şükela:  tümü | bugün
  • bu amcam the african queen filminin cekimleri sirasinda tani$tigi yerli kabilelerle acayip samimi olmu$, kabilenin adetleri uyarinca gunlerce cig maymun eti yemi$, ve sonradan olay hakkinda "yalnızca bazılarımız bu mükemmel yemekleri yeme şansına sahiptik" demi$. 1953 yılında tonton amcamız madrid’de bir boğa güreşine katılmış ve sol bacağını boğanın boynuzları arasına sıkıştırmış. böyle bir tepkiyi beklemelen boga şaşırmış ve uzun saniyeler boyunca huston’a baktıktan sonra çekip gitmiş. huston ise bu an için; “boğa benim dost olduğumu biliyordu, hayatımın en müthiş anlarından biriydi” demiş. salak mi manyak mi karar veremiyorum ben.
  • malta sahini ( the maltese falcon ,1941) ile baslayan ve neredeyse olum doseginde cektigi oluler ( the dead,1978) filmine kadar yaklasık yarım yuzyıllık sinema ustası yonetmen.
  • 1948'de en iyi yonetmen oscar ini almistir.
  • (bkz: key largo)
    (bkz: the maltese falcon)
    (bkz: african queen)
    (bkz: across the pacific)
    (bkz: the asphalt jungle)
    (bkz: moulin rouge)
    (bkz: moby dick)
    .....
    ...
    ..
    .

    ilk filmi malta sahini'ni hawks sayesinde cekmistir. "su kitabi cek!" diyerek kendisini görevlendiren hawks'a bir hafta sonra gidip "bu kitap daha evvel 2 kere filme cekilmis be agabey?" diye biybiy etmis, hawks ise "hayir, daha evvelkiler hammett'dan daha iyi yazabileceklerini düsündüklerinden kitabi maymun ederek cektiler, sen birebir cekeceksin sevgili huston" demistir. böylelikle humprey bogart, efsane olmaya giden yolda ilk adimini atmistir.
  • the treasure of the sierra madre'de babası walter huston'a, prizzi's honor'da kızı anjelica huston'a yardımcı oyuncu oscarları kazandırarak hayli çetrefil ve kompleks bir rekora, ya da ilke sahip olmuştur. chinatown'da iyi bir oyuncu olduğunu da göstermiştir. boksörlüğü dahi varmış. babacan bir tipi vardır sakalıyla.
  • white hunter black heart'in ta kendisidir.
  • 1906-1987 yılları arasında yaşayan ve yaşamı boyunca 40 filme yönetmen, 28 filme senarist, 40 filme de oyuncu olarak imza atmış sinema adamı.
    setlere 1929 yılında william wyler'ın the shakedown filmiyle oyuncu olarak adım atan huston, 1932 yılında diyaloglarını yazdığı a house divided filmiyle sinemacılığına yeni bir boyut katarken, 1941 yılına gelindiğinde ilk filmi olan the maltase falcon'u (malta şahini) çekti.
    hayatı da "film" olan huston, 2. dünya savaşı sırasında teğmen olarak işaret alayı'na katıldı ve abd ordusu adına uzakdoğuda, italya'da belgesel içerikli çalışmalar yaptı. san pietro muharebesi isimli filmi önce savaş karşıtı olarak bulunup gizli damgasıyla rafa kaldırıldıysa da general marshall'ın filmi izleyip "film eğitim gören askerleri ilk savaş şokuna hazırlayacaktır" buyurması üzerine yeniden günışığına çıktı ve huston'a bir madalyayla binbaşı rütbesini kazandırdı.
    ordu için yaptığı son belgesel film olan let there be light'la (işık olsun) askerlik sırasında akıl ve ruhları hasar gören insanların bir kenara atılması yerine psikiyatrik yardımla normal hayata kısmen de olsa geri döndürülebileceği fikrini işleyen huston'ın çok başarılı bulduğu bu çalışmasını san pietro muharebesi filminde olduğu gibi savaş departmanı tarafından yine karşı çıkılması üzerine stüdyonun dışına çıkaramadı. çünkü bu kez ortada bir general marshall yoktu.
    atom bombasını müteakip savaşın bitmesiyle yeniden bildiği sinemaya geri dönen huston, bir taraftan filmleriyle uğraşırken diğer taraftan da cadı avı dediği komünist soruşturmalarıyla boğuştu. yaşananların sıkıntısı ve utancıyla the african queen'i çekmek için afrika'ya, moulin rouge için de paris'e giderek adeta ülkesinden kaçan huston, abd'deki anti-komünist histeri geçene kadar irlanda'da yaşadı.
    tamamen abd dışındaki mekanlarda çekilen ilk filmlerden biri olan the treasure of sierra madre için meksika'ya 1946 yılında ilk seyahatini yapan huston, seksenlerin başında bu ülkeyle ve insanlarıyla kurduğu ilişkinin devamı olarak meksika'ya yerleşti. yaşamının son yıllarını bu ülkede jalisco kentinin puerto vallarta'da ardında da chacala kızılderili birliği'nden kiraladığı yarım dönümlük arazinin bulunduğu las caletas'ta geçiren huston, sinemacılığının yannda renkli yaşamı ve özgün duruşuyla ölümüne dek nevi şahsına münhasır bir insan oldu.
  • danny hustonın babası.
  • kendini ve hayatını açık bir kitap adlı otobiyografi ile çok güzel anlatmış sinema dahisi.

    http://www.rob389.com/…02&mmg00_code=11&mmh00_code=
  • belli bir süreç içinde yaşanan karaker dönüşümünü ve dönüşüme öncülük eden dinamikleri en iyi anlatan adamdır.

    bunlara en iyi ve ünlü örnek; the treasure of the sierra madre'de humprey bogart ve the african queen'de katharine hepburn performansları olabilir.

    edit: humphrey bogart olacak o.