şükela:  tümü | bugün
  • mağfiret (affolunma) dileme anlamına gelir, kişinin işlediği günahların affedilmesi için du'â etmesine denir. istiğfârın şartı tevbedir. yâni kişi istiğfâr ettiği günahları tekrarlamıyor ve ileride de tekrarlamamaya niyetli olmalıdır.

    (bkz: tevbe)
    (bkz: tevbe i nasuh)
  • yurdum neoliberal şakirdinin kusmak sandığı, istifra ile karıştırdığı kelime.
  • hz. ali'ye (r.a.) cemaatle otururken bir adam gelir:

    -ya imam! benim çocuğum olmuyor, ben çok istiyorum, demiş. hz. ali:

    -sen cenab-ı hakk'a istiğfar et.

    o adam gider, arkasından başka bir kişi daha gelir:

    -ya imam! benim çoluk-çocuğum kalabalık, geçimlerini idareye yetişemiyorum. ne yapayım? demiş. ona da:

    -sen cenab-ı hakk'a istiğfar et, cevabını vermiş, arkasından bir kaç bahçıvan gelmiş:

    -ya imam! biz bahçıvanlıkla idare ediyoruz. kuyulardan su çekiliyor, rahmet(yağmur) yok ne yapalım? demişler.

    - siz cenab-ı hakk'a istiğfar edin, cevabını almışlar. orada oturanlardan birisi hz. ali'ye diyor ki:

    -bir doktora üç hasta gelirse, bu üç hastanın da hastalıkları ayrı ayrı olursa, hepsine bir ilaç mı söyler? sen bunların hepsine istiğfar tavsiye ettin. çocuğu olmayana da, olana da, rahmet isteyene de.

    hz. ali:

    "biz konuşurken allah'ın dilinden konuşuruz" der ve nuh suresi 10,11,12. ayetlere işaret eder.

    10- "gelin, dedim, rabbinizin sizi bağışlamasını isteyin. çünkü o çok bağışlayıcıdır."

    11- "üzerinize gökten bol yağmur yağdırsın."

    12- "mallar ve oğullar vererek sizin imdadınıza koşsun. sizin için bahçeler yapsın, ırmaklar yapsın."

    not: istiğfar etmek için her gün belli bir miktarda "estağfirullah" çekilmelidir. mesela 100 adet...
  • tevbe etmek, af dilemek anlamına gelir.

    hz. enes (radıyallahu anh) anlatıyor:
    resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    allah teâlâ hazretleri diyor ki:
    "ey âdemoğlu! sen bana dua edip, (affımı) ümid ettikçe ben senden her ne sâdır olsa, aldırmam, ben seni affederim. ey âdemoğlu! senin günahın semanın bulutları kadar bile olsa, sonra bana dönüp istiğfar etsen, çok oluşuna bakmam, seni affederim. ey âdemoğlu! bana arz dolusu hata ile gelsen, sonunda hiç bir şirk koşmaksızın bana kavuşursan, seni arz dolusu mağfiretimle karşılarım."

    [tirmizî, da'avât 106, (3534).]
  • su kesiksiz hareket, zikir, ahenk, şırıltı;
    akmayan kokar diye esrarlı bir mırıltı.

    (nfk)

    kendini yeterli gören, yerinde sayar. yalnızca günahlarımızdan değil, iyi amellerimizden dahi istiğfar etmeliyiz. namaz, oruç ve tüm hayırlarımız istiğfar kapsamına girmelidir; çünkü mukarreplere* göre bizim sevaplarımız bile bir tür günahtır.

    allah'a giden makamların sonu yoktur. o halde istiğfarın dahi sonu yoktur. adımımızı bir sonraki basamağa atmak için, bir öncekinden istiğfar ile kurtulmalıyız.

    bu şuurla her gün 100 defa "estağfirullah" çekmek, bir müslümanın günlük vazifesidir.

    (bkz: ubudiyet ve marifet/#63356219)
  • insan beş duyu vasıtasıyla algıladığı her şeyi kendi iç aleminde canlandırır; onlara bir tür hayat verir. bunlar eski tabirle ruhaniyat, yeni tabirle enerji formlarıdır.

    maalesef günümüz dünyasında algı sahamıza girenler ekseriyetle negatifliklerden ibarettir. dolayısıyla her gün iç alemimize oluk oluk negatif enerji akmaktadır. işte bu karanlık enerjiler bizdeki sıkıntıların, bunalımların, psikolojik rahatsızlıkların ana sebebidir. tv seyretmemek, internete sınırlı erişim, kötü arkadaşlardan uzak durmak, menfi işlerin döndüğü mekanlara gitmemek vs. gibi yollarla negatif akışı kısıtlama imkanımız vardır; ancak durdurma imkanımız yoktur.

    işte bu noktada bize istiğfar adlı çok büyük bir nimet bahşedilmiştir. istiğfar yani "estağfirullah" tesbihi başlıbaşına allah'ın bize rahmet hazinesinden bir ikramıdır.

    estağfirullah öyle bir tesbihdir ki, tekrar edildikçe nuru(pozitif enerjisi) açığa çıkmaya başlar ve tüm negatif enerjileri çözüp dağıtıp yakar. durugörü/keşif kabiliyeti olan biri, estağfirullah çeken birine bakacak olsaydı, ondan simsiyah dumanların yükseldiğini ve o şahsın gittikçe parladığını görürdü.

    işte bu sebeple hepimiz hiç aksatmadan her gün düzenli olarak en az 100 defa estağfirullah çekmeliyiz. artırmamız(300, 500) kendi menfaatimizedir. mümkünse yüksek sesle, konuşma tonunda çekilmesi tavsiye edilir. bu şekilde yıkıcı gücü artmaktadır.
  • allah'tan af dilemedir. kişi eğer günahlardan kurtulmak istiyorsa istiğfar etmelidir. bunu günahların affedilmesi manasında söylemiyorum, affedilmesi için zaten tövbe gereklidir fakat günahı işlemeye devam etmemek için de istiğfar etmelidir. en küçük günahlarda bile hemen arkasından istiğfar etmeyi alışkanlık haline getiren biri zamanla tüm günahlardan uzaklaşır. istiğfar edilen günahı aynı gün içerisinde tekrarlasa bile her seferinde hemen arkasından istiğfar etmeye devam ederse yani yalnızca bir kez estağfirullah dese bile o günahtan giderek uzaklaşacağı kesindir. hatta basit bir günahın arkasından estağfirullah deyip pişmanlık hissetmek kişiyi o günahın kendisinden uzaklaştıracağı gibi büyük günahlarla da arasındaki mesafeyi arttırır çünkü günahın farkındalığı vicdan azabını da beraberinde getirir ve bu da o günahlardan soğumaya vesile olur. bu günahlardan soğumak sadece ahirette değil dünyada da insanlara huzur verir. helal dairesi, haram dairesinden çok daha geniş olduğu gibi anlık zevklerden çok kalıcı huzur elde etmek isteyen bunu ancak helal daire içerisinde gerçekleştirebilir. günahlar ise kişiye er ya da geç pişmanlık, tatminsizlik, ve huzursuzluk verir çünkü günah olan davranışlar fıtrata uygun değildir.

    hiçbir insan cennete iyi amelleri sebebiyle hak edilmiş olarak girmez, çünkü iyi ameller allah'ın bize verdiği sayısız lütfu dengeleyemez. cennete ancak allah'ın merhametiyle girilebileceği için iyi ameller bu merhamete yaklaşmaya vesile olur, tıpkı kötü amellerin günahlarının bağışlanması ve onlardan uzaklaşmaya sebep olan istiğfar gibi. allah'ın merhametini kazanmak için ve günahlardan uzak huzurlu bir dünya ve ahiret için bolca istiğfar etmek gerekir.
  • önceleri günahlarım için istiğfar ederdim.

    sonraları günahlardan istiğfarım için istiğfar etmeyi öğrendim.

    niçin biliyor musunuz?

    emmare seviyesindeki kişi, ister farkında olsun ister olmasın bir tür ilahlık iddiası içindedir. günah adı verilen menfi fiilleri işlediği zaman bunu uluhiyetine yakıştıramaz. ulu tanrı nasıl günah işleyip kendini alçaltır? nasıl kendini kirletir? tez zamanda bu kirden kurtulmalıdır. işte onun istiğfarı bir tür kendini tenzih etme girişimidir.

    tevbesi istiğfarı, ağlaması sızlaması, af dilemesi hep bu kapsamdadır. hayalindeki tanrısı istğfar edince hemen onu affeder ve "aferin kulum bana hep böyle gel" der. kimi zaman da bir türlü affa mazhar olamaz. hayalindeki tanrının hep kaşları çatıktır. aslında kendini affedemiyordur öznemiz; işin aslı budur. peki niçin kendini affedemiyor öznemiz? o daha çok iç çatışmalar ve psikolojik süreçlerle ilgili bir durum.

    işte emmarenin tevbesinin de istiğfarının da içyüzü budur. bu gerçeği ayetlerle, hadislerle, tasavvufi menkıbelerle örtmenin faydası olmaz. hatta daha beter ve içinden çıkılmaz bir hal alır.

    bu noktada tasavvuf büyükleri "varlığından daha büyük günah olmaz" demişlerdir. burada varlıktan kasıt egodur.

    vakti zamanında bu hakikat kalbine düştüğünde içimden şöyle geçmişti " madem yaptığım tüm ameller egomu şişirmek ve kutsamak; kaçındığım tüm günahlar ve istiğfarlarım da egomu tenzih etme girişimi ise ben niye bunlarla uğraşayım ki? niçin daha beter batayım ki? hiçbir şey yapmam ben de"

    neyseki imam-ı rabbani hazretleri beni ikaz etti. amel yapmamı ve istiğfar etmemi ama bunları görmememi söyledi. tüm bunlar size çelişik geliyor olabilir. aslında çelişik bir durum yok. eğer ameli bırakırsak, "okullar olmasaydı eğitim bakanlığını ne güzel idare ederdim" diyen osmanlı nazırının durumuna düşeriz; diyalektik işlemez ve ilerleme olmaz.

    ancak yine de bunlar kalbin idrakına dahildir ve zihinsel süreçler değildir. o yüzden kuru kuru bilmek ve bu çerçevede sorular sormak işe yaramayacaktır. yaşaya yaşaya öğrenmeliyiz. yaşantı için de çok amel gerekir. amel yapmayanlar egosu iyice şişmiş bir laf ebesi olmaktan öteye gidemezler.
  • isnetus, önemli bir noktaya işaret etmiş.

    kişi, yaş aldıkça, toyluğun deli sularından yavaş yavaş karaya çıktıkça genelde yaptıklarından/yapamadıklarından pişman olur. zamanını harcamış, saflığını berhava etmiş, üstelik bunların karşılığında eline tatsız birkaç hatıradan başka bir şey geçmemiştir. bu, kişinin tüm içsel kuvvetlerinin ayaklandığı hâldir. psikolojik sorunların ayyuka çıktığı hâl de diyebiliriz. neticesinde kimileri içkiye vb. sarılır, kimileri doktorlara ya da kişisel gelişimcilere koşar, kimileri maneviyata yönelir. tövbe edilir, bazan bozulur yine edilir. "kendini affetmek" dediğimiz olgu, biraz da modern spiritüalistlerin gazıyla burada karşımıza çıkar. hakikati şudur: kendinden beklentisi çok olanlar kendilerini affedemezler. affettiklerini zannederler, ama en ufak darbede kurdukları yapı çöker. zira çözülmesi gereken asıl sorun kendini affetmek değil, kendinden çok şey beklemektir: ego. mutlu olma metodu olarak sunulan başkalarından bir şey beklememek, bu beklentisizliği önce benliğine uygulayabilen için geçerlidir.

    kendinden çok şey beklemek, hepimizin içinde bulunduğu genel hâldir. iyi olmak, temiz olmak, yararlı olmak, adam olmak, sevilen, aranılan olmak vb. hepimiz bunları kendimizden bekleriz. olmadıkça da kendimize çatar dururuz. bütün bunlardan geçmedikçe, yani "işlenmemiş nefs"in iyi, temiz, yararlı vb. niteliklere sahip olamayacağını, bilakis şerlerin kaynağı olduğunu idrak etmedikçe kendini affetmek adlı fasit daireden çıkmak olası değildir.

    tövbe edilmez, alınır, derler. on seneyi aşkın bir zaman önce bir büyüğümden duymuştum: git mübarekten tövbeni al, diye. o an bu sözü anlayamamıştım, gene de aklıma yazmıştım. ömrümce en ziyade faydasını gördüğüm bir yaklaşımdır bu. nitekim, sonra kâmil zatlardan aynı nasihati çok işittim: "evladım, anlayamadıklarınızı heybenize atın. ama on yıl, ama yirmi yıl geçer anlarsınız. sakın ola iddia ve inkâr etmeyin, reddetmeyin." yaşadıkça taşlar yerine oturuyor, yine de tam oturması belli ki yıllar alır. özetle kişioğlu tecrübe ettikçe, istiğfarı dilinden yapıp ettiklerine indirdikçe çıkmazlarını aşabilir. istiğfar, yapmamız gerekenleri yapmamızdır: yasaklardan kaçınmak, emirlere yapışmak. malum, emirler ve yasaklar ahlaki ve fiziki olmak olmak üzere, soyut ve somut alanı kapsar. hırsızlık, yalan, gıybet, sui zan, içki vb. yasaktır. dürüstlük, edep, emanete riayet, beş vakit namaz vb. emirdir.

    kişinin tövbesi, affetmesi, kendisiyle olan ilişkisinin durumu, emirler ve yasaklarla kurduğu ilişkinin izdüşümüdür. nasıl kişinin vücut sağlığı, cildinin renginden, dokusundan anlaşılıyorsa manevi sağlığı da emir ve yasaklara uyup uymadığına bakılarak kolayca teşhis edilebilir.

    görüldüğü üzere, maneviyatı sağlıklı insan bulmak zordur. hele memleketin iyi ayaklı manzaralarına baktıkça yüreğe ateş düşmemesi mümkün değildir. vurguncusu, fırsatçısı, bizansçısı, ayrılıkçısı, daha üstünde iş bilmezi, rüşvetçisi, kayırmacısı, hısım akrabacısıyla yapış yapış bir yozlaşmadan geçiyoruz. alt yapı üst yapıyı belirler. salt ekonomik anlamda değil, etik, estetik, her anlamda. tüm çabamızı sağlığımıza kavuşmak için seferber etmek durumundayız. ne diyor gönül doktorları: takdir-i ezel gayrete âşıktır. medet ya tabîbe'l-kulûb.
  • çok güzel, önemli bir entry:
    (bkz: #86474829)