şükela:  tümü | bugün
  • bir kişiye yardım etmek isterken daha da kötü duruma düşmesine sebebiyet vermektir. yapılması isteneni yanlış yöntem ile uygulamaktan kaynaklanır. en çok ebeveynler tarafından gerçekleştirilir.
    mesela; oğlunun ders çalışmasını isteyen bir anne'nin sürekli "ders çalış oğlum", "dersine iyi çalış" gibi şeyleri üst üste söylemesi, oğlunu ders çalışmaktan daha çok uzaklaştırır. çocuk zaten ders çalışması gerektiğini fark edebilecek yaşta olması da çocuğu ayrıca etkilemektedir. hele bir de anne'nin sabahın köründe durduk yere arayıp "o sınıfı geçeceksin" diyerek, istem dışı zorladığında, baskıya dayanamayan çocuğun elindeki ders kitabını bir kenara atmasıyla sonuçlanabilir. anne'nin bu durumun farkına varıp, sözde yaptığı iyiliklerden vaz geçmesi gerekmektedir. yoksa çocuk sınıfta kalacaktır...
  • en acı örneğini bundan bir iki yıl önce boğaz köprüsünde yaşadığımız hadisedir. köprüden atlamak isteyen bir genci ikna etme şansı varken bir vatandaşımız aceleci davranmış, gencin elini yakalamak için hamle yapmış, genç de paniğe kapılıp aşağı düşmüştü.
  • genellikle anneler tarafından yapılan davranıştır. mesela küçükken boyum seviyesindeki bi havuz a atlamıştım, kaptırmış dipten dipten yüzüyorken annem boğulduğumu zannedip ayaklarımdan tutmak suretiyle beni çekmeye çalışmıştı. ölüyordum, zor kurtuldum
  • insanı içten içe mahveder..başkalarına da açıklanmaz. öyle kalınır.
  • 1992 yapımı omnibus adlı kısa filmde de bir örneğini görmek mümkün.

    iyi niyet her zaman iyi sonuçlar doğurmuyor maalesef.

    (bkz: omnibus)
  • bi arkadasınızdan sizinle konuşup da kopmaya çalıştığı hayatı hatırlamasın diye uzaklaşmak da buymuş meger yalnız da birakmışım...
  • insana kendisini adi bir pislik gibi hissettiren eylem. çoğu zaman başıma gelir.

    bir gün avcılar'da metrobüs bekliyorum. beylikdüzü tarafından gelen metrobüslerin hepsi hınca hınç dolu geliyor. bir tane boş sayılabilecek metrobüs geldi. boş olmasından dolayı metrobüsü 34c zannettim. son durağı cevizlibağ olduğu için pek tercih edilmiyor. bindim bi dayının yanına oturdum. dayı kafasını cama dayamış mışıl mışıl uyuyor. cevizlibağ durağına geldiğimizde hala uyuyordu. uyuyup kalmasın şoförden azar işitmesin diye adamı dürtüp 'kalk dayı kalk son durağa geldik' diyip yerimden kalktım. kendimce iyilik yapmak istedim. uykudan aniden uyanınca dayı bi telaşlandı. yerinden kalkıp bana omuz koyup önüme geçti. dayı önde ben arkada gidiyoruz. tam kapı kapanacakken dayı kendini dışarı attı ben metrobüste kaldım. baktım kimsede bi hareket yok. kafamı kaldırıp yukarı baktım meğer metrobüs zincirlikuyu'ya kadar gidecekmiş. dayı arkasına döndü göz göze geldik 1-2 saniye. bakıştık, sonra metrobüs hareket etti. duraktan uzaklaşırken dayı böyle 'senin ta amk' der gibi elini kolunu sallıyordu. ben de hiçbir şey olmamış gibi geçtim yerime oturdum ama yol boyunca 'ne ara böyle aşşağılık bir insan oldum' diye düşündüm.
  • lise 3 zamanları. gece 12-1 halısaha maçından dönüyorum. maç baklavasına ve hesabına olduğu ve yenildiğimiz için cebimdeki tüm paraları halısahada bırakmış eve yürüyorum kızgın kızgın.

    son kalan 50 kuruşumla soda aldım. yudumlaya yudumlaya evimizin bulunduğu sokağa daldım. biraz yürüdükten sonra komşumuz olan bayram abi nin doblosunun kapısının tam kitlenmemiş olduğunu gördüm. bulunduğumuz muhit pek tekin değildi. nerede it kopuk varsa sanki bir mıknatısla toplamışlar gibi burada birikmişlerdi. hatta birkaç hafta önce bir gün okul dönüşü bir altgeçitte tinerciler yolumu kesip çakmak sormuşlardı. neyse ki adamların kafa sağlam uçtuğu için biraz tersleyince geri adım atmışlardı.. ama sağlam tırsmış ve tuvalete zor yetişmiştim.

    neyse işte. bulunduğumuz muhit tekin değildi. bayram abinin doblonun kapısının açık olması demek ertesi gün doblonun yerinde yeller estiğini görmek demekti.

    ben de bayram abinin dobloya bir şey olmasın diye kapıyı açıp tam olarak kapatacaktım. kapıyı açmaya çalıştım. kapı tam kapanmadığı için takılmış ve açılmıyordu. biraz zorlayınca açılır diye umarken alarm çaldı. o sırada hava soğuk olduğundan kapşonumu kafama geçirmiş olduğumu ve özellikle bu saatte tinercilere feci şekilde benzediğimi fark ettim ama çok geçti. ciyak ciyak çalan alarm yüzünden apartmanın tüm ışıkları birer birer yanmaya başladı. bayram abi atlet don pencereye çıkıp "hırsız varr" diye bağırdı.

    tam o sırada "abi ne hırsızı ben ben" diye bağıracakken halısahada bağırmaktan sesimin kısılmış olduğunu anladım. abi abi diye laf anlatmaya çalışırken kapşonumu çıkarmak aklıma gelmemişti.

    bayram abi ise elinde sopayla apartman kapısında göründü. gel ulan hergele sen kimin arabasını çalıyorsun lan deyip kapşonumu indirdi ki.

    "ne yapıyon lan bu saatte?" dedi.

    kısılmış sesimle "abi maçtan dönüyordum, senin kapı açık kalmış, kapatayım dedim, alarm çaldı." dedim.

    olay anlaşılınca bayram abi arabasının kapısını açtı, kapattı, kilitledi. elimdeki sodayı alıp kafasına dikti.

    beraber apartmana girdik.

    bu da böyle bir anımdır.