şükela:  tümü | bugün
  • klişeleşen itirazla ilişkili olan bu başlıkta iki şeyi tartışacağız:

    a) iyiliğin tanımı ve içeriği
    b) iyi olduğunu iddia ettiği halde yaratıcıyı bilmeyenlerin cezalandırılması

    iyilik nedir? binlerce yıldır onlarca tanım yapılmıştır. bunları tek tek işlemenin anlamı yok. ama tanımların ortak noktalarına bakarsak eğer:

    1) diğer varlıklara haksızlıkla zarar vermemek ve vefasızlık etmeme erdemi
    2) sorumluluklarını bilme erdemi
    3) doğruları idrak etmek ve bunları yaşama erdemi

    bu bağlamdan bakarsak bir kişinin iyi olması için şu ilkeleri koyabiliriz:

    1) kendisini yaratana karşı sorumluluklarını yerine getirmek erdemi
    2) aynı yeryüzünü paylaştığı varlıklara karşı sorumluluklarını yerine getirmek erdemi

    dolayısıyla bunlardan birinin eksik olması durumunda felsefi açıdan “iyilik”ten söz edemeyiz.

    basit bir dünya hayatında bile, kişinin kendisinin dünyaya gelmesine vesile olan anne-babasını inkar etmesi, onlara karşı sorumluluklarını yerine getirmemesi, onlara karşı yeterli vefayı göstermemesi kişinin “kötü” sayılması için yeterlidir.

    bu kişi her ne kadar yardım faaliyetlerine katılırsa katılsın, hayvan hakları için faaliyetlerde bulunsun yine de iyiliği “nihai” sayılmayacak ve çevresindeki insanlar tarafından “mutlak iyi” görülmeyecektir.

    dinsel bakış açısında ise, kişinin varlığının nihai sebebi; beden ve benliğinin yaratıcısı, kişiye akıl bağışlaması, bunun üzerinden varlık hakkı vermesi, yaşadığı evreni var etmesi ve ona iyi olma potansiyelini verip ebedi mutluluk hakkı tanıması bağlamında yaratıcı bilmemek ve ona karşı sorumluluklarını yerine getirmemek, kişinin “tam iyi” olmasına engeldir.

    big-bang esnasında sayısız ayarlı bir denge yaratıp, bu dengeyi gezegen oluşumunda da sürdüren ve milyarlarca hassas ayar parametresi oluşturan, kendisine hayat hakkı veren yaratıcı yerine trilyonlarca ifade edilemeyecek minik tesadüflere iman eden, (bkz: ateistlerin tesadüfe iman dereceleri), yaratıcıya karşı “hayır ya yok öyle bir şey” diyerek başını deve kuşu gibi gerçeklere karşı gömen ve daha temel doğruyu bulma erdeminden uzak insanların, yine aynı yaratıcının verdiği vicdanla sokak hayvanlarına mama vermesi ile iyilik taslamaya kalkması mantıksal veri içermemektedir.

    nitekim iyiliğin öncelikle kişinin kendisini mutlu ettiğine dair birçok araştırma vardır ve sırf psikologların tavsiyesi üzerine “kendisini iyi hissetmek için” gece gündüz iyilik yapan insanlar da söz konusudur.

    dolayısıyla iyiliğin ilk maddesini gerçekleştirmeden “ben iyi olabilirim” demek tutarlı bir iddia değildir. her ne yapılırsa yapılsın bu iyilik eksik kalacaktır.

    b) iyi olduğunu iddia ettiği halde yaratıcıyı bilmeyenlerin cezalandırılması

    “ben iyiyim, neden cezalandırılıyorum?” sorusunun iyilik kısmını işlemiştik. burada soru daha komplike hale gelecek: “insanlara kötülüğü dokunup yaratıcıyı bilenler neden cennete gidiyor da ben gitmiyorum?”

    – insanlara kötülüğü dokunan bireyler direkt bir şekilde cennete gitmeyecektirler. kul hakkı ödemesi gerçekleştirmeden, yani kimse hakkını kimseye ödemeden ömür boyu ibadet de etse bu hak ödemesi sürecinden, bedel ödemek ve cezalandırmaktan kurtulamaz.

    fakat sorunun kilit noktası “neden yaratıcıya karşı sorumluluklarını yerine getirmemek, insanlara karşı sorumluluklarını yerine getirmemekten daha büyük suç?” kısmı.

    halbuki sorunun cevabı kendi içinde saklıdır. bir insan diğer insana hayat hakkı bağışlamamış, onu yoktan var etmemiş, onun varlık amacını ve ödüllendirmesini üstlenmemiştir. evet, aralarında iyilikler güzellikler geçmiş olabilir; ancak bu iyilik ve ihsanların hiçbiri yaratıcının insana bağışladıklarıyla kıyas bile edilemez.

    buradan hareketle, yaratıcıya karşı vefasızlığın, insana karşı vefasızlıktan daha büyük bedel içermesinin mantıksal sorun içermediği çok açıktır.
  • iyi olmak için yaratıcıya ihtiyaç varmı bilmem ama kesinlikle dinlere ihtiyacım yok. yaratıcı ve dinler ayrılmaz parçalar değiller. kokuşmuş dinlerini haklı çıkarmak için bütün ahlaki ve erdemli şeyleri kedilerine mal etmeye çalışan dinciler şekilden şekle giriyor, siz anlamasanız da iyi olmak için sizin kurallarınıza gerek yok.
    hristiyanlara göre tanrı iyi ve kötü herkesi sever müslümanlara göre iyileri sever kötüleri azaplandırır. gördüğünüz gibi dinlerin de tanrı özellikleri farklıdır.
    diyeceksiniz senin tanımın nasıl.. bir deist olarak, bırakıldığımız kaotik dünyada belli bir ahlaki seviyeye ve empatiye ulaşan insanlar, doğaya veya topluma zarar vermeyen insanlar iyidir, fayda sağlayanlar daha iyidir. hesap gününde herkesin hükümü verilir. ama dikkat edin bunların koşulu ortaçağ zihniyetindeki kurallar ve kültürel şeyler değil.
    kutsal kitapları okursanız bugün uygulanabilir şeyler olmadığını ve dönemsel anlayış farklılıkları olduğunu görürsünüz bu yüzden bütün iş sadece sizin vicdanınıza kalmış durumdadır.
  • safsata olup olmadığı tartışılabilir bir konudur.

    yüzyıllardır iyi ve kötü ile alakalı tanımlar yapılmış, bu kavramlar anlaşılmaya çalışılmış. "evrensel bir iyi ve kötü var mıdır?" sorusunun cevabı aranmış. sokrates iyiliği bilgide, platon idealar dünyasında, farabi tanrı bilgisinde, spinoza akla uygun yaşamda bulmuş.

    iyilik ve kötülük her dönemde göreceli bir kavram. yukarıda yazılan gibi eskiden kölelik iyidi. en azından ayıp veya kötü değildi. bir belgeselde izlemiştim sanırım. kabilenin birinde ergen çocuk erkekliğini ispatlamak için bir çadırdan bir şey çalıyordu. yani bu kabileye göre hırsızlık iyi bir şey. veya cadı avı zamanında iyi bir şeydi.

    tanrısal bilgi dediğimiz dinler pek çok kötülüğü yasaklar. doğrudur. peki hangi tanrısal bilgi örneğin kölelik kötü dedi? üç büyük dinde de kölelik var.

    incil:

    "efendisinin isteğini bilip de hazırlık yapmayan, onun isteğini yerine getirmeyen köle çok dayak yiyecek."

    kuran: yanlışlıkla olması dışında bir müminin bir mümini öldürmeye hakkı olamaz. yanlışlıkla bir mümini öldüren kimsenin, mümin bir köle azat etmesi ve ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermesi gereklidir."

    tevrat:

    "ibrani bir köle satın alırsan, altı yıl kölelik edecek, ama yedinci yıl karşılık ödemeden özgür olacak..."

    günümüz genel ahlak anlayışına bakmak gerekirse bunu yansıtan en iyi metin insan haklarıyla ilgili beyannameler ve düzenlemelerdir. bunlar, insanların düşünüp tartışarak bulduğu, uyulması beklenen ahlak kurallarını içerir.

    kısa bir karşılaştırma yapalım:

    insan hakları beyannamesinde ırk, dil ve din olarak herkes eşit sayılırken dinlerde diğer inanışlara düşmanlık teşvik edilir.

    insan hakları beyannamesinde özgürlük ve yaşam hakkından bahsedilirken dinlerde kölelik, cariyelik ve savaşa teşvik vardır.

    insan hakları beyannamesinde evlenme konusunda insanlar serbestken dinlerde bu kısıtlanmıştır. karşı dinden birisine hoş bakılmaz.

    insan hakları beyannamesinde işkence yasakken dinlerde işkence serbesttir.

    insan hakları beyannamesinde yasalar önünde herkes eşitken dinlerde herkes kendi dinindekine torpil yapar. ilk şart o dinin adamı olmaktır.

    insan hakları beyannamesinde inanç özgürlüğü varken dinlerde yoktur.

    peki dinlerin insanlara ahlaklı olmak açısından yaptığı katkı nedir?

    yalan söyleme
    hırsızlık yapma
    adam öldürme (bu da yerine göre. tanrı için öldürülebilir.)

    e arkadaş biz gerizekalı değiliz değil mi? birkaç musibet sonrası da olsa insanlık olarak yalan söylemenin, hırsızlık yapmanın ve birini öldürmenin kötü olduğunu elbet anlarız. bunları engelleyici kanunlar koyarız ki koyduk da.

    ve ilginçtir ki somut yasalar ve cezalar soyut tanrısal yasa ve cezalardan daha fazla dizginliyor insanları. ıssız bir yere kırmızı ışık koyun. etrafına "kurallara uyun, kul hakkında girmeyin, yaratıcı sizi görüyor. " minvalinde bin tane ayet, öğüt vs yazın. sonra bir de oraya kamera koyup çat diye 5 bin lira cezayı yapıştırın bakalım hangisi daha etkili olacak?

    ahlak dediğimiz şey zamana göre değişmekle beraber insanlar tarafından düşünülüp doğru yolun bulunabildiği bir şey. hatta insanlar o kadar ileri ki bu konuda bakın insan hakları beyannamesi kutsal metinleri aşmış durumda.

    son olarak iyilik ve ahlakın doğuştan geldiğini gösteren şu bebek deneyini izlemenizi tavsiye ederim.

    gerçi bu bebeklerin içine de iyiliği yaratıcı koymuştur.
  • dini inancım yok ve genel olarak herkese ve herşeye iyi davranmaya çalışıyorum, çünkü

    1. kendimi daha iyi hissediyorum, vicdanım var
    2. allah varsa (bildiğimiz dinler saçmalıktan öte, ama allah var olabilir, bilemiyorum) bizi yaptığımız iyilik ve kötülüklerle sınayacaktır

    bu yüzden iyiyim.
  • başlığın ilk entry'si uygulamada görülmüyor: (bkz: #69338214)

    deizm temelli bakış açısı ile eleştiri gelecekse, öncelikle deist kişinin kendisini konumlandırdığı noktaya bakmamız gerekiyor.

    deistler çeşit çeşit. kimisi dünya hayatından sonra sorguya inanıyor, kimisi için ise ahiret yok.

    ahiret yoksa, yaratıcının bu dünyayı ve evreni yaratma amacı nedir? ölen bebekler nereye gidecek? tecavüzcüler? özgecan'ın katilleri? yaratıcı bunları cezalandırmayacaksa, ahiret hayatı yaratmayacaksa neden evreni yarattı?

    bu noktadan sonra deistler genellikle "evet ahirete de inanıyorum" diyorlar.

    peki ahirette neyle sorumluyuz? tanrıyı bulmak mı, tanrıyı bulmadan iyi insan olmak mı, sadece yardımsever olmak mı? mesela tanrı kendisini bulmamızı bekliyor olabilir. zira sahip olduğumuz beyinle tanrı hakkında düşünebiliyorsak, zaten muhtemelen tanrının da beklentisi bu yönde.

    kimisi "iyi olmak yeter" diyor, kimisi "tanrı, verdiği akılla kendisini bulmamızı bekliyor" diyor. ebedi bir ahiret için bu kadar sürünceme bir durumu tanrının açıklamamış olması deizmin eksi puanı.

    ahlaki konularda da öyle. "her şey bana göre değişir" fikri ile "ahirette sorgu var" fikri çelişkili. tıpkı "tanrı var ama sorgu yok" fikri kadar çelişkili.

    islam'da kölelik itirazı: (bkz: #65971096)
  • bugüne kadar en çok para din için harcandı. en kanlı savaşlarda bile "din" konusundan çıkmıştır.
    şimdi dinler iyi ol diyor da kardeşim, görüyoruz bugün bile sağı solu bombalıyor insanlar.

    dinler ortada yokken herkes birbirini mi bıçaklıyordu amına koyim? diye sormak istiyorum.
  • yaratıcı iyi olmanı istemiyor, itaat etmeni istiyor, aksi takdirde savaşlarda kadınları ganimet diye almana onay çıkmazdı.

    buraya gelip zırvalamaya gerek yok, öldükten sonra bilmem kaç huriyi ödül olarak görmek '' ben iyiyim'' mottosuna ters bir kere.

    iyi insan iyidir, kötü insan kötü, bunun dinle alakası yok.

    kendi inancınıza onay istiyorsunuz alakasız bir şekilde.

    hayır şuraya yaptıgınız iyilikler nedir diye sorsak adam akıllı 3 tane cevap yazamayacaksınız , vır vır vır.
  • burada gözden kaçırılan nokta şu;

    bir insan bir yaratıcının otorite ve mahkemesi adına iyi oluyorsa, gerçekten "iyi" olur mu? yani bir doğru eylemi gerçekleştirmenin nedeni yaratıcının onun karşılığındaki tavrı olduğunda bu eylem yine doğru olur mu? daha basit bir ifade ile bu ikiyüzlülük, yalnızca sonucu değerlendirmek üzere tanrı tarafından umursanmıyorsa yaratıcı gerçekten iyi bir mahkeme midir?

    ben meseleyi söyleyeyim: yukarıda yazarın ifade ettiği şey "iyilik" değil, itaattir. tanrının buyrukları iyi olduğu için ona uyulan şeyler değildir; o itaat edilmesini istediği için iyi kabul edilir.

    bunların dışına çıkıp iyilik ve kötülük kavramların birer yorum olduğunu ve bu yorumların otoritelerce belirlendiğini bilmek gerekir.

    burada basit cümlelerle yazıyorum, zira "ortalamanın altında veya ortalama ıq sahibi yumuşak" teistler anlayabilsin.

    anahtar kavramlar:

    iyi
    itaat
    tanrı
    otorite
    yorum
    ikiyüzlülük
    çıkar
    mahkeme
    amaç
    niyet
    sonuç

    not: ateist, deist, agnostik veya teist değilim. (bu notu da verdim ya)

    edit: romalılar, ben a-moralistim. yani bu konuya sizin perspektifinizden, bir ahlak kaydı varsayımı ile bakarak yazıyorum. vicdana ya da bir otoriteye ahlaki bir itaatim yok. ahlaka kayıtsızım, ihtiyacım yok.
  • iyi olmak için dine ihtiyaç yoktur. yaratıcı konusuna girmeye gerek yok.