şükela:  tümü | bugün
  • yüksek kültürlerin birinci sorunu. duygusal engellilik sorununun ana kaynaklarından birisi.

    itaat, en bilinen şekliyle bir otoriteye bağlı olmak, davranışları ve düşünceleri otoritenin isteği doğrultusunda kontrol etmektir. otoriteye teslim olma davranışıdır. kökeni yine çocukluğa iniyor.

    küçük bir çocuk hayatını tümüyle ebeveynleriyle uzlaşmak yoluyla sürdürebilir. ebeveynlerle uzlaşmak aslında bir varoluş sorunudur. yaşama içgüdüsünün dayatmasıdır. çocuğunun ağlamasını, acıkmasını, uykusunu, “yaramaz” davranışlarını denetim altına almak isteyen ebeveyn, çocuğunun davranışlarını onu bir takım şeylerden mahrum ederek kontrol eder. bu ise çocukta bir varoluş kaygısı, bir hayati tehlike duygusu oluşturur. hayatta kalabilmek için çocuk ebeveynle uzlaşır. bu uzlaşma sırasında ebeveynin istemediği ama çocuğun normal olarak ortaya koyduğu davranış yabancılaştırılır. kişi, kendine yabancılaşır. kendi içinden gelen davranışlar bir kenara itilir. hayatını sürdürebilmek için kendiliğini reddeden çocuk, kendi isteklerine karşı da yabancılaşır. karşısındaki insanın dayattığı davranışı benimser.

    burada ilk sorun kişinin kurtulmaya çalıştığı, reddettiği, içeride bir yerlere hapsettiği kendiliği ile ilgili ortaya çıkan “yabancı düşmanlığı”. diğeri ise kişinin itaati benimsemesi ve başkalarına da itaati benimsetmesi, arkadaşlarının, yanında çalışanların, emrindekilerin ve daha da vahimi çocuklarının da itaat etmelerini istemesi. yabancı düşmanlığı ile ilgili olarak (bkz: yabancı düşmanlığı/@antropolog)

    karşısındaki insanın dayattığı davranışı benimseyen bireyin kendine yabancılaşmasından bahsetmiştik. insanın reddettiği kendiliği, sırf kendisi reddetti diye kaybolmuyor tabii. içerilerde bir yerlerde duruyor. kişi, karşılaştığı insanlarda bu reddettiği davranışı gördüğü zaman, kendine olan düşmanlığı ortaya yeniden çıkıyor ve bir yansıtma * davranışı geliştiriliyor. yani nefret edilen kendilik yüzünden, artık karşısındaki insana bir düşmanlık besler hale geliyor insan. sırf onun yapamadığı şeyleri yapabildiği için nefret ediyor.

    küçüklükten beri sürekli olarak itaat etmenin erdeminin öğretildiği toplumlarda, günümüzün “yüksek kültürlerinde”, sürekli kendimizden nefret ederek, sürekli kendimizi gördüğümüz her şeyden nefret ederek yaşıyoruz. böyle yetiştirilip büyütülüyoruz. metallica’nın the unforgiven şarkısındaki gibi: “through constant pain disgrace/the young boy learns their rules”.

    itaat eğitimi almış insanların kendilerini rahat hissettikleri bir nokta var: kendilerine itaat eden birilerinin olması. kendini besleyen bir kısır döngü oluşturuyor itaat davranışı. sürekli itaat ederek yaşıyoruz ve kendimizi daha rahat hissedebilmek için itaat eden birilerine ihtiyaç duyuyoruz. kaybettiğimiz kendimize saygının yerini alıyor itaatin yapay saygısı. sürekli kendine yabancı, kolaylıkla itaat eden, kendiyle barışık olmayan insanlar yetiştirip duruyoruz.

    doğuştan gelen bir takım yatkınlıklar söz konusu olsa bile, daha çok öğrenmeyle ilişkilendiriliyor itaat etme eğilimi. bir cizvit misyoneri, 1600’lü yıllarda amerika kıtasına gidiyor. bir kızılderili kabilesine hristiyanlığı öğretiyor. o zamana kadar kendi halinde yaşayan, kendi istediği gibi davranan insanlar birden bire itaat etmeye ve buyruk vermeye başlıyor. bazıları tanrı’ya itaati o kadar abartıyor ki yemek bile yemeden gece gündüz ibadet etmeye başlıyor. tanrı’ya itaat etmeyenleri cezalandırmaya başlıyorlar. küçük çocuklar bile kendi aralarında oynadıkları oyunlarda birbirlerine ceza verir hale geliyorlar. bütün toplum bir itaat dalgasıyla sarsılıyor ve bazıları “tanrı’ya itaat ettiği için ve itaatin ne demek olduğunu bildiği için fransızların çok yüce insanlar olduğunu” söylüyor.

    içerisinde doğup büyüdüğümüz kültürlerin, ileri medeniyetlerimizin, parlak isimlere sahip partilerimizin, afrika kıtasının cetvelle çizilmiş sınırlara sahip devletlerinin varoluş sebebidir itaat. insana yakışmayan bir davranış olarak bir gün tarih kitaplarında yerini alacağını umuyorum.

    itaati atlara ve itlere bırakmadıkça insana rahat yok. insanın itaatle işi yok.
  • her insanda bulunan bir güdü, bir dürtü. iktidara ve güce teslim olma hali.

    bunun varlığını reddeden insan ya kendini tanımamıştır ya da gerçek gücü.
  • sadece taptığımız bir partnerle yatakta isek gönül rızasıyla yaptığımız emire riayet etme olayı.
  • teslimiyet.
  • adım adım kazanılır, yaratılır.
    bahşedileni kişiye özel olmadığı gibi doyurucu da değildir.
  • bazılarınca ermişlik gibi pazarlanır:

    --- spoiler ---

    diz çökün ve itaat edin,
    hiç olmaya davet ediyorum

    --- spoiler ---

    ahahha hiç güleceğim yoktu, iyi pr çalışılmış tebrikler.

    (bkz: tasavvufun kapısını bdsmle aralamak) (bkz: bulşit)
    kim uyduruyor ayol bunları, yıl olmuş futurama hala bize asketizmle geliyorsunuz, yemezler.
  • her gün yüzlerce kez yaptığımız eylem. kendilerini özgür sanıyor bazıları. sanki hiç müdürüne-patronuna-eşine-işverenine-siyasilere-kolluk kuvvetlerine-öğretmenine-mecburiyetlere-keyfiyetlere itaat etmemiş gibi..
  • kisiyi ozgurlestirir. mutlak akla veya guce kosulsuz yapilan itaat, kisiye once bir hic oldugunu hissettirerek egolarindan arindirir. sonra da arinmanin ve hicligin verdigi bosluk uzerine guce itaatin verdigi haz kisiye huzur ve mutluluk getirir.
    (bkz: bdsm)
  • boyun eğme. yalnız bu boyun eğme baskı ve zor kullanılarak elde edilemez. itaat içerisinde bir şiddet görme korkusu barındırdırsa doğrudan şiddet ihtiva etmez.
    itaat yani bir boyun eğen varsa, bir de kendisine boyun eğen olmalıdır. kendisine boyun eğilene otorite denilir. otorite emir verir, emri alan ise ona itaat eder.
  • itaat, yağmur altında çimleri sulamaktır.