şükela:  tümü | bugün
  • amon amarth'ın merakla beklenen 2016 albümüdür.
  • gümbür gümbür bir albümdür, favorim on a sea of blood
  • bu senenin en epik işlerinden biri. ayrıca çok fonksiyonlu bir albüm. bizzat test ettim, onayladım. hem bira içerken hem spor yaparken* gayet iyi gidiyor. melodik yapısı maiden'ın eski güzel albümlerini anımsatmadı değil ya da benim öyle işime geldi.

    unutmadan,

    (bkz: amon amarth orta dünya'nın sen yüce bir dağısın)
  • içinde 'one thousand burning arrows' adında bir şaherser bulunan amon amarth albümü.
  • (bkz: jomsviking european tour)

    testament on grup olacak uzere, bu album adi ile avrupa turunu tamamlamaya az kalmistir.
  • öncelikle: sizin kadın vokal seçiminize sıçayım ben amon amarth. oh. şimdi devam edebilirim.

    klasik bir amon amarth albümünden fersah fersah ötede, uzakta, beride bir albümdür. kesinlikle ve kesinlikle klasik bir amon amarth albümü değildir.

    bugün kendisini ilk defa adam akıllı dinleme şansına eriştim. açık söylemek gerekirse deceiver of the gods'dan bile daha çok hayal kırıklığı yaşadım. her ne kadar bahsi geçen albümü zamanla gerçekten sevmiş olsam da, amon amarth'ın kendine bu denli yabancılaşmayı tercih etmesi biraz üzücü.

    bu anlamda düşündüğümüz zaman gerçekten once sent from the golden hall ile başlayıp en azından twilight of the thunder god'a uzanan, hatta zorlarsak surtur rising'e kadar ilerleyen bir amon amarth tarzı vardı. bu skala içerisinde kalan albümlerin karakteristik özellikleri tarrrrr diye unison giden gitarlar ve kick sekansları, adeta brutal vokalle uzun hava söylercesine akan akıcı, derin ve gerçekten gırtlaktan ziyade böğürden gelen bir vokal, ciddi anlamda depresif, karanlık tarzda kompozisyonlar ile bezenmiş, dinlerken insanı müslüm gürses dinermişçesine tokatlayan söz-müzik uyumu vs.

    deceiver of the gods ile birlikte o eşik aşılıp bi anda heavy metal'in hatta yer yer zorlasam trash metal'in alanına girdikdi. gene belli başlı bazı alanlar korunmuş olmasına rağmen ciddi bir sapma vardı. bu konuda kendisi ile ilgili entryde olmamış demiştim, fakat tamam yani gene kulak kabul ediyor.

    şimdi bu albümde bi 'lead gitarist' olayı peydah olmuş bi şekilde. yani inanılmaz dramatik bir olay bu. at dawn's first lightisimli parçada böyle artık suratımıza suratımıza çarpan, aşırı derecede aydınlık, aşırı derecede parlak, böyle cilalı milalı ebleh bir "viiy viiiy viiiy viiiiiiiiiiiğğğğyy" diye bi ana melodi var ve şarkının her tarafından fışkırıyor falan. 'dotg' da yakaladıkları melodik yapı şunun yanında on kat daha iyiydi gerçekten. bu melodik olmak değil, komple aranje sistemini değiştirip yeni bişeye geçmek. bunun yanında bir iki adını hatırlamadığım şarkıda resmen dümdüz 4/4'lük rock groove (dum tak dum dum tak şeklinde) heavy metal'e düşmüşsler falan. ben nasıl koşucam o şarkıyı dinlerken? nasıl viking atalarımın taşaklarını hayal edip keyiflenicem? metalika mı dinliyoruz köpek gibi amon amarth mı dinliyoruz belli değil dedim kendi kendime, saçma sapan. bunlar gerçekten çok sinir bozucuydu.

    işin en kötüsü yukarıda "tarrr" diyerek tanımlamaya çalıştığım (ki bence en öküz örneği tam da valhall awaits me 'nin ardından laaaaks diye gelen runes to my memory'dir) klasik amon amarth tribi artık gerçekten yok olmuş durumda. yani bu o kadar üzücü bir şey ki benim için, tarifi mümkün değil. progresifleşmeye çalışma boyutu 'dofg' için iyiydi diyebilirim ama bu albümdeki aranje yapılarındaki saçma ve ebleh geçişlerle, viyüuüğ viyüüğ diyerek malmistin kıvamındaki leadler ile yakalanan progresifleşme çabaları bence bu kadar köklü bir grup için biraz tırt açıkçası.

    konsept albüm falan kısmına değinemiyorum, çünkü henüz sözleriyle yaldıramadık kendisini, o kısma da bilahare değinirim artık.

    öyleyse haydi hep beraber:
    https://www.youtube.com/watch?v=e-ubviuk4fy
  • yayınlanan single'lardan sonra sıfır umutla bekleyip dinledikten sonra hayran kaldığım amon amarth albümü. şunu itiraf etmeliyim, iskandinav grupların vikingler ve iskandinav mitolojisinden (efsaneleri, savaş hikayeleri, odin, thor vs) ekmek yemesini pek sevemiyorum. istisnalarım da var ama. işte biri de amon amarth. kurulduğu günden beri kendi yarattığı tarzı hiç bozmayan ve hiç düşüşe geçmeyen nadir gruplardan. hal böyle olunca hayran olmamak elde değil. ancak albüm çıkmadan yayınlanan first kill ve at dawn's first light'e çok ısınamadım. amon amarth zaten bu şarkıların benzerlerinden bir dolu yaptı dedim ve korkmaya başladım açıkçası. biraz riskli bir albüm olacağı zaten belliydi bu albümün amon amarth için. ancak albüm şahane çıktı. single parçalar bile albümün tamamıyla dinleyince sırıtmadı. hele de on a sea of blood ve raise your horns diye iki şarkı var ki yok böyle bir şey.

    özetlemek gerekirse amon amarth ateş etmiş yine, üstüne düşeni yapmış. korkarak dinlemeye başladığım albüm beni dayak manyağı yaptı.
  • mükemmel bir albüm dahadır. ilk başta beğenmeyenlerin daha sonra seveceklerine eminim.

    (bkz: wanderer)
  • normalde amon amarth ile pek mesaisi olmayan beni de rüzgarına çekmiş olan hoş albüm. albümdeki favorilerimden biri ise a dream that cannot be oldu.
  • klasik bir amon amarth albümü, ne eksiği ne de fazlası var.