şükela:  tümü | bugün
  • van'da 1986-1991 yıllarında kaçakçılık,uyuşturucu ticareti,sahte para işi,ırza geçme,kız-kadın kaçırma ,cinayet vs.her türlü suçu işlemelerine rağmen yönetimce himaye edilen bu mahlukları, yargılama imkânı elimizden alınmıştır.ne acıdır ki suçu işyeyip polis,özellikle de jandarma nezaretine alınan bu şerirler bir iki gün içinde kayıp (!) oluyorlardı.o yıllarda yargı van'da tek kelime ile acizdi.
  • pkk'ye karşı yürütülen operasyonlar sonrasında tutuklanan bu bireylerin nasıl olupta "en pis işler" için kendilerini bu kadar kullandırtabildiklerini düşünmeden önce bir şeye odaklanmak gerekiyor..neden pkk örgütünden kopan insanlar bir takım maddi desteklemeler, kaçakçılık için imtiyazlar tanınması ve ceza indirimleri sonrasında bu kadar kolay taraf değiştirebilmiştirler? bu soruyu elbette insanoğlunun en basit dürtüsü olan "yaşamak" ve "daha iyi yaşamak" ile açıklayabiliriz..lakin, kanımca esas neden bu değil..

    esas neden pkk'nin örgütlenmesinde sorunlardan kaynaklanıyor..bu örgüte mensub olan kişilerin büyük bir kısmının "ideolojik olarak dolu olma" gibi bir mufhumdan eksik kaldıklarını düşünmekteyim.. yani örgüte dahil olan insanlar genellikle bütün militan örgütlerin en olmasza olmazı olan "inançlı olma" veya bağlı bulunduğu örgütte sadece "maddi karşılıklar elde edebildiği" veya "sürüye dahil olma psikolojisini yaşayabildiği" için değil "manevi doygunluk" ve "adanmışlık" için de faaliyet yürütüyor olması gerekir..

    halbuki, pkk örneğinde bu ayağın ağır ağsak yürütülmeye çalışıldığı; şiddete tapındırma güdüsü altında mitoslaştırılmış bir lider * ve ülke * figürü dışında, örgüt elemanları için ideolojik sermayenin sıfırlarda gezindiği çok bariz bir gerçektir..bu mevcut durum içinde kolay kazandırılmış olan bu yarı-ideolojik formasyon "maddiyat" karşısında kolayca eritilebilmiştir..işte bu yüzden, yani ideolojik olarak boş yığınların pkk'nın örgütsel tabanını oluşturmuş olması yüzünden jitem tarafından öldürülmüş olan musa anter'in katili itirafçı olan bir kürttür.. kod adı dıjwar dır..
  • "otorite" altında "f" harfinin yerini değiştirebilme özelliğine sahip karanlık topluluk (?).

    edit: hemşo loststone uyardı, "ç" harfi de yumuşayarak "c" oluyor. hayret, hayat ne garip...
  • dhkp-c itirafçısı semra duyar'dan;

    "örgütün içerisinde aktif faaliyet yürüttüğüm dönemde itirafçılığa ilişkin, örgütün ve farklı çevrelerin bakış açısını asgari olarak biliyordum.

    ancak bugünkü konumum gereği, bu konu beni daha yakından ilgilendirdiğinden daha fazla bu konuya eğilme gereği duydum.

    örgütler, itirafçılığı en fazla karalama gereği duyan ve anti propagandasını yapan çevrelerin başında geliyor. demokrat kesim ise, bugüne kadar ortaya konan itirafçılık imajına ve “konum”larına göre, itirafçılığa karşıt bir tutum takınıyorlar. kamuoyunda ise, genel olarak örgütlerin anti-propagandası ve demokrat çevrenin itirafılığaç ve itirafçılara karşıt tutumundan dolayı olumsuz imaja sahip.

    bugüne kadar itirafçılar, vuran-kıran bir canavarlarmış gibi lanse edilmiş ve onursuz, kişiliksiz gibi gösterilmeye çalışılmış. bu yönde bir kanının oluşması için başta örgütler olmak üzere bazı çevreler ellerinden geleni yapmaya çalışmışlardır. kimse insanların neden itirafçı olduğunu araştırmamış ve itirafçılık konusu üzerine eğilme gereği duymamışlardır.

    itirafçılar gerçekten de toplumdaki bir çok kesime göre en zor durumda olan insanlardır. birincisi, genel olumsuz imajdan dolayı önyargıları göğüslemek durumundadır; ikincisi, bir misyondur itirafçılık. şöyleki; ya itirafçı olarak sadece “pişmanım” diyeceksin, ya da vicdanî rahatlığın için acılarla edindiğin deneyimleri başkalarının yaşamaması için önyargı ve beraberinde yanlızlığı göğüsleyerek, misyonunun gereğini hiçbir çıkar gözetmeden yerine getireceksin. doğru olan bu misyonu göğüslemeyi göze almaktır. acı olan ise, önyargıların varolmasıdır.

    unutulmamalıdır ki, itirafçılar siyasal olarak verdiklerini düşündükleri mücadele ve bu mücadele yöntemlerine karşı çıkarak, kendini yenilemiş, bir çoklarının yaptıkları gibi ikiyüzlüce “başıma birşey gelir” düşüncesiyle davranmak yerine tercihlerini yüreklice yapmışlardır. bir kenarda durmaya çalışmamışlar, konumunun gereğini yerine getirmişlerdir.

    ıtirafçılar artık kendilerini ait hissetmedikleri bir ö rgütün cezasını yattıktan sonra, dışarıda sıradan bir insan gibi yaşama şansına sahip değiller. gelecek kaygısı, zorluklar onları bekliyor. bununla birlikte, kendi yaşadıkları zorlukları başkalarının yaşamaması için ellerinden geleni yapmaya çalışmaları, en azından bu gerçeklikten toplumu haberdar etmek gibi bir sorumlulukları var. haklarındaki olumsuz imaja rağmen, kendilerini ifade edebilecekleri platformdan da yoksunlar. tüm dileğim, önyargıların kırılması ve itirafçılarında kendilerini ifade edebilmeleridir."

    http://www.geocities.com/turkander/semra.htm
  • 3419 sayılı bazı suç failleri hakkında uygulanacak hükümlere dair kanun’un 1. maddesi, itirafçı’yı, "siyasi ve ideolojik amaçla, tck 125., 131., 146. ve 162. maddelerde yazılı suçları işlemek için oluşturulmuş örgütlerin mensubu olduğu halde işlenen suçlara iştirak etmemiş olanlarla; suça iştirak etmiş olmakla beraber, hakkında tahkikata başlanmamış olanlar; örgüt faaliyetleri hakkında bilgi vererek örgütün dağılmasını veya örgütün suçu işlemesinin önlenmesini durumunda veya silahları ile birlikte teslim olmaları halinde haklarında cezai işlem yapılmaz" şeklinde tanımlamaktadır.

    pkkya karşı sürdürülen mücadelede, halkın özellikle olağanüstü hal bölgesi *'nde kolluk güçlerinden uzak durması, yasanın oldukça geniş imkanlarla uygulanmasına, itirafçıların kolluk güçlerince yasal prosedürün dışında kullanılmasına sebep olmuştur. tbmm faili meçhul siyasi cinayetleri araştırma komisyonu hazırladığı raporda: “itirafçılar devletin bunlar üzerinde yeterli disiplini sağlayamamasından istifade ederek, suç örgütleri kurmuşlar, silah kaçakçılığı, adam öldürme, uyuşturucu kaçakçılığı gibi olaylara karışmışlardır. bu suçlamalardan ötürü yakalanan birçok itirafçının suçlarının ise bazı üst düzey kamu görevlilerinin devreye girmesi ile kapatıldığı komisyonumuzca tespit edilmiştir” denilmekteydi.

    jitem‘in kurucusu olarak ünlenen ve bugün hala tam olarak aydınlatılamamış bir cinayet sonucu öldürülen binbaşı ahmet cem ersever, aydınlık gazetesinden soner yalçın ile yaptığı görüşmede itirafçılardan şöyle söz ediyordu:

    “itirafçılık artık bir çıkar müessesesi haline getirildi. bunlara bir kontrol mekanizması gerekiyor... zaten adamlar ayrılmış polisin itirafçısı, jandarmanın itirafçısı diye”.

    ersever, sorgucu ile yakın bağ kuran itirafçının başka bir güvenlik görevlisi ile tekrar aynı bağı kurmasının zor olduğunu, cezaevlerinin gerilla eğitimli bu kişiler için zedeleyici bir yer olduğunu anlatıyor ve “biz bunlara cezaevleri yerine kamplar açalım. bu adamlar gerilladır... ideolojik olarak yetişmiş, askeri yönden yetişmiş, dağları araziyi iyi biliyor. işte bunlardan kılavuz olarak, yol gösterici olarak, örgütü tanıtıcı olarak istifade edelim. psikolojik harekat ekipleri kuralım. bu insanları cezaevlerinde çürütmeyelim” diyordu.

    hazırladığı raporda, işledikleri suçların faturasının kendilerini kullanan devlet kurumlarına çıkartıldığını yazan başbakanlık teftiş kurulu başkanı kutlu savaş, resmi hiçbir boyutu olmayan ve terörle mücadele kisvesi altında faaliyet gösteren benzer grupların var olduğunu ve adam öldürme yetkisinin özellikle ohal bölgesinde başçavuşlara, komiser yardımcılarına, hatta “dünkü terörist yarınki potansiyel suçlu” itirafçılara kadar indiğini anlatmaktadır.
  • ergenekon sürecinde itirafçıların itirafları gündeme geldi. bunlar tanık oldukları bazı cinayetleri vb. itiraf ettiler. ilkin pkk içinde gördüklerini itiraf etmişlerdi, aradan belli zaman geçtikten sonra da devlet güçleri arasında gördüklerini itiraf ettiler. devletin güvenlik görevlileri ile bir takım karanlık olayları beraber yapmışlar, kimi olaylara da şahit olmuşlar. burada ilginç bir nokta devlet güçlerinin bu itirafçılara güvenip yanlarında kanun dışı eylemler yapmaktan çekinmemeleri. adam kendi davasını satıp senin yanına gelmiş, seni niye satmasın? sen neye güveniyordun?
    devranın dönüp rüzgarın başka taraftan eseceğini düşünmemişlerdir muhtemelen.
  • cüneyt ülsever'in destek yayınları tarafından neşredilmiş, bir pkk itirafçısının anlattıkları ile polisiye ekseninde ilerleyen, aşk ile şekillenen olaylar silsilesi, güzel bir kitap.
    çığlık taşlıdağ, yani itirafçının iç hesaplaşmaları çok başarılı bir şekilde yansıtılmış ülsever tarafından.
    öyle ki kızabiliyorsunuz, dünü bırak önüne bak diye, bunu becerememesine kızıyorsunuz.
    ama bunu da izah ediyor ülsever, "bazen rahat insanı rahatsız eder" diyerekten.
    klasik bir polisiye kitap değil bu, "katil kim" gibisinden bir soru kesinlikle yok. öyle bir iddiası da yok zaten. "aşkın polisiye hâli" tanımlaması uygun görülmüş.
    kitapla ilgili tek eksik, mekân tasvirlerine hiç girilmemesi, bunun yerine ülsever doğrudan sokak, cadde veyahut bina, lokanta isimlerini vermeyi seçmiş. tabi bu da bahis edilen yerler ile ilgili bilgisi olmayan okura pek bir imgeleme yapma şansı bırakmıyor.
    kurgusu ve anlatımı başarılı bu kitabın ardından cüneyt ülsever'e ait diğer polisiye romanlarını da okumaya karar vermek en olası sonuç.
  • "itirafçı denilmesine bozuluyorlar ama tekrarlamakta fayda var: itirafçısınız ve itirafçılık siyasetin çukurudur." (tweet)
  • itirafçı , yüreği korkudan kararmış ,postunu kurtarmak uğruna yoldaşlarını satmış adamdır.
    kayıp söz -oya baydar