şükela:  tümü | bugün
  • bir insanda olması gereken en önemli iki unsur. hem iyi hem güzel, daha ne olsun? bir de bunun cesur ve güzel versiyonu var ama çok gerekli değil.
  • kamuran'ın feride'yi her okul ziyaretinde, birbirlerine yönelttikleri "nasılsın?" sorusu karşısında verdikleri tek cevap.
    osman fahri seden yönetimindeki çalıkuşu'nda böyleydi. onlar dedikçe bizim içimiz ısındı. sevdik onları...
  • hal hatır sorulduğunda, "iyilik güzellik" denmesi adet olmuştur. iyilik de, güzellik de iç açıcı sözleridir çünkü. bu iki sözcüğün yan yana kullanılması da çok ilgi çekicidir; dünyada iyilikten, güzellikten daha çok seveceğimiz başka ne var ki? ayrıca iyilik ile güzellik arasında bir yakınlık da vardır; güzel bir müzik, güzel bir resim, güzel bir şiir bize iyi gelir, iyilik verir, demek güzellik duygusu ile iyilik duygusu ikiz kardeş gibidirler, bu yüzden de karıştırırız onları sık sık.

    gel gör ki, iyi bilmediğimiz iki kavramdır güzel ile iyi; hem iyi bilmeyiz hem de sık sık kullanırız onları. ne diyeyim, şairler bile anlaşmazlığa düşerler aralarında 'güzel'i tanımlarken. 'iyi' de öyledir, insanlar için kolay ve sık kullanırız onu, ama biraz olsun üstünde durmaya kalktık mı, bir duraksamadır alır bizi, "neden iyi oluyormuş? ne yapmış da iyi olmuş?" sorularını yanıtlamak için güçlük çekeriz. neden derseniz, 'iyi'nin tanımı güçtür de, 'kötü'nün tanımı kolaydır. öyle ise, kolayından konuşacak olursak, 'iyi' demek, 'kötü olmayan' demektir. bu ise olumsuzluk açısından bir tanım sayılır, başka bir deyişle, iyi sanki tek başına yoktur anlamına gelir.

    'güzel' için de, 'iyi' için söylediklerimize benzer sözleri yinelemekte bir yanlışlık olmasa gerektir. bunlar, ikisi de, deney üstü diyebileceğimiz kavramlardır. yoksa iyinin ve güzelin tarihi olmazdı. güzelin çağdan çağa ve toplumdan topluma değişen yanları, özün süreklilik niteliğini bozmaz. biz bu özü doğrudan biliriz, demek vardır o, fakat öteki varolanlar gibi duyu verilerimize ve deneylere gerekseme duymaz. duyu verilerimiz burada 'güzel'in özelliklerini ya da niteliklerini değil, özünü kavrar. müzik dinlememiz, masayı algılamamıza benzetilemez. demek etik değerlerle, estetik değerler benzeştirler. güzel bir şiir, bizde uyandırdığı estetik haz yanında, bize 'iyi'yi de duyumsatır. öyle ki, onu okuduktan sonra sanki daha iyi insan olmuş gibiyizdir. başka türlü söylersek, sanat, salt güzele dönük olmasına karşın, deyim yerinde ise, bir yan ürün olarak 'iyi'yi de verir. sanat eğitiminin iyi yurttaş yetiştirmekte yararlı olduğunu ileri sürenler, sanırım bu olguya dayanmaktadırlar.
  • konuşma nasıl olup da buralara gelmişti şimdi her ikisi de hatırlamıyor ama...

    - eh ben de fena değilim, dedi kadın, güzelliğinin farkında olan ama tevazuya denk düşen bir ses tonuyla...
    - fena değil mi? başkalarına hakaret eder gibi güzelsin dedi adam. bunu nasıl söylediğine kendi de inanamadı.
    teşekkür edercesine güldü kadın, gözleri kısıldı.
    bir sessizlik eklendi o gülüşün devamına. dışarıda günlerdir yağan bir yağmur vardı ve sesi içerilere kadar geliyordu.

    - bunca yağmura ne gerek var diyerek girdi söze kadın.
    birinin söze girmesi gerekiyordu. hem hava durumu herkesin üzerinde iki laf edebileceği bir mevzudur zaten.

    - yağmuru severim, hele denize yağıyorsa daha da güzel...
    - sanırım ben yağmuru hayal etmeyi yağmurun kendisinden daha çok seviyorum.
    - benim yağmura ilişkin hayallerimde hep gitmek var.
    - nereye ve kiminle?
    - nereye olduğunun bir önemi yok ama seninle.
    bir anda çıkıverdi adamın ağzından bu sözler ve aceleyle devam etti. o güne kadar aralarında konuşamadıklarının anlattığı şeyler vardı, o gün sözlere dökülüyordu her şey...
    - seninle ıssız, kimsesiz bir yerde olmak vardı, yağmurun altında şemsiyelerimizle, çizmelerimizle dolaşıp ıslanmak, gülüp oynayıp koşmak yağmurun altında. sonra, yorulunca eve dönüp şarap içmek, çünkü şarap seversin biliyorum. bana kalsa daha sert bir şeyler içmek isterim. ve uzaklarda gitgide kararan göğün altında coşup çırpınan denizi izlemek… hikayeler anlatıp gülmek.

    soluksuz söyledi bütün bunları adam, durursa tekrar söze başlayacak gücü bulamayabileceğinden korkuyordu içten içe.

    - sonra dedi kadın, sonra?
    - sonra da mayışıp sıcak bir köşede ya da bir battaniye altında kıvrılıp uyumak, sarmaş dolaş…
    - peki ya sonra? dedi muzipçe gülen kadın
    - sonra, sonrası iyilik güzellik...
    - sonu güzelmiş dedi kadın, sonu çok güzelmiş...

    (yaşanmamıştır ama artık hükümsüzdür...)
  • saki! bana mukayyet ol, dol boşalırsam dol

    bir kayığa yatır, sal denize

    başucuma bir testi koy

    sonrası iyilik güzellik, saki

    (bkz: hüsnü arıkan) (bkz: saki)
  • "(...)
    oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
    bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
    seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
    iki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
    yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
    memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
    sonrası iyilik güzellik."

    [cemal süreya / aşk]
  • cemalizm'den kelli, memelerin tarihine verilen genel ders adıdır.

    bir nevi bitmeyen 101