şükela:  tümü | bugün
13939 entry daha
  • ...belki insanlar koskoca yaşamları boyunca yalnızca bir süre için farklı olmaya katlanabiliyor, sonra da yavaş yavaş öteki insanların davranışlarına, düşüncelerine ve duygularına bürünerek, durup dinlenmeden kendini tekrarlayan uçsuz bucaksız bir benzerlikler denizinde kaybolup gidiyorlardı. yaşamları herkesinkine benzediği ya da farklı görünmesine karşın aynı özü taşıdığı için, herkes gibi ölüyorlardı daha sonra da; herkes gibi, bayatlamış birkaç anı kırıntısının uzaklığını koklaya koklaya, geleneksel ziyaretlerle kirletilmiş ya da geleneksel yalnızlıklarla gölgelenmiş buz gibi bir yatakta, farklı yaşadıkları yılların tadını tenlerinde, belleklerinde ve ağızlarından dökülen mecalsiz ah’ların karanlığında arayarak, yavaşça, alışılmış bir ölümle ölüyorlardı.

    hasan ali toptaş - sonsuzluğa nokta
  • - lanet olası hayat! en acı ve kırıcı olan şey, bu hayatın acılara karşılık olarak mükafatla sona ermemesi. operadaki gibi zaferle değil, ölümle son bulacak olması.

    -neyse... öteki dünyada güzel vakit geçiririz biz de.

    -sıradan bir insan iyiyi ya da kötüyü dışarıdan bekler. düşünen bir insan ise kendinde bulur. insanın huzuru ve memnuniyeti dışarıda değil, içindedir.

    (bkz: altıncı koğuş)
    (bkz: anton pavloviç çehov)
  • "...şili'de tanımış olduğu o genç idealistin kaliforniya'da joaquin murieta adında efsanevi bir hayduta dönüştüğüne inanarak, onu dört yıl boyunca aramış durmuştu. bütün o süre içinde tao chi'en de, eliza'nın onları birbirlerinden ayıran kapının eşiğini er ya da geç aşacağından emin olarak, o dillere destan dinginliği içinde beklemişti onu. joaquin murieta'nın kesik kafasını amerikalılara eğlence, latinlere de ibret olsun diye sergilediklerinde, eliza'ya eşlik etmek de tao chi'en'e düşmüştü. eliza'nın o iğrenç ganimetin görüntüsüne katlanamayacağını sanmıştı, ama o, içinde sözde caninin kesik kafasının bulunduğu kavanozun önünde dikilerek, sanki söz konusu olan bir lahana turşusuymuş gibi kılı bile kıpırdamadan bakmıştı, ta ki sonunda onun yıllar boyu peşinden koştuğu o adam olmadığından iyice emin olana kadar. aslında onun kimliği umurunda bile değildi, çünkü olanaksız bir aşkın peşinde yaptığı o uzun yolculuk boyunca eliza aşk kadar değerli bir şeyi edinmişti: yani özgürlüğü. 'artık özgürüm,' diyebilmişti yalnızca, o kafanın karşısında. tao chi'en, sonunda eliza'nın eski sevgilisinden kurtulduğunu, onun yaşıyor mu, yoksa sierra nevada'nın eteklerinde altın ararken ölmüş mü olduğunun umurunda olmadığını anlamıştı; her ne olursa olsun eliza artık onu aramayacak ve adam günün birinde çıkıp gelecek olursa onu gerçek boyutlarında görebilecekti..."

    retrato en sepia *, isabel allende.
  • akıldan başka gücüm, ölülerden başka dostum, kitaplardan başka zevkim yok.

    bitik adam - giovanni papini
  • "günlerin acılı ve sevinçli geçitlerle tıka basa dolu olabileceğini hiç düşünememişti. daha nice nice böyle günlerin, yapraklarını henüz açmamış ve sürprizlerle dolu bütün hayatın kendisini beklediğini düşününce mutlu oldu. gerçeğin çok yönlülüğünü ilk sezişiydi bu. insanların düşman görünseler de yine birbirlerine gerekliliğini, insanlar tarafından sevilmenin çok hoş bir şey olduğunu, onların gerçek varlığını ilk kez anladığını sanıyordu. hiçbir şeyi, hiçbir kimseyi nefretle anımsamayacaktı. hiç pişmanlık da duymuyordu. hatta can düşmanı bildiği barona, şu baştan çıkarıcı insana bile yeni bir duygu, bu yepyeni duygular dünyasının kapısını ilk o açtı diye borçlu olduğunu hissetti."

    (bkz: brennendes geheimnis)
    (bkz: stefan zweig)
1833 entry daha