şükela:  tümü | bugün
  • dönemdaşı olan film klasiği yuttaş kane* kadar olmasa da, aynı döneme ait iyi bir 1942 yapımı orson welles filmidir... türkçe'ye korku ülkesine yolculuk diye çevrilmiştir...

    (bkz: #9738800)...
  • eric ambler'in, korkuya yolculuk diye çevirilen polisiye kitabı...
  • bu kuytuda kalmış film noir'ın memleketim açısından önemi, direktoman istanbul'da açılmasıdır...
  • öncelikle atatürk filmi filan çekmememiz gerektiğini anlatmıştır. zira atatürk'ü şakır şakır oynayabilecek bir orson welles zamanında kaçırılmış. "peter banat" karakterini hakladıktan sonra kendisinin tüm heybetiyle öyle bir duruşu vardır ki gotham city'i izleyen batman, welles'in yanında göbeğini kaşıyan "itilmiş" kalır.

    filmde en çok göze çarpan gariplik. istanbul'dan trabzon'a hemen varılması ancak trabzon'dan batum'a bir türlü varılamamasıydı. ara liman samsun olarak seçilseydi pek güzel olurdu.

    neyse; koskoca orson welles in türkçe konuşma denemeleri pek eğlendiricidir. güzel filmdir "korkuya yolculuk".
  • filmin, orson welles'in türkçe konuşması dışında pek de özel bir tarafı bulunmamaktadır.
    5 fingers'ın aksine, bu filmde türkiye'den herhangi bir gerçek mekan kullanılmamış, işin kolayına kaçılmış. hal böyle olunca da kendi aralarında şu şekilde selamlaşan türkler peydah olmuş:
    - akşam efendi!

    akşam efendi ne ulan! "good evening sir"ü, "evening sir" diye kısaltıp sonra da "al bunu çevir" diye konudan bihaber birinin eline tutuşturmuşlar, o da o zamanın google translate teknolojisiyle çevirmiş.
    filmin genelinde türkiye'ye ılımlı bir yaklaşım sergilense de senaristler savaşa girmeyen türkiye'ye laf sokmaktan geri durmamışlar. bir sahnede, her milletten insan geminin yemek salonunda toplanmış savaştan bahsetmektedir. türk vatandaşına savaşla ilgili fikirleri sorulduğunda şöyle cevap verir:

    - ben mi? ben tarafsızım. bir şey bilmem. bir fikrim yok. ben tütün satarım.
  • filmde bahsi geçen orson welles türkçesi için buyrun
  • hazır orson welles türkçesi twitter'da önüme düşmüş, bari açıp izleyeyim dedim. bir saatlik bir filmmiş. ilk şaşkınlığım buna oldu. ikincisi türkiye'nin ortadoğu ülkesi ya da osmanlı gibi gösterilmemesi. bilindiği üzere pek çok filmde, hatta ridley scott'ın body of lies'ında bile türkiye'de geçen sahnelerde hep fesli adamlar gösterilirdi. halbuki bu film ülkeyi o şekilde göstermeyerek realist olan az sayıdaki filmden oluyor. amma ve lakin, -yukarıda da belirtildiği gibi- "iyi akşamlar efendim" "akşamlar efendim"e dönüşmeden edemiyor. filmdeki türkçe dayak yemiş adeta. orson welles türkçe konuşmaya çalışırken dili öldürüyor. gene de welles'in türkçe çabası sevindirici, her ne kadar berbat bir türkçe olsa da (adam aksansız ingilizce konuşmuş, bari aksan kassaydın welles). işte bu tarafları, yani welles'in türkçesi ya da türkiye'ye olumlu yaklaşım şaşırtıyor ama bunun dışında bir özelliği daha yok. sıradan bir gerilim filmi. amerikalı bir mühendis var, bu mühendis kendisini öldürmeye çalışan kiralık katilden kurtulmaya çalışıyor. konusu bu. gayet vasat bir film ama izlenir, sıkmaz.

    senaryoyu başrolü üstlenen joseph cotten kaleme almış, cotten'ın adını senaristler arasında görünce şaşırdım. zaten filmi de welles'in yönettiği söyleniyor. bir ara bu mevzu welles'e sorulmuş, "ben yönetmedim filmi. norman foster yönetti," demiş. sorunlu bir prodüksiyonu olmuş, zamanında eleştirmenler de beğenmemişler filmi. bu arada yukarıda belirtildiği gibi istanbul'dan trabzon'a hemen varılması, trabzon'dan batum'a bir türlü ulaşılamaması ve 2. dünya savaşı'nda türkiye'nin akıllıca bir şekilde savaşa girmemesinin eleştirilmesi de dikkatleri çeken tarafları oluyor. son olarak... welles'in fazla sahnesi yok. birkaç sahnede görünüyor sadece.