şükela:  tümü | bugün
  • jandarma komando olarak silah altında bulunduğum aylar boyunca kafamda sürekli çalan şarkı. tören adımda yürürken, 3 km techizatlı koşarken, kar altında tutulan nöbetlerde, ordu cimnastiği tüfekli - tüfeksiz hareketlerde, nizamiyeyi çimlendirirken, istikamet gerimizken, dağılırken, bir düdük yatıp bir düdük kalkarken, sıra açıl yaparken alakalı alakasız sürekli aklıma geldi bu şarkı. sürekli, tabur komutanına gidip "komutanım bir durum arzedebilir miyiz?", (söyle oğlum), "jandarma biz sosyalistiz" demek istedim. mümkün olmadı, olamadı. ben de bol bol arkadaşlarımı arayıp "sosyalist, biz jandarmayız" dedim. güldüler.

    şimdi sivildeyim. bu sefer de kafamda "alnımızda parıldayan şeref ve şan arması, kahramanlar kahramanı yılmaz türk jandarması" çalıyor.
  • içinde doğduğum içinde büyüdüğüm kurum. unimoglarına tırmanarak, voleybol sahalarında koşarak, adını sanını kimsenin bilmediği yerlerde kaldırım paket taşlarını kırmızı beyaza boyayan "asker abi" leri izleyerek, türkiye'nin her yerindeki karakollarını ziyaret ederek bu zamanlara geldim. o yüzden tsk ile organik bağım olsa da jandarma ile çok daha derinlerde bir şeylerim var. hakkında geniş bir entry girmek bir yerde vefa borcumdur. zira büyüyüp harici üniformayı giyince az çok ben de neyi nasıl yaptıklarını, iç işleyişini yapısını tarafsız inceleyebiliyor oldum. hatta üst jenerasyonun bir adım daha ilerisine gidip diğer ülke jandarmalarıyla yanyana görev yapınca karşılaştırmalı bir eleştirisini yapabilir bir haldeyim.

    ben bu yazıya başlarken tarihler 18 haziran 2016 idi. yani darbenin bir ay öncesinde bildiğimiz tanıdığımız jandarma genel komutanlığına ve onun hamisi olduğu bakış açısı ve anlayışlara dair geniş bir şeyler yazacaktım. amacım tabii ki jandarmayı olduğundan daha iyi bir yere getirmek, eğer mümkünse de yanlışlarını ve inefektif uygulamalarını gösterip bunlara dikkat çekmekti. ben önemli birisi değilim ancak her nasılsa yazdıklarımın üst komutanlıklar ve bağlı birimler tarafından okunduğunu da farketmiştim. böyle bir vasıtayı kurumu daha iyi bir yere getirmek için değil de başka ne için kullanacaktık. her şey jandarmanın daha iyi bir yere gelmesi, daha etkili hizmet verebilmesi için.

    işte darbe bildiğimiz herşey gibi jandarmanın da fiziksel doktrinel yapısıyla dünya görüşünü de değiştirdiği için yazdığım çok geniş bir teksti böyle elim backspace tuşunda uzun uzun sildim. altı aylık bir süreçte yazdıklarım tartışma götürmekle birlikte genel olarak doğru şeylerken bir günlük bir olay neticesinde artık hiçbir anlam ifade etmiyordu. bunun da yanında dün bir geçerliliği olan sorunlar bugün bambaşka bir boyutta kalmıştı. o yüzden daha güncel bir darbe sonrası jandarması yazmak istedim.

    jandarma tarihi boyunca zaten hep bir kişilik bunalımının ortasında yaşamını sürdürmüştür. jandarma aslen daha çok asker midir, daha çok polis midir? bu sorunun durduğu nokta 1850'lerden beri aynıdır. türkiye gibi silahlı kuvvetlerin kurucu unsur olduğu bir ülkede ise böyle bir soru doğal olarak daha büyük bir önem arzediyor. harbiye sıralarında asker eğitimi alan, ilk iki üç yıl aynı tedrisattan geçen, daha sonra da gitgide toplumsal olaylar ve kriminal dersler üzerine branşlaşan jandarma subayları ile klasik asker eğitimi alıp klasik asker olan atıyorum piyade subayları arasındaki bu denklik ama eşitsizlik hiç bir zaman kaybolmamaktadır. piyade subayları için jandarma bir zamanlar askeri eğitim almış polis çakması bir devlet memuru türü olma eşiğini nadiren aşar. jandarmalarda ise hemen hemen bilimum tüm sınıfları harbiyeden çıktıkları gün nasıl idilerse teoride ve pratikte öyle kalmakla suçlamak yaygındır. beyinsizlik, "piyade kafalılık" halen duyabileceğiniz terimlerdir. çoğu yerde haksız olduklarını da söylemek zordur.

    işin komik tarafı bu jandarma - silahlı kuvvetler çekememezliği tüm dünya ordularında böyledir. carabinieri (bkz: #57741348) ve hollandalı marechaussee bu ikilemden nispeten şahsiyetini koruyarak çıkmıştır ama jandarma kendi askeri anlayışına ve taktik know-how'ına terörle mücadele yılları yüzünden sahip olmasına rağmen kendi kültürünü bir türlü konsolide edememiştir. diğer sınıflardan ve kuvvetlerden bir usmc gibi öz karekteriyle sıyrılamamıştır. onlar gibi kendi devrimlerini yapamamış, kendi çeki düzenini kendisi verememiş, vermesine mani olunmuş, böylece müstakil bir silahlı kuvvetler haline gelmesi engellenmiştir. arada kalması istenmiş ve öyle de yapılmıştır. jandarma'nın kişilik bazlı tarihi sıkıntılarının büyük bir kısmı bugün buradan kaynaklanıyor desek çok da yanılmayız herhalde. darbe sonrası artık müstakile benzer bir örgüt haline gelmişse de çok daha beter bir şeye dönüştü. oraya geleceğim bu burada kalsın.

    türk jandarması'nın ezelden ebede hep bir yokluk sıkıntısı bulunmaktadır. 1950-90 arası bu daha hissedilebilir seviyelerdeydi. bu dönemde kurumun en büyük prensip sorununun eksiklerin tamamlanmasına yönelik anlayış olduğu söylenebilir. karakola duvar mı ördürülecek? gereken tuğla, çimento, harç ve sıva için karakol komutanı organik bağlı olduğu üst komutanlığına tedarik listesi yazacak, bunlar tedarik edilebilirse edilecek, edilemezse (genelde edilemezdi) bir sonraki döneme kalacaktı. çoğu zaman da denetlemeye gelip duvarı orada göremeyen denetleme ekibinin "jandarma değil misiniz kardeşim, bu tip ufak tefek şeyler için tedarik mi bekliyorsunuz, köy kasaba ilçe her neyse yardımla muhtara kaymakama gidin, bağış toplayın" dediği oluyordu. ancak jandarma halkı korumak için orada olduğu kadar dirlik ve esenlik gibi ikincil kolluk görevleri için de oradaydı. misal o mahaldeki esrar kaçakçıları bağış istendiği zaman duvarın parasını don vito corleone gibi cart diye çıkarıp verirlerse karakol komutanı onları bir sonraki kez yakaladığında nasıl şeffaf kalmayı sürdürecekti. jandarma o mahalde artık nasıl kimseyi alttan almamayı başaracaktı. bu durum hala çoğu yerde sürmektedir. kimseden yardım almayan, idealist, jandarmayı kimseye karşı ezik yapmamak isteyen subaylar ise genellikle sicil vasıtasıyla sindirilmekte ya da sürülmektedir.

    en büyük sorunu şahsiyet ve arasıra yokluk olan bu kurum artık tanınmayacak bir hale doğru seyahat ediyor. 15 temmuz darbesi bildiğimiz anlamda jandarma'nın köküne kibrit suyu ekti ve ekmeye de devam ediyor. jandarma artık bambaşka bir örgüt olma yolunda. taraf olmayan bertaraf olur mantığının bir tezahürü olarak personeli ilk kez siyasi taraf olmaya özendirilmekte, olmayanlar ise siyaseten taraf olan personelin yükselişlerini izlemeye mecbur bırakılır bir hale getirilmekteler. tabii burada demek istediğim akpli subaylarla chpli subaylar gibi fraksiyonlar ayrımlar yok. ancak siyasi olarak taraf olduğu herkesçe malum olan valilerin kaymakamların görevle ve kurumla alakası olmayan siyasi gösterilerinde de artık tek tük jandarma üniformalı subaylar görmeye başladık. bunun esasen böyle olmasında iki neden var:

    birincisi jandarma gibi şahsiyetini zaten tam oturtamamış, biz kimiz diyen bir kurum organik olarak tskdan koparılıp, okulları vesaire diğerlerinden ayrılıp içişleri bakanlığına külliyen bir müstakil örgüt olarak bağlandığı zaman aynı polis emniyet müdürlerinde olduğu gibi personeline siyasi bir pencere açılmış oluyor. tüm dünya etrafınızda değişiyor, dün bağlı olduğunuz kanun bugün yok, dün giydiğiniz üniforma bugün yok, dün okuduğunuz okullar artık kapalı. böyle bir geçiş döneminde fırsatçılar yükselmek için illa ki her yolu zorluyor olacaklar. bu yolların en kestirmesi de mülki amirlerin dediğine etik olsun olmasın kayıtsız şartsız itaat. yani kanunun değil, valinin, kaymakamın, bakanın, bürokratın, kanun yapıcının sistemine hizmet. rejimin başında kim varsa ona hizmet. ancak siyasetten kurulduğundan beri uzak durmayı bir şekilde becermiş jandarmanın tarihindeki bu ilk siyasi bok yiyişi benim durduğum yerden onun ölüm fermanı gibi duruyor. jandarma'nın doğal ömrü kanun ordusu olma iddiasını terk edip siyasilerin emelleriyle masa başına oturana kadardır. şu an ne yazık ki bu oluyor. buna direnenler gidiyorlar. yerlerine direnmeyenler mülakatla alınıyor.

    ikincisi bu yukarılarda anlattığım, kimseyi alttan almayan, görevini sonuna kadar devletten kendisine verilenlerle devam etme gayreti ve azminde olan, derdi sicil değil görev olan prensip ve karekter sahibi subayların tahammüllerinin artık sınırda olması. o kadar çok istifa ve ayrılma oluyor ki jandarma 2000li yıllarda yaşadığı rütbeli personel sıkıntısını tarihinde asla yaşamamıştır. bugün yüzbaşılığına kadar tayin olabildiği en batı yer sivas ilçesi olanlar var. çünkü iç güvenlik bölgesinden o adam ayrılırsa yerine koyabilecek bir bölük komutanı, karakol komutanı, tabur komutanı bulunmuyor. dış karakollarda hemen hemen her yerde üç rütbeli var ki bazen bu ikiye düşüyor. bunun asgarisi 24 saat açık bir posta birbirini rotasyonla takip eden dört rütbelidir. yetişmiş personel hiç korunmadığı için kurumdan uçuyor. mezun olduğunda evlenip çocuğu kendisinden uzakta bir yerlerde hiç baba şefkati ve sıcaklığı tatmadan büyüyen jandarma personeli var. doğal olarak bunların da bir sınırı var ve devlet bu sınıra hep ayağıyla basıp duruyor. jandarma kendisini yenileyemiyor. dahası daha da azalmaya bakıyor. iyi yetişmiş subaylarını çok ucuza kaybediyor ve yerlerini ilkokul mezunu uzman çavuşlarla doldurmaya kalktığı örnekler var. o görev noktalarından da iyi sonuçlar (sanırım) bekliyorlar. etraflarının böyle yangın yeri olduğunu gören üst rütbeli jandarmaların da valiyle bürokratla bakanla müsteşarla ertuğrul dizisi seti falan gezmesi, 15 temmuz şehitler anmasında üniformayla ağlaması falan o yüzden (bence) gerçekleşiyor. bari ben istifa etmek zorunda kalıp şu yaşımda iş aramayayım diyorlar. aslında o taraklarda hiç bezi olmayıp jandarmanın siyasetin içine çekilişini sineye çekenler de çok. ancak söylemeye çalıştığım darbe sonrasında "sayın valim bu emir kanuna tezattır" diyebilecek kimsenin kalmamış, bırakılmamış olması.

    hepsi bir yana, üstsubaylar için durum daha da ilginç bir hale geliyor. mesela adana il jandarma komutanlığında dört adet il j. komutan yardımcısı postu açık. kıdemli albayın iki albay bir yarbay yardımcısı var. bu yetmemiş bir de yeni kadro ile dört yapmışlar. onun da yanında bir albay iki yarbay bir yüzbaşı üç ütğm şube müdürü bulunuyor. daha alt kademelerde ise 5 ila 8 karakolun tek subaya bağlandığı içler acısı durumlar söz konusu. böyle bir personel sıkıntısında üst kademeler aşırı kalabalık, alt kademeler bomboş. kim atıyor bunları?

    daha da ilginci jandarma personeli artık valiliklere direkt tayin oluyorlar. ankaraya tayin çıktıysa ankara valiliği emrine" olarak tayin kağıdı geliyor. mülki amirin askeri ve asayişi ilgilendiren konularda personelle ilgili direkt bir atama gücünün olması da jandarmayı siyasi olmaya doğrudan zorluyor. neden? çünkü atama kanununun üzerine bir de tayin olduğunuz yerde nerede görev yapacağınız oranın valisinin iki dudağı arasına geldiğinde jandarma subayına valiyle iyi geçinmekten başka bir yol bırakmıyorlar. tekrar tekrar söylüyorum jandarmanın efektif olabilmesi için tek gözetmesi gereken şey kanundur, iktidardaki partinin yoluna gönül vermiş ve atanmış bir valinin jandarma subaylarını da kritik yerlere eliyle atıyor olması ise subayları valiye pervane yapar. pratikte de aynen bu oluyor.

    sonuca gelirsek, jandarma öyle köklü bir değişim içinde ki tanıyamıyorum. kurumun içinde çalışanlar da tanıyamıyorlar. yeni sisteme adapte olmaya çalışanlarla da bu kurum nasıl bir zamanlar sahip olduğu özgüven ve saygıya tekrar erişecek bilemiyorum ama gönülden istiyorum. günü aşırı iyi bir haber bir ilerleme beklerken ise şunu görüyoruz :

    örnek 1
    örnek 2

    yahu.....

    jandarma kanun ordusudur. devletin pr çalışması işini iyi yapmakta olur. mağdur olan insanlara devletin orada olduğunu, ilgi alakasını göstermekle, suç varsa failini yakalamakla, ezcümle olunması gerektiği gibi bir kurum olunarak yapılır.

    bir suçun mağduru olsam, jandarma bana suçun failleriyle gelmek, devletin orada olduğunu hissettirmek yerine binlerce personeli stadyuma doldurup yapmasının hiç gerekmediği bir şeye saatlerini harcıyorsa, ne hissederim? kurum suç takibi, tahkikat ve tevkif gibi konularda yavaş kalıyor, üstüne olay yerinde hayt huyt bağırıyor, zira subay kalmadığından uzmanlarla asayiş vs çevirmeye çalışıyorlar, onun da üstüne korkunç bir kademe disparitesi var, personeldeki kuruma olan güven minnet gönülden bağlılık sıfırın altında, siyaset pis kafası askeriye içinde mülki amirlerin güç edinmesi sayesinde gösterir olmuş. bunlarla ilgili bir gıdım yol gitmek yerine jandarma genel komutanlığı guinness rekorlar kitabına kitap okuyarak girmek istiyorsa bence zamanında iyi çalışan bir şeyi bozulmuştur. çalışan bir şeyi bozmamak tamirden daha ucuzdur.

    umarım artık düzeltebilirsiniz.
  • işi zordur jandarma'nın.

    olay olur ilk o koşar, olay yoksa gece 1-6 devriyeye çıkar. eksi yirmi derece soğukta, eski püskü land rover'ın arkasında, üzerinde dandik, her yanından hava alan yırtık pırtık bi naylon ile tüm köyleri gezer gece boyu, kar üstünde. gecenin üçünde, bir köyün girişinde sağa çeker, arabanın kaputu üstünde kuru ekmek yer, uyku nedir unutmuştur çoktan. her şeye rağmen güler, şakalaşır o kuru ekmeği ısırırken. güneş doğana ve jandarma, kulaklarını ve ayak parmaklarını hissetmeyecek kıvama gelene dek köy köy önleyici kolluk devriyesi atar, ite kopuğa ortalığı bırakmaz.

    önleyici kolluk olmaz ise, yol emniyet devriyesi yazarlar garibime. terk edilmiş bi benzinciye, jandarma trafik ekipleri ile intikal eden jandarma, gece boyu yağan yağmur altında kah sarhoşunu, kah yollusunu alttan alır omzunda g3 ile. saatlerdir yağmur altında durmaktan ıslak köpek gibi kokar o kamuflaj üzerinde. yine güler jandarma.

    devriyeden yırtmanın tek yolu nöbet. gecenin üç buçuğunda, uykunun en tatlı yerinde dürtülerek uyandırılır. sıcak yorganın altından çıkması, üzerini değiştirmesi, ayılması, silahını alması, doldur boşalt yapıp dolu şarjör takması, nöbet yerine gitmesi için on beş dakikası ya vardır ya yoktur. genelde içinden küfür ede ede çıkar yatağın, karanlıkta, bir başka tertibiyle paylaştığı dolabını bulur. giyinmeye başlar. kat kat giyinir jandarma. zira dışarıda bıçak gibi keskin bir soğuk bekler onu. yün atlet, yün içlik, kamuflaj, kar maskesi, eldiven, parka ve hücum yeleğinden oluşan mini zırhını giydikten sonra bile üşür bileğine kadar karlara bata çıka yürürken jandarma. tüm bunlar yetmez gibi bi de çelik yelek giymelidir, bilmemkaç kilo yeleği sırtına geçirir, kafasına çelik miğferini takar, g3'ünü çapraz tutuşa alır. artık iki saat boyunca nizamiye onun gözetimindedir. arkadaşları rahat uyuyabilir.

    jandarma'nın mesaisi ne vakit biter? ben söyleyeyim, teskereyi alınca.

    zira mesai bitti diye eşofman giyer normal bir günde, " nöbetim yok, azcık muhabbet edip yatarım " diye düşünür. ancak murphy pezevengi yine iş başlındadır işte. jandarma, sivil ayırmadan hayatı zindan eder ibine. olay olmuştur. 7 asker lazımdır müdahale için. eşofmanları çıkarıp giyinmek için maksimum 5 dakikası vardır bu kez jandarmanın. tepesindeki rütbelilerin bağrış, çağırışları eşliğinde, hızlıca giyinir, silahlıktan silahını alır, hızla araca doğru koşar.

    uykuyu, sıcak yatağı, rahatlığı beş buçuk ila onbeş ay arası unutur jandarma.

    dediğimiz gibi işi zordur jandarma'nın.
  • mustafa kemal paşa'nın askerleridir. mit'e ait mühimmat dolu tırları da durdurur, köy kavgasının içine de girer, okulu köyden uzak küçük çoçukların servisciliğini de yapar, ambulansın bile yolunu kaybettiği dağ başında, ağır yaralı yaşlı adama müdahale etmek için elinde silah, sırtında ilkyardım çantasıyla 70 metre tepeye depar da atar, zalim'in kırbacını da kırar.

    mustafa kemal paşa'nın ordusudur.
  • merkez bolgeler disinda gorev yapan kolluk kuvvetidir. boluk komutanimiz bir anisini kullanarak aciklamasini su sekilde yapmisti:

    " bir gece dag yamacinda ilerliyoruz, bir koylu bizi gordu. bana diyor ki 'komutanim, burada ne isiniz var?' ben de dedim ki 'hayir, sizin burada ne isiniz var, biz jandarmayiz. "
  • türkiye cumhuriyeti jandarması emniyet ve asayiş ile kamu düzeninin korunmasını sağlayan ve diğer kanun ve nizamların verdiği görevleri yerine getiren askeri, silahlı güvenlik ve kolluk kuvvetidir.
  • 6 ay boyunca mensubu olarak askerlik yaptığım güvenlik birimi.

    il jandarma komutanlığında kaldığım için, öyle operasyonmuş, çevirmeymiş, devriyeymiş gibi olaylara hiç girmedim. tek yaptığım şey, mütemadiyen kar küremek ve günde 2 saat nöbet tutmaktı. onun dışında egosu şişmiş bazı komutanlar, özellikle kırmızı pırpırı olan uzman erbaşlar ile uğraştım.

    yozgat gibi bir yerde jandarma olmuşsanız eğer, halk size aşıktır. polise güvenmeyip, jandarma görünce kendini güvende hisseden bir halka sahip şehir. asker olduğumu öğrendikleri zaman, özel bir ilgi alakaya sahip olduklarını gördüm. acemi birliğini yaptığım kastamonu'da olduğu gibi, sizi düdüklemeye çalışan esnafa da sahip değiller.

    sözün kısası, güzel yurdun güvenliği, emanettir bizlere.. jandarma olanlar zaten anlar. :)
  • yillarca oyle rivayetler döndü ki arkasından bu teşkilatın. "jandarmanın ates etme yektisi var oğlum" falan. değişik kafalar tabi bunlar :-) adliyede çalıştığımdan cok iyi bilirim polisi de jandarmayi da. bütün polislere söylemek istemiyorum bu sözü ama gördüğüm çoğu polis, kendini adli amiri olan savcı ve hakimden bile üstün görmeye çalışan tipler oldu oyle havaları var ki. ama jandarmaya bakıyorum ust rütbelisi bile saygıdan ölüp bitiyor. jandarma farklıdır her zaman benim gözümde. benim gördüğüm kadarıyla vatandaşa ilgisi alakası, adli konularda olan duruşu falan jandarma hep üstte gelir. jandarmadan çekinmeyin korkmayın. her zaman sizin yanınizda olurlar, sizin icin her konuda uğraşırlar. sağolsunlar, varolsunlar.
  • türk silahlı kuvvetlerinin görünen yüzüdür. belki de en çok çalışan birimidir. asla askerdeki şu salak "en kral biziz" mantığında olmadan söylüyorum, jandarmanın kısa dönemi bile piyadenin topçunun uzun döneminden zordur. 35 gün acemilik yaparsınız, bayağı bir mermi atarsınız, arazi eğitimi, pusu eğitimi, sızma eğitimi cart eğitimi curt eğitimi alırsınız. bir yandan jandarmanın askerlikle birlikte yürüttüğü kolluk kuvvetiyle ilgili eğitim alırsınız.

    jandarma olmak gerçekten zordur. devriye dediğimiz şeyin diğer adı ızdırapdır. köy köy, dağ tepe dolaşırsınız, bindiğiniz araç bir land rover'dır, arkası açıktır, olay yerine intikal edersiniz. olay olmazsa bile olay olmasın diye köyleri gezersiniz. hele bu gezdiğiniz yer erzurum sınırıysa ve vakitlerden kışsa, götünüz donar. ayaklarınızı hissetmezsiniz. gecenin ikisinde yol emniyet devriyesine çıkarsınız. araçları durdurursunuz. o olmazsa, önleyici kolluk vardır. o da olmazsa, patlatmaya gidersiniz, ya da köylüler kavga eder, veya biri diğerini vurur... boru hattı geçer ilçenizden sürekli emniyetini almaya çıkartırlar sizi. karakolda hazır kıta vardır. karakolda gece sabaha kadar nöbet tutarsınız. zordur jandarma olmak. hatta diyebilirim ki, en talihsiz kura size çıkmıştır. piyade olsanız sadece eğitiminiz vardır, alaydasınızdır. ama jandarmada başka işiniz yoksa eğitim alırsınız. bazen başka işiniz varken de eğitim alırsınız.

    köylerde size "asker abi" derler, köyler iyidir... devriyeyi çekilir kılar. bir sıcak çay ikram ederler, komutandan gizli land'ın arkasına geçer ikram edilen sigaradan içersiniz "şafak kaç?" sorusunu işitirsiniz. aynı köylüler bir gün sonra birbirini öldürür, olay yerine intikal edersiniz. aileler kavga eder ayırmaya çalışırsınız.

    hele güneydoğudaysanız veya kritik bölgedeyseniz bir dağın başında küçücük bir karakolda beklersiniz. yine de en güzeli jandarma olmak. keşke askerlik olmasa, keşke kimse silah almasa, keşke adam öldürme sanatını öğrenmeseniz. keşke canım ülkemde kardeş kardeşi boğazlamasa, keşke dağ karakolları olmasa... kimi "vatan borcu" der kimi "ya seve seve ya... " der. bir nöbet kulubesinde yılbaşına girersiniz. telefon edersiniz dostlarınıza, "jandarma biz sosyalistiz, dostuz yalnız biz sana" diye başlarlar, duygulanırsınız. gerektiğinde kendi halkına bile namlu çevirme görevi verebilirler. gereklilikleri batsın.

    kolluk kuvvetisiniz neticede... bu yağma düzeninin, kiminin fakir kiminin aç olduğu düzenin koruyucususunuz.

    "belki bir gün zabit size köylünüzü kurşunlayın der"... işte budur jandarma.
  • birgün özgecan olayını ortaya çıkaran, baska birgün 7 yıldır tacize uğramakta olan bir kız çocuğunu sadece köy dedikodularından farkedip, olayın üzerine gidip suçluların yakalanmasını sağlayan, işini layıkıyla yapan insanlar.
    #51681640