şükela:  tümü | bugün
  • tek kitabını okumakla "gender studies"e hakim olduğunu zanneden cahil cühela feministlerinin, entelektüel dürüstlüğünü örnek alması gereken düşünür.
  • cahil cühela feminizmi dediğimiz ne? bunu söylediğimiz anda bazı insanların kafasında bir tipoloji otomatik oluşuyor sanırım;

    "her türlü musibet erkeklerden gelir, şiddetin kaynağı erkekliktir, erkekler kadına şiddete karşı söz söyleme ve kadın eylemlerine katılma hakkına sahip değildir, feminizm bireyselliği öne çıkarır, feminizm kadın bireyin özürlüğüdür, yaşasın birey olmak " vb. basma kalıp düşüncelere sahip insanlar topluluğu...

    erkeklerin cephesi feministlerden ortak bir görüş falan beklemiyor ama önde gelen düşünürlerin hiçbirisi misal oakley, misal butler, misal ırigaray (daha eskilere gidilecek olursa beauvoir vb.) bu cahil cühela feministlerinin savunduğu şeyleri savunmuyor.

    önde gelen feminist teorisyenlerin hemen hepsi için feminizm bireyci/bireyselci değil toplumcu/toplumsalcı bir hareket... o yüzden misal şuradaki dram, şurada yazılar, yazılar boyu süren takılma kültürü tartışmasından daha elzem bir soruna işaret ediyor.

    önde gelen feminist teorisyenlerin pek çoğu erkekleri de bu mücadelenin içine çekmeye çalışıyor misal... yoksa aman erkekler bizim eylemlerimizden tamamen uzak dursun derdine düşmüyorlar.

    gelelim "en çok ben okudum" meselesine cahil cühela feminizmi derken çok okumayı az okumayı da kastetmiyoruz, savundukları iddia ettikleri kuramlarının güncel tartışmalarını olsun takip etmelerini bekliyoruz.

    ama burası öyle leş bir ortam ki az önce "ohooo okumakla bir şey olsaydı, şunu bunu okudum diyen ben, ben, ben demiş olur, böyle diyenle tartışmak çok zevksiz" falan yazan arkadaş bu entrinin hemen ardından "siz hiç okumamışsınız butler'ı" diye oksimoron bir özel mesaj atabiliyor.

    açık söyleyeyim, ben bir akıma mensup herkesin o akımın teorisine çok hakim olması gerektiğini düşünenlerden değilim. bir işçi, marksizme dair öyle aman aman bilgi sahibi olmadan da marksist olabilir ama önünde marksist teoriye hakim başka öncü işçiler ya da işçi sınıfı aydınları bulunması şartıyla...

    yani kanaat önderlerinin biraz bilgili, birikimli olmasını beklemek hakkımız sanıyorum lafım da zaten türkiye'deki feminist hareketin önemli bölmelerinde etkili olan kanaat önderlerine... feminizm adına saçma sapan bir kültür oluşmasında bu isimler etkili oluyor ve bu kadar kafa ütüleyenlerin kendi akımları içindeki tartışmalardan haberdar olması gerektiğini düşünmek de hakkımız sanıyorum. ama nerdeee...

    (bu arada bir not olarak belirteyim; son dönem türeyen ve kendilerine 'feminist' diyen arkadaşlar okuduklarını anlamak konusunda da epey zorluk yaşıyor. bir önceki kuşak türkiye feministleri böyle değildi mesela... burada da temel fark şundan kaynaklanıyor kanımca; yukarıda değindiğim hemen hemen bütün feminist teorisyenlerin -ve bu arada türkiye'deki bir önceki kuşak feminist kanaat önderlerinin- geçmişlerinde marksizm var. dolayısıyla, metodlu düşünmeye, kavramlar ve bağlamları yerli yerine oturtabilen bir tarihsel yönteme, diyalektik materyalist bir ontolojiye hakimler, kendi kuramlarını oluştururken de böyle bir altyapıdan hareket ediyorlar. ne yazık ki son dönem sosyal medyada -özellikle twitterda- karşımıza çıkan türedi feminist kanaat önderleri böyle bir altyapıya sahip olmadıklarından okuduklarını da kendi zihin haritaları içinde doğru bir şekilde konumlandırabilme yetisinden yoksunlar zira böyle bir harita mevcut değil, bunu oluşturma zahmetinde bulunmamışlar, insanlığın düşünsel birikiminin evveliyatı hakkında herhangi bir birikim sahibi olmadan düşün dünyasına şu andaki en moda akımın son vagonuna atlayarak giriş yapabileceklerini düşünüyorlar ki gerçekten vahim. tekrar belirteyim bütün bunlar feminist teori üzerine sıkça atıp tutan 'kanaat önderlerine' yönelik eleştiriler yoksa ülkemizdeki tüm kadınlar gibi kendi hayatında yaşadığı binbir türlü eşitsizliği görüp kendi deneyimi üzerinden feminist olmuş bir arkadaşa kim ne diyebilir. cahil cühela dediğimiz tam da okumuş-yazmış olduğunu iddia edenler.)
  • oo kavga çıkmış başlıkta hiç bulaşmayayım.

    kendisinin undoing gender isimli kitabında (kitap ismimin çevirisi bence berbat, o yüzden orijinalini kullanacağım) catharine a mackinnon‘un ileri sürdüğü cinsel taciz kodları ve toplumsal cinsiyetin cinselliğe indirgenip indirgenmeyeceğine ilişkin fikirlerine karşın üç beş laf etmişliği vardır. aşırı beğenirim. catharine de az emek vermemiştir tabii kadın için ama judith haklı gibidir. yine aynı kitapta; sadece belli başlı edimleri (cinsel taciz vs) denetlemeyi, kısıtlamayı araştıran düzenlemelerin meydana getirdiği sonuçlar ile ilgili şahane laflar etmiştir.

    bu arada kristeva, beauvoir‘a laf etse yerden yere vursa ne olacak? tüm saldırı argümanları çok zayıf ve beauvoir‘nın ortaya koyduklarıyla onun ölü hali bile (cevap verip argüman üretememesi) saldırılarını savuşturabilir. (bu kavgaya bulaşmak sayılmaz)

    ama gerçekten “erkeklerin götünü keselim çünkü eski sevgilim beni aldattı” ablalarının, kendilerini feminizm ile tanımlamalarından öte, çok da eksenlerinde bir kadın değildir judith.
  • amerika'da beyaz ırkçısı, sağcı ve faşist politikacılara para yardımı yaptığı ortaya çıkmış kariyerist gender studies akademisyeni.

    bu tiplerin çoğunluğu böyle, kariyerist olarak gender studies, foucault vesaire anlatıyorlar, yok işte heterosexual matrix'e karşı duruyoruz diyorlar ama zihin yapıları ırkçı ve faşist.

    1 aydır amerika'da tartışılan bu olayı da türkiye'de duyan yok, duymuş olan gender studiesci fukocu tayfa da ölü taklidir yapıyor.

    kaynak: https://twitter.com/…ton/status/1207151182361309184

    bu da mesele hakkında güzel bir yazı: https://jacobinmag.com/…tler-kamala-harris-donation

    ekleme: batı dünyasında fukocuların ve heideggercilerin çoğunluğu solcu düşmanı, gizli white supremacist ve kariyerist tiplerdir. solculara düşman oldukları için fukocu olurlar ve eleştirelmiş gibi gözüküp bu işin kaymağını yerler.
  • olm bi elinize yüzünüze su çarpın ya, kadının bağış yaptığı beyaz ırkçısı, sağcı ve faşist dediğin politikacı, demokrat parti başkan adayı, anası hint babası jamaikalı siyahi göçmen soyundan gelen kamala harris. hadi eski savcı olduğu için profilden faşisti andırıyor diyelim, ulan bundan nasıl beyaz ırkçısı olsun? gerisi hakkında bir şey demiyorum, zira bu şuursuzluk zaten kendi adına konuşuyor.
  • gender çalışan insanların hapsolup kaldığı düşünür, büyük bir kitleyi esir almıştır adeta. butler olmasa tek laf konuşamayacak onlarca "akademik" çıkar. varlıklarını butler'a borçlu olanlar derneği kurabilecek kadar çoklar bunlar.
    edit: dil.
  • terf ve feminizmin sosyal medyada alevli şekilde gerçekleşen çeşitli köşe yazılarına da konu olan tartışmalarda butler çok fazla referans alınıyor. cinsiyet kavramını butler dışında tanımlamayan arkadaşlar butler olmasaydı ne yapacaklardı? her neyse ben gene de kendisinin anlatısını değerli buluyorum.
  • "bağlılığın nihai koparılışı diye bir şey yoktur; bağlılığın özdeşleşme olarak bedene alınması söz konusudur ki, şu halde özdeşleşme nesneyi korumanın büyülü, psişik bir formu haline gelir. ve özdeşleşme nesnenin psişik koruyucusu olduğu ve bu özdeşleşmeler egoyu biçimlendirdiği ölçüde, kaybedilmiş nesne egonun kurucu özdeşleşmelerinden birisi olarak egoya musallat olmayı ve onda ikâmet etmeyi sürdürür ve bu manada egonun kendisiyle eşuzamlıdır. gerçekten de melankolik özdeşleşmenin tam da nesneyi egonun kendisinin bir parçası olarak korumanın bir yolu olduğu ve böylelikle kaybı bütünüyle bir kayıp olmaktan çıkardığı için dış dünyada nesnenin kaybına izin verdiği sonucuna varılabilirdi. burada görüyoruz ki, nesnenin gitmesine izin verme, paradoksal bir biçimde, nesnenin tam bir terki değildir; nesnenin statüsünün dışsaldan içsele aktarılmasıdır sadece. nesneden vazgeçilmesi yalnızca melankolik içselleştirme koşulunda veya bizim amaçlarımız doğrultusunda melankolik içselleştirilmeden de daha önemli olduğu anlaşılabilecek olan melankolik bedene alma koşulunda mümkün olur.

    melankolide bir kayıp reddedilmekte olsa bile bu sebeple lağvedilmiş olmaz. gerçekten de, içselleştirme kaybın psişede korunmasının bir yoludur. oysa belki de daha kesin bir biçimde ifade edilirse kaybın içselleştirilmesi, kaybın reddedilmesi mekanizmasının bir parçasıdır. eğer nesne artık dış dünyada var olamıyorsa içsel bir biçimde var olacaktır ve bu içselleştirme aynı zamanda bu kaybı inkâr etmenin ve korunaklı bir yerde tutmanın, olduğu yerde durmanın veya kaybın tanınmasını ve kayıp dolayısıyla acı çekilmesini ertelemenin bir yolu olacaktır."

    (melankoli ve toplumsal cinsiyet - reddedilmiş özdeşleşme, çev. zeynep direk, cogito, sayı 51, s. 277)
  • cinsiyet belasını okuyayım dedim ama tanrım o nedir öyle kafamda asla oturtamadım çok ama çok eksik kaldım tavsiye edecegıniz okuma yöntemi ya da önce okuyabileceğim bi kitap var mıdır?.