şükela:  tümü | bugün
  • jül sezar, m.ö 101 yılında roma'da soylu bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. sağlam bir eğitim gördüğü gibi, ailesi tarafından bir silahşor olarak yetiştirilmişti. edebiyata ve güzel sanatlara aşırı bir düşkünlüğü vardı.
    fakat bu genç adam, dünya zevklerine, içkiye ve kadınlara karşı da aynı ilgiyi duyar, bu arada kendisine açılan erkek kollarına hiç çekinme duymadan vücudunu teslim ederdi. olağanüstü bir hatip, yaman bir binici, kadınları baştan çıkarmada eşi bulunmaz bir ustaydı. roma'da genelev sokağında bir oda tutarak yıllarca sefahat içinde yaşamıştı.
    annesi auralia, bu çok yakışıklı, güzellikte mitoloji kahramanları adonis ve paris'le eş tutulan oğluna para yetiştirmekte güçlük çekiyordu. jül sezar, parası tükenince, arkadaşlarından ve düşüp kalktığı yosmalardan borç alır, bir daha da ödemezdi. onlara şöyle derdi yalnızca:

    "dostlarım, roma imparatorluğunu pençeme alacağım güne kadar bana zaman veriniz..."

    yirmi yaşlarındayken. imparator sulla'nın can düşmanı marius'un yeğeni olduğu için, roma'dan kaçmak zorunda kaldı. anadolu'ya kaçmak isterken korsanların eline düştü. korsanlar onu antalya'ya götürmüşler ve kurtuluş parası olarak 20 talent istemişlerdi. genç delikanlı kendisine biçilen bu fiyat karşısında küplere binmiş ve :

    "hayvanlar!., ben 20 talentlik bir tutsak mıyım? yakaladığınıza iyi bakın, size 50 talent getirteceğim!..)" diye bağırmıştı.

    roma'daki ailesine bir mektup göndermiş, para gelinceye kadar da korsanlarla al takke ver külah bir hayat yaşamıştı. onlarla içki içiyor, şiirler okuyup oyunlar oynuyordu. ara sıra da korsanlara :

    "hayvan herifler!.. elinizden bir kurtulursam, göreceksiniz hepinizi astıracağım!.." diyordu. korsanlar, bu deli dolu gencin sözlerini ciddiyi almazlar, gülmekle yetinirlerdi.

    parası gelince özgürlüğüne kavuştu ve ege bölgesindeki milet kentine gitti. buradan sağladığı birkaç gemiyle, kendisini tutsak eden korsanların üzerine giderek, onları antalya açıklarında yakaladı. hepsini zincire vurup bergama'ya götürdü, vali'nin vereceği emri beklemeden hepsini astırdı.

    roma'ya dönüp siyasi hayata atıldığında 33 yaşlarındaydı. yakın arkadaşlarından biri, jül sezar'a siyasi tutkuları olduğunu söylediğinde ondan şu karşılığı aldı :

    "ne diyorsun sen! makedonyalı büyük iskender'in hayatını okumadın mı? o benim yaşımdayken bütün dünyayı ele geçirmişti. ben daha ne yaptım?"

    kırk bir yaşına geldiğinde, roma'nın seçkin kişilerinden biri olmuştu. çağının ünlü generallerinden crassus ve pompeus ile üçlü bir anlaşma yaparak kendisini "konsül / devlet başkanı" seçtirtti. dostlarına ve düşüp kalktığı kadınlara olan 1300 talent borcunu ödemek için galya valiliği’ni de üzerine aldı. bu yetki kendisinde olmasına rağmen senato ses çıkaramadı. çünkü jül sezar’ın galya valisi olarak roma'dan uzaklaşması ihtimali hem senato’nun hem de pompeus'un işine geliyordu. bu nedenle galya dışında bazı eyaletleri de ona bağladılar.

    jül sezar'ın amacı, galya'da kendine bağlı bir ordu kurmak ve roma'nın üzerine yürüyerek diktatör olmaktı. konsüllük süresi bir yıl sonra bitince jül sezar galya'ya gitti. sekiz yüzden fazla kenti olan bu zengin ülke onun borçlarını ödedikten başka, gerekli adamları satın alacak ölçüde zenginleşmesine de yetti. savaşlarda ele geçirilen 1 milyon tutsağın köle olarak satışından eline gecen para, jül sezar’ın en güçlü silahı olmuştu. romalılar yüz yirmi yıl içinde galya'nın ancak güney bölgelerini ele geçirebilmişlerdi, sezar sekiz yılda bütün galya'yi roma imparatorluğu sınırları içine kattı.

    bu sıralarda crassus, doğu'da fırat ırmağı kıyılarında partlara yenilerek ölmüş ve pompeus roma'nın tek egemeni durumuna gelmişti. pompeus mutlu ye kaygısız bir yaşantı içindeydi. oysa çevresindekiler. jül sezar’ı iyi tanıdıklarından, pompeus'a sık sık şu soruyu soruyorlardı :

    "sezar, roma üzerine yürürse, onu durdurup geri püskürtecek askerleriniz var mı?"
    pompeus gururla gülümsüyor:
    "kaygılanmayın, italya’nın neresinde olursa olsun, ayağımla yere vurduğumda oradan ordular fışkırtırım,," diyordu. oysa elinde hazır ve kendine bağlı bir ordusu yoktu. sezar ise, kendisine ölesiye bağlı bir ordu kurmuştu. roma generallerinden hiç birine benzemiyordu. askerleriyle birlikte oturup şarap içer, onlarla zar atıp kumar oynar, en kaba ve cıvık şakalar, arkadaşlıklar yapardı. fakat savaşlarda değişir, gerçek bir komutan kesilirdi.

    m.ö. 50 yılında, kasım ayının ilk gününde toplantı durumundaki senato'ya bir haber ulaştı :
    "sezar, sekiz lejyondan kurulu ordusuyla, alplerden güney'e doğru iniyor."

    pompeus, beklemediği bu haber karşısında çok şaşırmıştı. daha önceki sözünü unutmayan bir
    dostu:
    "haydi ayağını yere vur da ordular fışkırsın, zamanı geldi..:" diyerek pompeus'la alay etmişti. pompeus ve senato'daki taraftarları. jül sezar'a şu haberi saldılar:
    "sezar askerlerini hemen terhis etmeli ve geriye yalnızca bir lejyon bırakmalı, ayrıca galya valiliğinden de istifa; ederek, roma'ya sıradan bir yurttaş olarak girmeliydi."

    sezar, bu şartları kabul etmedi ve savaştan başka çıkar yol olmadığını anladı. roma üzerine yürüyüşe geçtiğinde pompeus hazinesini bile almaya vakit bulamadan, taraftarlarıyla birlikte adriyatik denizindeki donanmasına binerek epir'e kaçtı.
    jül sezar'ın donanması yoktu, mevsim de kıştı. varını yoğunu askerlerine dağıtmış, meteliksiz kalmıştı. hızlı bir yürüyüşle karadan dolaşıp yunanistan'ın epir bölgesine girdi. pompeus ve taraftarlarının 47 bin kişilik yaya, 7 bin kişilik de atlı ordusu vardı. sezar'ın ordusu daha küçüktü. emrinde 22 bin yaya ve bin atlı askeri vardı.
    savaş, yalnızca jül sezar ve pompeus arasında geçmiyordu. kısa süre içinde bütün roma imparatorluğuna yayılmış, bir iç savaş halini almıştı. bir tarihçi, bu dönemi şöyle anlatmaktadır :

    "bütün senato bu savaşın içindeydi. ordular da öyle. hepsi roma kanı taşıyan askerlerden kurulu 11 lejyonla öteki 18 lejyon amansızca çarpışıyorlardı. galyalılar ve germenler jül sezar'ı tutuyorlardı. trakya, sicilya, yunanistan, makedonya ve doğu pompeus'la birlikti. savaş italya'da başladı, oradan galya'ya ve ispanya'ya sıçradı; batı'dan dönerek bütün şiddetini epir ve tesalya üzerine topladı; mısır'a kadar uzandı. küçük asya'ya el attı ve alev ancak afrika'da söndürülebildi..."

    yunanistan'da farsalos bölgesinde iki ordu arasında korkunç bir meydan savaşı olmuş ve sezar, pompeus'un ordusunu darmadağın etmişti. pompeus, mısır kralı ptolemeus'un yanına kaçmaktan başka çare bulamamıştı. roma artık jül sezar'ın "pençeleri" arasındaydı. dört bin kişilik seçme bir orduyla, pompeus'un arkasından mısır'a gitti. ptotemeus, başına gelecekleri anladığından, pompeus'un kafasını keserek jül sezar'a gönderdi. sezar burada, ptolemeus'un kız kardeşi kleopatra'yla uzun bir aşk hayatı yaşadıktan sonra onu mısır kraliçesi yaptı. sonra m.ö. 47 yılında anadolu'ya girerek pontus kralı pnarankes'i yendi. savaş beş gün sürmüş, sezar durumu roma senatosuna şu üç kelimeyle bildirmişti:

    "veni, vidi, vici." (geldim, gördüm, yendim.)

    aynı yıl roma'ya dönerek imparator oldu. önce 1 yıl için diktatör ilân edildi. senato daha sonra bu yetkiyi 10 yıla çıkardı. aradan çok geçmeden de jül sezar, ömür boyunca diktatör seçildi.

    koyu cumhuriyetçiler ve soylular, roma imparatorluğunun diktatörlüğe kaymasından tedirgin olmuşlardı. sonunda, sezar'ı öldürüp cumhuriyeti kurtarmak için gizli bir örgüt kurdular. bu örgüte, sezar'ın yetiştirmesi, bir söylentiye göre de, düşüp kalktığı kadınlardan servilia'dan doğan öz oğlu brütüs de girmişti. örgüt, suikast için m.ö. 44 yılının 15 martını seçmişti. bir kâhin ona daha önceden, "15 marttan sakın" demişti. bir gece önce de karısı kötü bir rüya görmüş ve jül sezar'ın sokağa çıkmamasını istemişti. o sabah yolda, kâhin'e rastlamış ve :

    "işte 15 mart geldi..." demişti. kâhin de jül sezar'a şu karşılığı vermişti :
    "15 mart geldi, ama daha bitmedi...)"
    jül sezar, senato'ya gelince suikastçılar çevresini sardılar. hançerleri harmanilerin altında gizliydi. içlerinden biri, siyasi hükümlü olan kardeşinin bağışlanmasını diledi. sezar onu dinlerken, suikastçılar hançerlerini çekip saldırdılar. titilus adlı bir soylu, jül sezar'ın harmanisini omuzlarından tutarak aşağı doğru yırttı. sezar, ilk önce kendini savunacak oldu, fakat vücuduna saplanmak için havaya kalkan hançerlerden birini brütüs'ün tuttuğunu görünce:
    "sen de mi oğlum brütüs!?.." diye bağırdı ve harmanisini başına örterek, kendini hançer vuruşlarına bıraktı.
    tam 23 yerinden hançerlenen jül sezar, cansız yere serildi. suikastçılar, sezar'ın ölümünden halkın sevinç duyacağını sanmışlardı. kanlı hançerlerini roma halkına göstererek :
    "zalimin vücudu ortadan kalktı!.." diye bağırıyorlardı.
    fakat, roma halkının tepkisi, umdukları gibi olmadı. halk, "katillere ölüm!." bağrışlarıyla ayaklanınca kaçmak zorunda kaldılar. o sırada, senato'nun jül sezar'ı öldürenleri bağışladığı öğrenilince halk senato'ya saldırdı. yapıyı ateşe verdiler. halkın ayaklanması üzerine sezar'ın katilleri roma'dan kaçtılar ama, peşleri bırakılmadı.
    bunlardan, sezar'ın çok sevdiği brütüs, makedonya'da yakalanacağını görünce intihar etti.

    bu bilgileri http://www.bilgilik.com/ dan aldım.
  • tarihin en bilinen romalısı; aslında kaisar ama biz sezar diyip standardı bozmayalım.*

    tanımı yaptıysak devam edelim. kendisinin nasıl bir stratejist olduğunu* ya da nasıl bir taktisyen olduğunu** açıklamaya zaten gerek görmüyorum, bunlardan haklı olarak defalarca bahsedilmiş; lâkin, kendisinin nasıl etkin bir hitabet becerisine sahip olduğunu ve kelimenin tam manasıyla ne seviyede bir idari deha olduğunu göstermesi açısından bir örnek paylaşmak istiyorum.

    sezar ile galya'da yıllar yılı birlikte hizmet etmiş ve en seçkin lejyonlardan biri olarak bilinen onuncu lejyon*, iç savaşta da hamileri olan komutanlarının yanında yer alarak dyrrhachium muharebesi ve farsala muharebesi'nde üstün ve onurlu bir şekilde savaşıp görevlerini yerine getirdikten sonra, doğrudan sezar'ın emirleriyle italya'ya dönme talimatı alıyorlar. bu emir üzerine, muhtemelen italya'da kendilerini arazi, ev, ödül vb. gibi bir şeylerin beklediği inancına kapılıp yola koyuluyorlar. aradan aylar geçiyor. onuncu lejyonla birlikte pek çok diğer lejyon da roma yakınlarına yerleşiyor.

    öte yandan sezar, iskenderiye'de batlamyus xiii ile olan savaşını kazanıp peşinden bir de zile'de* pontus ordusunu hacamat edip italya'ya dönünce adeta şoke oluyor. zirâ, roma'yı yönetsin diye orada bıraktığı markus antonius adeta beceriksizliğiyle şehri isyan noktasına sürüklemişken sezar lejyonlarının tamamını da "nerede bizim mükafatlar?" diyerek isyan bayrağını açmış ve roma'nın hemen dışında tehditkâr bir biçimde konuşlanmış vaziyette buluyor.

    işte burada sezar'ın kişiliği, cesareti, hitabet becerisi, politikacılığı ve karizması bayrağı devralıyor ve kendisi tek başına lejyonlarıyla görüşmeye gidiyor. bunu yaparken de marcus antonius'tan isyanı başlatanların legio x equestris olduğunu öğreniyor. lejyonların kampına geldiğinde yüksek bir yere çıkan sezar, lejyonlarına adeta "anlatın ben dinlerim" diyerek dertlerinin ne olduğunu soruyor. birlikte senelerce sırt sırta, göğüs göğüse çarpıştığı askerlerinin kendisinden açık açık toprak ya da mükafat isteyemeyeceğini ön gören sezar, haklı çıkıyor ve her lejyondan söz sahibi birkaç centurion kendilerinin terhis edilmesini talep ediyor. bunu yapan lejyonerlerin esas gayesi ise sezar'ı kendilerine para, mülk, mükafat vb. vermeye ikna etmek ya da olası yeni bir seferde yer almak. lâkin, sezar bu kez de "tamam serbestsiniz kıymetli vatandaşlarım"* diyerek kendilerini terhis ettiğini duyurup roma'ya dönmek için atına doğru yöneliyor.

    kendilerine yoldaş değil sıradan birer vatandaş gibi hitap eden sezar'ın çekip gidecek olmasına çok şaşıran ve de yaptıklarının pişmanlığını derhal yaşamaya başlayan lejyonerler, centurion'larını bir kez daha koşar adım sezar'a gönderip af dilenmeye başlıyor. sezar ise bütün lejyonları affedip yalnızca onuncu lejyonu* affedemeyeceğini söyleyip atına binip yola koyuluyor. onuncu lejyondaki askerlerin büyük kısmı, sezar ile roma'ya yürümeye başlıyor ve yol boyunca sezar'dan af dilemeye devam ediyorlar. en nihayetinde, usta işi manevrası istediği sonucu veren sezar kendilerini de affediyor* ve afrika ile hispania'da cato ve şûrekası ile yapmayı planladığı kapışmaları için kendisine tek bir görüşmeyle 30 bine yakın askeri yeniden bağlamış oluyor. hem de bu askerlerin bir kez daha isyanı akıllarından bile geçiremeyeceğine emin olarak ve kendisine olan bağlılıklarını inanılmaz zekice bir hamleyle nirvana seviyesine çıkararak!

    bir taşla sayısız kuş vurabilen büyük bir dehadır kendisi. tarihte ve günümüzde dünyanın dört bir yanında gördüğümüz diktatör özentilerinin öykündüğü ama asla olamadığı ve olamayacağı kişidir. çok büyüktür. roma'dır.
  • (bkz: iacta alea est)
    gaius'u bir cümle ile özetlememiz gerekse sanırım bu vecizesi doğru bir seçim olurdu. galya'daki lejyonunu roma'nın sınırı olarak kabul edilen rubicon nehrinden geçirmeden önceki gece söylediği rivayet edilir bu vecizeyi. yaşamı boyunca şansına her daim güvenen, hatta literatüre "sezar şansı" şeklinde bir kavram katan bu adam, "from zero to hero" hikayesiyle roma'nın tarihini sonsuza kadar değiştirmiştir. hristiyanlık için isa ne ise roma için de sezar odur dersek, fazla ileriye gitmiş olmayız zannımca.
    gaius, julii gibi önemli bir (bkz: patricius) klana mensup olarak mö 100 yılında dünyaya geliyor. bu klan ki soyunu tanrıça venüs'e ve roma'nın kurucusu olduğu rivayet edilen aeneas'a dayandırır. anlayacağınız klanın kökleri baya kadim, lakin maddi anlamda isimleri kadar güçlü bir aile değil juliiler ve tarihlerine de bakıldığında herhangi bir konsül göremiyoruz. konsül, cumhuriyet dönemi roma'sında en üst düzey kamu görevlisi. velhasıl konuyu dağıtmayalım; gauis'un doğduğu dönemde roma bir iç savaş buhranı yaşamakta; (bkz: sulla) ve (bkz: gaius marius) cekismesinin akabinde sulla iktidarı ele geçiriyor. mottosu "cumhuriyeti kurtarmak!" ... ileride gauis'un da kurtaracağı gibi... gaius ile sulla arasındaki en önemli fark, sulla gerçekten aktif siyaset hayatından çekilip kırsalda emekliliğin tadını çıkarmış ve yatağında huzurlu bir şekilde ölmüştür. sulla bir diktatör müydü ? evet. ama tiran ya da kral olmak gibi ihtirasları olmadığını söyleyebiliriz, gaius'un aksine.
    gaius'un gençliğinin kendini kanıtlama çabasıyla geçtiğini söylersek yanlışa düşmüş olmayız. romalı bir aristokrattan beklenildiği üzere, inanılmaz gururlu. kilikyalı korsanlar tarafından esir olarak ele geçirildiğinde, tabiri caizse burnu düşse yerden almayacak bir tavır ile hepsini çarmıha gerdirecegine dair iddialarda bulunur. korsanlar onun bu konuşmalarını o zaman eğlenceli bulsa da, nitekim gaius fidyesi ödenip serbest kaldıktan sonra kendisiyle adı aşk dedikodularına karışmış bithynia kralı 4. nikomedes'ten aldığı bir gemi ile korsanların peşine düşer ve onları yakalayıp çarmıha gerer. sözünün eri ve nüktedan bir isim gauis. magnus pompei ile yunanistan'da karşılaşmadan önce pollio'nun aktardığına göre elinde bir turp ile askerlerine bir söylev verir. bir yandan turpu yerken, bir yandan da magnus'un capua'da peruğunu kaybettiğinde nasıl komik duruma düştüğüne dair bir anısını anlatır. samimi bir adam o ve askerleriyle çok yakın. bu mizacı, efsanevi x. lejyonun başarılarının temel taşlarından biri aslında. ordusunu çok iyi tanıyor gaius ve örnek aldığı isimlerden büyük iskender gibi katıldığı her muharebede hep en ön cephede, askerlerini cesaretlendiriyor. yönettiği orduların hızı ve mobilizasyonu mevcut dönemin şartlarına göre inanilmaz. galya'da, iberya'da ve yunanistan'da çokça kez kanıtlıyor bunu gauis.
    klan isminin "saçlı" anlamına gelmesi de talihin gauis'a oynadığı güzel bir oyundan başka bir şey değil aslında. çok da çapkın bu arada gaius'umuz. kendisini öldüren hançerlerden birini tutan manevî oğlum dediği brutus'un annesi servillia ile de ilişkisi var mesela. o kadar çapkın ki yönettiği lejyonlardan birkaçı eğlence amaçlı uydurdukları marşlardan birinde "kel zamparayı capitolium'a getiriyoruz, karılarınızı evlerinize kapatın" diyor.

    aslında onunla alakalı yazılacak o kadar çok şey var ki, ama entryi fazla da uzatıp okuyucuları yormak istemiyorum. daha fazla bilgi edinmek isteyen arkadaşlara adrian goldsworthy'in caesar adlı kitabını öneriyorum. kitap, sezar'ın kendi elinden çıkma "commentarii" adlı eserini de içeriyor. esenlik ile kalın, güzel günler sizinle olsun.
  • 2013 yılında uyduruk bir televizyon dizisi uğruna bütün karizması çizilmiş komutandır. aynısı herhangi bir osmanlı veyahut türk komutana yapılsaydı, ülkece komaya girerdik. (bkz: kestaneyi çizdirmek)
  • gemileri yakmak deyimini tarihe kazandiran kisi. gemiyle isgale gittikleri bir yerde ordusu rakibin gucu karsisinda korku duymaya baslayinca sezar askerlerini yuksek bir tepeye cikartir ve asagida kalan bir kac askere gemileri atese vermeleri emrini verir.

    geldikleri gemiler gozlerinin onunde citir citir yanan ordu sok gecirmistir. sezar 'gordugunuz gibi gemileri yaktik artik donus yok ya bu savasi kazanirsiniz ya da hepimiz burada oluruz' seklinde bir konusma yapar. savas sezarin ordularinin ezici zaferiyle sonuclanir.
  • bugünden itibaren italyanların, hakkında "bizim böyle bir ecdadımız yok" diyeceği komutandır.
  • yaşamış en ünlü 3-4 insandan biri. general ve asker dendiğinde akla gelen ilk kişi. hırs kelimesinin sözlükteki karşılığı.

    kendisinden sonraki 2000 yılda, hedeflerine ulaşmak için siyasi olarak en tepeye çıkmaya çalışan ve bu yolda ölümü göze alan tüm askerler kendisiyle kıyaslanacak ve benzetilecektir.

    caesar'ı caesar yapan galya seferi'ne bakmak gerekir. askeri tarihe sayısız yenilik ve doktrin kazandırdığı ve o tarihe kadar görülmüş en büyük 2-3* asker arasına girmesini sağlayan sefer... bu sefere giden yolun taşları şu şekilde döşenmiştir:

    eskiden servet ve statü sahibi olan ailesi, babasının siyasi olarak yanlış tarafta durması nedeniyle her şeyini kaybeder. 15 yaşındayken babası ölür. caesar hayata sıfırdan en düşük rütbeden bir roma piyadesi olarak başlar. 17-18 yaşından itibaren savaşlarda göğüs göğüse çarpışarak yükselir. ailesini eski şaşalı günlerine döndürmek için ve aristokrat seviyesinden sıfıra düşmüş olmanın zorluğunu gördüğünden diğer yoksul askerlere göre farklı bir motivasyonla hareket eder.

    savaş meydanlarında savaşçı olarak geçen 10 yılın ardından yani 20'li yaşların sonu, 30'lu yaşların başlarında roma cumhuriyeti'nin en güçlü iki adamından biri olan general marcus licinius crassus'un kurmaylarından biri haline gelir. crassus tüm roma'nın en zengin adamıdır ve büyük ticari işleri vardır. diğer güçlü adam ise gelecekte büyük doğu seferini yapıp ortadoğuyu roma boyunduruğuna sokacak general pompey'dir. o da en büyük orduya sahip adamdır. ağırlıklı olarak cumhuriyetin uçsuz bucaksız yeni doğu topraklarında olmak üzere ülkenin dört bir yanında çok sayıda birliği konuşludur. senato'da en çok etkisi olan bu iki adamdır ve fena halde rekabet halindedirler. hatta bu iki güçlü general yüzünden iç savaş tehlikesi bulunmaktadır.

    m.ö 71 yılında yani caesar tahmini 29 yaşındayken spartacus isyancı ordusuyla italya yarımadasında kuzeye doğru tırmanmakta ve roma'ya yürümektedir.

    crassus ve pompey aynı anda roma'yı kurtarıp kahraman olma isteğiyle, ordularının başında spartacus'u karşılamaya güneye inerler.

    şanslı olan crassus'tur. ordusunun komutanlarından birisi de caesar'dır. spartacus'un ordusuna bir gece baskını yapılır ve ordu darmadağın edilir. bu gece baskını doğrudan caesar tarafından planlanır. 2 yıl süren savaşta spartacus'un elindeki savaşçı sayısı crassus ve diğer tüm romalı generallerin getirdiği gücün 3 katı büyüklüktedir. o gece baskını olmasa belki de spartacus durdurulamayacaktır.

    spartacus'un cesedi hiçbir zaman bulunamasa da ordusunun önemli bir kısmıyla beraber yok olmuştur. muhtemelen orada öldürülmüş olan binlerce isyancı askerden biridir.

    pompey haldır haldır spartacus'u ararken kara haberi alır. crassus işi çoktan bitirmiştir. fakat büyük bir kurnazlıkla harekata devam eder. spartacus'un savaştan canlı kaçmayı başaran tüm askerlerini küçük gruplar halinde bulup yok etmeye başlar. roma'ya döndüğünde artık zaferin üzerine yatabilecektir.

    pompey, crassus'dan önce roma'ya döner ve isyanı başarıyla bastırdığını, son darbeyi kendisinin indirdiğini başkentin üzerinde hiçbir tehdit kalmadığını açıklar. senato tarafından tebriklere boğulur. nüfusu 1 milyona yakın roma şehri pompey'in adını haykırarak zaferi kutlar.

    crassus içinde caesar'ın da bulunduğu ordusuyla roma'ya döndüğünde pompey'i tebrikleri kabul ederken bulur. isyanı kendisinin bastırdığını iddia eder ama fazla etki edemez. çünkü spartacus'un kellesini kanıt olarak gösterememektedir. pompey'i temelli düşman belleyip intikam almaya karar verir. aradan yıllar geçer.

    pompey bu arada, doğu seferine çıkar ve roma tarihinin o zamana kadar ki en büyük fetihleriyle döner. senatoya gelir ve askerlerine verilecek ganimet için senatodan onay ister. pompey ordusuna devasa miktarda toprak vadetmiştir.

    fakat crassus senatodan bu onayın geçmesini engeller. bırakın askerlere verilecek toprakların onayını, pompey'in fethettiği toprakların resmi kabulü bile yapılamamaktadır. crassus kendisine biat etmiş senatörlere sürekli erteleme kararı aldırarak, işi sonsuza dek sürecek bir çıkmaza sokar. senato ve cumhuriyet resmen bug'a girmiştir. pompey'in askerleri sabırsızlanmakta ve sinirlenmeye başlamıştır. pompey onlara senatodan onayı geçiremediğini dahi saklamaktadır. isyan tehlikesi vardır. bu bug 1 yıl sürer. pompey'de bu arada senatodan crassus'un vergi kesintilerinin geçmesini engellemekte ve oturumları sürekli erteletmektedir.

    roma cumhuriyeti'nde devletin başı senato tarafından seçilen konsül'dür. senato ise halk tarafından değil aristokrat ailelerin üyelerinden seçilmekte ve üyelik babadan oğula geçmektedir. senatodan bir yasanın geçmesi için oy birliği gerekmektedir. oylama sırasında senatörler ''evet'' anlamında ayağa kalkarlar. tek bir senatör ''hayır'' anlamında yerinde oturursa yasa geçmemektedir. pompey ve crassus birbirlerinin yasaları oylanırken ayağa kalkmayı reddetmektedir.

    caesar çok büyük bir şeye cüret ederek devreye girer ve pompey ile crassus arasındaki ikili düşmanlığı sona erdirmek ve iki tarafın da win-win olacağı yeni bir güç dengesi önerir.: triumvirlik

    onlara ''ikinizde birbirinizden çekiniyorsunuz ve diğerinin konsül olmasına izin vermiyorsunuz. beni konsül yapın, bende 3. güç olarak aranızdaki dengeyi sağlayayım, istediğiniz her şeyi senatodan geçireyim. ayrıca senatörler benden daha az çekinecektir.'' şeklinde bir açıklama yapar. ceasar ile crassus uzun süredir birlikte hareket ettikleri için pompey teminat ister. caesar'da kendi tek çocuğu olan kızını pompey ile evlendirir.

    m.ö 59'da caesar bir anda konsül olur. hayalleri gerçek olmuş bir mucizeyi başarmıştır. sıfırdan gelen bu piyade er 41 yaşında cumhuriyetin en üst pozisyonuna gelmiş ve 1 numaralı adamı olmuştur.

    ama tamamen kukla bir konsüldür. üçlü ekip cumhuriyeti yönetmekte ve kendi servetlerine servet katmaktadır. caesar ve pompey, crassus'un devasa ticari işlerine ortak olurlar. caesar bir anda zengin bir adam haline gelir. hayatında ilk defa zengin olmuştur. hemen kendisine büyük bir saray satin alir ve orada şölenler vermeye başlar. önceden çok sevdiği karısını hastalıktan kaybetmiş olan caesar, çok sayıda kadınla beraber olur. bunların birisi de senatoda koltuğu olan güçlü bir ailenin kızı servillia'dır. kadinin kucuk bir cocugu vardir ve caesar'a hayrandir: marcus junius brutus.

    konsüllerin görev süresi tam 1 yıldır. caesar 1 yıllık konsüllük döneminde, pompey ve crassus'un istediği, ''askerlere toprak'' ve ''vergi indirimi'' yasalarını senatodan geçiremeyince, bu ikilinin baskısıyla roma'da bir terör rejimi kurar. senatörleri tek tek paralı sokak çetelerine dövdürür, evlerinden aldırır. senato bu şekilde yasayı geçirmek zorunda kalır. fakat caesar'a karşı bir nefret başlar. herkes onun kukla olduğunun zaten farkındadır. pompey ve crassus kendi itibarlarını kurtarmak için caesar'ı feda ederler ve kafasını koparırlar. ona 2. dönem için konsül seçilmeyeceğini söylerler. caesar olanlara inanamaz.

    böylece caesar'ın konsüllük macerası sadece 1 yıl sürer. pompey ve crassus ona istediği vilayete vali olarak atanacağını söylerler. gayriresmi üçlü ittifak triumvirlik devam etmektedir. fakat caesar çok büyük haksızlığa uğradığını hisseder ve bazı köprüleri atar.

    galya seferi

    caesar hedeflerine ulaşabilmek, bağımsız, güçlü bir lider olduğunu gösterebilmek, halkın ve senatonun gözünde kahraman olabilmek için tek yolunun, askeri dehasını sahaya sürmek olduğunu düşünür. askeri zaferlere ihtiyacı vardır. fetih yapabilmek için galya sınırında bulunan bir vilayetin valiliğini ister.

    o güne kadar hiçbir romalı generalin ele geçiremediği, yenemediği galya bölgesini fethedecektir. bırakın ele geçirmeyi, roma cumhuriyeti o tarihte galyalılara karşı savunma halindedir. galyalıların geçmişte roma'ya girip şehri yağmalamışlıkları bile vardır. roma'nın en büyük rakibi ve sorunudur. akdeniz kıyılarında büyük bir dominasyonla her yeri ele geçiren roma, avrupa ormanlarında ise fizik olarak güçlü, sebatı yüksek, iskelet yapısı güçlü kelt ırkına mensup galyalılara diş geçirememektedir. galya topraklarını bile hiç bilmemektedirler.

    galya tek bir merkezi krallığın değil bir bölgenin adıdır. fransa ve belçika'nın tamamını, isviçre'nin batısını, hollanda'nın güneyini ve almanya'nın batı sınırlarını içerir. çok sayıda irili ufaklı kabile devletinden oluşmaktadır. inanılmaz savaşçılardır.

    galyalılar toplamda 4 milyon savaşçıya sahiptir. irili ufaklı onlarca barbar devlet birbiriyle sürekli savaş halinde olup, herhangi bir siyasi birlik yoktur. roma, galyalılara karşı sınırını 4 lejyon ile korumaktadır.

    ordusu bile olmayan caesar m.ö 58 yılında sınırı koruyan bu 4 lejyonu yani 20.000 askeri alıp, senatodan izin almadan, kimseye haber vermeden, galya'ya kuzey ve doğudan bir anda girer. 8 yıl sürecek ve benim kişisel olarak 2 kısımdan oluştuğunu düşündüğüm galya seferi başlar. ilk kısım 5 yıl sürer.

    ilk 2 yılda caesar o kadar disiplinli ve organize hareket eder ki, galyalılar daha ne olduğunu anlamadan, tüm galya bölgesinin %50'sini ele geçirir. yüzlerce kabileyi, köyü yok edip üzerinden buldozer gibi geçer. kasırganın ulaşmadığı sadece, galya'nın %50'lik güney ve batı bölümü kalmıştır.

    caesar bu devasa fetihleri yaparken, kendisinden kat be kat büyük savaşçı potansiyeline karşı o kadar organize ve planlı hareket etmiştir ki tek bir ciddi savaş, meydan muharebesi yaşamadan 300.000 kilometrekare toprağı ele geçirip tamamen temizlemiştir. yanyana 2 galya krallığı bile ordularını birleştirememekte, çünkü caesar lejyonerlerini bıçak gibi aralarına sokup, birbirlerinden koparıp tek tek bu krallıkları yok etmektedir.

    caesar öyle paldır küldür ve hızlı bir şekilde de hareket etmemiştir. resmen satranç oynamaktadır. tam anlamıyla satranç. yavaş yavaş , aşama aşama, büyümekte olan bir tsunami gibi gelmektedir.

    bu, tarihin gördüğü en iyi böl ve yönet uygulamalarından biridir. hatta büyük ölçüde, sonraki 2000 yıl tüm generallere referans veren uygulamadır. galyalılar ''romalılar geldi, güçlerimizi birleştirmeliyiz'' bile diyememişlerdir. ele geçirilen yerlere tam anlamıyla yerleşip hakim olunmakta, bazı galya devletleri müttefik olarak alınmakta, geri kalanlar yok edilmektedir.

    caesar askeri tarihe yerinde ikmal kavramını da sokar. roma ikmal hatlarını tamamen bırakmış ve galya topraklarında özgürce hareket edebilmek için yiyecek, içecek ve her türlü ikmali galya topraklarından sağlamaktadır. taktik zekasının dışında, müthiş bir arazi bilgisi, lojistik kabiliyeti ve adam yönetme becerisine sahiptir. yerinde ikmal nedeniyle italya'dan gelen yiyecek standartı ve miktarı güvencesi ortadan kalkmıştır. oldukça riskli bir yöntemdir. askerler ele geçirilen yerlerde ne bulurlarsa onu tüketmekte ve zorlanmaktadır. caesar askerlere gık bile dedirtmemektedir.

    normal şartlarda roma generalleri asla roma ikmal hattından ayrılmaz hatta ele geçirilen yerlerdeki tüm halkı köle haline getirip yol döşete döşete ilerlerlerdi. ele geçirilen yer roma'ya uzanan yol ağına bağlanmadan, teknoloji imkanlarını lojistik olarak mümkün kılmadan riske girmezlerdi.

    arka arkaya gelen zaferlerin ardından, sefer başladıktan 2 yıl sonra caesar nihayet roma'ya bir bilgilendirme yapar. galya kayıtları olarak bilinen bir rapor dizisini dünyanın başkentine yollar. cumhuriyetin seferden haberi bile yoktur. raporları objektif göstermek için kendi ağzından değil 3. ağızdan yazar. böylece galya kağıtları tamamen bir askeri destana dönüşür. resmen kendi tarihini yazar. oldukça ayrıntılı olan raporlarda galya hakkında da derin bilgiler bulunur.

    haberler cumhuriyete ulaştığında sevinçle karşılaşır. caesar'ın popülaritesi artar. insanlıktan nasibini almamış bu barbar topraklara uygarlık götürüldüğü ve gölgelerin içinden güneş ışığına çıkarıldığı havası hakimdir.

    galya zaferi haberlerinin ulaşmasıyla, paralı askerler ve başarı kazanıp cumhuriyet içinde yükselmek isteyen irili ufaklı komutanlar, caesar'ın komutası altına girip galya seferine katılmak için harekete geçip yola çıkarlar .

    bunların içinde en önemlisi süvari subayı marcus antonius'dur. yüksek becerisi ve yetenekleriyle bu andan itibaren caesar'ın tüm hayatı boyunca sağ kolu olacaktır.

    caesar görülmemiş bir hırs ile ilerlemeye devam eder. galya'nın tüm kuzeyini de ele geçirir. artık sadece güneydeki %35'lik kısım kalmıştır. hızını alamayan caesar galya sınırlarının da ötesine geçer. birliklerin britanya ve almanya'ya girmesini emreder.

    zafer haberleri geldikçe, roma'da pompey ve crassus kıllanmaya başlar. ''bu herif galya fatihi olarak dönerse bir daha önünü alamayız. senato ve halk doğrudan bunu konsül yapar'' diye düşünmektedirler.

    pompey ve crassus ayrı ayrı, kendi yöntemleriyle harekete geçerler.

    crassus , caesar'dan esinlenip bir büyük fetih peşine düşer. zaten onun ''fatihliği'' pompey ve caesar'ın gerisindedir. genelde hep parası ve diplomasiyle yürümüştür. şimdi vakit bu açığı kapatma vaktidir. ordusunu toplar ve parthia krallığını fethetmek için ortadoğuya doğru yola koyulur.

    avrupa topraklarında ise caesar yürümeye devam eder. galya seferinin 5. yılında m.ö 53'te galya'nın %80'ini yani 450.000 kilometrekareyi ele geçirir.

    geri kalan son bölgeleri ele geçirmek için ilerlerken, bir galya birliği tarafından çok fena pusuya düşürülürler. az sayıda askerle pusu kurmuş galya birliğini büyük kayıplar vererek zar zor püskürtmeyi başarırlar. caesar ve marcus antonius canlarını zor kurtarır. bu çatışmada 700 roma askeri ölür. böylece caesar galya seferine başladıktan tam 5 yıl sonra ilk mağlubiyetini alır.

    baskını yapan vercingetorix isminde bir galyalı generaldir. bu büyük taktisyen o gün tarih sahnesine çıkar. ve kısa süre içinde sadece bir askeri deha değil aynı zamanda gerçek bir lider ve milyonlarla ifade edilen rakamlarla katliama uğramış galya halklarının ihtiyaç duyduğu kurtarıcıdır.

    vercingetorix tehlikeyi çoktan görmüş ve her anlamda harekete geçmiştir. kendi ordusunun büyüklüğü caesar'ın lejyonlarının yarısından daha azdır. bu yüzden hayatta ve özgür olan tüm galya ordularını bir çatı altında birleştirmek ve galya konfederasyonu'nu kurmak için çalışmalara başlar. diğer krallıklara gözcüler gönderir.

    galya ordularını toplayıncaya kadar caesar'ı durdurmak için ayrıca taktikler geliştirmektedir. çünkü roma lejyonları yenilecek gibi değildir. karşılarında resmen dönemin süper gücü vardır. vercingetorix şartları değiştirmeye karar verir. roma ordularını çözmüştür. caesar'ın yerinde ikmal yaptığını analiz eder ve onu buradan vurmaya karar verir. radikal kararlar alır.

    romalıların yolu üzerindeki tüm yiyecek kaynaklarını imha etmeye başlar. sonra bunu daha geniş alanlarda uygulamaya başlar. işi garantiye almak için güvendeki galya tahıl stoklarını, barınakları, odunları bile yakıp imha eder. onlara bir tahıl tanesi bile bırakmamak için hareket eder. yani aslında yaptığı, 2000 yıl sonra rusların, napolyon ve hitler'e uygulayacağı taktiğin atasıdır.

    fakat bu taktik vercingetorix ve galyalıları da çok zor durumda bırakmaktadır. çünkü galya topraklarında tüm kaynaklar resmen imha edilmektedir. vercingetorix galyalılardan 1 yıl dişlerini sıkıp dayanmalarını ister. ''1 yıl sonra o katil ve tecavüzcü sürüsünden geriye bir şey kalmayacak'' der. roma ordusunun kıtlıktan ölmesi, o olmasa bile askerlerin kazan kaldırıp dağılması amaçlanmaktadır.

    vercingetorix ellerinde kalan tüm yiyecek stoklarını alesia şehrine taşıyıp stoklar ve burada şehirden topladıklarıyla birlikte 80.000 askerle savunmaya oturur. geri kalan galya ordularının gelmesini bekler.

    caesar'da açlık çeken 60.000 kişilik yorgun ordusuyla alesia'ya gelir.

    vercingetorix'un tek şanssızlığı, karşısında tarihin gelmiş geçmiş en büyük askeri dehalarından birinin olmasıdır.

    caesar galyalıların restine rest ile karşılık verir. iki tarafında kıtlık çektiğini bilir ve '' bakalım hangimiz daha uzun dayanacağız açlığa'' diyerek oldukça gaddar bir hamlede bulunur. alesia şehrinin çevresini ağaçlardan kestikleri kütüklerle inşa edilmiş bir duvar ile örer. şehri dört taraftan tamamen hapseder ve beklemeye başlar. vercingetorix yiyeceği bitince mecbur teslim olacaktır. kendisi ise dışarıdan özgürce kaynak bulabilecektir. duvar toplam 17 km. uzunluğundadır. belirli aralıklarla gözlem ve okçu kuleleri bile vardır.

    bu esnada 3200 kilometre doğuda parthia seferine çıkmış crassus büyük bir facia yaşar. yaşanan muharebede, atlı okçulara sahip 10.000 kişilik parthia ordusu, ağır piyadeye dayalı 40.000 kişilik roma ordusunu çok fena kontralamış ve roma ordusu yok olmuştur. 20 bin roma askeri ölmüş, 10 bini esir düşmüş, 10 bini dağılıp gitmiştir. işin daha acısı, crassus canlı olarak ele geçirilmiştir. tipik asya infazı olan, ağzından içeri eritilmiş gümüş veya altın dökülerek idam edilir.

    üçlü yönetim triumvirlik'in bir sac ayağı kırılmıştır ve tüm denge bozulur. caesar ve pompey bir anda karşı karşıya kalırlar.

    crassus'un ölüm haberi roma'ya ulaşır ulaşmaz pompey bu fırsatı kullanır ve güle oynaya konsül seçilir. halk onu sevinçle karşılar. senatoda tam hakimiyet sağlar. caesar, alesia kuşatmasındayken garnizonda kara haberi alır. gelen kağıtta , ''crassus parthia'da öldü, pompey konsül seçildi'' yazmaktadır. caesar'ın artık galya seferini zaferle tamamlamaktan başka çaresi kalmaz. gözünü, hayatında hiç olmadığı kadar karartır.

    vercingetorix'in bu arada yiyeceği bitmek üzeredir. komutanları ona teslim olmaları gerektiğini önermektedir ama o son lokma bitene kadar, son güne kadar bekleyeceklerini ve güneyden büyük galya ordusunun yardıma geleceğini söyleyerek reddeder. vercingetorix'in ordusu isyan etmek üzeredir.

    o esnada caesar bir kötü haber daha alır. hakikatten 250.000 kişilik galya ordusu vercingetorix'e yardıma gelmektedir.

    işte bu noktada hangi general olsa, kuşatmayı anında kaldırır ve ordusunu kurtarabilmek için çekilebildiği hızla geri çekilirdi. ama caesar tarihe geçen bir manyaklık yapar.

    alesia'yı hapsetmek için ördüğü duvarın 1.5 kilometre dışına ikinci bir duvar daha ördürür. vercingetorix'i hapsettiği içteki duvarla bu yeni duvar arasındaki mesafe güney tarafında 1.5 kilometreye genişlerken, bazı noktalarda 600 metreye kadar düşmektedir. bu duvarın da okçu kuleleri vardır. caesar bu duvarı, 250.000 kişilik galya ordusu gelmeden inanılmaz bir hızla inşa ettirmiş, askerlere gece gündüz kereste kestirip duvar ördürmüştür.

    caesar 60 bin kişilik ordusuyla bu iki duvarın arasına girer ve böylece hem vercingetorix'in ordusuna hem de gelmekte olan diğer büyük galya ordusuna karşı arasına duvar koruması kurmuş olur. 2 tarafa karşı aynı anda savunma yapacaktır. bu, tarihin en zor savunması'dır.

    m.ö 52 - alesia muharebesi

    vercingetorix dışarıdan 250.000 galya savaşçısının savaş borularını duyar ve 80.000 askeriyle zafer ve intikam çığlıkları atar. öldürülen katledilen köle yapılan milyonlarca galyalı, tecavüze uğrayan belki yüzbinlerce galyalı kadının intikamı ve geri kalanları kurtarmak için haykırır. romalıların etlerini canlı canlı kemiklerinden ayırmak istemektedirler.

    300-350 bin galyalı savaşçı içerden dışardan duvarlara saldırır. caesar sağlı sollu iki duvarı birden tutmaya çalışmaktadır. iç duvardan vercingetorix'in saldırısını başarıyla püskürttükleri bir anda dış duvarda açılma olur. dıştaki galya ordusu bir gedik açmış ve tüm gücüyle oradan mızrak başını sokup deliği genişletmeye çalışmaktadır. tüm güçleriyle oraya yüklenmektedirler. caesar ve marcus antonius tüm güçleriyle burayı tutmaya gelirler. titus labienus'da duvarı tutmaktadır. bu noktada dış duvara yüklenen vercassivellaunos komutasında 60.000 galya savaşçısı vardır. vercassivellaunos zaten vercingetorix'in akrabasıdır.

    bu noktada caesar askeri tarihe geçen bir şey daha yapar. bu şekilde çivilendikleri taktirde eninde sonunda eriyeceklerdir. düşmanın insan kaynağı çok daha fazladır.

    duvarın başka bir noktasında gizli bir kapı açar. 6000 süvariyi dışarı çıkartır ve süvarileri açıktan dolandırıp vercassivellaunos'u arkadan vurur. galyalılar dışarıda roma süvarilerini görünce paniğe kapılırlar, destek kuvvetlerin geldiğini zannederler. aynı anda duvarı savunan roma lejyonerleri de dışarıya hücum eder. vercassivellaunos tost olur. 6000 roma süvarisi 60.000 galyalıyı darmadağın eder. roma süvarileri, kaçışan galyalıları kilometreler boyu arkadan kovalayıp katleder. galyalılar dış duvarı aşmaya bir daha bu kadar yaklaşamazlar.

    4 gün 4 gece savaşırlar. galyalılar savunmayı bir türlü geçemez geçemez geçemez. inanılmaz zayiatlar verirler. dayanacak halleri kalmaz. savaşta caesar'ın kaybı 12.800 asker iken, galyalıların ölü + savaş dışı yaralı + esir toplam 200.000 kaybı vardır. içeride vercingetorix'in yapabileceği bir şey kalmamıştır. şehir açlıktan ölecektir. yaralılar can cekişmektedir. ve vercingetorix teslim olur. kendisi ve askerlerinin canı bağışlanır. zincire vurulup köle yapılırlar.

    tüm galyayı fetheder. roma tarihinin en büyük fethidir. fransa ve isviçre gibi yerler romalılaşır ve bu sefer ile avrupa'nın temelleri atılır. romalılar, paris ve cenevre gibi şehirler kurarlar.

    konsül pompey bu seferin ardından caesar'a karşı harekete geçer ve senato derhal onu roma'ya çağırır. caesar bu çağrıya uymayıp ordusuyla gelecek ve ardından meşhur caesar - pompey iç savaşı çıkacaktır. romanın o güne kadar ki en büyük iki generali birbirine girer ve caesar'ın tam anlamıyla tarihe geçiş süreci başlar.

    pompey ordusunu toplamak için, yanına senatörleri de alıp italya'nın güney doğusuna inip oradan donanmayla çizmeyi terkedip yunanistan'a gitmeyi amaçlar. caesar onu yakalamak için hiç roma'ya uğramadan doğrudan güneye iner. pompey'in yunanistan'a ulaşmasını engellemeye çalışır. çünkü ulaştığında cumhuriyetin doğusunda bulunan dev ordularını yunanistan'da toplamaya başlayacaktır.

    caesar bu kovalamaca esnasında yine şartları sonuna kadar zorlamış ve akıl almaz bir hızla ordusunu yürütmüştür. rubicon'u geçtiğinde caesar ile pompey arasındaki mesafe 320 kilometredir. pompey gemilere binip yunanistan'a yelken açtığında ise aradaki mesafe 48 kilometreye inmiş haldedir. 3 ay gece gündüz süren yürüyüşe rağmen caesar, rakibini ucu ucuna elinden kaçırmıştır.

    hemen donanma inşa ettirir, zira pompey'in ordusu her geçen gün büyüyecektir.

    tüm gemilerin inşasını beklemeden, ordusunun yarısıyla 11.000 askerle yunanistan'a geçer. pompey o sırada yunanistan'da 45.000 asker toplamıştır. 4 kat büyük ordusu olmasına rağmen caesar'dan çekinip barış teklif eder. caesar reddeder. o sırada ordusunun yarısını bıraktığı marcus antonius 'da yeni inşa edilen gemilerle yunanistan'a geçip caesar'a katılır. artık 20.000 civarı askeri vardır. ve hepsi inanılmaz tecrübelidir. 8 yıllık galya seferinden gelen ordunun iskeletidir ve romanın en güçlü birliğidir. pompey'in ordusu 2 kat büyüktür ama askerleri en son 10 yıl önce savaşmış ve hazır değildir. yapılan meydan muharebesinde caesar yarı büyüklükte orduyla pompey'i ağır bir mağlubiyete uğratır.

    pompey yalnız başına mısır'a kaçar. caesar arkasından mısır'a gider. marcus antonius'u kendisi dönene kadar ülkeyi yönetmesi için roma'ya yollar. mısır'ın çocuk kralı* pompey'in kesilmiş kellesini caesar'a hediye eder. caesar mısır'da uzun zaman geçirecek, çocuk kral ile ablası kleopatra arasındaki iç savaşta, kendi lejyonlarını da getirip iç savaşı bizzat komuta edip kazanacak, kleopatra'yı kraliçe yapacak ve ancak yıllar sonra roma'ya dönebilecektir.
  • ömür boyu diktatör olduğu, cumhuriyet rejimine tehdit olduğu için öldürülmemiştir; yaptığı reformlarının özellikle toprak reformlarının zengin aristokrasinin işine gelmediği için öldürülmüştür.

    cumhuriyetin son zamanlarında roma'da toprak zengin kısımda toplanmıştı. bu zengin, elit kısım topraklarında sadece köleleri -ücretsiz olarak- çalıştırıyordu, bu yüzden halk arasında işsizlik ve açlık fazlaydı. caesar fethettiği yerdeki toprakları * askerlerine dağıttı, ayrıca toprak sahiplerinin çalıştırdıkları işçilerin en az 1/3 lik kısmının halktan seçilmesi gerektiği ilan etti. tabi ki bunun gibi halk için yapılan refomlara genç cato, marcus junius brutus, cicero gibi optimates mensupları karşı çıkmıştır.

    caeser'ın mensubu olduğu populares, pleblerin gücünü arttırmayı; soyluların zenginliğini paylaşmayı amaçlıyordu. bu amaçlar için yaptığı reformlar, fetihler sayesinde caesar, halk arasında çok seviliyordu. güçleri giderek azalan optimates sonunda caesar'ı öldürdü. ilk bıçak darbesini caesar'ın çocuğu gibi gördüğü hain brutus vurmuştu. caesar'ın tamamlayamadığını ise evlatlığı ve yeğeni olan octavian tamamlamış. suikastten sonra ise caesar tanrılaştırıldı ve adı imparatorlara ünvan olarak verildi. brutus ve cicero da layığını buldu.
  • o, brütüse "senle düşman olduğumuzda bile dostluğundan şüphe etmedim" diyor.
    ama brütüs ne yapıyor, cumhuriyet adına doğruyor onu*.
    cumhuriyet dediğin sucuktur be!
  • güç ve iktidar ilişkileri, devlet yönetimi, taht kavgaları, tek adam mitine duyulan nefret, özgürlük, kölelik, ihanet, şiddet, dostluk hakkında bir trajedi. shakespeare doğrudan kralları, imparatorları, devlet görevlilerini hedef aldığı hamlet, macbeth, kral lear, julius caesar gibi trajedilerinde, önplanda saydığımız kavramları incelerken arkaplanda zayıf ve tutkulu insan doğasını, kişisel hırsları, kaypaklıkları ve ikiyüzlülükleri inceler. yapıtlarını unutulmaz kılan da budur aslında. üst tabakalardan aşağı tabakalara, ideal ve faziletlerden korku ve nefret duygularına gidip gelirken müthiş bir denge kurar. olaylar doludizgindir. bir kurgu ustasıdır. aşılamayacak çapta büyük oyunlar yazmıştır. onlardan biri de julius caesar'dır.

    alıntılar:

    "dostluk sıcaktan soğuğa böyle geçer işte.
    dikkat et, hep böyle olur, lucilius.
    sevgi tükenip bezginliğe yüz tuttu mu,
    zoraki nezaket gösterileri başlar.
    açık yürekli, candan bağlı bir insan gösteriş yapmaz."

    "ey akıl! herhalde, insanları bırakıp hayvanlara kaçtın sen, duygu diye bir şey de kalmadı insanoğlunda."

    -- kim görmüş böylesine korkunç bir gökyüzü?
    -- böylesine suç dolu bir yeryüzü görenler.

    "utan, ey çağ! soylu insan yetiştirmez oldun!"

    "bitmeyen kaygıların insan kafasına yığdığı
    türlü korkunç görüntüler kuruntular yok sende:
    derin derin uyursun elbet böyle."

    "uyku bal damlasıdır, tadını çıkar. insanın kafasında dert tasa yoksa, ne hayalet rahatsız eder onu ne hayaller."

    -- hastalığı neymiş?
    -- yokluğum tüketmiş sabrını."

    "ah ruhum keşke gözyaşı olup akabilse."

    "en tuhafıma giden ne biliyor musun?
    insanların ölüme yazgılı olduğunu bilip de
    onu unutup, adı anılınca korkması."

    "insanın ettiği kötülük yaşar ardından, iyilikleriyse toprağa gider kemikleriyle."