şükela:  tümü | bugün soru sor
  • eğer yeni hapisten çıkmış biri kamera karşısında nasıl canlandırılır diye sorulursa robert de niro nun refere edilmesi gereken film. bir insan resetlenmiş bir beyin ve ona bağlı olarak mimikleri bu kadar mı iyi canlandırır kardeşim...
  • şu an nerede ne yapıyor olmak isterdin? gibi geyik bir sorunun yanıtı jackie brown'ın o harika sahnesinde yatar: okyanusu gören beyaz kanapeli salonda, görüntüsü güzel televizyonun karşısında iki-üç kafa arkadaşla bol içki ve sigara stoğu eşliğinde iyi filmler seyredip, çok az konuşmak. arada televizyonu kapatıp koca okyanus dalgalarını dinleyip yine çok az konuşmak...
  • ''filmin ortasında sonu tahmin ediliyor yeaaaa'' demenin saçma olacağı filmdir. sürpriz son gibi bir gaye yok, adam sana planı anlatıyor böyle olacak diyor. hala neyin peşindesin be filmi yarıda terkeden?
  • konusu, üzerinde tartışılacak hiç bir belirsizlik bırakmayacak şekilde ağır ağır işlenen, en ufak detayın bile uzun diyaloglarla izleyicinin gözüne sokulduğu, yavaş ama asla sıkıcı olmayan film.

    misal:

    filmin ilk on dakikasında şair sadece ve sadece şunu demek istiyor: "ordell lanet olası bir silah tüccarıdır."

    evet tam on dakika ama tadından yenmez bir şekilde işlenen tek konu bu.

    yönetmen, (milyon tane filmde olduğu gibi) şunu da yapabilirdi:

    film başlar.. esas oğlan terk edilmiş bir fabrikada çantayı açar, içindeki silahları diğer elemana gösterir, diğer çantadaki paralardan emin olduktan sonra oradan hemen uzaklaşır. ve olaylar gelişir.. bir, bilemedin iki dakika.. al sana silah tüccarı!

    özetle, tarantino'nun neden tarantino olduğunu gösteren bir film (daha).

    ayrıca, filmde topu topu 3 dk görünen ordell'in kapatması siyahi tıfıl junkie dahil tüm oyuncuların dört dörtlük oynadığı filmdir.
  • tarantino yaşlanmak üzerine bir film çekmiş, pek de güzel olmuş. senaryo yüzeyde bir entrika hikayesidir ama size alttan alta işleyen budur. bu açıdan romandan çok tabloya benziyor. hissettirdiği anlattığından öncelikli. gayet de 90larda geçen bir öyküde kullanılan çekimler, arabalar ve kullanılan müzikler hep buna hizmet ediyor. başrolünde 70lerde gençken popüler olmuş bir ismi orta yaşlarında kullanarak da nostaljiye yol yapıyor.

    film aceleye getirmeyerek kararakterlerle zaman geçirmemizi, onları hissetmemizi sağlıyor. güncel sinemada en sevmediğim, izleyicinin dikkat süresine güvenmediği için acele eden ve bunun için senaryodan taviz vermekten kaçınmayan yaklaşım bu filmde yok. çünkü burda en büyük şansımız, filmin bir sinemasever tarafından kendi keyfi için çekilmiş olması. onun için müzik seçimleri de şahane.

    tarantino'nun kill bill'lerle başlayan, çizgi roman havasının daha belirginleştiği tarza yönelmeden önceki son filmi oluyor aynı zamanda.
  • "asmis zat" tarantino'nun ayak fetisinin iyice ayyuka ciktigi (bridget fonda'nin yakin plan cekilen ayaklari ile meshur ayak parmak yuzugu) ve pam grier'a vefa niteligindeki, kult kategorisine girmis film. yonetmen pulp fiction'da apacik gosterdigi cinayet, kan, beyin parcaciklari gibi elemanlara bu filmde yer vermeyerek, farkli bir tarzi oldugunu bir kere daha ortaya koymustur.
  • yarmış bi soundtrack'e sahiptir.
    (bkz: bobby womack) - across 110th street
    (bkz: the delfonics) - didn't i blow
    randy crawford - street life
  • pam grier'in film boyunca sigarayi birakanlari kavururcasina sigara ictigi guzel bir film. bu kadar guzel icilirmi dedirtir.