şükela:  tümü | bugün
  • iksv tarafından gerçekleştirilen 15. istanbul bienali'nin başlığı.
  • istanbul kültür sanat vakfı (iksv) tarafından 16 eylül-12 kasım 2017 tarihlerinde düzenlenecek olan ve küratörleri michael elmgreen ve ıngar dragset olan bu 15. bienalde, mahallelerin ve ev içi yaşantılarının geçirdiği köklü değişimler, bir arada var olma şekillerimizin uğradığı değişimler, “iyi bir komşu”nun kim olduğu, aynı zamanda kendimizin “iyi bir komşu” olup olmadığı ele alınacakmış.
    istanbul bienali ile internet ortamında bir işbirliğine giden t24 ise bienal başlayana dek her pazartesi yazarlar, sanatçılar, akademisyenler, mimarlar, psikanalistler, gazeteciler “iyi bir komşu” hakkında düşündüklerini t24’e yazacaklarmış.

    ilk yazı süreyyya evren'den geldi: "mükemmel bir komşu kapıyı nasıl açar?"
  • 15. istanbul bienalinin başlığı olmasına karşın, bienalde başlığa takılmadan izlemek en akıllıcı olanıdır. zira bu güne kadar bienallerde kahve bahane misali başlık bahane olmuştur. küratörlüğünü bu yıl aynı zamanda sanatçı olan elmgreen & dragset ikilisi yapıyor.

    başlıkların şimşekleri üzerine çekercesine aptalca olması işin altında kasıt olduğu düşüncesini akla getirmiyor değil. gerçi insanlar da sanattan çok üzerine konuşacakları dedikodulu mevzuları tercih ediyorlar genelde.

    her şeye karşın bienaller sanat ortamımıza taze soluk oluyor iki yıl da bir olsa da.

    umarım kaçırmazsınız.
  • bienale gitmeden oradaki sanatçıları, sanatçıların önceki işlerini vs. incelemek meşakatli iştir, çoğunlukla hepsini tanıma fırsatı olmuyor.

    hepsini bir araya toplayıp güzel bir çalışma yapmışlar, arada tanıdığım sanatçılar da olsa hepsini bir arada görüp, inceleyebilmek bienalden önce güzel oldu. ilgilenen olursa linkte sanatçılar ve işlerini bulabilir.

    15. bienal sanatçıları
  • 15. istanbul bienali bu sene farklı olarak t24 işbirliğiyle internet ortamında bir sohbet başlattı.

    bienal başlayana dek her pazartesi yazar, sanatçı, akademisyen, mimar, psikanalist veya gazeteci t24’te “iyi bir komşu” hakkında yazacak.

    mesela;

    murat uyurkulak

    sema kaygusuz
  • bienal, farklı mekanlara dağıldığı için, üşengeçlikten yalnızca istanbul moderndeki alanı gezdim. bu arada bienal ücretsiz. internetten indirdiğiniz qr kod ile giriş yapılabiliyor.

    bir kepçe ağzı ile koşeye sıkıştırılmış ağaç dalı yığını, mezarlara benzeyen dikili taş dizisi, tavana asılı ters dönmüş masa ve sandalye grubu, video çalışmaları, beton inşaat direklerinden müteşekkil heykelimsi, sıyrılıp mekana dağıtılmış balonsu koltuk derileri, üzerine figürler boyandıktan sonra dökülen bir duvar bienalden aklımda kalan sahneler arasında sayabildiklerim.

    gidin görün efenim.
  • ücretsiz olmasından dolayı olabilir pazar günü gittim ve beklediğimden daha fazla kalabalık buldum.
    şehir için böyle önemli bir sanat aktivitesine şantiye alanından çıkan kamyonların arasından yürüyerek, çamur deryasından geçerek girmek gerçekten çok kötü. farklı mekanlar fikrini beğendim, belki bu nedenle istanbul modern'de pek bir şey bulamadım. görevlilerin yüzlerinin hiç gülmemesi ise kafamı karıştıran bir durum oldu. çok yoğun çalışmaktan yorgun mu düşmüşler, yoksa çağdaş sanat kibrine yenik mi düşmüşler anlayamadım.
  • umarım aşureyi sanata dönüştürmüşlerdir. çünkü iyi bir komşu olmak bunu gerektirir.
  • istanbul modern ve galata rum okulunu gezebildim. etkilendiğim çok beğendiğim bana rahatsızlık vermesinden hoşnut olduğum eserler de vardı ama oldukça rahatsız olup hakkında olumlu yorum yapamayacaklarım da.
    olumlu olanlar, modernin girişinde ama nedense çıkarken farkettiğim bizim hep kuş bakışı üzülerek baktığımız güney korenin küçük kutu gibi olan yaşam alanları. beyaz bir oda. görmeden çıksam üzülürdüm, gezecek olanlar benden daha dikkatli olsunlar.
    iki duvar arasında adeta gerçek bir sokağa girmişsiniz hissi uyandıran "silinen kalabalık" en beğendiğim eserdi. ne kadar tanıtımında ideallerin parçalanıp dağılmış olmasından, duyguların bozguna uğrayıp ortak bir demokrat hayalden koptuğumuzu yazsa da ben tüm müdahalelere rağmen duvara sinen o anarşist duygunun sokaktan çıkmadığını gördüm. silinmeye çalışılan ama izleri geçmeyen tam adı bu olmalıymış eserin bence.
    onun dışında "evim evim güzel evim", "siyaha geri gitmek" gül dalını kesen komşuculuğun kavga resmi, adeta bir rus romanını andıran "eşyaların etki alanı" , leyleklerin uçuşu gibi, kepçenin süpürdüğü kuru dallar... ve dahası güzeldi.

    savaş fotoğrafından bildiğimiz çocuğun heykeli yanındayken oldukça etkili gözüküyordu, duvardaki tanıtımında sanırım malzeme olarak fil dişinden yapıldığı yazmıyordu ama ayrıntısını kitapçıkta okuyunca buna inanamadım. zengin kadınların timsah derisi çantalarına duyar kasan "aydın" kimselerin nasıl sessiz kaldığını bilmiyorum.
    diğer bir eleştirimde ışidin kobani saldırısından kurtulan duymayan ve konuşamayan 13 yaşındaki çocuğun bize gördüklerini anlatmasının bu şekilde sunulması. tam olarak hangi kelimeyle söyleyebilirim bilmiyorum ama aşırı rahatsız oldum. sanatçının iyi niyetinden şüphe etmiyorum ama denek mi o çocuk, verilmek istenilen duygu başka şeylerle ya da aynı ışidin müzeye saldırı anı görüntüleri verilerek de hissettirilebilirdi.
  • sanirim dunya sanat tarihinin en dandik projelerinden biridir. herkesin cekebilrcegi, yapabilecegi dandik foto ve performanslara asiri anlam yuklemenin adini bienal koymuslar.

    bu mantikla koyde amcamla kolkola cektigim fotoya da anlam yuklerim. millet de beles diye tiklim tiklim dolduruyor. turk sanatininin da diger dallar gibi yeelerde oldugunun adeta kaniti.

    enegi gecenlerin, destek olanlarin, ovenlerin para kazanmak, reklam yapmak, sanata destek veriyoruz gibi gorunmek ve instagramda check in yapmak disinda sanatla hic bir baglantisi oldugunu sanmiyorum.

    imza: avrupada bircok bienal gormus biri.