şükela:  tümü | bugün
  • müzik camiasına yeni bir ses. gerçekten değişik bir ses kendisi. the milk-eyed mender adlı albümü 2004 çıkışlı ve singer songwriter şeyleri sevenlerin dinlemesi gerek derim ben.

    daha 22 23 yaşındaymış.
    sadece sesi değil şarkılarının sözleri de çok güzelmiş.
    http://www.dragcity.com/…mages/photos/dc263ph01.jpg
    elfmiş meğer.

    buyrun bir de buradan yakın,
    http://www.dragcity.com/…mages/photos/dc263ph03.jpg

    you were knocking me down
    with the palm of your eye

    demek istediğim insanmış meğer..
    sözleri için de.
    http://www.bentclouds.com/music/newsomlyrics.html
  • ornek veriyorum efendim: yillar ama yillar once ismail santos ismiyle eksi sahnelerinde kisa bir sureligine parlayan sonra da eksi sensin sozluk de gotune girsin diyerek kendisini new jersey'inin kucagina atan bir dostumuz arayip, 'ya arap, 5 nisan 2005, joanna newsom berlin konseri' deyince bu kardesiniz kostura kostura gitti bizim concon freidrichstrasse'nin ismi guzel kendi guzel traenen palast konser salonuna.
    soyle anlatayim joanna hanim'i: ozetle arpi akustik gitar niyetine kullanan bir bjork. ama sadece bu mu dersiniz, hayir efendim, hayir. sarki sozlerinde panopticon'dan, 'signifer ile signified'a gonderme yapacak kadar sosyal teoriye asina, dili kirmayi, kafiyeyi bulandirmayi, ritmi hoplatmayi siradan bir ismis gibi gosterecek kadar basarili bir soz yazari joanna hanim ayni zamanda. 23 yasinda oldugunu eklemem gerekir mi?
    benden onceki entariyi diken arkadas elbette ki ismi ile musemma olmayi tercih edebilir, tat meselesi bunlar, zevk meselesi. ama gel gor ki, insan 'patlak ses' lafini, 'dirdirci anne' lafini okuyunca bir fena oluyor, ne yapayim.
    diyecegim odur ki, durumlar boyleyken boyle yani.
  • 22 yaşındaki the pleased üyesi joanna newsom ilk solo albümü the milk-eyed mender'ı geride bıraktığımız yıl içinde yayımladı ve alternatif müzik dünyasında ufak çaplı bir infial yarattı. 2004'ün en iyi çıkışlarından biri olan bu sıradışı eseri kimileri garip bir folk albümü olarak nitelemişti, ancak böylesine basit bir tanımlama, 2004 yılını will oldham, devendra banhart, cat power gibi önemli isimlerle birlikte konserler vererek geçiren joanna newsom'un müziğini ve sesini küçümsemek olacaktır.

    akustik atmosferi ve gitar, piyano, harp gibi enstrümanları kullanma biçimi ile "the milk-eyed mender" ilk dinleyişinizde gerçekten de basit bir folk albümüymüş gibi gelebilir size. ancak bu çıkarımda bulunabilmeniz için newsom'ın sesini hiç duymamanız gerekiyor, ki enstrümantal parça içermeyen ve asıl gücünü newsom'ın acayip* sesinden alan bu albüm, bunu yapmanıza izin vermeyecektir. eşsiz bir sese sahip newsom; illa bir benzetme yapmak gerekirse björk, alison shaw (cranes vokalisti) ve diamanda galas'ın bir birleşimi denebilir buna. newsom'ın sesi büyük bir ihtimalle ilk başta dinleyicisini rahatsız edecektir. çocuksu bir ses bu; kulak tırmalayan ve içindeki parçalanmış şeyleri dinleyicisiyle paylaşmak için yırtınan, ancak tüm dezavantajlarına rağmen dinleyicisini garip bir şekilde tatmin etmeyi de başaran.

    joanna newsom "the milk-eyed mender"da hikayeler anlatıyor; kimi yaşanmış, kimi yaşanacak, kimi de asla yaşanmayacak olan. sadie ve the book of right-on albümün en önemli şarkıları. özellikle "the book of right-on"a dikkat: "hem dua ettiğini söylüyorsun, hem de bir sorununun olmadığını". inflammatory writ piyanosu ile eski ray charles parçalarını anımsatıyor. basit bir dörtlüğün üstüne kurulan this side of the blue newsom'un melankolisinin en yoğun hissedildiği parça. cassiopeia'da newsom'un en görkemli vokal performansına tanık oluyoruz; neredeyse bağırmadan çığlık atmayı başarıyor! albümün enerjik denebilecek şarkılarından biri olan peach, plum, pear'da newsom ince espri anlayışını da yansıtıyor dinleyicisine: "bakışlarının anlamını çözebilmek için doğru kitapları okuduğumdan emindim oysa ki?". albümü kapatan clam, crab, cockle, cowrie ise "the milk-eyed mender"ın zirvesi: "tenin çayıma bandığım kurabiye gibi". benzetmeleri ve göndermeleri oldukça ilginç newsom'ın; bazen yaşına göre çok olgun davranıyor, bazense bir çocuktan farkı kalmıyor. ancak "the milk-eyed mender" ile büyük bestecilerde hissedilen ruhun kendisinde varolduğunun sinyalini veriyor.

    garip bir kız joanna newsom ve bunun farkında da. kendisine bir röportajda sorulan "internetten mp3 download ediyor musunuz?" sorusuna şu yanıtı verecek kadar da iyi niyetli: "nasıl yapılacağını bilseydim yapardım. insanların benim şarkılarımı internetten indirmelerinden rahatsızlık duymam mümkün değil, çünkü bu, müziğimi dinlemek isteyen birilerinin varolduğunu gösterir. konserlerimde cd'lerimi dağıtıyorum, çünkü albümümü satın almak isteyen, ama buna parası yetmeyen insanlar olabilir. yine de bunu sonsuza dek yapmak istemem. bu yüzden müziğimi internetten -bedavaya da olsa- indiren birilerinin varlığı beni mutlu edecektir."

    newsom "the milk-eyed mender" boyunca hiç durmadan şarkı söylüyor, sustuğu zaman birisinin ona "yeter bu kadar bağırdığın" deyip onu stüdyodan kovacağından korkuyor sanki. bir daha böyle bir fırsat eline geçmeyecekmiş gibi...? belki bu yüzden hiç susmuyor 52 dakika boyunca. belki de anlatacak çok şeyi olduğu için. hmm, ikinci tahminim daha gerçekçi olsa gerek.
  • amerika'da etrafi saran yeni-folk hareketlenmesine zarif ve icten yaratisiyla katkida bulunan genc ve guzel insan.

    (bkz: devendra banhart)
    (bkz: gang gang dance)
    (bkz: animal collective)
    (bkz: panda bear)
    (bkz: ariel pink)
  • kötü bir sesi var ne yazık ki. melodiler güzel, sarkılar iyi hoş lakin sesi dinlettirmiyor... bundan haz almak isteyip de alamayanları su baslıga yonlendiriyorum;
    (bkz: cocorosie)
  • ys o kadar guzel ki nefesim kesildi. kulaklarimiz uzun, epik enstrumental sarkilara asina ancak bilmezdik ki bu hamarat hanimkiz insani kirlarda papatya toplama istegiyle kavuran melodilerini cani cektigince uzatip piril piril sozlerini de ustune ekleyince yine de akici, yine de odanizin icine gunesi doguracak sarkilar yapabilirmis. the milk-eyed mender hic de tek atimlik kursun degilmis, hatta bu perimsi yaratik daha da fazlasina muktedirmis.

    eger bes sarkiyla kisi atlayip bahara kavusmak isterseniz, ya da denizkizlari ve masallarla ilgili gunduz duslerinize eslik edecek sarkilar ararsaniz, iste album budur.
  • hadi dışarı çıkalım*diye tutturan bir küçük kız çocuğu sesi*. şirin bir süpriz olurdu buralara gelse, bir konser verse. gerçi insanda "ben de böyle söyleyebilirim" hissi ve iddiası uyandırıyor. ama işte biz söyleyince kimse dinlemiyor. büyüyüp, ergenliğe girmiş, hüzünlü erkek sesi versiyonu için; (bkz: will oldham) da güzeldir, abisidir.
  • sesinden bahsetmek istemiyorum artık ama ys'de duydum ki, çok güzel bir şekilde "kapalı spor salonunda kayan ayakkabı sesi" çıkartıyor. kendimi tutamadan hoşuma gidiyor.
  • bestesinin coverını dinleyip, 'anam anam ne güzel şarkı' dedim, ancak kendi sesi bundan daha rahatsız edici olamazdı gibi geliyor. göreceli tabii. mümkünse şarkılarını başkaları da söylesin, ben de onları dinleyeyim, evet.

    (bkz: final fantasy)
    (bkz: peach plum pear)
  • insanlar sesini beğenmiyorlar.
    albümlerine ek olarak canlı konser kayıtlarını da dinledim, beni hiç rahatsız etmiyor sesi.
    hatta yaptığı işe dramatik bir boyut bile katıyor bence.
    ys inanılmaz bir albüm. emily ve only skin inanılmaz şarkılar...