şükela:  tümü | bugün soru sor
  • gümbür gümbür bir albümdür, favorim on a sea of blood
  • bu senenin en epik işlerinden biri. ayrıca çok fonksiyonlu bir albüm. bizzat test ettim, onayladım. hem bira içerken hem spor yaparken* gayet iyi gidiyor. melodik yapısı maiden'ın eski güzel albümlerini anımsatmadı değil ya da benim öyle işime geldi.

    unutmadan,

    (bkz: amon amarth orta dünya'nın sen yüce bir dağısın)
  • içinde 'one thousand burning arrows' adında bir şaherser bulunan amon amarth albümü.
  • (bkz: jomsviking european tour)

    testament on grup olacak uzere, bu album adi ile avrupa turunu tamamlamaya az kalmistir.
  • albümü iyice sindirmeden bir şey yazmak istememiştim sonrasında da unuttum. albüm benim için klasik amon amarth albümlerinin dışında yine sert yine başarılı fakat kayıt kalitesi olsun, belki de yaşları mı geçiyor bilmiyorum ama daha bi oturaklı geldi. benim için özellikle raise your horns şarkısı favori.
    amon amarth denince ilk aklıma gelen ilk albüm değil. twilight of the thunder god gibi bir şaheserden sonra bu albüm de oldukça güzel ve sert bir albüm.

    albüm amon amarth’ın ilk konsept albümlerinden birisi.
    albümü bir bütün olarak düşünürsek, eleman bir kıza aşık oluyor, fakat kız evli. eleman yanlışlıkla bir adamı öldürüyor ve kaçmaya başlıyor. fakat kızı elde etmeye yemin ediyor ve acayip bi intikam duygusu taşıyor. kendisinin haksızlığa uğradığını ve hayatının mahvolduğunu düşünen eleman sonunda iyi bir sonla karşılaşmıyor.

    zaten albümün sonundaki son dörtlük de sonu anlatıyor.

    he looks to clouds up high
    a dead and distant stare
    she comes out of the light
    see the chariot flare
    standing on the shore
    he hears her silent call
    freja leads him through the door
    ınto the great hall
  • bu albümdeki on a sea of blood denen parça yüzünden şu an bir tuborg gold fondipledim...güne güzel başladık...
  • isveçli melodic death grubu amon amarth'ın 10. stüdyo albümünün adı olacakmış. 25 mart'ta çıkıyormuş.

    beklentilerim rerörerö falan gibi geyik "otuzsekizyıldıramonamarthdinliyorumvetarihselilerleyişlerineçokhakimim" triplerine girecek değilim. çıksın görelim.

    yani - reserved.
  • çıkan ilk şarkısını dinlediğim albüm.

    (bkz: first kill)

    efsane olduğunu söyleyemem, ama çok beğendiğimi söyleyebilirim. yine güzel riffler, çok zor olmayan ama kulağa hoş gelen, abartısız bir solo, yine hayvani johan brutali... yani her şey aynı, hala mükemmeller. albümün diğer şarkılarını merakla bekliyorum. tek fark, johan hegg'in koltuk altı kıllarını kesmiş olması gibi görünüyor.
  • klasik bir amon amarth albümü, ne eksiği ne de fazlası var.
  • öncelikle: sizin kadın vokal seçiminize sıçayım ben amon amarth. oh. şimdi devam edebilirim.

    klasik bir amon amarth albümünden fersah fersah ötede, uzakta, beride bir albümdür. kesinlikle ve kesinlikle klasik bir amon amarth albümü değildir.

    bugün kendisini ilk defa adam akıllı dinleme şansına eriştim. açık söylemek gerekirse deceiver of the gods'dan bile daha çok hayal kırıklığı yaşadım. her ne kadar bahsi geçen albümü zamanla gerçekten sevmiş olsam da, amon amarth'ın kendine bu denli yabancılaşmayı tercih etmesi biraz üzücü.

    bu anlamda düşündüğümüz zaman gerçekten once sent from the golden hall ile başlayıp en azından twilight of the thunder god'a uzanan, hatta zorlarsak surtur rising'e kadar ilerleyen bir amon amarth tarzı vardı. bu skala içerisinde kalan albümlerin karakteristik özellikleri tarrrrr diye unison giden gitarlar ve kick sekansları, adeta brutal vokalle uzun hava söylercesine akan akıcı, derin ve gerçekten gırtlaktan ziyade böğürden gelen bir vokal, ciddi anlamda depresif, karanlık tarzda kompozisyonlar ile bezenmiş, dinlerken insanı müslüm gürses dinermişçesine tokatlayan söz-müzik uyumu vs.

    deceiver of the gods ile birlikte o eşik aşılıp bi anda heavy metal'in hatta yer yer zorlasam trash metal'in alanına girdikdi. gene belli başlı bazı alanlar korunmuş olmasına rağmen ciddi bir sapma vardı. bu konuda kendisi ile ilgili entryde olmamış demiştim, fakat tamam yani gene kulak kabul ediyor.

    şimdi bu albümde bi 'lead gitarist' olayı peydah olmuş bi şekilde. yani inanılmaz dramatik bir olay bu. at dawn's first lightisimli parçada böyle artık suratımıza suratımıza çarpan, aşırı derecede aydınlık, aşırı derecede parlak, böyle cilalı milalı ebleh bir "viiy viiiy viiiy viiiiiiiiiiiğğğğyy" diye bi ana melodi var ve şarkının her tarafından fışkırıyor falan. 'dotg' da yakaladıkları melodik yapı şunun yanında on kat daha iyiydi gerçekten. bu melodik olmak değil, komple aranje sistemini değiştirip yeni bişeye geçmek. bunun yanında bir iki adını hatırlamadığım şarkıda resmen dümdüz 4/4'lük rock groove (dum tak dum dum tak şeklinde) heavy metal'e düşmüşsler falan. ben nasıl koşucam o şarkıyı dinlerken? nasıl viking atalarımın taşaklarını hayal edip keyiflenicem? metalika mı dinliyoruz köpek gibi amon amarth mı dinliyoruz belli değil dedim kendi kendime, saçma sapan. bunlar gerçekten çok sinir bozucuydu.

    işin en kötüsü yukarıda "tarrr" diyerek tanımlamaya çalıştığım (ki bence en öküz örneği tam da valhall awaits me 'nin ardından laaaaks diye gelen runes to my memory'dir) klasik amon amarth tribi artık gerçekten yok olmuş durumda. yani bu o kadar üzücü bir şey ki benim için, tarifi mümkün değil. progresifleşmeye çalışma boyutu 'dofg' için iyiydi diyebilirim ama bu albümdeki aranje yapılarındaki saçma ve ebleh geçişlerle, viyüuüğ viyüüğ diyerek malmistin kıvamındaki leadler ile yakalanan progresifleşme çabaları bence bu kadar köklü bir grup için biraz tırt açıkçası.

    konsept albüm falan kısmına değinemiyorum, çünkü henüz sözleriyle yaldıramadık kendisini, o kısma da bilahare değinirim artık.

    öyleyse haydi hep beraber:
    https://www.youtube.com/watch?v=e-ubviuk4fy