şükela:  tümü | bugün
  • üç yıl oldu her sabah bu anı yaşıyorum;
    ve bana hissettikleri günden güne büyüyor içimde...
    fakat ben herşeye rağmen...çalışıyorum.

    çalıştığım iş yerine duyduğum nefret şair etti beni aq
  • - yaptığınız işin size artık hiçbir şey katmadığını ve uzun zamandır yeni bir şey öğrenemediğinizi
    - rutininizin sizi günden güne köreltip çürüttüğünü
    - her sabah makyaj yapma / traş olma ve bakımlı olma isteğinizin günden güne azaldığını hatta hiç kalmadığını
    - her gün yaptığınız işlerin, çözdüğünüz sorunların sizi adeta bir mengeneye sıkıştırdığını
    - vakit geçirmek için -sürekli olarak- bir saat içinde birden fazla kez tuvalete gittiğinizi
    - uzun zamandır 'ben bunu başardım' hissini yaşamadığınızı
    - arada bir gelen takdir ve tebrik cümleciklerinin artık gönlünüzü hoş etmediğini
    - gün içinde saatleri, dakikaları, hatta saniyeleri saydığınızı
    - tüm bunlar için her akşam canınızı sıkıp ağladığınızı

    farkettiğiniz andır. zam kesinlikle kalıcı bir çözüm olmaz. böyle bir durumda yapılması gereken tek şey ruh ve akıl sağlığınız için o işten ayrılmaktır.
  • artık çalıştığınız işyerine ait olmadığınızı hissettiğiniz andır bu.

    oysa ne hevesle girmiştiniz di mi o işe? evet evet biliyorum ben bunları. en klas takım elbise/albenili kravat/boya manyağı olmuş ayakkabı kombinasyonunuz, cilalanmış cv'niz, beş yıllık ofis 2000 tecrübenizle ne de yakışmıştınız işinize. hele hele o renkli kırtasiye setiniz, belki de ilk günden masanızda bekleyen laptopunuz, kartvizitiniz ve siz adeta fantastic four olmuştunuz adeta. ya her gün poşeti değiştirilen çöp kutunuza ne demeli? amman sabahlar olmasın..

    ama oldu işte. heyecanınızı kaybediyordunuz yavaştan, müdür sizi germeye, arkadaşlarınızın geyik muhabbetleri sizi sıkmaya, her gün yediğiniz pilav+sulu yemek kombinasyonu sizi doyurmamaya, hatta hatta günde onlarca kez işinizin düştüğü düşeyara bile size tat vermemeye başlamıştı zaten. ama öyle bir an geldi ki sonunda sedat abi bile tasdiklemişti zaten o anın sizin artık -çoktandır ait hissetmediğiniz- yuvadan uçmanıza şahit olacak an olduğuna...

    - serviste artık size yer kalmayıp da ayakta gitmek zorunda kalıp last man standing'i oynadığınız,
    - müdürün koskoca "to" listesinde yer almadığınızı anladığınız,
    - temizlikçinin artık masanızı silmediğini gördüğünüz,
    - defalarca yenile'ye basmanıza rağmen yeni mail almadığınız

    an artık gitmeniz gereken andır. geri dönüş yoktur artık, olmamalı da netekim. zira az sonra yapılacak şirket içi yılbaşı kutlama partisine bile çağrılmayacakınızdır büyük ihtimalle. neden kalasınız ki daha fazla? gidin, kendinize yeni bir yol çizin, siz de kazanın, şirketiniz de kazansın, dünyada. göçün uzak diyarlara doğru...

    ancaaaak, yeni projelere dahil oluyorsanız, herkes tarafından "işte geleceğin müdürü bu" diye parmakla gösteriliyorsanız, yıl sonu performans zammı görüşmesinde yıldızlı pekiyi alıyorsanız, maaşınız %20 artıyorsa gitmenize gerek yoktur, bunu da söyleyeyim. ayşeler de tadabilir...
  • çalıştığınız yerin siz hiçbir şey katmadığını, o kadar yıllık geçmişinizin bir skime yaramadığını, patronunuzu da bir daha asla görmek istemediğinizi farkettiğiniz an.
  • hemen her gece rüyanızda işle ilgili abuk subuk şeyler görmeye başladığınız andır.

    üniversiteden mezun olup, bir kaç geçici ve uyduruk işte çalıştıktan sonra iş hayatına başlamama vesile olan şirkette yaşamıştım ben bunu. tam 1 sene çalıştım. her sabah işe ''istifa mı etsem acaba?'' diyerek gidiyordum. acaip mutsuzdum. ne zaman ki; son bir kaç hafta boyunca her gece işle ilgili projedir, hedeftir, müdürdür, toplantıdır, performans grafiğidir, satış tablosudur, ofisboyudur(oha!) ile ilgili rüyalar görmeye başladım; ''buraya kadar!'' dedim.

    zira, insan kendini çok güzel kandırabiliyor; tembel bir insan olmamalıyımlar, bu işe ihtiyacım varlar, biraz daha kasarsam belki severimler, kariyer benim için çok önemliler, bu devirde iş bulmak çok zorlar, sosyal olanakları da fena değil aslındalar vb. çeşitli argümanlarla. ve fakat bilinçaltı öyle değil işte. onu susturmaya çalışsak da uyurken çıkıveriyor açığa, ''bana bak! salak mısın nesin? bu iş senin psikolojinin içine sıçıyor. ne işin var orada? başka iş mi yok yapabileceğin. biraz cesaretli ol. hem hiçbir şey sağlığından ve mutluluğundan önemli değil. hadi koçum.'' diye gizliden gizliye mesajlar yolluyor.

    ne zamanki işiniz rüyalarınızı ele geçirir, basın istifayı. inanılmaz rahatlayacaksınız, emin olun.
  • sabahları işe giderken -yine mi buraya gidiyorum- dediğine denk gelen andır.
  • patronun oğlunun mercedesinin bir aylık benzininin, kendi maaşının 1.5 katı olduğunu fark ettiğin andır.
  • size vaad edilen ve söylenen şeyin 2 hafta sonra başka şekilde hayat bulması ile yalan söylendiğinizi anladığınız andır.
    tam randımanla çalışmaya başlamışsanız bu size çok koyar ya da sürüncemeli ve aksak işleyen bir sistemi yalınlaştırarak tam düze çıkardığınızda, sorunsuz işler hale getirdiğinizde size yalan söylendiğini fark ettiğiniz an orada durmak için bir nedeniniz kalmaz ya, içinizde en çok emeğinize üzülürsünüz, çektiğiniz sıkıntılı döneme.
    yapacak bir şey kalmaz tabi, sonrası malum süreçler...
    "yerimizi rahat bulabildiniz mi"

    işte öyle bir sürecin ardında da insana en çok terk edip huzuru bulduğunuz şehirden tekrar kaosa dönecek olmak zor gelir, ayaklarınız gitmek istemez.

    ve sanırım 2.5yıl ardından cehenneme yeniden dönecek olmanın verdiği can sıkıcı gerginlik.
  • tam da şu an. en güzeli ''ben böyle kendini beğenmiş, yavşak insanlarla aynı ortamda çalışamam arkadaş '' deyip gidip patronla konuşayım. elveda.
  • iki aydır maaşını alamadığını ve henüz ne zaman alacağına dair hiçbir bilginin olmadığını, tek aldığın şeyin ileride seni çok iyi pozisyonlarada görmek istiyoruz gazeli olduğunu idrak ettiğin an...

    (bkz: alırım başımı giderim efeler gibi hey)