şükela:  tümü | bugün
  • bugün sosyal medyada bazı türkler tarafından ''yoldaş'' gibi komik ve duygusal ifadelerle doğum günü kutlanan sovyet lideri. bakın bu milyonlarca masum insanı ölüme sürüklemiş, rus kültürü ve tarihinin içine eden diktatörü ''yoldaş'' falan diye anan heriflerin, ''ecdadım'' dediği zaman câhillikle suçladığı diğer sağ kitleden akıl yönünden pek bir farkı yoktur.

    açıp komünist manifesto'yu bir kere okumaz, kapital'i incelemez, marks'tan bîhaberdir en fazla resmi asılıdır evinde. ama sosyalist olduğunu zanneder, stalin'i sosyal medyada över över durur. işte size câhil türkiye solcusu.
  • ardahan ve kars'ı isteyip, 1925 yılında imzalanan türk-sovyet dostluk ve saldırmazlık anlaşması 1945 yılında sona erdiğinde tekrar yenilemeyip,
    üstüne türkiye'yi tehdit ederek, ülkeyi kapitalizmin kucağına atan şerefsiz.

    amerika'ya yanaşmak zorunda kalmamızın, bu yüzden çok partili rejime gereğinden erken geçmemizin, adnan menderes'in, kore savaşına katılmamızın, ülkemizdeki amerikan üslerinin hepsinin ilk sorumlusudur bu göt.

    ülkesinin dibinde kapitalizme zorunlu bıraktığı türkiye, sovyetlerin de soğuk savaşta kendi kendine yarattığı bir dezavantajıdır.

    imla; menderes'in. düzeltme; @the nights of wonder.

    edit: yazdıklarımın doğru olmadığını iddia edenler için. molotov: stalin's cold warrior kitabından books.google'da okuduğum ilginç bir yeri türkçe'ye çevirmeye çalışayım.

    1945 yalta konferansından sonra molotov sscb'nin türk-sovyet dostluk ve saldırmazlık anlaşması'nı yenilemeyeceğini ilan etti. türkler bu ilan üzerine yeni bir anlaşma yapmak isteğinde bulundu. 7 temmuzda türk büyükelçisi salim sarper molotov'la buluştu. salim sarper türkiye'nin yeni bir anlaşma dileğini dile getirdi. molotov yeni bir anlaşma öncesi ermenistan'ın ve gürcistan'ın türkiye'den isteklerinin yerine getirilmesini istedi. molotov'un kastettiği kars ve ardahan'dı. molotov 18 temmuzda salim sarper ile tekrar görüştü. ve sovyetlerin toprak isteğini tekrar dile getirdi. iki konuşmada da molotov polonya örneğini anlattı salim sarper'e. 1921'de sovyetler zayıftı ve bu yüzden polonya'daki hakkı olan topraklardan vazgeçti. ve aynı şey türkiye ile de oldu. şimdi polonya ile sınırlarımızı yeniden çizdik. ama gürcistan'ın ve ermenistan'ın talepleri hala yerine gelmedi. (yani sonunuz polonya gibi olur demeye getiriyor)

    edit: @sokak cocugu 'a teşekkürler. büyükelçinin gerçek ismi selim rauf sarper. kitapta salim sarper olarak hatalı geçiyor.
  • faşistlikte hitlerden geri kalmayan bir adet cani.
  • stalin, dünya tarihindeki bir çok benzeri gibi doğruları ve yanlışları olmuş bir liderdir. onu sevenleri arasında farklı kılan, sovyet tarihinin belki de en devrimci ve müdahaleyi en fazla gerektiren döneminde sorumluluk üstlenmesidir. o nedenle belli zümreler tarafından tarihsel değeri sorgulanamayacak bir yere oturtulmuştur.

    benim burada bir türlü anlatamadığım ise bütün bu ileriye doğru hamlelerinin, milyonlarca insanı açlığa, sefalete ve en sonunda mezara gönderdikten sonra hiç bir öneminin olmadığıdır. stalin başta olduğu dönemde yaptığı hamleler, kullandığı yöntem ve araçlar ile maalesef savaşı kazanmak dışında hiç bir amacına ulaşamamıştır. sovyetler birliği de 70 yıllık bir acı ve çile dönemi olarak dünya tarihinin tozlu raflarına karışmıştır.

    stalin'in eleştirilmesindeki en büyük sebep kendi yaratmış olduğu ve bugün "stalinskiy represii" yani stalin'in baskı dönemi olarak adlandırılan süreçte yaptıklarıdır. takip edenlerin bildiği üzere tarihi konularda belgesiz bilgisiz hiç bir konuyu ortaya atmam veya arkasında durmam. burada da hepsini kaynaklarıyla paylaşacağım bir dizi belge ile konuyu enine boyuna anlatacağım. eğer katılmadığınız, doğruluğundan şüphe duyduğunuz bilgiler var ise sizlerin de bunu belge ve bilgilere dayalı olarak paylaşmanızı rica ederim zira diğer türlüsü gülünç oluyor.

    garf yani rusya federasyonu devlet arşivinden belge paylaşıyorum. onlar yalan! cia destekli algı operasyonu bunlar diyerek sol haber linki paylaşan insanlar oluyor. kendinize biraz saygınız olsun yoldaşlar. stalin'in birilerini öldürmüş olması sizin suçunuz değil, keza kendisi tanrı da değil. kendinize gelin. o da etten kemikten bir insandı ve sandığınızdan çok daha kötü bir insandı.

    stalinist baskı döneminin başlıca sebeplerinden birisi endüstriyel devrimi tamamlamaktı. kapıda savaş, her yanda farklı bir kaos varken ekonomiyi canladırmak, birliği güçlendirmek için ucuz iş gücüne ihtiyaç vardı. bu sebeple ukrayna'dan başlayarak kuzey kore'ye kadar olan koca coğrafyadan insanları orta asya steplerine sürdü. ahıska türkleri, tatarlar, ermeniler, azeriler, koreliler, moğollar, ukraynalılar vb. bir çok halk yerinden yurdundan edildi. bu sebeple 1939 senesinde bütün sovyet coğrafyasında 600'den fazla çalışma kampı ve cezaevi kurulmuştu. savaş öncesine kadar bu kampların hepsi ağzına kadar doluydu.

    dönemin detaylarına girmeden önce şurada kamplara iş gücü olarak sürülen insanların acı hikayelerinden bir kaç parça paylaşacağım. geri kalanını dilerseniz okumayın ama bunlara mutlaka göz gezdirin. çünkü sonrasında vereceğim hiç bir evrak, hiç bir kanıt kanlı canlı bu vahşete şahit olmuş insanların anıları kadar etki edemez.

    kendi kanımız canımız ahıska türklerinin sürgün hatıraları:
    https://youtu.be/uhjdxo71rk0

    bu trenlerde ölen o kadar çok insan oluyor ki aynı muameleye kalmış onlarca farklı milletten insandan benzer hikayeleri dinliyorsunuz.

    neredeyse 6000 km uzaktan sürülen korelilerin hikayeleri de aynı:
    https://youtu.be/5jwsstnvqwy?t=776

    yine, insanlar zorla vagonlara doldurulup getiriliyor. yine yolda binlerce insan ölüyor. bu kadar insan cia zoruyla yalan söylediğini hayal etmek ise çok farklı bir kafa.

    stalin'in bu dönemdeki ilk ve en önemli amacı komünist partideki kaosu bastırarak, kendi iktidarını sağlama almaktı. tabi ki önce rakiplerini ve tehlike olarak gördüğü unsurları yok ederek başladı. bu döneme "bolshoi terror" yani büyük terör dönemi adı verilmiştir. bir de meşhur kızıl terör dönemi var fakat konumuz stalin olduğu için onu başka bir gün yazacağım. bu arada "terör" sıfatının kullanılması da tesadüf veya ölen kişilere yapılanlar değildir. troçkist ya da sağcı muhalefetle bağlantılı olan komünist partinin eski üst düzey görevlileri sscb gözünde terörist olduğu için onları temizleme kisvesiyle başlatılan operasyona böyle bir ad verilmiştir.

    1937-1938 yıllar arasında komünist partinin propaganda bakanı olan pyotr pospelov başkanlığındaki bir ekip kuruldu. bu ekibin öncelikli amacı tehlike gördükleri eski parti üyelerini indirmekti. daha sonra potansiyel tehlike olan elit ve sanatçıları sindirecekti. tutuklamaların yarısından fazlası siyasi gerekçelere dayandırılarak yapıldı. sadece moskova değil bu ekip ayrıca birlik altındaki diğer bütün halklarının entelektüellerini de tutuklamış veya infaz etti.

    stalin'in 29 ocak 1942 listesi. bu listeye göre tutuklanan nkvd üyelerinin infaz edilmesi emrediliyor. bizzat stalin'in imzasını taşıyor. bu arada mevzu bahis döneme ait bütün bilgiler 2002 yılında rus devlet arşivi tarafından yayınlandı. bunlar o dönem bir kaç cd formatında taranmış evraklardan oluşuyordu. isterseniz resmi devlet arşivinden isterseniz şuradan indirerek bütün evraklara erişebilirsiniz. 2gb boyutunda iso dosya olarak indirmenize de imkan veriyor.

    sadece bu dönemde resmi verilere göre iki milyondan fazla kişi tutuklandı. 1.344.923 kişi hüküm giydi. bu insanların 681.692'si ölüm cezasına çarptırıldı. bir yıl içerisinde iki milyondan fazla mahkeme kurulduğuna, bütün tutuklular hakkında soruşturma açılabildiğine inanırsanız. yarım milyondan fazla insanın adil bir ölüm cezasına çarptırıldığına da inanırsınız yoldaşlar.

    tutuklu sayılarına dair arşiv belgesi: http://portal.rusarchives.ru/…bitions/xx_f/69.shtml

    681.692 kişinin öldürüldüğü verisini ise bu konuda en yetkin kişi olan viktor zemskov istatistiklerinden biliyoruz. zemskov, kim olduğu belirsiz batılı bir tarihçi vs. değil. bizzat sovyetler birliğinde doğup büyümüş, moskova devlet üniversitesi mezunu, rus tarih enstitüsüne yıllarını vermiş, batılılarca da en güvenilir kaynak addedilen isim. zemskov ayrıca gulag arşivine girilmesine izin verilmiş tek tarihçidir.

    yalnız burada unutulan şu ki, zemskov hem bütün verilere ulaşamamış hem de tutulmayan istatistiğe dair fikir yürütmekten kaçınmıştır. örneğin kanunsuz infazları veya resmi evraklarına ulaşamadığı bir çok olayı yok saymıştır. aldığı en büyük eleştiri de bu yöndedir. yine de belgeli tarih konusunda eline su dökecek bir sovyet tarihçisi yoktur. rus tarihinde yer edinmiş en büyük gazetecilerden birisi olan leonid lopatnikov'un zemskov hakkında güzel bir eleştirisi için; https://polit.ru/article/2009/10/13/bterror/

    zemskov'un bütün verileri kaynağa dayanır. kendisi alıntılanan metnin sonunda şöyle der; profesyonel bir tarihçi değilim, sadece gazeteciyim. burada yazdıklarım bilimsel bir çalışmanın sonucu değil, sadece bazı gerçeklerin detaylı bir araştırmasıdır. belki bazı detaylarda yanılıyor olabilirim lakin şu açıktır ki: v. zemskov tarafından gerçekleştirilen büyük terör istatistikleri nihai gerçek olmaktan uzaktır.

    anlayacağınız lopatnikov'a göre zemskov verileri çarpıtmıştır. bunları ayrı ayrı paylaşıyorum çünkü objektif bakış açısı bunu gerektirir. bunun yanı sıra zemskov'un verileri bir çok araştırmacı için asgari rakamlara tekabül eder. örneğin sadece büyük terör de verilen infaz rakamı için "zemskov'un verilerine göre dahi" şeklinde belirtilir. o bile beş yüz bin dediyse gerisini siz düşünün babında.

    neyse, balşoy teröre geri dönelim. parti, sovyet, komsomol ve sendika organlarının yanı sıra halk komiserleri ve milletvekilleri, büyük iş adamları, önde gelen askerler, çeşitli sendika liderleri, yazarlar, kültür ve sanat önderlerini listeledi. bu listedekilerin alt kademede olanların bir çoğu tutuklanmadan infaz edildi. kalanları ise 10-15 dakikalık seyyar mahkemelerde yargılanarak anında infaz edildi.

    hali hazırda zaten büyük mahkemeler kuracak veya bu kadar kişiyi tutuklayıp koyabilecekleri kadar cezaevi yoktu. hukuk konusunda uzman kadro olmadığı da sır değil. haliyle ilk infazlar seri şekilde yapıldı. şuradaki kayıda göre novosibirsk'de 1937-1938 aralığında 2000 kişi başlarının arkasından tokarev tabancalarla vurularak infaz edildiler. her suçluya 1 dakika ve 1 mermi harcandığı özellikle raporlanmış. http://www.memorial.krsk.ru/…teplyakovprocedura.pdf

    şurada ise 1937-1938 arası savaşsız kendi halindeki bir dönemde sıradan subayın harcadığı mermi sayısına dair evrak mevcut. evrağa göre 7.65 kalibreli tabancayla 127 adet mermi. 6.35 mm olan tabanca ile 185 ve tüfek ile 40 mermi harcanmış. yani o dönem ortalama bir asker 300'den fazla mermi harcamış. nereye harcandığını az çok tahmin edersiniz.

    bu dönemde kayıt altına girmeyen vakalar ise genelde gulaglar ve vagonlarla taşınan sürgün halklar. örneğin, kore'den getirilen insanların bir kısmı yolda trenlerde, daha büyük kısmı ise getirildikleri steplerde öldü. bunların hiç birisinin kayıdı tutulmadı. toplu tutuklama yapılmış ve cezası on yıl üzerinde olan kişiler de çeşitli çalışma kamplarına gönderildiler. burada işkence altında ölenler, isyanlarda üzerlerine bomba atılanların hiç birisi kayıt altına alınmadı. bazılarını topluca maden çukurlarına attıkları oldu. sorgulamalar sırasında işkence yapıldığına dair de yüzlerce belge/rapor var. en meşhuru bizzat stalin izin verdiği telgraftır. http://old.memo.ru/…/y1937/hronika1936_1939/10.html

    bu arada temizlik operasyonundan sscb'de yaşayan diğer milletlerden komünistler de payını aldı. en meşhurlarından birisi pers komünist partisinin kurucusu avetis sultan-zade'dir. hakkında bilgiye şuradan erişebilirsiniz. 1938 yılında o da kafasının arkasından tek kurşunla infaz edildi. onun yanı sıra komintern uluslararası kontrol komisyonu genel sekreteri jan anvelt işkence sonucu öldü. hans pegelman, milan gorkic, pak ding shun, boris melnikov gibi komünist yoldaşlar temizlendi. bu arada dikkatinizi çektiyse bu kişilere sözlük linki veremiyorum çünkü başlıkları yok. mangalda kül bırakmayan sözlük komünistleri avetis sultan zade hakkında dahi başlık açmamışlar. muhtemelen adını da ilk kez bu entry sayesinde duymuş olacaklar. yoksa hem ermeni olacaksın, hem iran'da doğacaksın, hem de sscb'de çalışacaksın üstüne üstlük pers komünist partisini kuracaksın ve yoldaşlar seni hiç övmeyecek. böyle bir şey olabilir mi?

    onlar bir yana bu dönemde türk soylu öyle değerli, öyle güzel insanlar ölmüştür ki yaşasalardı bugün çok farklı bir dünyamız olabilirdi. özellikle türki halkların sahip olduğu bir avuç aydını gözlerini kırpmadan harcadılar. bunun ne maksatla yapıldığını az çok tahmin edebilirsiniz. savaş kapıdayken sana muhalif olabilecek herkesi yok et. maddi gücü ve bağlantıları olan burjuvayı, entelektüelleri, sanatçıları, kanaat önderlerini yok et ki yarın bir gün başın ağrımasın.

    buyrun ben size bir kaç tanesinden bahsedeyim. çünkü bu iki yüzlülüğü başka türlü mukayese edemeyenler var. türkiye'de bugün bir gazeteci, bir yazar, sözüm ona aydın sıfatıyla anılan bir kişi tutuklandığında dahi veryansın eden tipler sscb ve stalin'in bir kaç yılda yok ettiği gerçek türk aydınları hakkında tek kelam etmezler. muhtemelen haberleri de yoktur. salman mümtaz, yusuf vezir çemenzeminli ve magcan cumabay gibi onlarca yazar ve şair. hatta bekir sıtkı çobanzade ve ahmet baytursun, çurmit şirioğlu gibi bilim ve fikir insanları ya kafalarına birer kurşun sıkılarak ya da kamplardaki ağır şartlar altında hayatlarını kaybettiler. osip mandelştam gibi sözlükte dahi yad edilen türünün nadir sanatçılarından bahsetmiyorum bile.

    bu öyle geniş bir operasyondu ki moğolistan gibi bir avuç nüfuslu bir ülkede dahi 30.000 üzerinde cinayet işlediler. bugün ulan-bator'daki tarih müzesine giderseniz şu sahneyi kendi gözlerinizle görebilirsiniz. moğolistan'da en büyük kayıbı budist din adamları, aristokratlar, aydınlar, siyasi muhalifler ve etnik buryatlar ve kazaklar verdi.

    peki bu katliamla birlikte ölümler bitti mi? tabi ki hayır. bu tutuklanan veya infaz edilen insanlar haricinde bu insanların eşleri, çocukları, hatta sağ ise ebeveynleri dahi tutuklanarak çeşitli kamplara gönderildi. anneler çocuklarından ayrıldı. yaşlılar çalışma kamplarında ikinci yılı göremediler. bu insanlara vatan haini yakını gibi aşağılık bir statü verildi. tutuklanmayanlar ne iş ne ekmek bulabildi. bu zulüm stalin ölene kadar durmadı. sonrasında kruşçev kendi devrimini gerçekleştirerek sağ kalan tutuklukları serbest bırakıp iade-i itibar belgeleri sundu.

    konuya dair bir sürü film, dizi, belgesel yapıldı, arşivler açıldı ama şimdi buna da inanmayanlar olacaktır. o yüzden tek tek üzerinden geçelim. kısaltması "a.l.j.i.r." yani "akmolonskiy lager jen izmennikov rodiny" veya türkçesiyle "vatan haini eşlerinin akmola eyaletindeki kampı" olan bu kamp rus entelejensiyasının eşleriyle doludur. bu kadınların arasında opera sanatçıları, yazarlar, balerinler, diplomat eşleri ve kızları vardı. aljir'de ağır şartlar altında çalıştırıldılar. tacize tecavüze uğradılar. çocuklarından ayrı kaldılar. bir çoğu tekrar sevdiklerini göremedi. kamp bugün müze olarak kullanılıyor. her yıl anma günleri düzenleniyor. burada kaç kadın çile çekmiş ve ölmüş görmek isterseniz istatistikleri resmi sitesinde mevcut.
    https://museum-alzhir.kz/en/about-museum/statistic

    şuraya konu hakkında geçen sene çekilmiş ve çok ilgi görmüş bir dizi ekliyorum.
    https://youtu.be/m_lf-m1y2p8?t=22

    dil bilmenize lüzum yok. ilk bir kaç dakikasını ve jeneriğini izlemeniz ne anlattığını anlamanız için gayet yeterli. bu dizide de yukarıda belgesel linklerini verdiğim benzer trenler kullanılıyor. yine yolda ve kamplarda açlıktan soğuktan ölen insan hikayelerini izliyoruz. dizi rus yapımı. hani ortada kaçamayacakları bir delil olunca kime bok atacağını şaşıran stalinciler çıkıyor ya. o bakımdan belirtme ihtiyacı duydum. ruslar stalin'in katliamlarını kabulleneli uzun yıllar oldu. vatan namus meselesi haline getirmedikleri gibi mevzuyu aşarak üzerine filmler diziler çektikler ama gel de bunu bizim cahil solculara anlat.

    gelelim gulag meselesine. buna ayrıca bir entry yazacağım ama burada da genel bilgileri paylaşmış olayım. rusça bilenler hızlıca bilgi almak için şu videoyu kullanabilirler: https://youtu.be/inyrfo76yos

    bilmeyenler için ben kısa kısa açıklayayım. gulag tabi ki bir kısaltma. glavnoy upravlaniye ispravitelno-trudovyh lagerey yani türkçesiyle "çalışma kampları baş idaresi"

    gulaglar sovyet tarihinin en kanlı, en ahlak dışı, savunmak adına ne derseniz deyin elinizde kalan kurumlardır. sovyet sevici türklerin hiç bir şekilde cevap veremedikleri konuların başında; ilkin sovyetlerde fikir hürriyeti, ikinci bu çalışma kampları gelir. stalin hangi halkın adil seçimiyle, hangi işçinin oyuyla başa geçmiştir dersen yanıt veremezler. gulaglar konusunda ise en fazla ölen insan sayısını manipüle etmeye çalışırlar. sanki ölen insan sayısının azlığı yapılan vahşeti örtecekmiş gibi...

    bu kamplara 1931-1952 yılları arasında resmi rakamlara göre 20 milyondan fazla insan girdi. zemskov'a göre bu rakam 20 milyon, diğer kaynaklarda 25-30 milyona kadar çıkartılıyor. kaç kişinin öldüğü konusu ise savaş zamanında yapılan rastgele infazlar, kaçaklar ve kayıt altına alınmayan unsurlardan ötürü net değil. tahmini bilgilere göre yarısına yakını bir daha hiç çıkamadı.

    zemskov, 2001 yılında bir gazeteciye şu bilgiyi verdi: stalinist baskıların zirvesi olan 1937-38'deki "büyük terör" dönemi sscb'de 2,5 milyon tutuklama yapıldı ve 1921'den 1953'e kadar siyasi nedenlerle 800 bin kişi idam edildi. bu rakam sonrasında önemini kaybetti çünkü şu ana kadar yaklaşık 20 milyon insan tutuklandı ve 7 milyon insan idam edildi. tamamını şuradan okuyabilirsiniz.

    ingilizce kaynak isterseniz, american historical review'in gulaglar hakkında 1993 yılında ele aldığı makale: http://sovietinfo.tripod.com/gty-penal_system.pdf

    mesela en meşhur kamplardan birisi bugün kazakistan'da bulunan karlag yani karagandiskiy lager, karangandı kampı idi. bu kampta otuz yılda üç milyondan fazla insan mahkum olarak kayıt altına alındı. bugün müzeye çevrilmiş olan kampın detaylarına şuradan bakabilirsiniz: https://www.zakon.kz/…veshhee-nasledie-karlaga.html

    orta asya steplerinde bulunduğu için buraya step-lag dedikleri de olurdu. işkence ve infaz odaları hala duruyor. auschwitz'e gitmiş olanlar buraya girdiklerinde de aynı hissi alacaklar zira teknik olarak ikisinin hiç bir farkı yok. tek farkı pek bilinmiyor olması. yukarıdaki makale için röportaj veren ve bu kamptan sağ çıkmış bir kaç kişinin yaşadıklarını tercüme edeyim.

    ivan karpinsky - ben ukrayna'lıyım. burjuva edebiyatı okuduğum için tutuklandım. ukrayna tarihi üzerine bir kitaptı. bunun için bana 25 yıl kamp cezası verdiler ve ben sadece 19 yaşındaydım. karagandı'daki kengir köyüne gönderildim. çoğunlukla ukrayna, baltık ve vlasovitlerden gençler vardı. stalin'in ölene ve kampların dağıtılmasına kadar burada nice çilelere göğüs gerdik. burada mahkumlar sebepsiz yere öldürülürdü. bir paskalya'da gardiyanlar sebepsiz yere mahkum konvoyuna ateş açtılar. ertesi gün kampın tamamı isyan ederek işe gitmedi. sonra bize mesaj olarak 15 kişi öldürdüler.

    16 mayıs 1954'te kampa bloklar kurduk ve yeni bir isyan başlattık. kamp rejiminde iyileştirme istedik. isyan 42 gün boyunca sürdü. bloklardan içeri giremeyen askerler 26 haziran'da bize uçaktan bomba attı. sonra tanklar kampa girdi. yatakhanelere ateş ettiler, insanları ezdiler. bütün kamp kan içindeydi. ne çocuklar ne de kadınlar kurtuldu. peki nasıl hayatta kaldın? sorusuna ise ivan ivanovich göz yaşlarıyla yanıt verdi. yeterli mesajı verdiklerini düşündükleri için bizi kömür madenlerine fırlatmaktan vazgeçtiler...

    25 yıl aga. bugün silivri soğuktur esprisi yapan kitlenin bok sürdürmediği rejim böyle bir şeydi. silivriyi soğuk bulanlar karaganda'yı haritadan bulup baksınlar. bu bölgede kış sekiz ay sürüyor. ortalama sıcaklık -20 derece. kışın zirve günlerinde -50 ve daha aşağı düşüyor. bir tweet attı bir ay silivride yattı size zul gelirken, bir kitap okuduğu için 25 sene kömür madeninde ve böyle bir coğrafyada canı çıkana kadar çalıştırıldı insanlar.

    bakın daha holodomor gibi suni açlıklar konusuna dahi gelemedik. sadece represiya döneminde resmi evraklarla ıspatlı öldürülen insan sayısı 10 milyonun üzerinde. yine zemskov'a göre ukrayna'da açlıktan 3-6 milyon arasında insan öldü. ukraynalıların kendi verdiği bilgilere göre bu rakam 7-9 milyon arasında. net bildiğimiz veri şu; 1932'de ukrayna'da 780 bin kişinin doğdu ve 668 bin kişinin öldü. ertesi yıl 1933'te ise 359 bin doğuma karşılık 1,3 milyon ölüm gerçekleşmiş. bu ölümlerin büyük kısmının kıtlık olduğu da ayrıca belirtiliyor.

    daha buna kazakistan, kırgızistan, özbekistan, sibirya gibi kıtlıktan çok ağır etkilenen diğer bölgeleri dahil etmedim. savaşta ölen 27 milyon sivil ve askerin de ne kadarının alman kurşunuyla öldüğü belirsiz. kaldı ki bu rakama almanlara esir düşerek savaş sonrası stalin tarafından toplatılarak infaz edilen binlerce asker(bkz: türkistan lejyonu), katyn katliamında ölen polonyalılar, kimlik verilmediği için rastgele infaz edilen çingeler dahil değil. buna rağmen hepsi resmi evraklara dayanan minumum rakam dahi korkunç.

    bunların hepsi acı gerçekler. istediğiniz her konuda çekinmeden mesaj atın. hepsine dair evrağıyla küreğiyle dönüş yaparım. çünkü şurada ateşli ateşli stalin savunan gençlerimizin konuyu sadece siyah-beyaz olarak ele almaları çok canımı sıkıyor. daha da kötüsü karşıdaki insanların stalin hakkında yargılarını tıpkı kendileri gibi subjektif yazarlardan elde ettikleri bilgilerden ibaret zannediyorlar. bunlar sanıyor ki sovyetler birliği ve stalin eleştiren hiç kimse sovyet tarihini veya stalin'in doktrinlerini okumadı, hegel, marx, engel kimdir bilmiyor. canım kardeşlerim stalin'i eleştiren herkes "bozkurtlar diriliyor" tayfasından değil. yakın geçmişimizde öyle olduğunu zannettiğiniz nice değerli türk fikir insanı da öyle değildi. sadece siz öyle zannediyorsunuz.

    lenin çarlık rusyası için turme narodov yani "milletlerin hapishanesi" demiştir. gel gelelim kendi yarattığı sistem halkların infaz kampı olmuştur. zemskov ise marx, teorisini rusya veya çin için değil avrupa için yarattı. komünist rejimde baskı mümkün değildir; sadece stalinist rusya'da veya maoist çin'de güçlü ve acımasız despotik bir gücün olduğu yerlerde mümkündür. kruşçev, brezhnev veya deng xiaoping yönetimlerinde baskı olmamıştı.

    stalin'in en sevdiği adamlarından ve dönemim dış işleri bakanı vyaçeslav molotov ise bu katliamlar için utanmadan şöyle demiştir; "bize ihanet edilmesini beklemedik, inisiyatifi kendi ellerimize aldık ve onların hep bir adım önünde olduk" rastgele adam öldürdük demek değil mi bu? kızıl devrim sonrası kendi aralarında yaşadıkları çatışmalardan ötürü bolşevik destekçilerine kadar bir sürü insanı infaz ettiklerinden bahsetmiyorum bile. kendisine sosyalist-komünist diyen bütün rejimlerde halkların kardeşliği yönetimi ele geçirene kadardır. istisnası yok.

    hepsi bir kenara şu başlıkta okuduklarım arasında kabullenemediğim tek bir durum var. o da ölümlerin inkar edilmesinden ziyade hor görülmesi. bugün fikir özgürlüğünden bahseden gençler, konu stalin olduğunda sırf kitap okuduğu, fikrini beyan ettiği için ölüme mahkum edilen insanları görmezden geliyor, ölümlerini hafife alıyorlar. yahu bir bölgede milyonlar açlıktan sefaletten ölmüş. bir dakika düşün bir dakika ölenlere saygı duy. bugün osuruktan bir eylemde polisten gaz yediği için ortalığı yangına veren adamlar mevzu milyonların kıtlıktan birbirini kesip yediği olaylara gelince küçümseyerek bakıyorlar. gerçek bilgi ve evraklara karşı ad-hominem yapmaları ise iğrenç. ıspatıyla şu kadar insan öldürmüş diyorsun. hitler de bu kadar öldürdü şeklinde yanıt geliyor. ben bu seviyesizliği türk gencine yakıştıramıyorum.

    velev ki 20 milyon değil de 1 milyon insanın ölmüş olsun. bu stalin'i ayrı bir yere mi koyar? sırf görüş ayrılığına sahip olduğu insanları potansiyel tehlike olarak gördüğü için öldürmelerini veya suçsuz günahsız çocukları açlığa mahkum etmelerini aklayabilir mi? şurada öyle saçma argümanlar okuyorum ki gerçekten midem bulanıyor artık. yahu diyor ki insanlar kıtlıktan kendi hataları yüzünden öldü. devlete karşı çıkıp tahıllarını vermediler. niye versinler? sorusunu es geçiyorum. e peki tarımla 1940 sonrası tanışmış göçebe orta asya halklarının hangi tahılını aldı da kıtlık baş gösterdi? onların da bütün hayvanlarını gasp edip sabit hayata zorladıkları için olmasın? normalde kışın sıcak güneye inen insanları -50 derece soğuk bölgede zorla tutarsan insanlar ölür. bunun bilinçli bir politika olduğunu anlamak bu kadar zor mu? bu insanları almanların ölüm kamplarında ölen insanlardan ayıran nedir? savaşı sscb'nin kazanmış olması mı?

    neyse şimdilik bununla bırakayım. ara sıra ekleme çıkarma yapar ya da yeni bir entry yazarım. bir çok kere belirttiğim üzere elinizde doğru düzgün bilgi veri kaynak vs. varsa çekinmeyin paylaşın. hatalıysam editler üzerine özür dilemekten de zerre gocunmam.

    edit

    şurada gözüme çarpan bir kaç entry ile örnekleme yapayım dedim. çünkü bunlara böyle anlatmadıkça kalın kafalarına girmiyor.

    al mesela bir tanesi: https://prnt.sc/rdc8ja

    tatarlar nazilerle işbirliği yaptıkları için sürüldü diyor. hiç bir bilgisi yok. bir de insanları bilgisizlikle suçluyor. be cahil, be vicdansız, sürgünler 1931'den sonra başladı. kayzer'le mi anlaştı kırım tatarları? hangi savaş hangi nazi yardakçılığı. hadi o da doğru diyelim. gariban koreli kiminle iş birliği yaptı da gece yatağından kaldırılıp orta asya'ya sürüldü?

    bir diğeri: https://prnt.sc/rdc8r1

    madem bugün çok nefret ediliyor. neden o zaman binlerce insan kuyrukta diyor.
    buyur bak sıradaki arkadaşlardan bazıları: https://www.currenttime.tv/…e-protest/29805202.html

    videoda heykele tükürmeye, yedi sülalesine sövmeye gelenler var. sonsuza kadar cehennemde yan diyor eleman. onu geçtim tek tek heykel önüne çiçek bırakılması için sıra kurulmuş. tek sıra ip gibi dizilmeseler bir avuç insan ya var ya yok. bu rakam 150 milyonluk rusya'nın ne kadarını temsil ediyor? %0.1'i mi? bu mu halkın stalin sevgisi?

    hayır, kurduğunuz mantık eğer bugün stalin'i hiç görmemiş, alakası olmayan insanların sevgisi ise iki katı adolf hitler'e besleniyor. madem hitler çok kötüydü o zaman neden hala milyonlarca seveni var. neden hala neo naziler sağdan soldan pırtlıyor gibi deli saçması bir argüman sunabilir insanlar.
  • ikinci dünya savaşı sonunda sovyetler birliği asker ve sivil toplamda 27 milyon vatandaşını kaybetti. asıl dram ise önemsenmeyen yaralı sayılarında yatıyordu. savaş, arkasında sayısız dul, yetim ve engelli insan bıraktı. petersburg'daki askeri tıp müzesi'ne göre, 46 milyon 250 bin sovyet vatandaşı yaralandı. bu sayının yaklaşık 10 milyonu çeşitli engellilik biçimleriyle cepheden geri döndü. toplam 775 bin kafa travması, 155 bin bir göz kayıbı, 54 bin kör, 3 milyon tek el/kol kaybı, her iki elini/kolunu kaybeden sayısı ise 1.1 milyon.

    bunların içinde en şanssızları ise stalin'in samavar lakabı taktığı en az iki bacağı kopmuş olan askerlerdi. stalin onlara samavar (semaver) diyordu çünkü onları bacakları yok, sabit, işlevsiz, ancak kaynadığında gürültü çıkaran semavere benzetiyordu. kısacası topluma zararlı boş beleş insanlar olarak görüyordu. bu askerler savaştan ağır travmalar almış ve artık iş gücüne katkısı olmayan dilenciler haline gelmişlerdi. sürekli sscb ve savaş karşıtlığı yapıyor, gençleri askerlikten soğutuyor, halkı yönetime karşı dolduruyorlardı. haksız da değillerdi ama bu durum stalin'in hoşuna gitmemişti. o yüzden hepsinin toplanmasına karar verdi.

    savaş öncesi sscb'de hali hazırda "antisosyal, parazit unsurlara karşı mücadele" adında bir kanun vardı. stalin savaş sonrası bizim tabirimizle bu kanuna ek olarak bir kanun hükmünde kararname çıkarttı ve bu parazit tabir edilen kitleye engellileri de ekledi. tüm büyük şehirlerde aynı gün büyük bir toplama operasyonu gerçekleştirildi. bu kanuna göre iş gücüne katkısı olmayan engelli insanlar, köyde yaşayamadığı için izinsiz büyük şehire göç edenler, engelli yetimler vb. bir çok insan parazit oldukları gerekçesiyle toplatılarak çeşitli bölgelere sürüldüler. çok azı akrabaları bulunarak evlerine gönderildi, diğerleri ise kamplarda öldü. bazılarının vurulduğuna dair kanıtlar var.

    stalin, başta sibirya olmak üzere merkez şehirlerden uzak bölgelere "engelli gazi ve işçi bakım evleri" adı altında merkezler kurdurdu. merkez derken kafanızda yanlış bir imaj oluşmasın. eski kiliseler ve ahırlar revize edilerek kapılarına bakım evi yazıldı. 300.000 gazi bu bölgelere gönderildi. bu merkezlerin fonları öyle düşüktü ki haftalarca patatesten başka bir şey pişmediği olurdu. en meşhurlarından birisi valaam adasında olandır. (bkz: #91676823)

    bu engelliler evi adı verilen mekanların ayarı çalışma kampı ile akıl hastanesi ayarındaydı. özellikle valaam'da bulunan merkeze izinsiz kimse girip çıkamıyordu. medeniyetten uzak, zorlu doğa ve iklim koşullarına sahip lojistik sorunların sıkça yaşandığı bir adaydı. henüz ilk aylarda bir sürü gazi hayatını soğuktan (hipotermi) kaybetmişti zira iki kolu ve bacağı olmayan insanları hava alsın diye dışarı çıkarıp nasıl oluyorsa unutuyorlardı. gözden ırak gönülden ırak derken arada nice gaziyi hiç ettiler. sscb tarihçisi yevgeny kuznetsov'un valaam'dan notlar adlı çalışmasında konuyla ilgili kan donduran bir sürü detayı öğrenebilirsiniz.

    en şeytani bulduğum yöntemlerden birisi ise kgb'nin bu kanuna karşı çıkan engellileri toplamak için el altından bir çeşit engelli derneği kurması ve üye olan herkesi bir gecede infaz etmesidir. en meşhuru günümüz özbekistan'ında kurulmuş bir dernekti ve bine yakın üyesi vardı. buna mukabil engelli yakınları da toplantıya katılmıştı. hepsini o mekanda kıstırıp taradıktan sonra yakmışlardı. tabi ki bunların hepsi kaydı kuydu olan vakalar değil. bir çoğu görgü tanıkları ve gizliden gizliye kayıt tutan kişilierden kalanlar. gerçi resmi kayıt yok derken valaam gibi bir çok merkezin boru gibi kayıtları mevcut. sadece bu merkezlerde yapılan orospu çocukluğuna dair çok az rapor mevcut.

    gennady dobrov bu insanların portrelerini çizip yıllarca sakladı. ancak sscb'nin son yıllarında sergileyebildi. yevgeny kuznetsov burada olanları uzunca yıllar araştırdıktan sonra ancak sscb sonrası yayınlayabildi. akrabaları sağ fakat kamplara kapatıldıkları için yakınlarına ulaşamayarak orada ölen nice acı hayat hikayesi bir ressamın bir kaç parça eskiziyle ortaya çıktı. stalin'in ellerinde sadece savaşta ölen milyonların kanı değil, savaş sonrası sonsuz acılara sürüklediği insanların ahı da var. şurada sempatizanı olduğunuz osuruktan ideolojinize bok sürdürmemek için kırk takla atarken bu insanların ahının sizlerin de üzerine kaldığını unutmayın.

    konuya dair rusça bir belgesel: https://youtu.be/qhxi2su1ghy
  • stalin'i sevmeyenlerin nazici ilan edildiği başlık.

    allah yetki verse de şunları 30'lar sovyetler'ine göndersem.
  • savunucularinin duz mantik disina cikamamasi nedeniyle dogru duzgun savunulamamasina cok uzuluyorum.

    ''stalin, paranoyakligi yuzunden kendi komutanlarini ve askerlerini, milyonlarca vatandasini oldurmus ve ongorusuzlugu nedeniyle de savasta normalden cok kayip vermistir'' cumlesini, ''naziler iyiydi'' olarak algilayan adamlara birakmaktansa, ben hem elestirip hem savunmayi dusunuyorum kendisini.

    bayramlarda kapiya gelen cocuklara seker degil, 5'er ruble veren buyuk lider.
  • " ekim 1944 moskova konferansında churchill ve stalin görüşürken churchill, nazilerden kurtulan avrupa ülkelerini nasıl paylaşacaklarını şimdiden belirlemeyi önerir. stalin'in tamam demesi üzerine kendi el yazısı ile aşağıdaki listeyi yapar, stalin'e uzatır :

    romanya %90 sovyetler birliği, %10 ingiltere
    yunanistan %90 ingiltere, %10 sovyetler birliği
    yugoslavya %50 ingiltere, %50 sovyetler birliği
    macaristan %50 ingiltere, %50 sovyetler birliği
    bulgaristan %75 sovyetler birliği, %25 ingiltere

    stalin sadece yugoslavya'ya, taşakları on kilo çeken tito var orada nasıl olacak anlamında bir soru işareti koyar, diğerlerinin yanlarına okey işareti atar. stalin'in onayladığı kağıdı eline alan churchill'le stalin arasında aşağıdaki konuşma geçer (yazar serbest tercüme hakkını kullanmıştır) :

    churchill : hacım şimdi biz iki orospu çoğu olarak burada tek başımıza milyonlarca insanın kaderini, acılarını, hayatlarını, her şeylerini belirlemiş olduk. ilerde bu anlaşılır, öğrenilir nasıl birer göt olduğumuz. istersen biz bu kağıdı yakalım.

    stalin : ulan hıyarağası beni zaten diktatör diye biliyorlar. demokratik bir hükümetin demokrasiye inandığını iddia eden lideri sensin. bir diktatör gibi halkların kaderine sikindirik şömine başı gizli sohbetlerde karar vererek nasıl bir it olduğunu tüm dünya öğrensin, hayır sakla onu.

    ertesi gün iki taraf dışişleri bakanları anlaşmayı resmileştirir. rus tarafı sadece macaristan payının %80'e çıkarılmasını ister ve anlaşma tamamlanır. yani dört yıl sonra abd'nin bilmem ne üniversitesinde bugün avrupa'da demir perde yükseliyor deyip soğuk savaşın başlangıcını ilan etmekle nam salacak orospu çocuğu churchill o demir perdeyi bizzat kendi elleriyle çizmiştir.

    bu anlaşma fena halde polonya'yı bölen ağustos 1939 nazi-sovyet anlaşmasına benzer. iki anlaşma arasında değişen şeyler işgal yerine nüfuz kelimesinin gelmesi ve taraflardan biridir. yoksa değil midir?

    bizzat churchill'in elleriyle yazdığı ve stalin'in okeylediği bölüşüm sayfasını görmek için

    http://upload.wikimedia.org/…entages_agreement2.jpg "

    http://ebediolur.blogspot.com/…zdeler-anlasmas.html
  • adolf hitler'in komunist ve slavlardan nefret ettigini bildigi halde onunla yaptigi anlasmaya sadik kalip hitler'e guvenen, sonunda anlasma elinde patlayan, ileri goru$ ozurlu, aslinda despot olmaktan baska bir ozelligi olmayan, askeri ve politik bilgilerden yoksun anti-kahraman, seytanin yeryuzundeki klonu.

    geceleri gec saatlere kadar oturup olum listeleri cikarmak, almanlara karsi savasamayip geri cekilen sovyet askerlerini idam ettirmek ve kolektivizm basligi altinda insanlarin herseyini elinden alip sefalet icinde yasamasina neden olmak gibi hobileri vardir.

    emrindeki askerler ve o meshur soguk olmasaydi butun bir halk -oldure oldure yok edemedigi halk-cehaleti yuzunden kendisiyle birlikte curuyup gidecekti. nazilerin silahlari munasip bi yerine dayandiktan sonra jeton ancak dusmus ve akli basina gelip karsi saldiri emrini verene kadar milyonlar katledilmistir, ama o zaten bu olaylardan once milyonlari katletmistir ki bu stalin amca icin istatistikten oteye gitmez.

    sevgili "demir adam" sen sigarani tutturup, kursuye ciktiginda karsinda korkudan alkislamayi ilk kesmemek icin titreyen yoldaslarina karsi olmayan egonu tatmin ederken millet acliktan cocuklarini yiyordu.
    umarim cehennemde o beyaz tenin sonsuza dek yanarken yeni baslayanlar icin gunes kremi basligini okumayi ihmal etmezsin..
  • vakti zamanında hitler stalingrad'ın kapılarına dayanıp ortalığı kevgire çevirmişken yıkık şehrin hoparlörlerinden o ağır gürcü aksanıyla "yoldaşlar yarın zafer geçitleri yapacağız" demiş. tabi volga kıyısına sıkışan askerler ve elinde silah olmadan savaşa giden ömrü 6 saati geçmeyen rus halkı bayağı şaşırmış bu duruma.

    meğer bu pos bıyıklı abinin bir generali volga'nın karşı kıyısında büyük bir ordu kurmuş ve stalingrad'ın içine yerleşen alman ordusunu kanatlardan sararak şehrin içine hapsetmiş. böylece italya kıyısında bir kaç alman oyuncağıyla uğraşan ingiliz, abd vb. devletlerin aksine 2. dünya savaşına son verecek bir hamle gerçekleştirdi. stalingrad bu almanya-fransa mesafesi değil adamın orduları kilometrelerce alman faşistleri kovalayıp hitler'in 300 metre ötesine kızıl bayrağı diktiler.

    lenin gider stalin gelir o da gider bir başkası gelir ama rus taşağı tepemizde sallanır. stalin hayranı değilim lakin amerikan yarrağına da tapmıyorum. oğlum neyin peşindesiniz rus sikmiyor amerikan sikiyor sizi. zenginin malı züğürdün çenesini yorar misali onlar orda bir yerde devrim yapar çağ açar çağ kapatır, uzaya alet gönderir silah üretir, uçak üretir, teknoloji pazarlar, sosyalist devrim yapar beğenmez kapitalizme geçer bizim burda millet birbirini siker, sakallı zebaniler çıkar bilimi küçümser, hırsızlar prim yapar, türlü alavere dalavare of anam of neler neler.

    bi siktirin gidin ya.