• bilinç dışı bilgiler bütünü olan kültürel değerlerin insanları 'tek' kalıba sokma çabasıdır. genellikle toplum tarafından işaret edilen 'iyiye' doğru hareket edildiğinden, insan 'kendi' olmaktan uzaklaşır ve kıçı başı ayrı oynamaya başlar. önemli olan, kendi öz değerlerinin etrafında iyi biri olmaya çalışmaktır. bu da kendini tanımaktan geçer.

    zira, toplumun değerlerine göre iyi bir insan olmaya çalışmak kadar kötü bir şey yoktur.
  • yıllarca sıkarsın dişini; sevmek, hayat, özlemler hepsi birikir bir yanardağın altında biriken korlar gibi.
    yaşama dair her şeyi sindirerek doyduğundan bin kere emin olarak yaşamışsındır aslında.
    lakin öyle bir an gelir ki bu birikmişlikelerin, bu ertelenmişliklerin üzerine; bin yıllık sevmek, bin yıllık özlemek, bin yıllık öpmek, bin yıllık sarılmak istersin o an.
    o patlama anı yakıp yıktığın, istemeden kırdığın andır. kimse anlamaz ki öylesi bir özlemi, sevmeyi ve tutkuyu; anlayamaz daha doğrusu...
    bilmez ki bunlar senin içinden taşan ve durduramadıkların; insan olmaya dair özlemlerindir aslında.
    sona o cümle dökülür belli belirsiz dudaklarından;
    "ben sadece iyi bir insan olmak istedim aslında..."
  • iyinin ve kötünün olmadığından, iyi insan olmaya çalışmak kendini kandırmak ve zaman kaybı bir eylemdir.bir ülkeye, topluma, ahlaka, dine, kültürel değerlere ve insana göre değişen yargılar olduğundan hiç bir zaman iyi olunamaz, elbet birisi sizi kötüleyecektir.bunun yerine mantık çerçevesinde davranıp mükemmel insan olunmalıdır.
  • elinizdeki tarifi kullanarak pasta yapmaya çalıştığınızı düşünün...

    anneden kalma bir tarif; çikolatası, kreması, fındığı...her şeyi doğru yaptınız ve pastanız hazır. anneniz bu pastayla zamanında çok övünmüş olabilir ve siz de çocukluğunuzdan alışkın olduğunuz bu lezzeti keyifle midenize indirebilirsiniz.

    fakat servis ettiğiniz insanlardan bazısı pasta yemediğini, bazısı diet yaptığını, bazısı çikolataya ya da fındığa alerjisi olduğunu söyleyerek ikramı geri çevirecektir. pastayı tadanların içinde ise tadını çok veya az şekerli, hamurunu kuru veya kremasını yağlı bularak beğenmeyenler olacaktır. elbette kimileri de çok beğenecek ve hatta birkaç kişi tarifini bile isteyecektir.

    "iyilik" kavramı da lezzet gibi subjektiftir. öte yandan yine lezzet gibi bazı niteliklerin genel olarak kabul gördüğü ve beğenildiği de doğrudur. tıpkı yanmış bir pasta gibi genel beğeniden fazlasıyla uzaklaşmış nitelikleri kimse onaylamayacaktır örneğin. kimi niteliklerin eşsizliği ve yoğunluğu ise hemen herkeste hayranlık uyandırabilir.

    sonuçta sizin "iyilik" konusundaki referans noktanız sizi siz yapan insanlar, olaylar ve neticede kendiniz olursunuz. kafanızda tıpkı pasta tarifi gibi bir iyilik kavramı vardır; diğerlerininkinden farklı olabilir ama vardır. işte bu noktada, eğer kişi bu tarifi zaten karşılamışsa ve karşılıyorsa kendisiyle barışıktır. yani tarifi doğru uygulamıştır.

    fakat tarif elinde olduğu halde doğru yapamayan kişi, kendisinin bile hoşlanmadığı bir sonuçla karşı karşıya kalır. işte o zaman daha doğru yapmaya çalışabilir. çok isterse veya yardım alırsa bunu başarabilir de. bu durumda sonucun onu tatmin etmesi yeterlidir; beğenmeyene "zıkkım ye" deyip kendisi afiyetle yiyebilir. mutlaka beğenip takdir edenler çıkacaktır.

    denemeye rağmen olmuyorsa, her çaba çöpe gidiyorsa, o zaman o pastayı yapabilecek nitelikleri kesinlikle taşımadığınız sonucuna ulaşabilirsiniz. ne yazık ki kendi kendinizin "iyi"sine bile ulaşamamak çok yıkıcı bir şeydir. kişinin ulaşamadığı pastaya "mundar" demesine kadar gidebilir.
  • yenilebilecek tum boklari yiyen insanlarin sonunda donup dolasip kafasinda geldigi nokta. bu insanlar sadece iyi olmaya, iyi bir insan olmaya calisirlar ama sadece calisirlar. cunku iclerinde iyi bir insan olsa iyi bir insan olduklari karsilarindaki kisiler tarafindan belirtilirdi. bu yuzden bir nevi kendilerini kandirir, sahte bir yuzun altina saklanmaya calisirlar.
  • bir başka entry'den alıntı yapıyorum bu konu hakkında. okuduktan sonra bayaği bir düşünmüştüm, kafa patlatmistim.

    "biliyorum, çoğunuz iyi insanlarsınız. bu yüzden hep kötüler kazanıyor zaten.
    birçok kötü, hatta alçak tanıdım. çoğu neşeli insanlardı. hiçbirinde çekingen bir ruh haline rastlamadım.
    kötüler atak, iyiler pısırıktır.
    etrafınıza bakın, en heyecan verici, en eğlenceli insanlar hep sahtekarlardır. hepsi paldır küldür konuşan, ağız dolusu gülen insanlardır. çünkü sahtekar, sempatik olmak zorundadır. iyinin böyle bir mecburiyeti yoktur. iyi, sıkıcıdır.
    kadınlar “iyiler”e değil, güvenilmez erkeklere aşık olur bu yüzden. zaten aşk denen altüst oluşla ancak bir üçkağıtçı başa çıkabilir. aşkın tadını çıkaramaz iyiler. onlar sarılıp sessiz bir uzanmayı aşk zanneder. tekdüzedirler. yavaştırlar. kadınlar da dertlerini onlarla paylaşır ama gidip bir güvenilmezle sevişirler.
    tutku kötülerin işidir.
    “sessiz ve efendi bir insan” cümlesiyle tanımlanan bir iyilik kolaydır.
    sahtekarlık daha zordur, maharet ister. zeki, hızlı ve atak olmalıdır. enerjiktir.
    (tabii “kötü’ kötüler konumuz dışındadır. yani hem salak hem kötü olmaya çalışanlar için düşünmeye, yazmaya değmez.)
    üçkağıtçı... sahtekarın en sempatik, en başarılı şekli. iyi bir hatiptir o. inandırıcıdır. konuştuğu zaman etrafındaki tüm “iyi ve dürüst” insanlar ağzının içinde kaybolur. hem çok iyi fıkra anlatır hem hüznün tüm renklerinden haberdardır. kahkahasında pirzola tadı, hüznünde bazen ölümün sesi vardır. adam başarılıdır. yeteneklidir.
    iyilik kolaydır kötülük maharet ister.
    iyi olmak için kimseye kötülük yapmamak yeterlidir. ama kötü olmak için daha çok çalışmalısınız!
    iyi, kötü karşısında güvensiz, enerjisiz, çaresizdir. filmlerde bile iyi, kötüleşmeden kötünün hakkından gelemez. “yeminini bozar ve kavgaya girer. oysa kavga kötünün mesleğidir asıl. biz “iyi” seyirciler perdedeki iyi adamımız kan döktükçe rahatlarız. ve iyi kötüyü yendi diye seviniriz. oysa artık hepimiz kötüyüzdür filmin sonunda. hatta biz ”kötü”den daha çok insan öldürmüşüzdür.
    bir iyi için en zor olan, kötüye “sen kötüsün” demektir. çünkü iyi, utangaçtır. hırsıza “hırsız” diyemez. kötünün yerine utanır, sahtekarın yerine yüzü kızarır, hırsızın yerine yerin dibine geçer... bu sırada kötüler, sahtekarlar, hırsızlar deli gibi eğlenmektedir. çünkü onların yerine utanan, sıkılan, yerin dibine geçen birçok “iyi” insan vardır.
    kötünün en büyük avantajı iyideki kahrolası utanma duygusudur.
    bu duygu iyiyi öylesine zayıf düşürür ki ağzını açıp bir kelime söyleyemez. halbuki öylesine kararlı çıkmıştır ki kötünün karşısına. her şeyi açık açık söyleyecektir. başına gelecekleri göze almıştır! ama olmaz. yapamaz.
    çünkü iyiler korkaktır.
    çünkü iyiler herkese acır, en çok da kendilerine.
    susmak, anmak, utanmak, korkmak... farkında mısınız, ey iyi insanlar, ne kadar sıkıcı şeylerle uğraşıyorsunuz! kötüler kazanınca da şaşırıyorsunuz!
    babalarımız iyi insanlardı ve bize de iyi olmamızı öğütlediler.
    biz de iyi insanlarız.
    ve çocuklarımıza aynı şeyi öğütlüyoruz.
    hepimiz kötülerin yanında çalışıyoruz.
    haydi iyi insanlar!
    haydi sessiz, efendi, sıkıcı, korkak, utangaç ve iyi insanlar! çalışın!
    kötülerin size ihtiyacı var! "

    yilmaz erdogan.
  • sen çabalasan da seni kötü bir insan yapabilir.
    bilirsin iyi bir insan olmaya çalışmanın nafile olduğunu. bile bile lades gibidir. bilirsin iyi olmaya çalıştığında elindekini de kaybedeceğini. yine de çabalarsın. yine de kötü olursun, kaybeden sen olursun.