şükela:  tümü | bugün
  • özellikle köpeklerde aranan özellik.kedilerde bulunmaz.temel itaat ve ileri itaat eğitimleri bulunur.bekçi köpeklerinde ileri,açık alan çoban köpeklerinde az gelişmiştir.baskın ırklar da eğitimsizlik sonucu itaat problemleri gelişebilir.
  • (bkz: sapere aude)
  • yüksek kültürlerin birinci sorunu. duygusal engellilik sorununun ana kaynaklarından birisi.

    itaat, en bilinen şekliyle bir otoriteye bağlı olmak, davranışları ve düşünceleri otoritenin isteği doğrultusunda kontrol etmektir. otoriteye teslim olma davranışıdır. kökeni yine çocukluğa iniyor.

    küçük bir çocuk hayatını tümüyle ebeveynleriyle uzlaşmak yoluyla sürdürebilir. ebeveynlerle uzlaşmak aslında bir varoluş sorunudur. yaşama içgüdüsünün dayatmasıdır. çocuğunun ağlamasını, acıkmasını, uykusunu, “yaramaz” davranışlarını denetim altına almak isteyen ebeveyn, çocuğunun davranışlarını onu bir takım şeylerden mahrum ederek kontrol eder. bu ise çocukta bir varoluş kaygısı, bir hayati tehlike duygusu oluşturur. hayatta kalabilmek için çocuk ebeveynle uzlaşır. bu uzlaşma sırasında ebeveynin istemediği ama çocuğun normal olarak ortaya koyduğu davranış yabancılaştırılır. kişi, kendine yabancılaşır. kendi içinden gelen davranışlar bir kenara itilir. hayatını sürdürebilmek için kendiliğini reddeden çocuk, kendi isteklerine karşı da yabancılaşır. karşısındaki insanın dayattığı davranışı benimser.

    burada ilk sorun kişinin kurtulmaya çalıştığı, reddettiği, içeride bir yerlere hapsettiği kendiliği ile ilgili ortaya çıkan “yabancı düşmanlığı”. diğeri ise kişinin itaati benimsemesi ve başkalarına da itaati benimsetmesi, arkadaşlarının, yanında çalışanların, emrindekilerin ve daha da vahimi çocuklarının da itaat etmelerini istemesi. yabancı düşmanlığı ile ilgili olarak (bkz: yabancı düşmanlığı/@antropolog)

    karşısındaki insanın dayattığı davranışı benimseyen bireyin kendine yabancılaşmasından bahsetmiştik. insanın reddettiği kendiliği, sırf kendisi reddetti diye kaybolmuyor tabii. içerilerde bir yerlerde duruyor. kişi, karşılaştığı insanlarda bu reddettiği davranışı gördüğü zaman, kendine olan düşmanlığı ortaya yeniden çıkıyor ve bir yansıtma * davranışı geliştiriliyor. yani nefret edilen kendilik yüzünden, artık karşısındaki insana bir düşmanlık besler hale geliyor insan. sırf onun yapamadığı şeyleri yapabildiği için nefret ediyor.

    küçüklükten beri sürekli olarak itaat etmenin erdeminin öğretildiği toplumlarda, günümüzün “yüksek kültürlerinde”, sürekli kendimizden nefret ederek, sürekli kendimizi gördüğümüz her şeyden nefret ederek yaşıyoruz. böyle yetiştirilip büyütülüyoruz. metallica’nın the unforgiven şarkısındaki gibi: “through constant pain disgrace/the young boy learns their rules”.

    itaat eğitimi almış insanların kendilerini rahat hissettikleri bir nokta var: kendilerine itaat eden birilerinin olması. kendini besleyen bir kısır döngü oluşturuyor itaat davranışı. sürekli itaat ederek yaşıyoruz ve kendimizi daha rahat hissedebilmek için itaat eden birilerine ihtiyaç duyuyoruz. kaybettiğimiz kendimize saygının yerini alıyor itaatin yapay saygısı. sürekli kendine yabancı, kolaylıkla itaat eden, kendiyle barışık olmayan insanlar yetiştirip duruyoruz.

    doğuştan gelen bir takım yatkınlıklar söz konusu olsa bile, daha çok öğrenmeyle ilişkilendiriliyor itaat etme eğilimi. bir cizvit misyoneri, 1600’lü yıllarda amerika kıtasına gidiyor. bir kızılderili kabilesine hristiyanlığı öğretiyor. o zamana kadar kendi halinde yaşayan, kendi istediği gibi davranan insanlar birden bire itaat etmeye ve buyruk vermeye başlıyor. bazıları tanrı’ya itaati o kadar abartıyor ki yemek bile yemeden gece gündüz ibadet etmeye başlıyor. tanrı’ya itaat etmeyenleri cezalandırmaya başlıyorlar. küçük çocuklar bile kendi aralarında oynadıkları oyunlarda birbirlerine ceza verir hale geliyorlar. bütün toplum bir itaat dalgasıyla sarsılıyor ve bazıları “tanrı’ya itaat ettiği için ve itaatin ne demek olduğunu bildiği için fransızların çok yüce insanlar olduğunu” söylüyor.

    içerisinde doğup büyüdüğümüz kültürlerin, ileri medeniyetlerimizin, parlak isimlere sahip partilerimizin, afrika kıtasının cetvelle çizilmiş sınırlara sahip devletlerinin varoluş sebebidir itaat. insana yakışmayan bir davranış olarak bir gün tarih kitaplarında yerini alacağını umuyorum.

    itaati atlara ve itlere bırakmadıkça insana rahat yok. insanın itaatle işi yok.
  • edenin üstünden atamadığı kir.
  • (bkz: paul tibbets)
  • sivil itaatsizlik yanlılarının hazzetmediği sözcük.
  • bir apple ürünü. i taat.
  • bağlılık, sorgusuz sualsiz kabul etme, kölelik de denilebilir.

    agatha christie'nin adını hatırlayamadığım bir kitabında bu itaat duygusuna dair bir tasvir vardı, bir heykeltraş "sonsuz bağlılık" gibi birşeyi eserinde tasvir etmek istiyor, bunun için taştan bir kadın heykeli yapmaya karar veriyor. heykelin gözleri için kör bir kadından, boynu guatr hastası bir kadından ilham alıyor sanatçı. boynun o şişmanlığı ve dolgunluğu hareketsizlik ve kölelik gibi anlamları barındırıyor, gözleri ise kör olduğu için karar verme yetisini kaybetmiş, emre tabi. eller şişman ve dolma parmaklı, bu da yeteneksizlik ve emre tabi olmayı sembolize ediyor..

    kitapta sanatçı heykelini yapmak için çok çaba gösterse de bitiremiyor. ama kocası çok yakışıklı olan ve aynen hayalindeki itaatkar kimseye benzeyen bir kadın görüveriyor. kitabın devamını unutmuşum ama bu kadın kocasını öldürüyordu, hem de gizli saklı falan değil.. insanların gözü önünde, cinayet delillerini de yok etmeden. kadın tutuk zekalı olmasına rağmen, ve etrafında cinayete şahit olan insanlar olmasına rağmen, insanlara kendisinin suçsuz olduğunu düşündürmeyi başarıyordu.
  • teslimiyet.