şükela:  tümü | bugün
  • şehir tiyatrolarının 2005-2006 sezonunda sahnelemeye başladığı oyun. marsha norman'ın yazdığı oyunu türkçeye yıldırım türker çevirdi. oyunun yönetmeni arif akkaya.

    iyi geceler anne 'de, celile toyon ve hikmet körmükçü'nün muhteşem oyunculukları seyirciyi hayran bırakıyor. aslında bu oyunda insan kendini pek seyirci gibi de hissetmiyor. çünkü seyirci koltuklarının üzerinde bile danteller ve kırlentler var. yani izleyenler de dekorun içindeler. bir anne kızın yaşadıkları iki saat içindeki hesaplaşmaya tanık oluyorsunuz. oyun izleyenin deterjan kokusu, musluk sesi, sesi kısık ama sürekli açık televizyon gibi bir çok yan unsurla orada, o yerde hissetmesini sağlıyor. tabii acıyı da en içten duymasını...
  • "gittiğim en iyi oyundu.. en içten, en etkileyici..."

    istanbul büyükşehir belediyesi şehir tiyatroları, harbiye cep sahnesi’nde, amerikalı oyun yazarı marcha norman’a pulitzer ödülü kazandıran iyi geceler anne adlı oyunu izleyebilmek için, bir tarafında romanlar, diğer tarafında kıyafetlerin olduğu bir antreden geçiyorsunuz ilk.. ardından bir evin salonunda buluyorsunuz kendinizi.. kırlentlerle, dantellerle süslü koltuğunuza oturduğunuzda, televizyonun karşısında ayaklarını uzatmış, elinde bulmacası uyuklayan anneye takılıyor gözünüz.. bir süre televizyondaki filme, sonra hızlanan çamaşır makinasına, ardından duvar kağıtlarına, duvardaki fotoğraflara, salonda gezinen, bir şeyler taşıyan, katlayan, yerleştiren evin kızına bakıyorsunuz merakla.. oyun boyunca; musluktan akan suyun sesini, kavanozlara boşaltılan şekerlerin kurabiyelerin sesini, çamaşır makinasından çıkan yeni yıkanmış çamaşırların kokusunu, kahve, kakao kokusunu, elektrik süpürgesinin gürültüsünü, koltukların, masanın gıcırtısını, acıyı, kederi, kahkahaları, haykırışları, bir anne ve kızın hesaplaşmasını, hepsini ama hepsini görüyor, duyuyor ve hissediyorsunuz..

    celile toyon ve hikmet körmükçü'nün oyunculukları öyle gerçekçi ki, bulunduğunuz ortam da buna eklenince, bir oyuna seyirci olarak gittiğinizi unutuyor, bu anne ve kızın evlerinde misafir olarak tanık oluyorsunuz tüm olanlara.. oyun bitip de, ikili hemen bir adım ötenizde, alkış sesleri arasında size gülümserken, henüz kurumamış gözyaşlarınızla boyunlarına sarılmak, celile toyon'un ıslak gözlerini ellerinizle silmek istiyorsunuz.. oyunun dekorunu hazırlayan zuhal soy "ben aşık oldum bu oyuna" demiş.. gözleriniz nemli ve en az onun kadar aşık ayrılıyorsunuz salondan..
  • iyi geceler anne ile, ilk kez bir cep tiyatrosu tecrübesi yaşadım. zaten harbiye muhsin ertuğrul binası içinde, mağaracılar gibi engebeli yollar aşarak salona girmemiz bile başlı başına bir heyecandı benim için.
    şansıma, koltuğum en ön sıradaydı. oturduğum zaman ayaklarım birazdan olan biteni izleyeceğimiz evin halısına basıyordu. ayakkabımı çıkarsa mıydım? ama burası bir amerikan evi. onlar ayakkabılarını çıkarmazlar dedim. zaten jessie de elinde sigarası, evin içinde dolanırken ayağında spor ayakkabılar vardı.
    önümde bir sehpa vardı, üstündeki örtü kaymış. onu düzelttim. mümkün olduğunca sessiz... çünkü sehpanın yanındaki koltukta, thelma uyuyakalmıştı.
    oyun böyle başladı. ne zaman gerçek, ne zaman oyun oldu pek anlayamadım.
    cep sahnesinde oyun izlemedim demeyin, iyi geceler anne yi izleyin.
  • hani "tek kelimeyle..." diye başlayan cümleler vardır ya, bu oyun için kullanılacak ifade de bu kalıpla başlamalı:

    - tek kelimeyle, şahane!

    bambaşka bir tiyatro deneyimi yaşamak için izlenmesi gereken tiyatro oyunu bu. pardon, "izlenmesi gereken" demek yanlış; "...içinde olunması gereken tiyatro oyunu" demek lazım. pardon pardon, "tiyatro oyunu" demek de yanlış; "...içinde olunması gereken dramatik durum" demek lazım.

    evet, kesinlikle sıra dışı bir oyun. ama "sıra dışı olalım" derken zorlama şeyler yapılmamış; bilakis, emsalsiz bir hava yaratılmış. öyle ki, konuşmanın yasak olduğu misafirliğe gitmişsiniz de, bir anne ile kızının tartışmasına şahit oluyormuşsunuz gibi bir hissiyata kapılıyor insan. salona girerken ve salondayken yaratılan etki şahane, dekorun uygulanışı ve oturma düzeni şahane, kahve ve çamaşır kokusu şahane, televizyonun ve çalar saatin sesi şahane, oyunculuklar şahane, şahane oğlu şahane! tek dikkat edilecek husus, tiyatroya meraklı olmayan veya ağır tempolu oyunlardan sıkılanların gitmemesi (gitmemesi" demek pek olmadı; zira herkes gitsin, görsün; lâkin, böyle oyunlarda çabucak sıkılanlar, bu bilgiler ışığında kendini hazırlayarak gitsin. bu minvalde, tiyatro yönetiminin "oyunumuz, 18 yaşından büyükler için önerilmektedir" uyarısı da önemli bir ayrıntı olmuş bence).

    gidin; görün; seyredin; hissedin. başka da bir şey demiyorum!
  • hayatımda yaşadığım en güzel tiyatro deneyimi. her şeyiyle öyle güzel ki...hayatın her halini iki saatte sunan, gerçek kadar tuhaf, gerçek kadar şaşırtıcı oyun.
  • gerçekten etkileyici hatta büyüleyici bir oyun. oyunun en çok acıtan yeri kızın yazmış olduğu mektuptur. şöyleki :

    senin yavrundan ardakalanım ben.
    eski bir bebeklik resmimi buldum.bir başkasıydı o;ben değildim.pembe,şişman,daha hastalık,yalnızlık nedir bilmeyen,
    bağırdığı zaman beslenen,uzanan,kucağa alınan,tekmeleyen ama kimselerin canını yakmayan,canı çektiğinde gözlerini kapar
    kapamaz uyuyabilen biriydi o.

    öyle yatıp,başının üstünde dönüp duran renklere gülen,benekli balinasını düşleyip hemen her gün yeni bir muziplik öğrenmiş
    olarak uyanan,yatağında salyası aka aka yuvarlanan,üstüne yorganı çeken elini hisseden biriydi.böyle biri olarak yola çıktım,
    ardakalanda bu işte.

    işte bütün mesele bu.o,benim yitirdiğim biri.hiçbir zaman olamadığım,olmaya çalışıp da ulaşamadığım.hep yolunu gözlediğim ama
    hiçbir zaman gelmeyen biri o.ve hiç gelmeyecek olan.işte görüyorsun ya,şu dünyada hatta şu evde ne olup bittiği değil önemli
    olan.yolu gözlenmeye değer biriydim bir zamanlar,oysa beceremedim.kendimi...kendimi umursayabilirdim.beklediğim o ben hiç
    gelmeyecek..sana arkadaşlık etmek dışında bir anlamı yok artık kalmamın.üstelik bu da yeterli bir gerekçe değil çünkü...
    keyifli bir arkadaş değilim...

    tuhaf bir düşünce takılmıştı kafama,bilmem,belki de o kadar tuhaf değildir.neyse,noelden sonra,bu kararı aldıktan sonra,
    kimi zaman,beni burada tutabilecek,uğruna kalmaya değecek bir şey düşünürdüm.bilir misin neye varırdım?gerçekten bir şey
    sevmiş olsaydım,sözgelimi,sütlacı ya da kahvaltıda mısır gevreği ya da buna benzer bir şeyi gerçekten sevmiş olsaydım,bu
    bile yeterli olabilirdi.

    neyse anne boşver.
    şimdi,neden yaptığımı soran olursa yalnızca bilmediğini söyle.beni sevdiğini,benim de seni sevdiğimi bildiğini söylersin.
    her gece olduğu gibi bu gece de oturduğumuzu,benim kalkıp,seni öpüp,'iyi geceler anne' dediğimi,yatak odasının kapısının
    kapandığını duyduğunu,hemen sonra silah sesinin geldiğini söylersin.bir nedeni varsa da eh işte onu da beraberinde götürdü
    dersin.

    çok özel bu,özel bir gece bu,senin ve benim gecem bu,başka kimsenin paylaşmasını istemiyorum.
    şimdi,silah sesini duyduğunda içeri girmeni istemiyorum.her şeyden önce bunu kendi başına yapamazsın ama çabalamanı da
    istemiyorum.dawson'ı ara,sonra polise telefon et,sonra da agnes'i ara.buraya birisi gelene kadar bir şeylerle uğraşman gerek.
    kakao yaptığın kabı yıkarsın.kapının zili çalana dek yıka o cezveyi.bir saatte sürse sakın yıkamayı kesme.

    gitme zamanım geldi anne,
    beni durdurmaya çalışma anne,yapamazsın,
    iyi geceler anne...
  • parmakların artık soğuktan uyuştuğu buz gibi bir günün ardından insanı evinde gibi hissettiren muhtesem oyun. televizyonun sesi, musluktan akan suyun şıkırtısı, kahve ve misler gibi çamaşır kokusu, dökülüp ayaklarımızın ucuna yuvarlanan şekerler ve elimizi uzatsak dokunabileceğimiz kadar yakın ev sahipleri (ah pardon, oyuncular :) ile herhangi bir oyundan ziyade yaşamın içindeki gerçek bir olaymış, biz de bir şekilde içine dahil olup kenardan izliyormuşuz havasını veren ilginç bir deneyim.

    gidilmeli, gorulmeli, yasanmali, en sonu icin birkac tane pecete de mutlaka cepte hazir tutulmali.

    --- spoiler ---

    - sen benim yavrumsun!
    - ben senin yavrundan arda kalanım sadece.
    ...

    - her an yanıbaşımdaydın, nereden bilebilirdim bu kadar yalnız olduğunu..
    ....

    "...lady, are you crying, do the tears belong to me
    did you think our time together was all gone
    lady, you've been dreaming, i'm as close as i can be
    i swear to you our time has just begun...."

    --- spoiler ---
  • hikmet körmükçü'nün bu performansıyla 2007 afife tiyatro ödülleri'nde en iyi kadın oyuncu ödülünü aldığı oyun. gerçekçi ve etkileyiciydi...
  • ankara sarkaç kafe 'de sık sık sahnelenmekte olan oyun.
  • ankara devinim tiyatro tarafından sahnelenen oyun.

    ankara'da alternatif, bağımsız tiyatro arayanlar için ilaç olabilir.

    https://www.facebook.com/devinim.tiyatro