlı imparatorluğu'nun bütün halkının, ırk ve mezhep ayrılığı gözetilmeksizin gelecekteki mutluluklarını, gelişmelerini, sosyal ve ekonomik hayatlannı güven altına alan bir barışın temellerini artirmaktan ibaretti. bariş konferansı, bu görevi yerine getirmekle uğraşırken, kaçmış olan ittihat ve terakkî ileri gelenlerinin taraftan olan bazı kimseler, "millî teşkilât" takma adı ile bir teşkilât kurarak ve padişah ile istanbul hükûmeti'nin emirleriızi hiçe sayarak, savaşın acı sonuçlarıyla büsbütün tükenmiş olan halkı askerlik için toplamak, çeşitli unsurlar aralarında nifak çıkarmak, millî yardım bahanesiyle halkı soymak gibi işleri yapmaya yeltendiler ve böylece barış değil, sanki yeni bir savaş devrini açmaya çalıştılar. bu teşebbüs ve kışkırtmalara rağmen, banş konferansı görevine devam etti ve nihayet istanbul'un türk idaresinde kalmasına karar verdi. bu karar osmanlıların kalplerini ferahlatacaktır. ancak, bu kararlannı bâbıâlî'ye bildirdikleri zaman, uygulamanın ne gibi şartlara bağlı olduğunu da hatırlattılar. bu şartlar, osmanlı vilâyetlerinde bulunan hiristiyanlarin hayatlarını tehlikeye sokmamak, bugün itilâf devletleri ile müttefiklerinin askerî kuvvetleri aleyhinde yapılmakta olan sürekli hücumlara son vermekti. istanbul hükûmeti, bu uyarıya karşı bir dereceye kadar iyiniyet göstermiş ise de, "millî teşkilât" takma adı ile hareket eden kimseler, ne yazık ki, teşvik ve tahriklerinden vazgeçmek istemediler. aksine, hükûmetin kendileri ile işbirliği yapmasını sağlamaya çalıştılar. herkesin sonsuz bir hasretle beklediği bariş için büyük bir tehlike demek olan bu duruma karşı, itilâf devletleri, yakında karara bağlanacak barış hükümlerinin uygulanmasını sağlamak üzere, gerekli tedbirleri düşünmeye mecbur oldular. bunun için birtek çare buldular. bu da, istanbul'u geçici olarak işgal etmekti. bu karar bugünyürürlüğe girmiş olduğundan, kamuoyunu aydınlatmak için aşagıdaki noktalarınınaçıklanması gerekir.

    1 - işgal geçicidir.

    2 - itilâf devletleri'nin niyeti, saltanat makamının nüfuzunu kırmak değil, aksine, osmanlı idaresinde kalacak olan memleketlerde o nüfuzu güçlendirmek ve sağlamlaştırmaktır.

    3 - itilâf devletleri'nin niyeti, yine türkleri istanbul'dan mahrum etmemektir. fakat, allah korusun, taşrada genel bir karışıklık veya katliam gibi olaylar ortaya çıkarsa, bu karar değîştirilebilir.

    4 - bu nazik dönemde, ister müslüman ister gayrimüslim olsun, herkesin görevi, kendi işine gücüne bakmak, güvenliğin sağlanmasına yardımcı olmak, osmanlı devleti'nin yıkıntısından yeni bir türkiye'nin kurulması için var olan son bir ümidi, çılgınlıklanyla mahvetmek isteyenlerin aldatıcı sözlerine kapılmamak ve hâlâ saltanat merkezi olarak kalan istanbul'dan verilecek emirlere uymaktır. yukarida sayılan kışkırtmalara katılan şahısların bazılan, istanbul'da yakalanmışlardır. onlar elbette kendi yaptıklanndan ve sonra da, o yaptıklarının sonucu olarak ortaya çıkabilecek olaylardan sorumlu tutulacaklardır.

    işgal kuvvetleri bu tebliğ dolayısıyla, derhal şu genelgeyi yayınladım :

    16.3.1920
    bütün vali ve komutanlara ve müdafaa-i hukuk hey'etlerine
    itilâf devletleri tarafından silâhlı çarpışma sonunda, istanbul'un işgali zorla gerçekleştirilmiştir. bu suikasttan yararlanarak hainlik düşünen birçok kimsenin milleti aldatmaya kalkışmaları muhtemeldir. nitekim, resmî bildiriler şeklinde imzasız bazı bildirilerin yayınlanmak istendiğini öğreniyoruz. yanlış hareketlere yer verilmemek ve gerçek duruma ters düşen heyecanlar yaratılmamak bakımından, bu gibi bildirilere asla değer verilmemesi gerekir. gerçek durumu izleyen anadolu ve ruıneli müdafaa-i hukuk cemiyeti, milleti aydınlatacaktır.

    mustafa kemal

    ..."
  • bugün istiklal caddesindeki bütün bira satan mekanlarda kırmızı burunlarıyla göbek atan ingilizlerin, irish pub'ın olduğu sokaktan yükselen bira kokusunun önünden geçen biçareleri bile çakırkeyif yapmasının bi başka adıdır* ayrıntı için; (bkz: istanbul un liverpool taraftarlarinca isgali)
  • "nihayet bugün, istanbul’u zorla işgal etmek suretiyle, osmanlı devleti’nin yedi yüz yıllık hayat ve hâkimiyetine son verildi.

    yani bugün türk milleti, medenî kabiliyetinin, hayat ve istiklâl hakkının ve bütün istikbâlinin savunulmasına çağrıldı. insanlık dünyasının takdirlerini kazanmak ve islâm dünyasının kurtuluş emellerini gerçekleştirmek, hilâfet makamının yabancı tesirlerinden kurtarılmasına ve millî istiklâlin şanlı mazimize lâyık bir imanla savunulup kazanılmasına bağlıdır. giriştiğimiz kutsal istiklâl ve vatan mücadelesinde cenab-ı hakk’ın yardım ve esirgeyiciliği bizimledir."

    mustafa kemal ataturk
  • işgal sırasında sadrazam, damat ferit paşa idi.
  • 1 kasim 1918 tarihli ingiliz daily news gazetesine soyle yazmis sir edwin pears:

    "the romance of constantinople
    by sir edwin pears

    constantinople should soon be once more in the hands of the christians! it is an epoch-marking event, before which the others that have been so characterised sink into insignificance. we are perhaps too near to it to estimate its world importance, and it is only when viewed from the point of the historian that its true perspective can be realised. what a history the city has had!

    ...

    well, it looks as if the turk will be got rid of, and if it be so there will be a song of triumph which should go up from every christian race in the world, a te deum in which all lovers of civilisations should take part.

    for centuries, the christians in the ottoman empire have been sustained by hope, holding to the faith that though life was long and weary, rest would come; the darksome night of persecution would pass and day would dawn.

    ...

    it will be recognised that the terrible blow of civilisation of 1453 has spent its force, and the city, while losing much of its asiatic character, will blossom again with new beauty. the black night of turkish misrule has passed, and with it the turk in europe."

    (bkz: geldikleri gibi giderler)
  • oncesinde, konstantinos paleologos'un liderliginde kentin epey guclu bir direnis gosterdigi isgaldir.
  • 29 mayıs 1453'te gerçekleşen bir tanesi de vardır. ama ingilizlerin istanbulu fethi olarak da adlandırılabilecek ve nerdeyse 4 yıl sürmüş olanının tarihi 16 mart 1920'dir.