şükela:  tümü | bugün
11285 entry daha
  • "güçlüler güçsüzleri incitemeyecek kadar güçsüz olunca, güçsüzler çekip gidecek kadar güçlü olmak zorundaydılar."

    milan kundera - var olmanın dayanılmaz hafifliği
  • " birazdan beni hiçkimsenin beklemediği, hiçkimsenin karşılamayacağı ve hiçkimsenin gerçekten sevmeyeceği bir şehre ilk adımımı atacağım.
    oysa birileri karşılasa, yapmacık da olsa , belki ruhumu perdeleyen bu ziftimsi hüzün seyrelirdi. gardan, gideceğimiz yere kadar yapacağımız boş lakırdılı, o yüzeysel sohbet bile ferahlatabilirdi bu kayıp ruhumu. ancak kimseler yok, evet bu şehirde veya başka bir şehirde, gardan indiğim zaman beni kimseler karşılamayacak.
    neyse, kendimi teselli edeyim bari; yalnızlık kadar gerçek bir şey yok hayatta. yalnızlık bu, bir hastanenin kötü kokan bekleme odası kadar, dolabımdaki küflü peynir kadar gerçek.
    şimdi indim trenden, beni hiçkimsenin sevmeyeceği bu şehre doğru ilk adımlarımı attım. sana da bu mektubu, oturduğum salaş bir meyhaneden yazıyorum . senden tek ricam, arada bana yazman. arada bir şeyler anlat. saksındaki çiçekten bahsedebilirsin, ya da şişman karşı kapı komşundan. geçmişteki felaketleri bile anlatabilirsin hatta, insanların birbirlerine ölüm yağdırdığı o sefil savaşları. ne anlatsan, merakla okuyacağım. senden bir şeyler okumak hoşuma gidiyor yalan değil, beni bu sefil benden biraz uzaklaştıran tek insan sensin.
    şimdi, sen uzak bir şehirdesin ve ben oraya asla uğramayacağım."
  • ' ey kör! aç gözünü de düşlerden uyan. simurg' u göremesen de bari küçük bir serçeyi gör. kaf dağına varamasan bile hiç olmazsa evinden çıkıp kırlara açıl; böcekleri, kuşları, çiçekleri ve tepeleri seyret. bırak dünyanın haritasını yapmayı! daha hayattayken bir taşı bir taşın üstüne koy. gülleri ve bülbülleri göremeyip gün boyu evinde oturan adam dünyanın kendisini hiç görebilir mi? 'i. o. anar.
  • dünya, tüm yararlı uğraşlarda ya yerinde saymakta ya da geriye gitmektedir.

    (bkz: 1984)
    (bkz: george orwell)
  • “sana çiçek gelmesine çok üzüldüm. üzüntüden ne çiçeği olduğunu bile okuyamıyorum. üstelik şu an odanda duruyor. eğer ben senin dolabın olsaydım, kendimi ite ite gündüz vakti odandan çıkardım. en azından çiçekler solana kadar holde dururdum.”

    franz kafka - milena’ya mektuplar
  • hicbir rüya, tümüyle rüya degildir

    arthur schnitzler-rüya roman
  • daha önce defalarca yazılmıştır:
    kitabın ilk cümlesi olarak : "hayatımın en mutlu anıymış. bilmiyordum. evet, bunun hayatımın en mutlu anı olduğunu anlayabilseydim, asla kaçırmazdım o mutluluğu. derin bir huzurla her yerimi saran o harika altın an belki bir kaç saniye sürmüştü, ama mutluluk bana saatlerce, yıllarca gibi gelmişti." (bkz: masumiyet müzesi) (bkz: orhan pamuk)

    çok okudum, çok kitaptan çok fazla etkili cümleler kalmıştır hafzalamda ama bu çok basit, çok duyulagelen bir cümle olarak aklıma geldiğinde acıtır.
    bence anın anlamını yaşayamamak insanoğlunun en büyük buglarından biri.
  • kadınlar mirim, rüzgarda uçuşan tüyler gibidir. senin dilini, dinini, yerini ve yurdunu değiştirir. o masum güzelliklerinin altında hep bir yalan saklarlar; ağlarken de gülerken de. aldatılmaya açık yürekler güvenir o kadınlara ve yanarlar. ama yine de yanmayanlar kendilerini hiçbir zaman 'mutlu' hissetmezler. kadınlar; rüzgarda uçuşan tüyler gibidir gerçekten. düşünüşlerimizi ve düşüncelerimizi değiştiren tüyler gibi.

    -aeneas, vergilius
  • kimseden çekmedi islam, müslümanlardan çektiği kadar.
  • acı çekmek hiçbir anlamda bir ayrıcalık, bir soyluluk belirtisi, tanrı yı haırlatan bir özellik değildir. acı çekmek hayvanca, insanı hırpalayan, sıradan, gereksiz ve hava gibi doğal bir şeydir. elle tutulamayacak bir şeydir acı; insan ne kavrayabilir, ne de karşı çıkılabilir; zaman içinde vardır- zamanla aynı şeydir; olmadık zamanlarda insanın karşısına çıkması sadece kendisini izleyen anlarda, insanın son işkence anını yeniden yaşadığı ve bir sonraki nöbeti beklediği sürede acı çeken kimseyi savunmasız bırakmak içindir. bu nöbetler gerçek anlamda acı değil, bize gerçek acının süresini, sıkıcı ve bıktırıcı sonsuzluğunu duyuran sinirsel canlılık anlarıdır. acı çeken kimse her zaman daha sonraki ve ondan sonraki nöbetin bekleyişi içindedir. o an, acının onu beklemekten yeğ tutabileceği sırada gelir. o an, insanın boş yere zamanın akışı kesmek için, bir şey olduğunu hissetmek için, bu hayvanca acının sonsuz etkisini bir an için bozma amacıyla haykırması gelir - bu haykırış acıyı daha da korkunçlaştırsa bile. ara sıra, ölümün ve cehennemin de böyle zaman ve sonsuzluk içinde değişmeden, anlara bölünmeden, bir daha hiç ölmeyecek bir gövdede akan kan gibi durmadan akan bir acı olduğu kuşkusuna kapılır insan. ah! şu kayıtsızlığın gücü! budur taşlara milyonlarca yıl değişmeden dayanabilme olanağı veren..
    (bkz: yaşama uğraşı) (bkz: cesare pavese)
2 entry daha