şükela:  tümü | bugün
  • öncelikle günlerdir aklımda olan bu konuyu "nasıl kimseyi incitmeden anlatabilirim" kaygısıyla ancak şimdi sizlere aktarabiliyorum. amacım kesinlikle bir siyasi oluşumu yermek değildir. ayrıca geçtiğimiz bir kaç gündür sözlükte gündemde olan yardım kampanyasıyla doğrudan bir alakası yoktur söyleyeceklerimin.

    anlatmak istediğim şeyi dilencilik'ten ayıran önemli bir fark vardır ki; esasen beni bu başlığı açmaya iten ve işin irrite edici boyutu burada başlamaktadır.

    dilenciler; çoğu zaman yokluk gerekçesiyle sizden yardım talep ederler ve yardım etmeniz halinde size minnettar kalırlar. ayrıca bu türlü bir iletişimin her sürecinde yardım talep eden tarafın mahcubiyetini hissedersiniz.

    isteyicilerin talep ettikleri şeyler zaruri değildir ve çoğu zaman belirli bir eforla** sahip olabilecekleri şeylerdir. kopuş noktası şudur ki; isteyici kendi eforuyla elde edebileceği şeyi sizden talep etmeyi bir hak olarak görür ve sizin bu talebi karşılamanız konusunda arsız bir baskı yoluna gider. isteyiciye göre siz bu talebi karşılamak zorundasınızdır ve karşılamamanız halinde sizi türlü hakaretlerle (vicdansızlık, cimrilik, merhametsizlik, ve hatta hainlik) itham eder.
    dahası, ettiğiniz yardımı beğenmeme, burun kıvırma, daha fazlasını isteme gibi hastalıklı davranışları da aleni bir şekilde sergilemekten imtina etmez.

    belirli bir miktarın altındaki bağışları kabul etmeyen ya da bunlara makbuz kesmeyen yardım kuruluşları buna bir örnek olabilir.

    evet doğru duydunuz, isteyiciler; tanıdığınız ya da tanımadığınız kişiler olabileceği gibi belirli bir amaçla kurulmuş organizasyonlar da olabilir.

    ayrıca isteyici, durumunuzun ondan iyi olup olmadığını önemsemeden talep eder. bencil ve küstah bir tavır sergiler.

    kendi çevremden somut örnekler verecek olursam, kurumumuza her gün gelen bir postacı abla ki kurumumuzda çalışan pek çok kişiden daha yüksek maaş almakla beraber müzmin bekar ve yalnız yaşayan bir kadındır, ayrıca bankada 350 bin lira civarında sıcağı bulunduğu bilinmektedir. sabah kahvaltı yapmak için para katışarak aldığımız kahvaltılıkları alıp eve götürmeyi kendine bir hak olarak görmektedir. bununla ilgili bir şey söylemeye kalkarsak bizi cimrilikle itham eder.

    başka bir örnek, maddi durumunun gayet iyi olduğunu bildiğimiz ve bir düğünde tesadüfen aynı masaya denk geldiğimiz bir kişi, "anneme götüreceğim" gerekçesiyle masaya servis edilen ilk 4 porsiyon pastayı önlerimizden alarak paketleyip çantasına atmıştır.

    annemden "çantam eskidi" gerekçesiyle çanta talep eden kadına kullanmadığı ancak sıfıra yakın olan çantayı annemin hediye etmesi üzerine "0 alacak paran mı yoktu?" arsızlığını göstermiştir.

    bunlar münferit örnekler olabilir ama bir düşünürseniz çevrenizde bu türlü kişiler olduğunu eminim hatırlayacaksınız. zira bu toplumsal bir değişimin sonucudur.

    gelelim olayın siyasi boyutuna;
    öncelikle bu kişiler kesinlikle akplidir demediğimi anlamanızı istiyorum. ancak bu kişilerin akp hükümetinin politikalarının makus bir sonucu olduğunu söylemek zorundayım.

    nasıl?

    akp hükümeti iktidara geldiğinden bu yana işsizlik, yoksulluk, sermaye birikiminin sınırlılığı gibi kapitalist sistemde halkın en yoğun hissedeceği sorunlara geçici çözümler bulmaya çalışmış kısmen günü kurtarmış fakat uzun vadede elde patlamış politikalar üretmiştir. halka destek amaçlı verilen maaş kalemlerini artırmış insanları kolaycılığa alıştırmıştır. örnek veriyorum; kesinlikle yanlış anlaşılmasın bu kaleme karşı değilim, dezavantajlı bireylerin çalışması ya da çalıştırılması yönünde düzenlemeler ve denetimler yapmak yerine engelli maaşı denilen maaşı artırmayı tercih etmiştir.

    bugün türkiye'nin bir çok hanesinde "yardım" sayılabilecek maaşlı insan bulunmaktadır. sığınmacı maaşları ve yapılan diğer yardımlar buna başka bir örnektir.
    kısa vadede insanları ferahlatan bu destekler uzun vadede insanları muhtaç duruma düşürmektedir. ancak hazırcılığa ve kolaycılığa alışan halk, bu yardımları bir hak olarak görerek istemeyi hak aramak olarak tanımlamaktadır.

    eskiden ufak bir borcu kaldığında uyku uyuyamayan halkımız şimdilerde tokatçılık düzeyinde onurunu kaybetmektedir. bu sosyolojik bir dönüşümdür. belki şu an size ve çevrenize sirayet etmemiştir ancak yakın gelecekte bakmakla yükümlü olacağınız insanların kat be kat artacağından emin olabilirsiniz.

    buraya kadar okuduysanız ayrıca teşekkür ederim.