şükela:  tümü | bugün
  • "yönlendirilmemiş iyi niyet" ile "kötü niyet" arasındaki ince çizgi...her durum altında insana zarar veren, telafisi zor, sebebi ve sonuçları anlaşılamayan, getirileri ile götürüleri önceden tahmin edilemeyen (ki çoğu zaman götürüler daha fazladır) bu ikili arasındaki ince çizgi...
  • "dogruyu soylemez hic iyi insanlar.yanlış kıyılar, yanlış güvenlikler öğretti iyiler size; iyilerin yalanları içinde doğdunuz, oralara sığındınız. herşey ta köküne dek yalana boğuldu, eğritildi iyilerin eliyle...
    iyiler hem doğrunun, hem de geleceğin sırtında sürdürürler yaşamlarını..."

    nietzsche
  • hareketlerimizin zamanda ve uzayda bir iz bıraktığını düşünüyorsak cok da muhim degildir bu sinir cizgisi. fikrimce bunu önemli kilan insanin insana ne ettigiyle ilgili ve esas olarak bir varlik problemidir.
  • farkına vardığım zaman beni en çok üzen şeylerden birisi iyi bir insan olmadığım gerçeğiydi. kötü bir insan da değildim belki; ama iyi bir insan da değildim.

    işin biyolojik kısmına değinmeyeceğim. zaten yeterli bilgim de yok. psikolojik ve sosyal açıdan ele almaya çalışacağım.

    iyilik ve kötülük kavramı bilinci olan canlılar için geçerlidir; çünkü bilinci olmayan canlılar için iyilik ve kötülük değil, hayatta kalma güdüleri vardır. kediyi kedi yapan şeyler kediden kediye pek değişmez. bir kedi, doğar; avlanır; çiftleşir ve zamanı gelince de ölür. kuşlar da, köpekler de, filler de, yunuslar da böyledir sanıyorum.

    peki insan? insan, ne yapar bu insan?
    doğum ve ölüm arasında yaptığımız şeyler öylesine tuhaf ki insan olmanın ne olduğunu bir türlü anlayamıyorum.

    çocukken sanki herkes iyiymiş gibi düşünürdüm. kendimin de iyi olduğunu sanırdım. büyüdükçe ve insanların bitkilere, kedilere, köpeklere, fillere, timsahlara, ineklere ve birbirlerine yaptıklarını öğrendikçe dehşete düştüm. bunu birbirimize neden yaptığımızı aklım almıyordu bir türlü. sonra oradan çıkarımla et yemeyi reddetsem de buna annem katı bir şekilde müdahale edip 18 yaşıma kadar yemek zorunda olduğum konusunda ısrar etti. kazık kadar oldum ve et yemeyi hala bırakmadım. vicdan azabı duyuyorum. aslında yaptığım ve yapmadığım pek çok şeyle ilgili vicdan azabı duyuyorum.

    bilinç ve zorunlu olmasa da onunla birlikte gelen vicdan ve empati yeteneğimizin iyilik ve kötülüğü yarattığına inanıyorum. iyilik ve kötülük üzerine bir sürü çalışma okumadım aslında; ama kötülük üzerine yazılmış bir makaleyi okuduğumdan beri bu konuda daha derin düşünüp duruyorum. makale nazi almanyası'ndaki sıradan insanların kötülük yapacak hale nasıl geldiklerini açıklamaya çalışıyordu. her gün selam verdiğin manavın, ayaküstü sohbet ettiğin komşunun, oturup birlikte çay içtiğin arkadaşının, o sıradan "iyi" insanların seni öleceğin o toplama kampına gönderecek insanlara nasıl dönüşebileceklerini anlatıyordu. "kötülük, bir sosyal örgütlenme sonunda ortaya çıkar" diyordu. "yahudileri toplama kampına götüren kamyonun şoförü de kötüdür; çünkü o da bu zincirin bir halkasıdır" diyordu. "hiçbir şey yapmayan da yapanlar kadar suçludur" da diyordu.

    bir yılda insanların ölümüne en çok yol açan şeyin yine insan olduğunu okumuştum. eminim insanlık tarihinde de insanların ölümüne en çok yol açan şey yine insandır.

    insan kötü bir canlı mı peki? insan kötülük yapabilecek potansiyele sahip bir canlı ve kendisi bunun farkına varmayıp bunu denetim altında tutmazsa yapabileceği kötülüğün bir sınırı yok gibi geliyor. çok sık bakmadığım bir yer var içimde. kör bir uçurum sanki. dibi öylesine görünmüyor ki sanki her şey çıkabilecekmiş gibi hissediyorum. insan kendisinden korkar mı? ben korkuyorum. bazen "o durumda kalsam ben ne yapardım?" diye düşünüyorum. büyük bir kesinlikle "yapmazdım" diyemiyorum. tek yapabildiğim "farkında ol" diyebilmek oluyor.

    iyilik ve kötülük de kültürden kültüre bile farklılık gösterebilecek geniş kavramlar aslında. yine de ortada geçerli hiçbir neden yokken, bile isteye birilerine maddi ve manevi zarar vermenin iyi hiçbir tarafını göremiyorum. bu tanımın da sorunlu taraflarının olduğunun farkındayım; ama demek istediğimi anlatabildiğimi sanıyorum. peki hiçbir zarar vermemek insanı iyi yapar mı? iyilik nedir?

    "her ne yaparsan yap, karşılık beklemeden yapacaksın. karşılık bekledin mi, iyilik olmaz o" der. iyilik bana hep hediye gibi gelir bu yüzden. yıllarca kendimle "bunu neden yaptım? peki bunu neden bunu öyle değil de böyle yaptım?" diye eylemlerimin içsel tartışmasını yapıp durdum. bir aydınlanma yaşamadım doğrusu. her ne yaparsam yapayım işin ucu bir şekilde kendime çıktı; çünkü hiçbir şey beklemeden yapıyor olsam bile karşılığında ben mutlu oluyordum. birine iyi bir şey yapınca benlik saygım pekişiyor. bunu inkar edemem; ama kendime "biri mutlu olunca sen niye mutlu olmayasın ki? sen de mutlu ol. kimseyi de üzme; çünkü üzülmek hoş bir şey değil." de demeye başladım. canının acımasının, çaresiz kalmanın nasıl bir şey olduğunu biliyorum ve bu güzel bir şey değil. yapabiliyorsam iyi bir şey neden yapmayayım öyleyse? çok basit bir mantık aslında. ben de basit ve ortalama bir insanım en nihayetinde.

    ruhumun karanlık her uçurumunu aydınlatabileceğimden kuşkuluyum; ama onlarla yüzleşip kendimi ehlileştirmeye çalışıyorum. zor ama. çok zor.

    iyilik de kötülük de insan olmanın bir parçası ve iyilik ve kötülük arasındaki ince çizgide gezinin ortalama insanlarız hepimiz.
  • bilmemektir, farkında olmamaktır. ne kadar kutuplara yaklaşırsan o kadar ne yaptığını bilirsin. eğer ki ne yaptığını bilmiyorsan o vakit bu iki kavramın arasında bir yerde kendini arayabilirsin.