şükela:  tümü | bugün
  • türkiye gibi gelişmemiş ülkelere özgü bir sosyal sorundur.

    sistematik olarak, sürekli devam eden bir sorun olduğu için bireyin psikolojini de bozması olası bir ihtimaldir.

    türkiye'de eğitimini tamamlayan, iş sahibi olan bir genç, ailesinin evlilik baskısına maruz kalıyor. bireysel saygı olmadığı için, gençlerin düşüncesine önem vermeyen aileler, bu gençlerde kalıcı psikolojik rahatsızlıklar yaratabiliyorlar.

    bu sorun o kadar mantıksız temellere dayanıyor ki, insan yaşamın asıl anlamını yitirebiliyor. bu baskının temel argümanı, ''ilerde başına bir iş geldiğinde, allah göstermesin hasta olduğunda sana kim bakacak?'' sorusu oluyor. bu ise karşılıklı bir çıkar ilişkisi yaratıyor. insanın evlilik şartı bu olmaması gerekir diye düşünüyorum.

    istatistiklere baktığımızda her geçen gün boşanma oranları artıyor. mutsuzluk artıyor. aile baskından bıkıp evlenen gençler mutlu olamıyor. sırf evlenmek için evlenen insanlar var. yaşım ilerlerse evde kalırım korkusuyla, istemediği birisiyle evlenen nice genç var. bütün bunların sorunlarını düşündüğümüzde, aileleri eleştirmemiz de bir zorunluk halini almaktadır.

    bulunduğum anadolu şehrinin birinde sırf aile baskına yeter artık diyebilmek için bir çok arkadaşım evlenme yolunu seçtiler. bazen bu arkadaşlarla bir araya geldiğimde gerçekten bu insanların mutsuz olduğunu görüyorum. hepsi de alın yazısına küstün insanlar. yaşamayı yük sayan insanlar.

    fyodor mihaylovic dostoyevski, beyaz geceler isimli romanında şöyle yazar;

    ''sevgili okuyucum, o öylesine güzel bir geceydi ki, böylesini ancak gençliğimizde görebiliriz! gökyüzünün aydınlığında, yıldızların parlaklığına bakıp bakıp da, "böyle bir göğün altında insan nasıl olur da öfke duyar, hırçınlaşabilir?" diye düşünürsünüz.''

    bu ülkede gençler gökyüzüne bakmaya fırsat bulamıyor. hayatın anlamını öğrenemiyorlar. çocukluktan başlayan okul serüveni. sınav yarışına koşturmalar, ailelerin eğitim konusunda katı baskısı, arkasından iş hayatının sorumluluğu, arkasından evlilik sorumluluğu, arkasından evlat sorumluluğu....

    bütün bunlar gençleri, gerçek yaşamdan uzaklaştırıyor. birey ise hayatı yük olarak görüyor. her insana biraz sorumsuz davranabileceği zaman gereklidir.

    fyodor mihaylovic dostoyevski yine beyaz geceler isimli yapıtında şöyle yazar;

    ''yürürken bir yandan da şarkı mırıldanıyordum, çünkü mutlu olduğum zamanlar kendi kendime bir şeyler mırıldanırdım.''

    aslında hayat bu kadardır. mutlu zamanında birkaç şarkı mırıldanmak. fakat türkiye'de her şey çok zor. bir insanın düşünmesine bile fırsat vermiyorlar.

    misafirliğe gidersem konuşulan tek konu evlilik oluyor. artık bir yere de gitmez oldum. gidemez oldum. bütün bu baskılar beni yoruyor.

    national geographic dergisine, türkiye'de böcek popülasyonu başlıklı makala yazan bir insanım. türkiye'de böcek türlerini araştıran, arşivleyen bu konuda ciddi çalışmaları olan bir insanım. amacım, bu ülkenin canlılarına sahip çıkmak ve türk toplumunun her sektörde gelişmesine katkı sağlamak.

    sayısız yerler gezdim. böcek türlerini sınıflandırdım. arşiv çalışması yaptım. sayısız fotoğraf çektim. bunlar beni yormadı ama ailemin evlilik baskısı gerçek anlamda yordu.

    eniştem, bok böceği topluyor musun lan diye dalga geçiyor. ne bir saygı var ne bir ciddiyet. evlenmediğin zaman ailenin gözünde adam değilsin. herkes senden çocuk istiyor.

    bu ülkede bilim bu sebeple gelişmiyor. zamanımız olmuyor evlilik hazırlığı yapmaktan.

    lübnan beyrut'u aktivist ve yazar amin maalouf'un çok güzel bir tespiti vardır. der ki;

    ''amerikan ordusu antik mezopotamya'da lale tarlasındaki suaygırı gibi yuvarlanıyor. özgürlük, demokrasi, meşru müdafaa ve insan hakları adına, insanlar hırpalanıyor, dayak yiyor, öldürülüyor. yedi yüz bin insan daha öldükten sonra, belli belirsiz bir özürle ülkeden çekilecekler.''

    bizim emperyalist güçlü devletlere karşı koyabileceğimiz tek yardımcımız vardır o da bilim.

    bilginin olmadığı ülkede saygıda olmuyor. bende mecbur evlenmek zorunda kalacağım. hakkını helal etmeyecek bir çevrem olduğu için.

    buyurun size sosyal analiz.

    bu ülkenin akademisyenleri belki tarihte bir ilk yaparak bir işe yararlar. bu konuda çalışma yapan, topluma yararlı konferans yapan bir tane akademisyen yok.

    herkes maaşını alıp yatmasını biliyor. devlete kapak attık gerisini boşver mantığı var.