şükela:  tümü | bugün
  • alman krautrock'cu can grubunun davulcusu. caz kokenli aslen. can'in tribal takilan elemani. grubun basyapitlari tago mago,ege bamyasi ve future days, perkusyon'un en on planda oldugu ve dolayisiyla jaki'nin hunerlerini sergiledigi album.
    grup dagildiktan sonra, jah wobble ve can'in bascisi holger czukay ile calismalarina devam etti. hatta, depeche mode'un ultra albumunde de davul calarak, mainstream islere de bulasti sonralari.
  • galiba bu sene phonemde beyfendiyi gormek kismet olacak.
  • balık pazarında elinde bir torba ile meyve sebze stantlarına bakarken gördüğüm ve can dvd'sini yeni izlediğim bir zamanda şaşkın şaşkın yüzüne baktığım makine-insandır. karma grupları neticesinde cihangirde'de bir ev tuttuğundan şüphelenilmektedir.
  • davul tekniğini geliştirmek için yollandığı küba'da, gizli ayinlerde kullanılan ritmleri öğrenmiş ve bunları kullandığı için adına bol miktar voodoo bebeği yapılmış insandır kendisi. bir dönem dragos civarında düğün salonlarında session yaparken görülmüştür.
  • can elemanlarının deyişiyle half human - half machine olan varlık.

    özellikle pinch, vitamin c, oh yeah gibi parçalarda parçanın genel akışını bırakıp bu herif bunu kaç kolla yapıyor diye davula takılır kalır insan. bunu bide rush dinlerken yaşar zaten.

    edit: buyrun abiyi burdan yakın (bkz: http://www.youtube.com/watch?v=n8rzldf34ow)
  • ilk kez can'ın vitamin c şarkısında duyup peşine düştüğüm müzik insanı. öyle bir davul çalar ki oturarak dinleyemezsiniz, hayranlıktan ayağa kalkmış bulursunuz kendiniz. ben kendimi öyle buldum daha doğrusu.

    sanırım soyadı aşk zamanı gibi bir manaya geliyor ve takma isim filan değil. vay be.
  • hayatını kaybettiği duyurulmuştur.
  • çalış tarzım üzerinde en büyük tesiri olan isim, dinleyici olarak ise beni en çok etkilemiş üç dört davulcudan biri bu sabah öğrendim ki hayata gözlerini yummuş.

    huzur içinde yatsın.

    benden de bu gelsin: https://www.youtube.com/watch?v=gofwkzmgeac

    her geçen gün yirminci yüzyıldan bir parça daha kopup çorak yirmibirinci yüzyıl topraklarının daha da içlerine doğru yol alıyoruz. bize bıraktıkları miras ise vefat etmiş bir dedenin kitap okumayan torununa kütüphanesini emanet etmesi gibi oluyor.
  • geçtiğimiz günlerde can ile ilgili izlediğim belgeselden ve üstüne grubun klavyecisi irmin schmidt'in hazırladığı all gates open: the story of can kitabını okuduktan sonra birkaç araştırma daha yaptım jaki liebezeit üzerine. halihazırda gördüğüm en büyük davulculardan biri olmasının yanında yaşadıklarına rağmen yaptıklarına daha da çok saygım arttı. babası naziler tarafından öldürülmüş kendisi çok küçükken, sonrasında anne ve abisiyle beraber sefaletin dibinde bir yaşam yaşamış. ilkokulda kilometrelerce yol yürüyormuş okula gidebilmek için, yıllarca yarı harabe evlerinin yanındaki ufak alanda annesinin zor yetiştirdiği çaruk çürük sebzelerle beslenmiş. ancak üniversite zamanları etin tadına bakabilmiş. ayrıca ruslar savaşı kazanıp doğu almanya'yı ele geçirdiklerinde annesi ve abisiyle günlerce yürüyerek anneannelerinin evlerine sığınmak durumunda kalmışlar. bunlarla beraber hayatı zor şartlarda geçtiğinden dolayı konservatuara çok geç gitmiş. tüm bunlara rağmen 28 yaşlarına doğru arkadaşı ve almanların en önemli caz müzisyenlerinden olan manfred schoof'un grubunda çalmaya başlamış. birkaç sene sonra da daha yaratıcı işler yapmak adına can grubuna katılmış.

    kariyerinde farklı projelere caz tadı katan motorik metronomlarıyla muhteşem katkılarda bulunmuştur. yaratıcılığını hep körüklemek adına caz müziğin dışındaki projelerde çalışmaya özen göstermiştir. depeche mode, brian eno, eurythmics bunların en başında geliyor. kanımca can'i can yapan jaki liebezeit ve irmin schmidt'tir. klasik ve caz ekolünden gelmelerine rağmen deli dahi yaratıcılıklarıyla bugün müziğin sınırlanamayacak kadar yaratıcılığa açık bir sanat olmasında katkıları çok büyüktür.
hesabın var mı? giriş yap