şükela:  tümü | bugün
  • iş yerinde sürekli olarak sözlüge* takılıp, normal iş akışını aksatan bireyin yaşaması muhtemel durum.

    (bkz: geçmiş olsun)
  • ¢ogu zaman, "nh'ayir siz kovmuyorsunuz, ben n'istifa ediyorum" olaylarina sahne olan durum.
    bu turden davrani$larla tazminati gozden cikaran eski ¢ali$an, karizma yaptigini sanarken cebini bo$ birakarak kendi kendini keriz yerine koydugunun ¢ok ge¢ varir farkina...
  • işten çıkarılmak, kovulmak anlamına gelen söz
  • arkadaşın başına geldiğinde üzülünen, aynı durumun başa gelmemesi için kendine çeki düzen verilen, bir süre ne olur ne olmaz diye göze batmamayı tercih ettiren, arkadaşın işleri sizin başınıza kalıp, iş yükünüzü arttırıyorsa daha da kızılan, bir süre ne yapılacağı bilinemeyen ilginç durum
  • - sigtir git kurt, artık seninle çalışmıyoruz
    - hrrr?
    - atıldın kurt!
  • i$yerinin sozkonusu i$¢iye ihbar ve kidem tazminati odemesini gerektiren durum.
    (bkz: kovulmak mi aksine ben istifa ediyorum)
  • bazen büyük bir huzur! tarif edilemeyecek. (bkz: katil olmaktan son anda vazgeçmek)
  • perihan mağden'in 14 eylül'deki yazısı.

    bir arkadaşım işten atıldı.
    genci bozmamalı!
    evet, insan, işten atılınca dünya -her ne hikmetse- başına yıkılır.
    dünyadan atılmış filan gibi hisseder, insan. 'ben atıldım ve bundan öte dünya yok' gibi hisseder.
    ben valla, işten atıldım. ilk işimden.
    bir gazete ilanına müracaat edip de, yüzlerce kişinin arasından seçildiğim, bileğimin hakkıyla girdiğim yani ve pek de iyi yaptığım, yapabildiğim ilk işimden atıldım.
    belki de insanın ilk işinden atılması, onu devasız bir güvensiz haline getirir.
    bir daha da ömrü billah hiçbir işe/iş ilişkisine/işin önemine/ devamlılığına önem vermemeye; kadir/kıymet bilmezliğe mahkûm eder: bilemiyorum.
    ama bildiğim şu, o iğrenç işte iyiydim, başkalarından filan iyi olmak bir yanda, acayip iyiydim; ama kari'nın teki işten atmak için beni tercih etti.
    zira uyumsuzdum. uymuyordum.
    ben gerçi uyduğumu sanıyordum, uymak için aklımca ters takla atıyordum; hiçbir bok yaptığım yoktu, lamı cimi yok: uyumsuzdum ve uymuyordum.
    işte, işten atılmanız için en mühim neden budur.
    banallikler ittifakı, sizi daima 'yangında ilk bırakılacak' olarak, daha gözleri gözlerinize değdiği anda, belleyiverir.
    iplemeyebilirdim. genci bozmasına izin vermeyebilirdim.
    o zaman gençtim ve istanbul çok daha güzeldi.
    kelebek taksitlerini ödemiyordum, yuvada çocuğum, ateşte yemeğim yoktu.
    ama ben ne yaptım?
    yıkıldım.
    resmen, eşekten düşmüş karpuza döndüm. bin bir parçaya bölündüm.
    dünya başıma yıkıldı.
    işte olduğum sürece de, bana yapmadık -benim o zaman okuyamadığım, kavrayamadığım- kancıklık, adilik, kıllık bırakmamış olan karıyı mesela, yıllarca bir kâbus figürü olarak düşlerimde ruhuma kullandırttım.
    siparişle değil, ama öyle.
    pısır pısır kuyruğum bacaklarımın arasında -gençlik kuyruğum- annemin evine sığındım.
    kıştı, ama annem yazlıktaydı.
    teselli bilmez günlerimi, öyle annemin kanatları altında, surat beş karış, geçirdim.
    ite kaka.
    madem ki, ilk işimden kovulmuştum, bir nevi dünyalardan, normal dünya ihtimallerinden de dışarı itilmiştim: bünye, kaldırmıyordu beni besbelli.
    daha benim bünyemin kaldırmadığı zamanlara çok vardı: hayatta, yeniydim.
    annem kadar iş/güç iplemeyen biri, az bulunur.
    beni oyalama beşiklerinde salladı da, salladı: yüzümden, üstümden düşen bin parça. yürüyüşler, yemekler, uyku, uyku. sağaltıcı anne limanı.
    sonra ne mi oldu?
    iki ay sonra başka bir işteydim. yine gazete ilanıyla.
    o zaman türkiye gazete ilanıyla işe girilecek kadar, imkânlı bir ülkeydi.
    sonra başka bir yere transfer oldum -falan ilan.
    şimdi toplam işşş yaşamı, normal insanlara kıyasla, yüz kızartacak ölçüde kısa biri için özür dilerim. hakkım var yine de.
    zira kovulmak nedir, şak diye öğrendim.
    kovulmamak mı? bilmemkimin damadı, kankisinin kızı, görümcesinin baldızı olmak faydalıdır mesela.
    ama en faydalısı bukalemun olmaktır.
    araziyle aynı rengi alıp, etliye sütlüye bulaşmamak.
    fark edilmeyecek denli sıradan olmak.
    onlar ne renk, ne şekil, ne haltsa ondan olmak.
    gaz gibi: kabının şekline dönüşmek. uçucu olmak.
    ama kovuldun mu, ey okur? gönül ilişkilerinde geçerli olan burda da, geçerli.
    sana uygun değilmiş. sana göre değilmiş. senin tutkunun harcı değilmiş. zayıfmış.
    su katılmışmış. pelteymiş.
    koyver gitsin. hakikaten, üzülme.
    sana cuk oturan bir işi, tanrılar bir yerlerde, başına çorap şeklinde mutlaka örüyorlardır.
    beni dinle.
    sonbaharda parasızlık/güçsüzlük/sapsızlık, gençsen hiç de fena gitmeyebilir.
    gence gider yani. kuyruğu dik tut.
    arşınla sokakları: karın içerde, gözler en gıcır gıcırından, kuyruk -mutlaka- havada.
    neşeli köpekler için umut, her köşe ağacın altında durmaktadır. sonbaharda da.
  • ta iken isverenin gozlerinde sezilen parıltıyla mideye kramplar sokan ve ortamı terk etmegi hissi uyandıran cıkış.

    yine zordur, o an kapıdan cıkıp gitmek... son bir kere durup arkanızı donup bir seyler solemek istersiniz. ama yine de solemek isterim ki, tabii anlıyorum, bolesi en dogrusu, bole lazımsa, tabiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii

    aslında bagırıp cagırarak, içinizdeki saldırganlık icgudusunu isverenin uzerinde tamin ederek kitlesel bir tatminiyete ulasılabilirdi.