şükela:  tümü | bugün
  • crying game'deki inanilmaz performansiyla kariyeri takip edilesi oyunculardan oldugu izlenimini veren, ama stargate'den baska pek bi sey yapamayan adam. kadin adam..
  • aslında aktörlükle pek ilgilenmeyen, kendisini şans eseri bu işin içinde bulmuş kişi, menejeri bile yok, film teklifi gelmesin diye istemiyomuş, hayatını gerçek mesleği olan moda asistanlığı yaparak sürdürmek istiyomuş, kendisi gaydir, ve bu konudaki rahat tavrıyla takdirimi kazanmıştır.
  • crying game ile oscara aday gösterilmiş ancak kazanamamış oyuncu. oynadığı rolün aykırılığından olsa gerek.
  • cryin game deki dil rolüyle harikalar yaratmış insan.
  • the crying game ile 1992 yılında aday gösterildiği yardımcı erkek oyuncu oscarını,unforgiven filmindeki rolüyle gene hackman a kaptırmış oyuncu.
  • paul rutherford ile birlikte magazincilere yakalanmış unutulmaz aktör. dünyanın en güzel erkeği. ilk adı alfred amey olan tatlı melez, 21 mart 1968 riverside/california'da ganalı bir baba ve ingiliz bir annenin çocuğu olarak dünyaya geldi. 92 yılında the crying game filmiyle en iyi yardımcı erkek oyuncu oscar ödülüne aday gösterildi ama bu ödülü alamadı..

    ardından 1994 yılında ra rolünü üstlendiği stargate filmiyle bir kez daha seyirci karşısına çıktı. bu iki önemli yapımın yanısıra jiggery pokery ve catwalk gibi pek ses getirmemiş olan yapımlarda da boy gösterdi. oyunculuğu gelecek vaad ediyordu fakat o herkese teşekkür edip sinema sektöründen ayrılacağını açıkladı. buna neden olarak da asıl mesleği olan saç modacılığında ilerlemek istediğini gösterdi. bir erkeğe fazla gelen zarafet ve inceliği şaşılası derecededir. ayrıca ek bir bilgi olarak şunu da yazayım istedim: kendisi londra'da yaşıyor olup, boyu 1.60 cm kadar.
  • ilginç bir olay da vardır bu kişiyle ilgili... bir gün jaye davidson, the crying game filminin setinde nezle olur. onun mini karavanına bir doktor çağrılır. doktor onu muayene eder ve filmin yönetmeni neil jordan'a gidip der ki: bu kızın hamile olabileceği ihtimalini düşünmediniz mi? bunu duyan jordan ve set ekibi kahkahayı basar. doktor şaşırmıştır. tabii sonra duruma uyanınca hafiften sazan konumunda hisseder kendini...
  • canlandırdığı birbirinden harika iki karakter sayesinde geniş bir hayran kitlesine sahip olabilmiş ender aktörlerden biri. ama benim favorim the crying game filmindeki "dil" karakteri. dil'in, aşkı uğruna her şeyi yapabilecek kadar sevgiye aç oluşu, fergus’un da kendini keşfedişine ve fedakarlıkta bulunuşuna yön veriyor. anger management’da linda’nın, love battlefield’da yui ve ching’in, burada da fergus ve dil’in fedakarlıkları bize, gerçek aşkın feragat ve fedakarlık olmadan mümkün olamayacağını anlatıyor.

    ister onun için stadyumda skorborda sevgi sözcükleri yazdırın, ister onun için kendinizi kurşunların önüne atın, ister onun için aylarca özenle uzattığınız saçlarınızı kesin, yeter ki sevdiğinizi gösterin ve fedakarlıkta bulunun. aşk elde etmesi o kadar meşakkatli bir duygu ki, bulunduğunda yeni bir gezegen keşfetmekle tamamen aynı.. bu bir tarif değil. aşkın tarifi yok, olamaz, olmamalı… kısacası jaye, harika bir karakter canlandırmış, ona kendinden çok şey katmış ve resmen moleküllerine dek karaktere hayat vermeyi başarmış.

    ayrıca jaye davidson bu rolle 1992 yılında "en iyi yardımcı erkek oyuncu" oscar'ına da aday olmuş; ama kazanamamıştı. aynı yıl ödülün the unforgiven filmindeki rolüyle gene hackman'a verildiğini de belirtmek gerekiyor. hackman'ın söz konusu filmdeki performansını da izlediğimi söylemeliyim. bana kalırsa bu ödül kesinlikle jaye davidson'a verilmeliydi diye düşünüyorum. çünkü jaye, hackman'dan çok ama çok daha başarılı bir iş çıkarmış.

    stargate filminde ki "ra" rolüne de biraz değinmekte yarar var diye düşünüyorum. özellikle kostümlerin itinayla seçilmiş olduğu çok aşikar. bu kostümler jaye davidson'a güneş tanrısı ra'yı canlandırırken ayrı bir hava ve görkem katmış. yalnız eski mısır'n güneş tanrısı ra, filmde kötü ve insanlığı yok etmeye çalışan bir karakter gibi sunulmuş izleyiciye. örneğin "uygarlığınızı ben yarattım, şimdi de ben yok edeceğim!" tehditi onun ruhunun derinliklerinde yatan öfkeyi ortaya koyuyor.

    kendisiyle ilgili olarak ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler unofficial web sitesine bir göz atabilirler:
    (bkz: http://www.jayedavidson.org/)
  • new yorker’ın 15 mart 1993 tarihli sayısında warren miller’ın, “jaye edgar hoover binasında" adlı karikatürü bir ofisi gösterir. karikatürü anlamak; hem jaye davidson’ın, "the crying game" filminde, "dil" adında bir gay-travesti karakteri canlandıran aktör olduğunu hem de john edgar hoover’ın son zamanlarda ulusal medya tarafından gay olarak gizli bir hayat yaşadığı şeklinde lanse edildiğini bilmeyi gerektiriyordu.

    öte yandan the crying game filmi ve jaye davidson'ın bu filmde canlandırdığı karakter, genel itibariyle sıradışı ve tartışmalıydı. bu sıradışılık, jaye davidson'ın "en iyi yardımcı erkek oyuncu" dalında oscar'a aday olmasında bile kendini gösterdi ve ünlü bir eleştirmen davidson’ın sanat ve film akademisi (academy of motion picture arts and science) tarafından “dışlandığı”nı belirtti. davidson memleketi londra’da heteroseksüel olarak biliniyordu ve hatta ödül törenine erkek olarak mı yoksa kadın olarak mı katılacağı yönünde dedikodu ve spekülasyonlar bile yapıldı.
  • bundan yaklaşık olarak 10 yıl falan önceydi. evde ailecek oturmuş televizyondaki programları izliyor ve zamping yapıyorduk. her neyse, sonra star tv'de 'stargate' (yıldız geçidi) adında bir film başladı. filmin konusu ben gibi bir eski mısır uygarlığı sevdalısı için harikulade ilgi çekici ve ilginçti. belki de sırf bu yüzden oturup filmi büyük bir zevkle ve merakla izlemeye koyuldum. film zaten gizemli bir konuyu temel aldığından başlar başlamaz beni ekrana kilitlemeyi başarmıştı.

    film tüm kusursuzluğuyla sürüp giderken birden ra rolünde ki o kadınsı ve acayip derecede zerafet dolu kişi çıkıverdi ortaya. o zamanlar bu kişinin adının jaye davidson olduğunu bile bilmiyordum; ama ondan tuhaf bir biçimde de etkilenmiştim. sanki gizemli bir güç beni o'na çekiyordu. bu gizemli gücün ne olduğunu üstünden yıllar geçmesine rağmen hala anlamış değilim.

    film bitmiş ve ben öylece ekrana bakakalmıştım. film biter bitmez tv kanalı reklam kuşağına geçmiş ve filmde kimlerin oynadığını öğrenememiştim. o zamanlar internet ve sanal alem konusunda pek bilgili olmadığım için bir internet cafeye gidip kimmiş bu ra diye araştırmayı da hiç akıl edememiştim.

    bu bende o zamanlar acayip bir takıntı olmuştu. sürekli stargate'deki ra'yı düşünüyor ve düşlüyordum. ne kadar da kusursuz bir insandı. ben o'nu yeryüzünde gördüğüm en etkileyici yüze ve kişiliğe sahip insan olarak nitelendiriyorum. jaye davidson'ın bende ki yansıması inanılmaz derecede gizemli ve ilginçtir.

    sonra bu filmi izlememin üstünden bir kaç gün geçmişti. her zamanki filmcime uğrayıp ona "sende stargate (yıldız geçidi) adında bir film var mı?" diye sorduğumda "evet" yanıtını almıştım ve dünyalar sanki benim oluvermişti. ama film şu anda yanında olmadığı için "sana yarın getireyim" demişti. "o filmi bana bul getir de, ne zaman getirirsen getir" yanıtını verip huzur ve anlatılmaz bir sevinçle evimin yolunu tutmuştum.

    sabaha kadar heyecandan uyuyamamıştım. neyse, sabah olup ben filmcime gittiğimde kötü bir yanıt aldım: 'filmi unuttum ya, yarın söz getiririm." ee çaresiz bir şey diyemiyorsun o an. yarın gittiğimde yine unuttuğunu söylemesi ise tam bir hayal kırıklığıydı. bu şekilde tam bir hafta beni üzmüştü ama sonunda filmi getirip teslim etti. işte o an bir hafta boyunca çektiğim acılardan eser dahi kalmamıştı bende.

    hemen eve gidip filmi izlemeye koyulduğumda tv'de izlerken içimdeki o tuhaf duygu yine ortaya çıkıvermişti ki söz konusu filmi izlerken hala o duyguya kapılıyorum. bu filmin benim için önemi güzel ya da ilgi çekici bir film olmasından ziyade, içinde jaye davidson'ı barındırmasıydı. ona bakarken anlatamayacağım duygularla yoğruluyordu içim. filmi bu hisler eşliğinde izleyip bitirdiğimde, filmde rol alan oyuncuların listesi yukardan aşağı doğru akmaya başlamıştı.

    ve... ra: jaye davidson...

    işte onun adını öğrenmiştim sonunda. beni böylesine kendine bağlayan kişinin adı jaye davidson'dı. bu ad ve soyad o'na ne kadar da yakışıyordu...