şükela:  tümü | bugün
  • fransız sosyolog, antropolog, ehl-i şer, ulemadan bir isim, müsteşrik. cezayir ve fas [kuzey afrika] üzerine münasebetleriyle, faaliyetleriyle bilinir. nacer khemir'in le collier perdu de la colombe [kayıp güvercin gerdanlığı] filminin prologue'nda andalousies [endülüs] tasavvurundan bir de şerhi bulunur:

    j'appelle à des andalousies toujours recommencées, dont nous portons en nous à la fois les décombres amoncelés et l'inlassable espérance. [tekrar inşa edilen endülüs zamanında etek dolusu taşlar, uçsuz bucaksız umutlar taşırdık yüreğimizde]

    (bkz: ibn abdirabbih)
  • "bir şair düşlüyorum
    beyrut'ta - antakya'nın kız kardeşi, atina'nın kız arkadaşı,
    arkadaşı jacques berque ile birlikte duran bir şair, denizin kapısında
    bastonuna eğilmiş
    sesinin bir siren olduğunu düşlüyor
    hançeresinde kırılan bir siren
    onun hançeresi bir ateştir adı allah.

    bir şair düşlüyorum
    tarih yağmuru tıpırdıyor içinde
    kelimelerinde ayaklarının arasında
    kimilerinin göğün bayrağı gibi kaldırdığı bir kan yağdırıyor.

    ey şüphenin efendisi, anne denizimizin kucağında doğdun sen,
    neden bu şairle arkadaşını,
    görmediğini söylüyorsun
    ensesinin üzerinde zamanı çevirdiğini
    ayak parmakları üzerinde duran rüzgârı tuttuğunu
    dünyanın nesrini doğaçlama söyleyen sözün ateşi üstüne
    suskunluğun külünü saçtığını?

    söyle, bu paslı kirpikler
    bu kesik el
    bu yenik günler
    kandil mi bir boyun yahut baş mı
    haşereyle gülü nasıl ayırt edeceğiz bugün?
    söyle: bulutları sömürmenin
    yeni bir yolu var mı?

    söyle:
    bu akdeniz'in neye ihtiyacı var
    alfabenin çocukluğundan ikinci kez gelmesi için.

    ey alfabe, ürününü onaran bu ağustos böceği nasıl da atak.
    unutuşunun döşeklerini döşeyen melekler ne huysuz.

    rene char
    o yıldırım nerede, peki?
    neden dalgaya halef olmaya devam ediyor şiir?
    neden bırakmıyor gök, cinsel organları kesilmiş
    heykellerden başka bir şey tarihimizden?

    bastonuna eğilen şair,
    arkadaşı jacques berque ile birlikte duruyor
    denizin kapısında

    (...)

    bastonuna eğilen şair,
    arkadaşı jacques berque'in
    yumuşaklığıyla ateş denizine batmış döşekler hazırlıyor,
    işte o gece,
    köpükle esmerleşen ve
    dalganın peşini bırakmayan çocukların
    denizde tutuşturduğu mumların alevi.

    bir beyrut akşamı
    uzayı dinleyen bir dilenci gibi acı çekiyordu,
    dizleri üstüne çökerek
    yanağını ulysses'in yanağına koyarak.
    akdeniz kıyılarında yaşamaya devam ediyoruz, değil mi?
    (...)

    bir gül bütün geceyi yenleri arasında taşıyor
    beyrut'un bağrına yaslanıyor
    havanın dirseğine kalçasını verip
    yumurtalarını hayat kucaklamışken
    ve ayakarı geleceğin basamağında -

    bu o dünya mı gerçekten?
    üzüntüye mi düştü? umuda mı kapıldı?
    şarkı söylemeyi yeğliyorum."*