şükela:  tümü | bugün
  • iki okuyusumda da sonunda beni aglatmis ve olum korkusuna suruklemis incecik tolstoy kitabi. ince diye oylesine okumak amaciyla baslamayin hic, cok etkiliyor.
  • 2.bölümünde hiç unutmadığım ''ivan ilyiç'in hayatı çok sıradan ve basitti bu nedenle de çok korkunçtu.'' sözü bulunan lev tolstoy romanı.
  • karanlik bir bekleyis icinde olan ivan'in hikayesi.

    (bkz: bir ölmedin gittin orospu çocuğu)
  • başıma bişey gelmeyecekse hiç ama hiç sevmediğim kitap.
    incecik kitabı resmen iki haftada bitirdim. bitirince de bir orgazm sigarası yaktım. çok keyifliydi.
  • ivan ilyiç'e hayatın "her neyse, sen bu gidişle iyileşemezsin. bizi de boşuna üzüyorsun." dediği kitap.

    "kocasının karşısında susmanın yüce bir davranış olduğuna inanan praskovya fiyodorovna, hayatını zehir eden çekilmez bir adamla evlendiği için kendine acıyordu. kendisine acıdıkça hıncı da zamanla arttı. hatta kocasının ölümünü bile dilemeye başladı, ama geçimleri için gereken parayı düşününce bu dileğinden vazgeçti."

    "ivan ilyiç ölmekte olduğunu görüyor, büyük bir umutsuzluk içinde çırpınıyordu. ölmekte olduğuna ta derinden inanmakla birlikte, buna alışmak şöyle dursun, ölümün nasıl bir şey olduğunu anlamıyor, anlamak istemiyordu. kiesewetter'in mantık kitabındaki şu akıl yürütmeyi anımsadı:
    'gaius bir insandır, insanlar ölümlü olduklarına göre gaius da ölümlüdür.' ama gaius için doğruydu bu, kendisine gelince durum değişiyordu. gaius bir insandı, hem de sıradan bir insandı; sıradan biri için sonucun böyle olması doğaldı. kendisi ise ne bir gaius idi, ne de sıradan bir insan; öteki insanlardan ayrı, bambaşka biriydi."

    "ivan ilyiç yalnız kalınca inlemeye başladı; inlemesi, şiddetlenen ağrılarından çok, içinin sıkıntısındandı. 'her gün aynı şey... bitmeyen geceler ve gündüzler... çabuk olsa bari! ama çabuk olacak ne? ölüm, karanlık?... hayır, hayır! ölüm olmasın da ne olursa olsun!'"

    "praskovya fiyodorovna içeriye halinden memnun, aynı zamanda suçlu bir tavırla girmişti. kocasının yanına oturdu, sağlık durumunu sordu. ivan ilyiç, karısının bunu durumunu öğrenmek için değil, laf olsun diye sorduğunu biliyordu."
  • baslik acmasini bile bilmiyorsunuz: (bkz: 15 nisan 2015 ivan ilyic'in olumu)

    o kadar cok troll basligi gorunce insan, troll basligi normallesip, normal basliklar troll basligi gibi gorunmeye basliyor artik. (bkz: 14 nisan 2015 sigarayi birakmam) ve onun gibi binlercesi.

    ayrica ben bu entry'de kac kez bas ile baslayan kelime kullandim? :-\

    not: tolstoy'un bir eserinin basligina boyle bir entry girdigimi dusunuyorsaniz, yaniliyorsunuz. zira o eser icin baska bir baslik var ki bu basligin ilk entry'sini de sozluk oraya yonlendirmek icin bakiniz olarak kullanmis.

    hala ona ragmen gelip bu basliga yazmak asil ayip olandir. onu da bosverin acaba tolstoy'un bu eseri icin 16 yilda sozluge sadece 4-5 entry girilmis olabilir mi diye dusunup, killanir lan insan. :-)

    neyse bir onemi yok artik zaten hicbir seyin. saglicakla kalin. guzel gunler bebiskolar. ;-)
  • ivan ilyiç'in karısının ifadesi ile jean'ın en tiksindiği şey yalan. ona ölüm döşeğinde hayatını zorgulatan, erdemli bir hayat özlemi veren derin yegane acı; yalan. aynı yalanı karısının, kızının, doktorunun yüzünde gördüğü için onlara karşı da bir hınç hissi var ivan'da. kendi mesleğindeki -yargıçlıktaki- yalana da atıf yapıyor avukatları da katarak. erdemli ve yalansız bir yaşamı ise hizmetçisi gerasim'in gözlerinde gördüğü için o yanında iken acıları biraz olsun hafifliyor.
    ivan ilyiç'in ölümü'ndeki kurgusal yapının bir benzerini kırmızı pazartesi'de de görüyoruz. iki romanda da ölüm bilgisi daha girişte veriliyor ve hayat ölüme doğru akıyor. ivan ilyiç'te bir ömür süren kısa bir hikaye kırmızı pazartesi'de bir gün sürüyor. her ikisinde de esasında sıkı bir toplumsal eleştiri var. ivan ilyiç'te bireysel bir sorgu arkasına gizlenmiş şekilde tabi.
  • freud'dan önce psikanaliz yapmış yazarımızın kısa ama şaheser sayılabilecek kitabıdır. 100-110 sayfa olmasına karşı anlattıkları ve konusu 1000 sayfaya bedel