şükela:  tümü | bugün
  • en gelişmiş, konuşabilen papağan türü
  • (bkz: gri papağan)
  • bir spor giyim markası. genelde alman ligi bundesliga'da mücadele eden takımların malzemelerını ve formalarını üretiyorlar.. ancak bu sene ingilter ligi'ne de girdiler.. sanırım yeni bir adidas doğuyor...

    (bkz: gibi geliyor bana yoksa şüphen mi var)
  • kongo ve timneh adında iki türü olan gri papağan cinsi. kongoların kuyrukları daha kırmızı ve boyutları hafifçe daha büyükken, timnehlerin kuyruğu bordodur. kongoların konuşma yeteneği daha ileri olarak düşünülür ve dolayısıyla fiyatları daha pahalıdır, buna karşılık timnehler daha arkadaş canlısı olarak kabul edilirler. bu değer biçmelerin efsane olduğu bilinse de, yine de kuş meraklıları tarafından epey dikkate alınmaktadırlar.
    ortalama ömürleri 60 yıl olan jakoların boyu aşağı yukarı 30-35cm'dir.
  • everest yayınları'nın 566. kitabı, kendini edebiyat kuramı ve eleştirisine neredeyse adamış gibi görünen çağdaş bir kalemin ilk romanına, saba kırer'in jako isimli eserine ayrılmış. öykü, deneme ve eleştirilerini bugüne kadar yom sanat, düzyazı defteri, hürriyet gösteri, cumhuriyet kitap, imge öyküler ve kitap-lık'ta yayımlayan kırer'in roman dili, aşk gibi tarihle yaşıt bir konuya, gelecek gibi, düşüncesi bile insana heyecan veren bir ütopist dille yeni hikâyeler bahşetmiş gibi görünüyor. kırer bugüne kadarki yazın üretiminde özellikle, göç yarasının yarattığı toplumsal sorunlar ile, göçmenlerin yaşadığı travmalara odaklanmış farklı bir imza. hızlı, delişmen bir üslupla romanını çok çeşitli kelime ve biçim denemeleriyle zenginleştiren saba kırer'in romanı, öykü ve roman formunun da bir tür füzyonu halinde ortaya konmuş. everest yayınları'nın pek çok kitabında görmeye zevkle alıştığımız üzere, kırer'in kitabı da utku lomlu'nun yalın ama derin grafik tasarımıyla sarmalanmış. bu manada, jako isimli bu roman, bir edebiyat eleştirmeninin içinde olgunlaşmış, çok yeni, başka bir dili, hatta bugünün değil, yarının edebiyatını selamlıyor desek, yeri. tıpkı onun kitabındaki kadın kahramanın, 'hiç hikâyeci' başlıklı bölümde jako'yu umutsuzca aradığı şu satırlarındaki gibi: "...nihai. yazacağım hikâyeyi öğrenmiştim. ama, ama daha anlatmaya başlamadan, birinci cümlenin sonunda, anlatılacak her şey bitmişti. üstelik hikâye bitmekle kalmamış, hikâyenin sonunda, vakanın kahramanı da ölmüştü. ah jako! gece, gece bu. nerdesin ?" (s.39) sabah kültür sanat'tan alıntıdır
  • kül öykü gazetesi oyak ayı sayısında ebru kış tarafından tanıtılmış saba kirer romanı.

    --- spoiler ---
    cinnetim jako

    ''bıçak. bıçak kalpteyse, saplanmışsa. asla asla çekip almamalıydın!''

    yabancı bir maşuk, akdenizli bir âşık… aidiyetin olmadığı, kopukluğun yaşandığı bir ayrılığın kavurucu yalnızlığı… her şeridinde jako olan kısa, kesik bir film… her karenin sonunda sevgiliyi anan hüzünlü bir cümle: – cinnetimjako. jako, bir ayrılığın öyküsü. romantizmi akdeniz akşamında bir yemekle başlatıp ayrılıkla sürdüren yazar, okuru öykü kişisinin duygusal yolculuğuna çıkarıyor. geriye dönüşlerin anlatıldığı romanda hayal ile gerçek belirsizliği arasında kalan öykü kişisinin bakış açısı bir iç döküş halinde romana hâkim.

    eleştirmen yazar saba kırer’in kaleme aldığı bu yapıt, edebi türlerin keskin çizgilerle ayrılmadığı günümüz edebiyatının bir aşk romanı. jako, mektubu da içeren hem bir öykü hem roman, hem de bir şiir kitabı olması bakımından edebi türlerin sınıflandırılmasına karşı bir anlatı.

    yazarın ilk romanı olmasına rağmen oturmuş, işçilikli, usta bir dili var. az sözle derdini anlatma derdi olan kimi zaman tek cümleye sığdırılabilen şiirsel öyküler, cümle dizilişlerinde ve yazarın yeniden yorumladığı noktalama işaretlerinde kendini gösteriyor. yazar, özgün bir buluşla, basit yapılı cümleleri parçalara bölüyor. adeta sözcükler, ait oldukları cümleden fırlayarak yeni bir cümle yaratıyor. kırer, özellikle epigraflarda tamlayanları veya kimi öğeleri kullanmayarak alışılmadık bir dil yaratıyor. devrik cümlelerin, yinelemelerin de katkısı ve noktalama işaretlerinin de yardımıyla oluşan dingin bir ritim romana hâkim oluyor. bu bakımdan jako, söyleyiş bakımından mensur şiir kabul edilebilecek bir manzum roman denilebilir. jako’da üçüncü kişi ile ben anlatıcı bir arada bulunuyor. anlatıcıların üslûp bakımından paralellik göstermesi de yazarın şiirselliği romanın sonuna dek sürdürmesini sağlıyor.

    klasik tasvirlerden epey uzak duran betimlemelerde kısa, kesik cümleler ile ad aktarmaları şiirsel yoğunluğu sağlıyor. romandaki durumlar betimlemelere yediriliyor. parça parça nesnelerin art arda sıralanışı sinema kareleri gibi flaş flaş patlayan görüntülerle tasvir ediliyor. parça parça psikolojiler ve durumlar, şiirsel üslubun yanında kapalılığı da beraberinde getiriyor.

    toplumumuzun kısır diline inat arapça, farsça sözcüklerle batı kökenli sözcükleri bir araya getiren yazarın sözcük dağarcığının hayli geniş olduğu görülüyor.

    dikkatli okurun dahi ağır okumasını gerektiren şiirselliği yoğun bir roman jako.
    --- spoiler ---
  • yazar saba kirer de aynı imgeden yola çıkmış mıdır bilinmez ama kendi kendine yinelenmiş sözlerde jako'nun kendisi, bazen bir papağan gibi.
  • (bkz: jacobian)