şükela:  tümü | bugün soru sor
  • cakma heidi'nin yazaridir, kucuk kemanci'nin degil.
    zira 1830 yilinda (johanna spyri daha 3 yasindayken) alman hermann adam von kamp tarafindan yazilmis "adelheide, alplerden gelen kiz" isimli roman bizim okudugumuz heidi'nin tum temel ogelerini icerir.
  • doğum adıyla johanna louise heusser (12 haziran 1827; hirzel - 7 temmuz 1901; zürih), isviçreli yazar.

    yazdığı heidi kitabıyla ünlüdür. yazlarını chur, graubünden gibi kırsal kesimlerde geçirmiş daha sonra bu yerleri kitaplarına aktarmıştır.
  • su bizim cizgi film olan heidi'nin yazari.
  • internet bizi bilgiye ve insana erişim konusunda çılgın bir özgüvene kavuşturdu. 1991 yılında o dönemin popüler sıkıştırma yazılımı arj'nin yazarı robert k. jung'a email'den ulaşıp yazıştığımdan beri çocukluğumdan hatırladığım "napıyor acaba?" dediğim neredeyse herkese ulaşabildim ve konuşabildim. hepsi de sağolsunlar büyük nezaket gösterip yanıt verdiler. internetten ulaşılamayan insan yok bence.

    şimdi uzun zamandır yılan hikayesine dönmüş olan heidi'nin kızarttığı peynirin cinsiyle ilgili bir problem vardı (bkz: heidi/@ssg). dün akşam "ben heidi'yi çocukken okuduğuma göre johanna spyri'nin hayatta olması yüksek ihtimal, mail atayım sorayım o peynirin adını" diye düşündüm. baktım kadın 1901'de ölmüş. yani yakın tarihte bile ölmemiş. bunun üzerine erişimimiz olan bilginin bu zamansızlığının karşımıza gitgide daha çok çıkacağını fark ettim. mesela 3000 yılında da başka birinin johanna spyri'ye yine işi düşebilir. bakacak bin yıl evvel ölmüş.

    bu hissi galiba ilk defa sözlükte beğendiğim bir entry'yle ilgili yazarına mesaj atmak isterken "bu yazar vefat ettiğinden mesaj atamazsınız" uyarısı alınca hissetmiştim. yani ölmüş de yaşıyor gibi (bkz: arroway/@ssg). ölmüş haliyle etrafa cayır cayır bilgi vermeye, etkilemeye, bizi ilerletmeye, bizde hisler yaratmaya devam etmesi ve bununla hayatta olmasını beklerken bir şokla yüzleşmek çok garipti. aynı hissi jeff buckley'de hissetmiştim (bkz: jeff buckley/@ssg). en son da johanna spyri'de hissettim.

    hani okulda ders olarak "tarihsel figürler", "klasik edebiyatçılar", "efsane mucitler" görüyoruz. bunlar bize "ölmüş ama iyi tipler" paketiyle geliyor. onların öldüğünü bilerek ayrı bir kaba koyabiliyoruz. oysa artık bilginin hacmi ve üretim hızı o kadar arttı ki bilgiyi edinirken alt kattaki komuşumuzdan mı yoksa 120 yıl önceki birinden mi geldiğini ayrıştırmak zorlaşmaya başladı. ölüm ve yaşam tanımadıklarımız için sadece bir erişilebilirlik kriteri olma yolunda gidiyor.

    insanlık olarak kollektif bilgi dağarcığımız hep çoğunlukla ölülerin eserlerinden ibaretti. bunu tarihte ilk defa 2008'de bozduk. o yıl insanlığın ürettiği bilgi miktarı tüm insanlık tarihinde üretilen bilgiyi geçti. ancak bir noktada bu bilgileri üretenler öldükçe etrafımızdaki kaynaklar yeniden hep ölüler tarafından üretilmiş olacaklar. eskiden farklı olarak ölenleri bir mezara kaldırıp götürmediğimizden ekşi sözlük'te twitter'da facebook'ta aktif hesap gibi durmaya, ürettikleri eserleri sunmaya, bizle tek yönlü bir iletişim kurmaya, bizdenmiş gibi kalmaya devam edecekler. bu bir süre sonra ayakta kalabilen mecraları mezarlıklara çevirecek. etrafımızdakilerin ne kadarı canlı ne kadarı ölü hesaplarını inceleyerek anlamaya çalışacağız.

    kadın ölümünden 120 yıl sonra beni bu düşüncelere gark etti. helal olsun johanna spyri. o peynirin ne olduğunu peşin peşin söylemiş olsan bunları merak ediyor olmayacaktım.