şükela:  tümü | bugün
  • 1975'den beri 60'ın üzerinde belgesel çeken ve 1996'dan beri kurmacaya yönelen yönetmen kardeşler. (bkz: le fils) (bkz: rosetta) (bkz: la promesse)
  • hemen hemen tüm filmlerini omuz kamerası kullanarak ve müzik kullanmadan çeken kardeşler. yine bu anlayışa uygun olarak çektikleri rosetta filmiyle cannes film festivalinde altın palmiyeyi kazanmışlıkları da vardır.
  • 2005 cannes film festivali nin en iyi filmi (bkz: l enfant) nin yonetmenleri,belcikali kardesler.
    odullerini irakta halen kayip olan fransiz gazeteci florence aubenas ve soforune ithaf ettiler.
    buyuk kardes jean pierre 1951 liege dogumlu,kucuk kardes luc ise 1954'te awirs de dunyaya gelmis.kardesler produktor olarakta sinema endustrisinde yer almis,hatta en son costa gavras in le couperet sinin bir kismini finanse etmisler.
    ikinci altin palmiyeleri dardenne evinde sevincle karsilanmis olsa gerek.
  • l enfant ile palme d'or'u pek cok hatri sayilir yonetmenin ellerinden cekip almislardir.
  • filmlerine sonlanmamış sonlar çeken;
    "e peki şimdi ne olacak?"ların peşine düşmeyen; sözünü söyleyen ve çekilen;
    pek çok yönetmenin, hayatın figürasyon kadrosunda saydıklarıyla, esas hayatın resmini çizen;
    egolarını birbirlerine karşı değil birbirleriyle kullandıklarını hissettiren;
    iyi yönetmenler...
  • bresson sinemasının günümüzdeki temsilcileri olarak anılan belçikalı sinemacı kardeşler.
  • le silence de lorna filmi ile 2008 cannes da en iyi senaryo ödülünü alan kardeşler.
  • arthouse favourite olarak gosterilirler. 1999'dan 2008'e yonettikleri 4 filmin 4uyle de cannes film festivali'nde palme d'or adayi olmuslar, iki defasinda odulu kapmislardir.
    ote yandan bir kere dahi olsa en iyi yabanci film oscari'na aday olamamislardir.
  • jean pierre 1951'de, luc 1954'te belcika'nin liege kentinde dogmu$lar.
    aileleri orta sinif bir i$ci ailesi. belcika'nin kucuk, postendusriyel bir kentinde cocukluklari ve ergenlikleri boyunca pek cok greve, boykota, gosteriye tanik olarak buyuyorlar. hatta olaylarin boyutu o kadar buyuk ki dardenneler'in babasi ogullarinin film ve tv seyretmesini "aman bunlari izlerken kafalarina siyaset miyaset girer anar$ik olurlar" du$uncesiyle yasakliyor.
    ama yagiz delikanli jean pierre babaya postayi koyup 17 ya$inda bruksel'e gidip orada oyunculuk egitimi gormeye ba$liyor.
    burada kar$ila$tigi yapimci armand gatti. resmen hayatini degistiyor. ondan siyasi meselelerle estetigin filmlerde nasil bulu$turulacagini falan ogrenip koyune geri donuyor.
    bir heyecanla karde$i luc'un yanina gidip "olm super fikir buldum orda, bundan sonra sinema i$ine giriyoruz" diyor. luc da sessiz sakin bi adam zaten.. ne desin, he diyor.
    amma velakin cepte metelik olmadigini farkeden jean pierre, alet edevat alabilmek icin bi cimento fabrikasinda isci olarak calismaya basliyor.bu fabrikadaki zor ko$ullar, i$cilere uygulanan haksizliklar onu derinden etkiliyor. bu arada da luc felsefe okumakta.. biraz para yaptiktan sonra ufak tefek siyasi belgeseller cekmeye ba$liyorlar.
    sonra isleri buyutup derive adinda bir belgesel yapim sirketi kuruyorlar. 1975'ten sonra catir catir belgesel cekiyorlar artik ama aradan 10 kusur sene gectikten sonra "lan yeter belgesel belgesel, trt2 suratli adamlar olduk" deyip kendilerini kurmaca oykusel filmlere veriyorlar. ilk filmleri falsch, 86 yilinda geliyor ve pek cok avrupa festivalinde dikkatleri cekiyor.
    arada cektikleri bi kac filmle yine iyi $eyler yapmi$ olsalar da asil bomba la promesse ile patliyor. tum dunyada festivallerde saglam ilgi goruyor, hatta "los angeles critics' best movie award " gibi odulleri kazaniyor.
    sonrasinda gelen rosetta ise kariyerlerindeki donum noktasi. dardenne karde$ler bu filmle 1999'da cannes festivalinde altin palmiye'yi kazaniyor ve bu odulu kazanan ilk belcika filminin sahibi olmanin gururunu ta$iyor. bu filmin ba$rolunu oynayan hatun da cannes'da best actress olma $erefine nail oluyor. palme d'or'dan 6 yil sonra bu kez l'enfant filmiyle geliyor ve yine cannes film festivali'nin en prestijli odulunu ikinci kez aliyorlar. boylelikle cok az yonetmenin ba$arabildigi palme d'or'u iki kez alma olayini gercekle$tiriyorlar.

    bu $aa$ali kariyerlerini bir kenara birakirsak, bu adamlarin filmleri hakikaten acaip sayilabilecek derecede yalin ve basit. tam bir cinema verite ornegi. sinematografik efekt namina hic bir sey yok.. i$iktir, mizansendir, onlar da yok.. bir omuz kamerasiyla butun filmi cekiyorlar. oyunculari genellikle hep amatorler arasindan seciyorlar ama buna ragmen abone olduklari cannes'da birer kez best actress ve best actor ile odullendirilmi$ler.

    bu adamlarla ilgili garip bir bilgi daha var.. bu i$lere girdikleri ilk yillarda 60 kusur belgesel cekmi$ler ve bu belgeselleri yaparken yapay ortamlar, canlandirmalar, studyo roportajlari, sinematografik efektler filan kullaniyorlarmi$. ne zaman fiction film yapmaya karar vermi$ler, o zaman belgesel yapmaya ba$lami$lar aslinda.

    ben filmlerini izlerken ugur dundar'in arena'si tadini yakaladim genelde. sanki bi yerlerden firlayacak, insan kacakcilarini, $erefsiz patronlari enseleyecek gibiydi ugur amcamiz.. i$in $akasi bi yana, cok fazla sinemasal anlatim beklemeden bir belgesel niyetine izleniyor filmleri. karakterlerin ikilemlerini, caresizliklerini, isyanlarini ve ahlaki degerlerin, vicdanin onlari nasil cikmazlara surukledigini cok ba$arili bir $ekilde anlatiyorlar. cektikleri her film bir donemin sosyal bir problemine taniklik etmesi icin yapilmi$ sanki.. takipcileriyiz.
  • bu adamların filmlerinde illa ki bir karşıdan karşıya geçme sahnesi vardır.