şükela:  tümü | bugün
  • bir konu hakkında daha fazla bilgi sahibi olup, daha iyi öğrendikçe anlatmaya üşenme durumudur.

    aslında bunu soran herkese anlatmaya üşenmek dersek yanlış olur, karşınızda sizi doğru düzgün dinleyen, söylediklerinizi anlamaya çalışan birileri olursa konuyla ilgili konuşmak zevkli olabiliyor, soru-cevap halinde diyaloglarla ilerleyerek bildiğiniz her şeyi karşı tarafa aktarabiliyorsunuz. ancak karşınızda özellikle bu toplumda böyle bir dinleyici bulmak cidden sıkıntılı bir mesele.

    örneğin karşınızdaki insan ekonomi ile ilgili bir soru soruyor, malumunuz sabah akşam bunu konuşuyoruz. istiyor ki, sorduğu sorunun cevabını hemen alsın, nasıl 2+2 = 4 ediyor, şıp diye anlayabilsin. güzel kardeşim, hayatımızdaki kaç tane soru tek değişkenli denklem ki ekonomi ile ilgili bir soru sorduğunda sana x olursa y olur diye bir cevap verebilelim?

    örneğin döviz kuru. gelip sorarlar, "dolar düşecek mi?". he dayı, düşecek. olm bunu önceden kesin olarak bilsem zaten şu anda george soros'tum, parayı hamuduyla kaldırmıştım. faizi artırınca dolar düşer, e düşmeyebilir de? bunun içinde politik bir yığın faktör var, ya da ne bileyim ülkenin risk primi var. sen faizi yükselttiğin için yatırımcı sana illa güvenmek zorunda değil ki? ya da durgunluk konusu, 2012'den bu yana, durgunluğun geleceği belliydi ama bu "yarın durgunluk olacak" şeklinde yapılacak bir tespit değil.

    yine benzer bir konuya gireyim, mesela kur atağından iyi yırttığımızı iddia ediyorlar bol bol. sen kur atağından nasıl yırttın? bunun bir yığın sebebi var. öncelikle asla salmam dediğin rahibi saldın, abd ile ortaya çıkan politik istikrarsızlığın önüne geçtin, 420'ye çıkan cds primi geri vites sayesinde 350'lere kadar düştü. bunun yanı sıra, faizleri 25%'e çıkardın, bundan dolayı ülkede borçlanarak mal sahibi olmak hayal olduğu için talep daraldı. otomotive 15% ötv indirimi yapıldı, devlet stokta bekleyen konutları satın aldı. bu demek oluyor ki, herhangi bir politik istikrarsızlık durumunda, cds primi yine fırlarsa, ya da ötv eski oranlara geldiği zaman, veya faiz oranları geçen yılki 11% seviyelerine inerse o zaman görürsün o inen kur nereye çıkıyor.

    işte, insan bunu, karşısında direkt muhatabı yokken bile, yazarken yoruluyor. bir de karşınızdaki insanın istediği sığlıkta cevap alamamasından dolayı size "ne diyor lan bu" bakışı attığını düşünün. konuyu ne kadar iyi bilseniz de, en sonunda geldiğiniz nokta "valla hiç belli olmaz" demekten ibaret oluyor.

    herhalde insanın daha fazla öğrendikçe daha sessiz kalmasının en temel nedeni bu. anlamayacak bir insana anlatmaya üşenip, konuyla ilgili hiç yorum yapmamayı daha mantıklı buluyorsunuz. bilmeyen adam zaten sizin yerinize atıp tutuyor, lan ne gerek var o zaman konuşmaya?

    bilen, öğrenen, araştıran, kendini yetiştiren her insanın bu memlekette sonu erdener abi olmaktır. koşsanız da kaçamazsınız.
  • hiç üşenmem, insanlar o kadar anlayışsız ki ne kadar iyi bilinmediğini görsen şaşarsın.

    (bkz: artık hiç bir şeye şaşırmamak)
  • bak.. yazarken bile üşendim.
  • usenmek degil de isteksiz olmaktir biraz. karsimdakini seviyorsam onun da bu konuda en az benim kadar iyi olmasini isterim, bildigim her seyi anlatabilirim ve zevk alirim. veya karsimdaki kisi de konuyu iyi biliyorsa bana bir seyler katabilecegi icin bilgiye aç olarak dökerim kafami, eksikliklerimi görmek ve yeni bakis acilari kazanmak isterim. ama bu iki durum haricinde usenmek/isteksiz olmak gayet dogaldir bence. zaten ogretme askiyla dolup tasan gider ogretmenlik yapar degil mi?
  • iyi bildiğim bir konuyu anlatmaya üşeniyorsam, konuyu karşı tarafa bendeki gibi aktaramayacağımı hissettiren bir şeyler vardır demektir, anlatacağıma pişman olacağımın uyarısıdır o üşengeçlik.