şükela:  tümü | bugün
  • "coffey" soyadı aynı zamanda ses olarak "coughee" gibi bir çağrışım da yapmaktadır ki bunu türkçeye "öksürüklü", "öksürükçü" ya da öksüren kişi" olarak çevirebiliriz.

    john coffey'nin mucizelerini gösterirken, şifa dağıtırken yaptığı şey de budur zaten... öksürmek.
  • dev gibi bi cüsseye sahip ama karanlıktan korkan, dünyadaki kötülüklerden, insanların birbirlerine kötü davranmasından yorulmuş unutulmayan bir film* karakteri.
    (bkz: michael clarke duncan)
  • "yoruldum, patron. yollarda yağmurdaki bir serçe kadar yalnız olmaktan yoruldum. yanımda hiç arkadaş olmamasından bıktım. nereye gideceğimizi, nereden geldiğimizi söyleyecek biri. insanların birbirine kötü davranmasından bıktım. her gün dünyada hissettiğim ve duyduğum acılardan bıktım. çok fazla var, sanki her an için kafama cam parçaları batıyor. anlıyor musun? karanlıktan korkuyorum patron lütfen ışığı kapatma…"

    güle güle iyi kalpli adam.
  • stephen king tarafından yaratılmış, gerçek hayatta yaşamasını istediğim bir karakterdir.

    ayrıca çevremde bulunan sevdiğim insanların dertlerini dinleyip, ruhuma ve omuzlarıma yüklediğimde kendimi benzettiğim adamdır. sadece "çok yorgunum" diyecek kimsem yok etrafımda, tek farkımız bu..

    yıllar sonra gelen edit: neyin acitasyonunu yapmışım burada bilmiyorum ama beş sene sonra okuyunca tam bir gerizekalı olduğumu fark ettim. yaşlanmak ne güzel...
  • önce televizyonda gördüm. idam sahnesini sadece. o koca adamın, beni karanlıklara gömmeyin, korkuyorum dediği sahne. ağlamıştım. neyin ne olduğunu bilmeden, bu ağlayan koca adama ağlamıştım. kitabını okudum sonra. aynı sahneye bi kez daha ağlamak.

    "yoruldum patron. insanların birbirine kötü davranmasından bıktım. her gün dünyada hisettiğim ve duyduğum acılardan bıktım. çok fazla var. sanki her an için kafama cam parçaları batıyor. anlayabiliyor musun?" dediğinde kitabı bırakmam lazımdı.

    böyle gitmemeliydin john. şu lafı söylediğinde avuçlarında kaybolacak ellerimle parmaklarını tutmalıydım. nasıl bi kalbin olduğunu anlamak için koca gövdene yaslayıp başımı, kalp atışlarını dinlemeliydim. sence, çocuk kalbimizle susar mıydık yoksa ağlar mıydık?

    ne dersin koca oğlan?
  • bizim zamanımızda varolması kurgulanamayacak bir roman ve film kahramanı. adam taşrada etrafında gördüğu kötülük ve acıya bile zor dayanıyordu. örneğin şimdi göndersen john coffey'i bizim memlekete bi akşam haberlerinde yarım saat içinde kurur giderdi. bu kadar gencecik ölüm, bu kadar aleni kötülük, yalan, riya, sahtekarlık, acımasızlık, adaletsizlik...
    çıkıyorum balkona derin derin nefes alıyorum, veriyorum, yukarlara bakıyorum başımı kaldırıp, yok işte... filmlerde oluyor o. bizim içimizde patlayacak hepsi.
  • - what is your name?
    - john coffey. liek the drink, but not spellt the saim.
    - do you know how to spell?
    - only mi naim, bosse.
  • kendisini canlandıran michael clarke duncan'ın aramızdan ayrılmasıyla öksüz kalmış karakter. iri cüssesi, doğaüstü güçlerine rağmen karanlıktan korkmasıyla aklımıza kazınmıştır. haksız bir şekilde elektrikli sandalyeye gidişine bile itiraz etmemiş yoruldum patron diyerek kabullenmiştir.
  • the green mile filminde metafizik tedavi yontemleri uygulayan, manuel terapist.. john fenomeni'nin bir halkasi (bkz. john fowles, john oconner, john coltrane, johnny b goode, john doe, john berger), iri kiyim zenci amerikali. tanri'nin bir mucizesidir tabii ki.
  • stephen king in romanı yeşil yol daki dev zenci hükümlü.
    -kahve gibi okunuyor ama yazılışı farklı.
hesabın var mı? giriş yap