şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: jim gray)
  • (bkz: two lovers)
  • son dönemin yükselen yönetmen ve senaristlerinden biri olup hikaye kurgusuyla öne çıkmaktadır. ayrıca kendisi tam bir new york hayranı olup filmlerinin çoğunda new york manzaraları mevcuttur. filmografisi ise şöyle:

    little odessa (1994)
    the yards (2000)
    we own the night (2007)
    two lovers (2008)
    the immigrant (2013)
    blood ties (2013)
  • mark wahlberg'le 2 kez, joaquin phoenix'le 4 kez çalışmış senarist-yönetmen. yıllardır her filminde phoenix'le çalıştı ama yeni filmi the lost city of z'de başkalarına (charlie hunnam ve robert pattinson) yöneldi. belki ileride yolları tekrar kesişir ikilinin (aslında wahlberg-phoenix'i bir gray filminde daha izlemek de güzel olur). bunun dışında filmlerinde aile kurumunun, aşkın ve suçun ortak nokta olduğunu görebiliriz. the yards olsun, we own the night olsun, the immigrant olsun, senaryosuna katkıda bulunduğu blood ties olsun... bu filmlerde aile olmanın, kardeşliğin neredeyse merkezde olduğunu söylemek mümkün.

    bunu açmak istiyorum. we own the night ailesinden kopmuş, rus mafyasına dahil olmuş temiz bir adamın (phoenix) aileye dönüşü işlenir. bazı şeyler olur ve bu adam ailesi olarak gördüğü ruslara sırtını dönüp gerçek ailesine gider. baba-oğul ilişkileri önemlidir ama daha önemlisi birbirleriyle geçinemeyen iki kardeşin sırt sırta verip ruslarla mücadele etmeye başlamalarıdır. gerisi bilindik şeyler: mafyayla mücadele edemeyen polis, uyuşturucu kaçakçısı ruslar, polisin toplumdaki imajı vs. bu filmi izleyen guillaume canet, blood ties'ı birlikte kaleme almak için gray'i arar ve sonuçta senaryoyu birlikte yazarlar.

    blood ties ile we own the night arasındaki birkaç benzerlik var: birbirleriyle geçinemeyen ama birbirlerini seven iki kardeş. bu iki kardeşten birisinin suçlu (hırsız, clive owen), diğerinin polis (billy crudup) olması. suçlunun en sonunda ailesine dönmesi. babanın (james caan) aileyi toparlama çabaları. fakat canet, we own the night'ın kalitesine ulaşamamıştı, ki we... de ortalamanın biraz üstündeydi. bu arada blood ties, we'nin aksine kardeşleri karşı karşıya getirir.

    the immigrant'a gelirsek... gene new york'tayız ama bu kez dönem 20'ler. merkezde gene bir kadın, onun etrafında 2 erkek var. bu 2 erkek bu kez kardeş değiller ama gene akrabalar. phoenix pezevengi oynar. yani bu kez suçluyu oynar. blood ties'daki gibi karşısında olan akrabası ise temizdir. jeremy renner'ın oynadığı eleman, marion cotillard'ın karakterine aşık olur ve onu bu kötü yoldan kurtarmaya çalışır. gray gene akrabaları karşı karşıya getirir. bu kez karşı karşıya gelmelerinin nedeni ise aşktır. ki aşk two lowers'ta, we own the night'ta, blood ties'da da önemli bir noktadadır. yönetmen "aile olmak", "aileni korumak" temalarını bu kez cotillard'ın karakteri üzerinden işler. cotillard'ın karakteri hasta olan, göçmenlerin tutulduğu ellis adası'nda kalan kız kardeşini oradan kurtarmak için fahişe olur, olmak zorunda kalır. yani gray gene aile temasını işler. gene aileyi dağıtan kişilere yer verir. we own the night'ta bunu rus mafyası yapar, burada phoenix'in oynadığı pezevenk yapar. blood ties'ta ise bunu suçlu kardeş yapar.

    james gray new york'u seviyor ama tüm filmleri ny'de geçmiyor. yazdığı blood ties, yönettiği two lowers, brooklyn'de geçer. yeni filmi the lost city ise amazon'da geçiyor. gray'in bu filminde de merkezde iki erkek yer alıyor. ama bunlar arasında bir akrabalık yok. beraber maceraya atılıyorlar, keşfedilmemiş toprakları keşfediyorlar. suç unsuruna bu filminde yer vermiş mi bilemiyorum. ama aile olma, aileye dönme ve aşk temaları bu filminde de mevcut.

    biraz scorsese'yi hatırlatıyor gray. scorsese'nin de filmlerinde aile olmak, evlilik, ilişkiler ve pek tabi suç mühim bir noktada. scorsese de new york aşığı vs. gray iyi bir senarist-yönetmen. umarım ileride daha iyi filmler yapar. criticker'a baktım da two lovers'ını diğer filmlerinden daha çok sevmişim. gerçi henüz yards'ı izleyemedim. little odessa'dan bahsetmemenin nedeni de filmi izlememiş olmam. izleyince entriyi güncellerim.