şükela:  tümü | bugün
11268 entry daha
  • -şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi.

    -boşuna zahmet etme, godoia. en güzeli ilk yapılan balondur. ilki başarılı olmazsa bir daha yapamaz insan ya da yapmak istemez.

    jose mauro de vasconcelos - şeker portakalı
  • "bir oyunda sadece piyonmuşsunuz gibi hissedebileceğinizi anlıyorum dedi. durum bu şekilde görülebilir tabii ki. ama şöyle düşünün. sizler şanslı piyonlardınız. belli bir iklim vardı, sonra yok oldu. bu dünyada bazen işlerin böyle yürüdüğünü kabul etmelisiniz. insanlar bazen bir şekilde düşünür, hisseder, sonra başka bir şekilde. siz de bu sürecin belli bir noktasında büyüdünüz tesadüfen. "

    kazuo ishiguro - never let me go
  • şu dünyada soluk alan, yürüyen yaratıklar arasında insandan daha acınacak bir yaratık yok.

    (bkz: ilyada)
    (bkz: homeros)
  • "zengin olmak başka türden bir sarhoşluktur, unutmaktır."

    (bkz: voyage au bout de la nuit)
  • “ ben de sizin gibi neden korkuların geceleri bu kadar güçlü olduğunu düşünürüm. bunun üzerine yirmi yıl düşündükten sonra korkuların karanlıktan doğmadığını anladım -korkular da yıldızlar gibi- hep oradadırlar, ama gün ışığı onları gizler.”

    (bkz: nietszche ağladığında)
  • "zararı yok," derdim, "geç yetişen ağaçlar, en iyi yemiş verenlerdir. mermere kazmak, kuma yazmaktan daha güçtür, ama mermerdeki yazı daha çok dayanır; sanırım bu çocuğun kavrayışındaki yavaşlıkla zihnindeki ağırlık, ilerde düşünce gücünün büyük olacağına kanıttır..." der dururdum.

    hastalık hastası

    moliere
  • "bir hastanın nabzını tutar gibi dinlemesini bilirsen, insan gerçeğine varabilirsin."
    ceyhun atuf kansu
  • "her şeye hazır bulunan ve kimden ne gelebileceğini bilen bir insanı sarsmak mümkün müdür?"
    (bkz: kürk mantolu madonna)
  • “birkaç yudum içebildiğin kahveni yudum yudum içtim,
    sen gidince — ama bitirmedim; bıraktım biraz. sonra, yürüdüm.
    anlamsız cadde boyunca. öylesine. amaçsız. biryerlere
    girdim. oturdum birsüre. sonra, dışarıdan, ışığın geldiğini gördüm.
    kalktım. çıktım. yürüdüm.

    tatlı huzur ışığımızın yanından geçerken, saatimizdi.

    geldim. gürültüler vardı — oysa tamamiyle sessiz olmalıydı.
    değildi. ama bomboştu — gürültü aralarından işitiliyordu
    boşluk.

    kafam gibi–

    gitmiştin — ben ne zaman gelebilecektim?

    — gözyaşların içimde duruyor: ” daha kötü mü olur?”…
    ” daha kötü oldu”…

    üç kez dönüp bakmıştın.

    – hayır canım, daha iyi oldu: beckett’in ” daha iyi” si —
    sen de biliyorsun: daha iyi ağrıdı, daha iyi yağdı…”

    uzak - oruç aruoba
  • - "eğer insan görülmek istemiyorsa bir şeyin arkasına saklanır." dedi kumkurdu "bir çalının veya bir kapının. ya da bir sürü gevezeliğin, lafın."

    (bkz: kumkurdu)

    - "ilk başta o kadar tehlikeli değildi." dedi zackarina. "tehlikeli şeylerin huyu bu, " dedi kumkurdu "önce tehlikesiz ve eğlenceli görünürler."

    - "birinin dost mu düşman mı olduğu nasıl anlaşılır?" diye sordu kumkurdu'na.
    "şey, yemek gibi" dedi kumkurdu "tadına bakmak gerek."
    "olmaz ki" dedi zackarina "insanların tadına bakılmaz ki."
    "öyle ama gözlerinin içine bakabilirsin." dedi kumkurdu "o zaman her şey anlaşılır."

    (bkz: daha fazla kumkurdu)

    - ve kumkurdu su sıçrattı... gücü yettiği kadar uzaklara. çocuklara oyuncak sıçrattı, hastalara şifa. akılsızlara akıl sıçrattı, karanlığına ışık... çaresizlere çare, umutsuzlara umut.
    sakin geceler sıçrattı ve tok mideler.
    uzun oyunlar sıçrattı ve mutlu günler...

    (bkz: daha da fazla kumkurdu)
1 entry daha