şükela:  tümü | bugün soru sor
  • izmir'in nefes alması için belediye tarafından yapılan çalışma.
    belediyenin bu çalışmayı tanıtımı şöyle:

    inciraltı’ndaki 2 milyon metrekarelik alan bir bütün olarak ele alınarak düzenlendi. toplam alanının 622 bin metrekarelik bölümünde ise binlerce ağaç dikilerek dalyan ormanı oluşturuldu. üçkuyular iskelesi’nden yenikale burnu’na kadar uzanan ve kültürpark’ın 3.5 katı büyüklüğündeki alanda; kesintisiz gezinti-yürüyüş ve bisiklet yolları yapıldı, meydanlar oluşturuldu, kent ormanı’nda izmirlilerin denize nazır piknik yapabileceği düzenlemeler gerçekleştirildi.

    detaylar için:
    http://www.izmir.bel.tr/….asp?newsid=3107&menuid=53
  • izmir'in nefes alması için inciraltında yapılan ağaçlandırma çalışması.

    (bkz: izmir kent ormanı)
  • hem yürüyerek hem de bisikletle çok müthiş haz alınan orman. tam bu mevsimde akşamüstü başlayıp geceyi orada etmenizi öneririm. kıyıda o kadar harika deniz kabukları var ki o kısımda kaybolabilirsiniz. bazen deniz kabuklarının arasından prezervatif falan çıkabilir gülüp geçersiniz ne fanteziler döndü diye düşünüp. boş bir gününuzde gidin hatta zirve falan yapıp gidelim.
  • içerisinde 1 adet minik göl barındıran, sessiz, yeşil, denize nazır minyatür bir orman. böyle doğal güzellikleri sevdiğimden buraya bayıldım. keşke evime daha yakın olsaydı. çünkü koşu-yürüyüş için ideal bir yer.
  • son gittiğimde mangal dumanından kafayı bulduğum leş mekan.
  • ocak-şubat aylarında içindeki gölette aşağıdaki su kuşu türlerini gözlemleyebilirsiniz ;

    1-kara gagalı kum kuşu
    2-gümüş martı
    3-yeşilbaş ördek
    4-küçük ak balıkçıl
    5-pelikan
    6-flamingo
    7-kız kuşu
    8-çamurcun
    9-yalı çapkını
    10-akça cılıbıt
    11-sakar meke
    12-bozördek
    13-fiyu

    ayrıca devamlı olarak aşağıdaki türler de gözlemlenebilir;
    1- kara kızıl kuyruk
    2-kızıl gerdan
    3-saksağan
    4-ekin kargası
    5-leş kargası
    6-cıvgın
    7-ispinoz
    8-ağaç serçesi
    9-serçe
  • koşu için mükemmel bir yer.
  • belediye burada emniyetle beraber bi duzenleme yapmali.

    klasik türk varoşluğu ile içine siçilmiş durumda buranin. her yer mangal, semaver, çöp.

    pazar gunu oksijen alalim diye gittigimiz ormanda et kokusu ustumuze sindirip dönuyoruz.

    yakinda mangalcilar burayi cayir cayir yakacak zaten goreceksiniz. 15 yillik proje çöp olacak 2 günde bu varoş cahil virüs halk yuzunden.

    ya girişi parali yapsinlar ya mangalcilara ceza yazsinlar ya da ne bilim iceri polis karakolu falan kurdursunlar.

    harbiden boku cikiyor gunden güne.
  • rönesans dönemi ressamlarının fırçalarından çıkmış güzellikte yeşil ile mavinin birbirine kavuştuğu, izmir'in neredeyse göbeğinde diyebileceğimiz bir cennet bahçesi. öyleki adım attığım anda sevgiliye kavuşmuş kadar büyük bir mutlluluk hissettiğim, kalbimin attığı tek yer koca izmir'de. özel.

    ama! dün facebook'da bir arkadaşımın paylaşımıyla apar topar çıkıp gittiğim bu büyülü yerde tanık olduğum manzara sanki canımdan can kopardı, çok çok üzüldüm, kendisini 'yetkili' olarak gören insanların vizyonsuzluğuna da itinayla lanet okudum.

    dediğim gibi yıllardır benim sığınağımdır, terapötik bir yerdir. mutlu, mutsuz, nötr; her durumda kendimi attığım, dalga seslerini dinlediğim, kuş cıvıltılarına kulak kesildiğim, köpekleriyle göz göze gelip selamlaştığım, çiçeklerine böceklerine hayran kaldığım, sonbaharda kuru yaprağını, ilkbaharda iğde dalını alıp sakladığım; mis gibi kokusunu ciğerlerime kadar içime çektiğim; yürürken ıslık çaldığım, şarkı mırıldandığım; düşüncelerimle kah güldüğüm, kah ağladığım benim sessiz sırdaşım maalesef özgürlüğünü kaybetmiş kıyıya paralel çekilen beton-demir kombinasyonlu bir çitle. ki aylar öncesinde boylu boyunca köstebekvari bir çalışma ile toprağın kazıldığını görmüştüm ancak soru soracak birilerini bulamamıştım ne olup bittiğine dair, sonraki zamanlarda ise bu haliyle görmek istemediğimden içim gitse de yürüme rotamda bir değişiklik yapmış ve levent marina ile bitişi sınırlandırmıştım. ah ah.

    çektiğim fotoğraflarla anlatayım ne demek istediğimi, o heda'ya yazık değil mi? öyle hapishaneye hapsolmuş gibi kısılıp kalmış çitin arkasında. ki böyle bir heykel, izmir dışında başka bir yerde olsa başına neler gelebileceğini kestirmek güç değil. oysa o patika yolun ilk selamlayıcısı bu heykelin çevresinde hafta sonu ya da yaz kalabalığında namaz kılan bile oldu; bir kenarında tesettürlü genç kızlar otururken; az ötelerinde rakısını yudumlayıp, radyosunu dinleyen amcalar vardı. ama kimse ne bir gözünün ucuyla baktı, ne de bir zarar verdi. çünkü özgür, doğal bir ortamda -inançlı ya da inançsız- insanların derdi değildir bu çıplaklık; bu dert hermann hesse 'nin çok da güzel ifade ettiği şu satırlar içinde saklıdır bir biçimde '' can sıkıntısı diye bir şey bilmez doğa. can sıkıntısı, kentli insanın bir marifetidir. '' konuyu fazla dağıtmayayım. neyse.

    benim korkum çok kısa bir süre sonra hem heda'cığın, hem de aynı hat üzerinde bulunan diğerlerinin; her defasında yanından geçerken kafasını okşadığım anne ve yavru fok ile koç başı heykellerinin de kaldırılması ki görünüm o yönde.

    o güzelim doğa, anlamsız bir çitle sınırlandırılıyor..insanların huzur bulmak için tercih ettiği o tılsımlı doğa, beton kafalılarca beton dökülmüş, abuk bir işgüzarlığa kurban edilmiş kelimenin tam anlamıyla. o kadar içim yandı ki, heda'yı ve denizi kafesli çitin arkasından görüntülemeye gönlüm elvermedi. hiç maviliklere tel çekilir de öylece bakılır mı arkasından? insanın nefesi kesilmez mi hiç?

    mahzunluk timsali sanki
    ucubiklik abideliğine namzet bir çit
    yalnızlık
    şart mıydı betonlaştırmak doğayı
    nasıl bir mantık bu

    bu arada kent ormanı'nın girişinde de küçük bir yer daha var(bkz: ibb engelliler eğitim merkezi/@minnoklokumcuk)

    lütfen destek olalım