şükela:  tümü | bugün
  • ismi "genç" anlamına gelen, "asıl satir yazmamak zordur" diyen romalı satirist, şair.
  • (bkz: juvenal)
  • saturalari, usturuplu küfürler etmek isteyen bir insanin bas ucu eseri olmasi gereken sair. nispeten daha okkali küfüler etmek isteyenler icin (bkz: martialis)
  • roma yazini'nda gümüs dönem olarak bilinen periyodun en önemli edebiyatçilarindan. satira'larinda, yasadigi dönemin sosyal ve siyasal yozlasmisligini açik sözlü ve çarpici bir sekilde elestirir. 16 tane olan satira'larinin bilhassa ilk 9'u üslüp olarak serttir. yergilerinden en çok nasibinin alan unsurlarin basinda 'kadinlar' gelir. 6 numarali satira'sini, tamamen, roma yasami'nda kadinlarin ahlaki zaaflari ile ilgili gözlemlerine ayirmistir.
  • tam adı decimus junius juvenalis olan latin şairi.
  • "quid romae faciam? mentiri nescio; librum, si malus est, nequeo laudare et poscere; motus astrorum ignoro; funus promittere patris nec uolo nec possum; ranarum uiscera numquam inspexi; ferre ad nuptam alii; me nemo ministro fur erit, atque ideo nulli comes exeo tamquam mancus et extinctae corpus non utile dextrae." (saturae, liber 3, 41-48) yergilerinde şeklinde çomak sokan sivri dil.

    türkçesi: "ne işim var benim roma'da? yalan söylemeyi bilmem, kötü kitapları övmeyi, bir nüshasını istemeyi beceremem; yıldız hareketlerinden anlamam; bir adamın babasının cenaze töreni için vaatte buunmayı ne isterim, ne de yapabilirim, kurbağaların iç organlarını hiç incelemedim; aşığının geline gönderdiği hediyeleri ve söylediği sözleri taşıma işi başkalarının olsun; hiç kimse hırsız olamaz benim yardımımla, bu yüzden kimsenin hizmetkarı olamam; kötürüm,çolak, işe yaramaz bir gövde gibiyim."

    kaynak: iuvenalis / yergiler (saturae)
    çeviren: çiğdem dürüşken & alova

    yergilerin latince tamamı için:
    http://www.latince.net/…er/iuvenalis_saturae_1.html
  • 2 numaralı saturasıyla roma'da başlayan erkek erkeğe, sapkın ilişkilerin (herkesin cinsel tercihlerine saygım var, bu tabir şairin kendine ait. beni kategorize etmeyin lan!) hakkında demediğini bırakmamış; "ah güzelim, nerede o eski erdemli latin çiftçileri" de demiş satirist.

    beyefendi çılgın değildir. muhafazakardır. eminem gibi karşı çıkmaz mevzulara -canımı sıktınız veyahut, başıma ne büyük bela getirdiniz yahu!- diyerek çemkirmez. aksine, toplumu oluşturan ne varsa, değer kaybına uğrayan, işte onları özlemle anar. tabi ki sinirlidir. çünkü o bir satiristtir. o, horatius gibi satura yazamaz. o sırtını imparatorluğun kuvvetli surlarına ve kapı gibi augustus'a dayamadı. o imparatorluğun oldukça azap dolu günlerine denk geldi. delisi, komplekslisi, manyağı türlü imparatorla uğraşmak zorundaydı. sanıyor musunuz, juvenalis de kimi çağdaşları gibi mevkii peşindeydi? evet peşindeydi ama şöyle düşünün; -her zaman verilen örnek- olayları kendi zaman dilimleri içinde değerlendirmeli; -işte fatih 'e de kardeş katili demememizin sebebi de bu deği midir?- zaman kendisine benzeterek yoğurur insanları.

    efendim bu entry'mde diğer saturalarına değil de yine ve yine 2. saturadan bahsetmek istiyorum. zira; juvenalis, 3. saturasında "ne işim var roma'da?" diye sorarkan (bkz: juvenal/#7451797) aslında şunu kastetmiyor muydu:

    "ben değil, roma değişti. roma gidemeyeceğine göre, kim gitmeli?"

    gidenler, kalanlar hep birlikte roma'nın daha da yozlaştığına şahit oldular. roma'nın o dönemki yoz kültürüne şöyle bir göz atmak isteyenler için:

    petronius un, satyricon eseri birebirdir.
  • iii. saturası necdet sumer tarafından şöyle çevrilmiş olan, son dönemde pek ilgimi çeken satura yazarı.

    "ne işim var roma'da"

    sarstıysa da eski bir dostumun ayrılışı beni,
    övgüye değer buluyorum yine de ıssız cumae'ye(6) yerleşmek,
    sibylla'ya (7) bir yurttaş armağan etmek istemesini.
    kapısıdır baiae'nin (8),hoş bir kıyı,tatlı bir sığınak.
    prochyta'yı (9)bile ben yeğlerim subura'ya (10),çünkü
    yangınlardan,durmadan çöken çatılardan ve
    vahşi kentin binbir tehlikesinden ve ağustos boyu
    çığırıp duran ozanlardan duyduğum korkuyu
    beter saymayacağım denli zavallı,o denli yalnız nereyi gördük?

    bütün ev bir tek arabaya yüklenirken fakat,durdu
    porta capena'nın (11) sular sızan kemerleri yanında arkadaşım.
    numa sevgilisiyle buluşuyordu burada geceleri (12),şimdi ise,
    kutsal pınar,koruluk ve tapınak yahudilere kıralanıyor
    malları mülkleri bir sepet ve kuru ottan ibaret olan
    (her ağaç çünkü halka vergi vermek zorunda,
    camena'lar kovulmuş,orman dilencilik yapıyor) (13)
    egeria (14) vadisine iniyoruz,yapay mağralara doğru
    ne denli daha yakın olurdu pınarların perisi bize,
    sarsaydı çimenler yeşil bir kuşakla suları,
    saldırmasaydı mermer doğanın kireç taşına.

    burada umbricus "mademki" dedi,"dürüst mesleklere hiç
    yer yok bu kentte,emeklere bir karşılık,
    bugün elimde olan dünkinden daha az,yarınsa
    birşeyler alıp götürecek kalan azıcıktan da,amacım oraya,
    yorgun kanatlarını daedalus'un (15)çıkarıp attığı yere gitmek,
    saçlarımda kırlar yeni,yaşlılığım dik ve taze iken,
    lachesis (16) için henüz birşeyler varken eğirecek ve kendimi
    kendi ayaklarımla taşırken dayanmadan bir değneğe
    elveda yurdum! artorius yaşasın orada ve catullus,kalsınlar
    akı karaya çevirenler,kolay gelir onlara tapınak,kanal,liman,
    cesetleri yakılacak yerlere taşıma sözleşmeleri yapmak,
    ya da mızrağın yetkesinde satılık baş sergilemek. (17)
    bir zamanlar borazancıydı bu adamlar;taşra arenalarının
    ayrılmaz yoldaşları,her kasabada tanınan şişik yanaklar
    şimdi kendi adlarına gösteri düzenliyorlar ve kitle
    baş parmağını yukarı çevirerek kimi istiyorsa onu
    öldürüp sevgi topluyorlar; (18) oradan gidiyor
    sözleşmeler yapıyorlar lağımlar için,hem niçin olmasın
    canı şaka yapmak istediğinde yazgı tanrıçasının
    yerin dibinden alıp göklere çıkardığına göre böylelerini?

    "ne işim var roma'da ? yalan söylemeyi bilmem;bir kitabı
    kötü ise övemem ve isteyemem;anlamam yıldızların
    devinimlerinden;ölümünü bir babanın sözvermek,
    ne isterim ne de gelir elimden;kurbağaların bakmış değilim
    iç organlarına hiç;harcım değil benim taşımak mektuplarını,
    armağanlarını aşığının yeni geline;hiçbir hırsız benden
    yardım görmeyecektir,bu nedenle gitmem yanında hiçbir valinin
    sanki bir sakat ve elinin gücü yitmiş bir yarasız beden gibi.
    kim sevilir bu zamanda bir suçun ortağı ve ruhu her zaman
    saklanması gereken sırlarla yanan kişi olmadıkça?
    kendini sana borçlu saymaz,vermeyecektir de hiçbir şey
    onurlu bir gizi seninle paylaşan kişi:istediği an
    verres'i (19) suçlayabilecek olandır verres'in seveceği adam,
    değerli olmasın gözünde öyle tüm kumları gölgeli tagus'un (20)
    ve denize yuvarlanıp duran altın,uykudan yoksun kalacak
    ve birgün yas içinde geri vermen gereken ödüller kazanacak.
    ve büyük dostunda hep bir korku uyandıracak denli.
    "şimdi hemen o soydan,zenginlerimizin gözünde pek sevgili,
    benimse en çok sakındıklarımdan sözedeceğim,utanç da
    engel olmayacak bana.ey quirites (21),dayanamıyorum artık
    yunanlaşmış kente;peki ama tortunun ne kadarı yunanistan'dan?
    suriye'nin orontesi'i (22) tiber'e (23) döküldü döküleli,birlikte
    dilini,geleneğini,flütüyle eğik telli çalgısını,
    soyuna özgü dümbeleklerini de getirdi ve
    circus'ta (24) kendilerini satmaları emredilmiş kızlarını da.
    defolun,başörtüsü boyalı yabancı orospulardan hoşlananlar!
    ey quirinus,senin o köylün şimdi sırtında trekhedipnon (25)
    ve yağlı boynunda niketerium (26) süsleri şölene seğirtiyor.
    bir yüce sikyon'dan,öbürü amydon'dan,biri andros'tan,
    biri samos'tan,bir başkası tralles ya da alabanda'dan gelip (27)
    esquiliae'ye saldırıyorlar (28) ve adını söğütten alan tepeye (29)
    büyük evlerin gözdeleri,gelecekte de efendileri.
    hızlı zeka,onmaz yüzsüzlük,dilbazlık ve
    isaeus'tan (30) da akıcı konuşma:söyle,necidir dersin bu adam?
    istediğin insanı getirmiştir yanında bize:
    gramerci(31),hatip,geometrici,ressam,güreş hocası,
    bilici,ip cambazı,hekim büyücü:bilir herşeyi
    karnı aç yunanlıcık;göğe çık,de,çıkar.
    kısaca,ne moritanya'lı ne de sarmatya'lı ne de trakya'lıydı
    kanatlar takınan adam,göbeğinde doğmuştu atina'nın (32)

    "kaçmayayım mı ben bu erguvan giyisililerden? benden önce o
    imzasını atacak,daha iyi sedire yan gelip yatacak ha
    erikleri,incirleri taşıyan rüzgarla roma'ya gelmiş olan?
    o denli mi yok hiç önemi,çocukluğumuzun
    aventinus (33) havasını içmiş,sabin (34) yemişiyle beslenmiş
    olmasının?
    "ya övmeleri,yaltaklanmakta pek uzman bu insanların
    bir bilgisizin konuşmasını,bir çirkin dostun güzelliğini,
    ya da antaeus'u (35) havaya kaldırmakta olan herakles'in ensesiyle
    bir tutmaları bir güçsüzün zayıf,uzun boynunu,
    hayran olmaları ya bir çatlak sese,bir horozun
    çıkardığını aratmayan,gagalarken eşi tavuğu?
    biz de gerçi övebiliriz aynı şeyleri,ama onlara inanılır.
    daha başarılı olabilir mi bir aktör,thais (36) rolünü,
    bir evli kadın ya da sırtı mantosuz bir yunalı kızı
    oynarken?maskeli bir komedya oyuncusu değil de,gerçekten
    tam bir evli kadın sanarsın konuşanı; bomboş ve dümdüz dersin
    karnının altı,yalnızca bir ince çizginin göze çarptığı.
    yine de ne antiokhus beğenilecektir kendi ülkelerinde
    ne de stratokles ya da çıtkırıldım haemus'la demetrius; (37)
    oyuncu bir ulusturlar.sen gülersin,kırılır o
    kahkahadan;ağlar,dostunda gözyaşları görmüşse,
    ama üzülmez;bir ateşcik istersin kış vakti ondan,
    giyer paltosunu;dersen ki "yanıyorum",başlar terlemeye.
    o halde biz,o ve ben,eşit durumda değiliz:her zaman,
    gece gündüz her an yüzüne başkasının yüzünü takınabilen,
    bir iyice geğirdiyse dostu,işediyse dosdoğru,gürül gürül
    ses verdiyse ters çevrilen altın leğen,kaldırıp ellerini
    alkış tutmaya hazır olan o benden daha iyi durumdadır.

    "dahası, kutsal hiç bir şey yoktur onun için,ne de kurtulur
    kasığından ne bir evli kadın ne de genç kız,ne damat adayı
    sakalı çıkmamış henüz,ne de oğlan çocuğu daha önce tertemiz;
    hiçbiri yoksa bunların,yatırır dostunun büyükannesini.
    bilmek isterler sırlarını evin,böylece korku uyandırmak.
    söz yunanlılardan açıldığına döre,okulları geçiyorum
    ve dinle şimdi daha görkemli bir cübbenin yediği naneyi.
    öldürür ele verip dostu ve öğrencisi barea'yı
    nehrin o kıyısından beslenip büyümüş olan ihtiyar stoacı (38)
    hani gorgo'nun kanatlı atı o kıyıda inmişti toprağa (39).
    yer yok bir romalıya burada,bir protogenes'in,
    bir diphilos'un ya da hermarkhos'un,soyundaki kusur gereği,
    asla bir dostu paylaşmayıp ona tek başına el koyan birinin,
    horozlandığı yerde.çünkü uysal bir kulağa azıcık
    damlatmaya görsün doğasının ve yurdunun zehirinden,
    kapı dışarı oluveririm,yiter gider yıllar uzun bir kölelikte;
    daha kolay değildir hiçbir yerde bir yanaşmayı atmak.

    "sonra,var mı bir değeri burada,kendimizi aldatmayalım,
    yoksulun bir hizmetinin,gün ağarmadan daha,giyip togasını (40),
    baksa da koşturmaya,praetor kaldırıp lictor'u (41) buyururken ona
    gitmesini çabucak,meslektaşı daha önce selamlamasın diye
    çoktan uyanmış olan bayan albina'yı,bayan modia'yı. (42)
    bir varlıklının kölesiyle bir özgür ana-babanın oğlu arasından
    su sızmaz;öbürü çünkü bir komutanın legio'dan aldığını (43)
    bir calvina'ya,bir catiena'ya armağan eder,
    bir ya da iki kez debelenmek için üzerinde;sen ise,
    süslü bir orospunun yüzünü beğendiğinde,şaşırır,bir türlü
    karar veremezsin yüksek sandalyesinden indirmeye chione'yi.
    tanık göster roma'da ida tanrıçasını konuk eden denli
    kutsal birini (44),numa çıksın öne ister (45),ister
    alevler sarmış tapınaktan titreyen minerva'yı kurtarmış kişi,(46)
    ilk soru serveti üstüne olacaktır,karakteri üstünde
    sonuncusu."kaç köle besliyoe? kaç dönüm tarlası var?
    yemek ardından gelen tabakların sayısı,büyüklüğü ne?"
    bir kimse kasasında ne denli çok para saklıyorsa,sözüne de
    o denli güvenilir.yemin de etse,hem samotrake'nin (47) hem
    roma'nın sunakları önünde,küçümsediğine yıldırımları
    inanılılır yoksulun,tanrıları da,tanrılar hoşgörörken onu.

    acılarıiçinde uğursuz yoksulluğun yoktur insanı
    gülünç kılmasından daha dayanılmazı."çık dışarı",dedi
    yer gösteren,"ayıptır,kalkın equites'in (48) koltuğundan,
    serveti yasaya yetmeyenler.pezevenklerin oğulları
    otursunlar burada,bir genelevde doğmuş olanlar,alkışı
    burada tutsun yakışıklı oğlu mezatçının,bir gladyatörün
    süslü oğullarıyla yetiştiricinin oğulları arasında":
    böyleydi isteği yerlerimizi ayıran ahmak otho'nun (49).
    kim damat olarak beğenilir,parası kıtsa,yarışamıyorsa
    çeyiziyle genç kızın? hangi yoksul mirasa konar? hangi yoksul
    aedilis'lerin (50) yardımcısıdır? bir zamanlar topluca
    göç etmek zorunda kalmışlardı peş parasız romalılar.

    "hiç te kolay değildir yükselmek,engelken yetilerine kişinin
    geçim darlığı,roma'da ise daha da güçtür onlar için
    girişim:büyük para derme çatma bir konut;büyük para
    kölelerin boğazı ve tutmluca bir öğün büyük para.
    utanıyorsun toprak çanaklarda yemekten ama bir an
    mars'ların,sabinlerin (51) sofrasına taşınsan çirkin bulamayacaksın
    yetinirken orada venetia (52) mavisi bir kaba kukuletayla.

    " bir çok yerler vardır italya'da,gerçeği söylemek gerekirse,
    hiçkimsenin bir toga koymadığı ölünceye dek sırtına.
    çimenli bir tiyatroda bayram günlerinin görkemi
    yaşanırken bile ve sonunda o bilinen bitiş oyunu
    gelirken bir kez daha tahta sahneye,annesinin kucağındaki
    köylü çocuk korkarken donuk maskenin aralık ağzından,orada
    eş giysiler,benzergiysiler içinde göreceksin
    orkestra'yı (53) ve halkı,saygı değer aedilis'ler yetinmektedirler
    seçkin görevlerinin giysisi olarak beyaz tunica'larla (54).
    burada olanakları aşan bir gösteriş içinde giyinilir,burada
    zaman zaman yeterinden çoğu alınır başkasının kasasından.
    ortaktır şu kusur,burada çalımlı bir yoksulluk içinde
    yaşıyoruz hepimiz.uzun sözün kısası ,roma'da herşeyin
    bir fiyatı vardır.ne veriyorsun selamlayabilmek için cossus'u
    arada bir,veiento lütfedip baksın diye,sana sımsıkı dudağıyla.
    biri sakalını kazır;öbürü saçlarını saklar gözdesinin; (55)
    çöreklerle doludur ev,ama parayladır bu çörekler;al,
    süslü hizmetçilere bahşiş yığmak zorunda bırakılıyoruz.

    "kim korkmuştur bugüne dek serin praeneste'de,volsinii'nin
    yeşil tepeleri arasında,gösterişsiz gabii'de ya da
    yüksek yamaçlarında tibur'un evim çökecek diye? (56)
    ama biz büyük bölümü ince desteklere dayalı bir kentte
    oturuyoruz;böyle önlüyor çünkü yıkılacak gibileri
    kahya ve,eski bir duvarın gediğini örttüğünde uyuyun
    güven içinde diyor çöktü çökecekken çatı tepelerine.
    hiç yangın çıkmayan,gecelerden hiç korku duyulmayan yerde
    yaşanmalıdır.su diye bağırmaktadır ucalegon,bir yandan da
    pılı pırtısını taşır,tütmektedir senin üçüncü kat da şimdi,
    yok haberin,korku dolu kargaşa çünkü alt kat da şimdi,
    en son yanacaktır,yalnızca kiremitlerin koruğudu kişi (57)
    yağmurdan ,hani yumurtalarlar ya orada sevimli güvercinler.
    bir yatacığı vardı codrus'un,karısı,kim yadsır bunu?yine de zavallı
    yitirdi o hiçbir şeyi.dert yığınına eklenen son yıkımsa şu:
    çırılçıplak kaldığı,yalvarıp yakardığı halde,ona hiçkimse
    ne yiyecek ne barınak ne bir çatı ile yardım etmeyecektir.

    "asturicus'un görkemli konağı çökmüş olsa,hanım kendinden geçer,
    ileri gelenler yasa bürünür,praetor duruşmaları erteler.
    o zaman kentin yıkımlarına ah vah ederiz,tiksiniriz ateşten.
    sürerken daha yangın,çıka gelir mermerler armağan etmeye biri,
    bağışlamaya yapı gereçleri;biri çıplak ve pırıl pırıl yontular,
    öbürü euphranor ve polykleitos'tan (59) ünlü birşeyler,
    bir başkası asya tanrılarının eski süslerini sunar;
    kimi kitaplar verecektir,kitap dolabı ve bir yarım miverna,
    kimi okkalı bir gümüş.çocuksuzların en varlıklısı persicus
    daha iyi ve daha çok şeyler koyar yitirdiklerinin yerine
    ve haklı bir kuşku uyanır evini kendi yakmış olmasın diye.

    "koparabilirsen kendini cicus oyunlarından,fabrateria'da,
    sora'da ya da frusino'da çok güzel bir ev alınabilir,
    şimdi bir izbeye ödediğin kiranın bir yıllığı ile.
    orada bir bahçecik,bir sığ kuyu;ipe gerek olmadan
    çekilen suyu yayılır arasına körpe filizlerin.
    yaşa gitsin orada çapayla dost ve bahçıvan olarak
    yüz pyhtagoras'çıya şölen verebileceğin bir bakımlı bahçenin. (60)
    hangi yerde,hangi köşe bucakta olursa olsun,
    tek bir kertenkeleye bile beylik birşedir.

    "hastaların çoğu roma'da uykusuz kalmaktan ölür (gerçi
    o hastalığa sindirilmemiş yiyecek yol açmıştır
    ateşli mideye oturan),çünkü hangi barınak uykuya izin verir?
    varlıklı ancak uyuyabilir kentte.budur hastalığın kaynağı.
    dönemeçli dar yollardan geçen arabalar,
    davar sürüsünün durduğu yerden gelen bağırışmalar,sövgüler
    alıp götürür drusus'un ve ayı balığının uykusunu (61).
    çağırdığında bir görev,kalabalık yolu açarken,varlıklı kişi
    uçacak başlar üstünde kocaman liburnia tahtıravanıyla (62)
    ve yol boyu okuyacak,yazacak,isterse uyuyacaktır içinde;
    uyku getirir çünkü kapalı olunca tahtıravan penceresi.
    yine de o varacaktır önce;biz acele ettikçe,tıkanır
    bir kalabalık dalgası ile önümüz,sıkıştırır böğrümüzü
    arkamızdan insan seli;biri dirsek batırır,öbürü sert kolunu
    tahtıravanın;biri tomruk çarpar başıma,bir başkası bir fıçı.
    çamura bulanır bacaklarım,derken her yandan kocaman tabanlar
    basar ve deler parmağımı bir asker postalının çivisi.

    "görmüyor musun ne denli duman çıkıyor sportula'ya (63) koşan
    kalabalıktan.yüz konuk,herbirinin ardında aşçısı.
    corbulo bile güçlükle taşırdı o kocaman kazanları,
    o koca şeyleri yerleştirmiş başına taşıyor dimdik
    zavallı kölecik ve koşarken bir yandan ateşi yelpazeliyor.
    yırtılıyor daha yeni yamanmış tunicalar,sallanıp duruyor
    uzun köknar,gelirken bir araba,bir başkası ise tüm ağacı
    taşıyor;çalkanıyor bir aşağı bir yukarı korkutuyorlar halkı,
    liguria kayaları yüklü dingil bir oturmuş olsa yere,
    bir ters dönüp dökse taşıdığı dağı kalabalık üzerine,
    ne kalır geriye bedenlerinden? kim kolları,bacakları,
    kim kemikleri tanır? parçalanır yoksulun yok olur tüm cesedi
    tıpkı canı gibi.o sırada ev halkı,habersiz,yıkamakta
    kapkacağı,şişik yanaklarla üflemekte ocağı,
    yağları kazımakta takır tukur,şişeleri doldurup örtüleri sermektir.
    çocuklar harıl harıl bu hazırlıklar içindedir,ama baba
    yeni gelmiş garip,oturmuş kıyıda tir tir titremektedir baktıkça
    suratsız kayıkçıya (65),ne ağzında beş parası uzatıp verecek,
    ne çamurlu ırmağı zavallının geçme umudu vardır karşıya.

    "dinle bak şimdi başka ve çeşit çeşit tehlikelerini gecenin:
    düşün o ulu çatıların yüksekliğini,bir çömleğin gelip
    çarptığı,her zaman çatlak,kırık çanakların pencerelerden
    düştüğü vurarak iz bırakacak denli büyük bir ağırlıkla
    kaldırma.ahmak gözüyle bakılabilir sana ve tedbirsiz
    anlık tehlikelere karşı,şölene eğer vasiyetini
    bırakmadan gidersen.o denli çoktur ölüm,kaç uyanık pencere
    açıksa sen o gece geçerken.bu durumda ancak sana umutla
    beklemek ve içinden bir zavallı duayı geçirip durmak
    kaılyor,yetinseler dökmekle bulaşık sularını diye.

    "sarhoş ve kabadayı biri,kimseyi öldürmemiş bir rastlantı,
    dertli bir gece geçirir,dostunun başucunda ağlayan
    peleus'oğlu gibi (66) bir yüzüstü kapanıp bir sırtüstü yatarak.
    demek uyuyamayacak başka türlü,bazılarına uykuyu
    kavga getirir.fakat ne denli umursuz da olsa ne denli yansa
    gençliğin ve şarabın ateşiyle adam,sakınır o kişiden
    kırmızı paltosu kişinin buyururken uzak durmasını ona
    ve bir koruyucu kuyruğu,ellerinde meşaleler ve pirinç lamba;
    benden ise çekinmez,ay ya da bir kandilin sönük ışığı hep
    aydınlatır yolumu benim,fitilini kollarım,düzenlerim.
    öğren bak nasıl başlıyor bir acıklı kavga,kavga
    denirse eğer,sen dayak atarken,ben dayak yerken yalnızca.
    dikilir karşına,durmanı buyurur adam:boyun eğmek gerekir;
    çünkü ne yaparsın,bir çılgın seni zorlarken,üstelik o senden
    güçlü? "nerelisin?" diye bağırır,"kimin sirkesiyle,kimin
    fasulyesiyle şişiyorsun böyle?hangi ırgat yeşil soğanı ve
    iğdiş edilmiş koçun haşlanmış kellesini yutuyor seninle?
    yanıt vermiyorsun bana ha? ya söylersin,ya yersin tekmeyi;
    anlat yerin neresi?hangi havrada bulurum seni?"
    söylemeye yeltensen de birşey,çekilsen de sessizce geri,
    fark etmez,yine aynı dayağı atarlar,öfkelenip sonra
    söz alırlar senden.şudur özgürüğü yoksulun:
    dayağı yedikten ve yumruklarla yere serildikten sonra ,
    yalvarır yakarır birkaç dişle dönebilmek için eve.

    "bunlarla da kalmıyor korkman gereken şeyler.çünkü bu kez de
    seni soyacak biri çıkacaktır kapandığında evlerin kapıları,
    dükkanlara kilit,zincir vurulmuş,sessizlik sardığında her yeri.
    bazan da bir haydut,elinde kamasıyla görür işini birden;
    ne zaman silahlı bekçiyle korunsa pomptinum bataklığı
    ve gallinaria ormanı,o zaman sanki
    balık havuzuna üşüşür gibi koşar ora halkı roma'ya .
    hangi ocakta,hangi örste dövülmüyorki ağır zincirler?
    en çoğu zincirlerde demirin ve korkabilirsin kalmayacak hiç
    ortada sabah için maden,oraklar ve çapalar kalmayacak diye.
    mutluydu diyeceksin büyükbabalarımızın büyükbabaları,
    mutluydu kralların ve halk tribünlerinin yönetiminde
    roma'nın tek bir tutukeviyle yetindiğini gören çağlar.

    "bunlara başka birçok nedenler daha ekleyebilirim
    fakat çağırıyor sığırlar ve güneş batmakta,gitmem gerek;
    katırcım da ne zamandır işaret ediyor sallayıp değneğini
    bana.haydi hoşça kal;unutma bizi.birgün roma
    yenilmen için seni alelacele geri verirse aquinum'una (67),
    beni de sizin helvina'lı (68) ceres'e ve diana'ya çağır
    cumae'dan.dinlemek için saturalarını,değer bulurlarsa beni
    eğer,ayağımda postallar geleceğim o serin memleketine."

    kaynak:
    http://www.latince.net/
  • latin hiciv sairi. m.s.60-140 yillari arasinda yasamis olup, ''juvenalis'' veya ''decimus junius juvenalius'' olarak da bilinir.
  • romalı hiciv yazarı. düzenlenen araba yarışları için “halk için yarışlar ekmek kadar önemlidir” anlamına gelen panem et circenses lafını da sarf etmiştir.