şükela:  tümü | bugün
  • jumbo aslında bir filin ismi. doğu afrikadan yakalanıp önce italyanlara, sonra almanlara, ordan fransızlara, buradan ingilizlere satılıyor. ingilterede manyak popüler olunca p. t. barnum satın alıp amerika'ya götürüyor. hatta ingilizler bu kadar iconic bir şeyin abd'ye taşımasına kıl oluyor adamı dava ediyorlar falan ama adam kazanıyor, parasını saymış tıkır tıkır.

    burada o sirk senin bu sirk benim geziyor. dünya'nın ilk superstar hayvanı oluyor. slogan da muazzam: "the children's giant pet"

    gel zaman git zaman kanada'da bir tren kazasında ölüyor kendisi. bütün dünya deli gibi üzülüyor ve bir kesim uzun süre barnum'u zan altında bırakıyor, "jumbo'yu gözünden vurduğu" iddia ediliyor. sonra otopsi yapılıyor, öyle olmadığı anlaşılıyor. hatta barnum demiryolu firmasını da dava ediyor ama düşük bir ücrete anlaşıyor, çünkü turun geri kalanında adamın sirk'ini bu firma taşıyacak...

    zavallı jumbo öldüğünde sadece 25 yaşında (afrikalı filler 60-70 yıl yaşıyor). öldükten sonra kemikleri sergileniyor vs. ama unutulup gidiyor. garip bir biçimde ingilizce'ye sonradan "çok büyük" anlamında bir sözcük olarak yerleşip kalıyor. bugün mesela bilişimde de teknik terim olarak kullanılıyor oluşu gayet tatlı. (bkz: jumbo frame) hadoop veya postgresql gibi teknolojilerin logosunda fil olması uzaktan ilintilidir gibime geliyor.

    jumbo isminin nereden geldiği bilinmiyor ama wikipedia'ya göre birkaç olasılık var. batı afrika (manginko) tribelarının kutsal adamlarından (tanrı diyebiliriz) mumbo jumbo isminden gelmiş olabilir diyorlar. özellikle barnum'un bir gorile mumbo ismini vermiş olması da bunu ikna edici kılıyor.

    disney'in meşhur dumbo'su da jumbo'dan esinlenilmiştir. hatta dumbo'nun annesinin ismi aslında mrs. jumbo'dur, çocuğuna da jumbo jr. ismini koyar (kendisinin film boyunca duyduğumuz tek repliğidir) ancak koca kulaklarıyla alay edenler kendisine dumbo ismini koyar vs.
  • çatal bıçak takımını james bond çantası içinde satıyorlardı eskiden, halen öyle midir bilmem. küçükken çok oyuncaktı bu takım. annenin ortalarda olmadığı vakitler sandalye üzerine koyulan minderler yardımıyla kafayı bacağı kırılma tehlikesine atarak indirilirdi vitrinden. evcilik baymaya başlayınca daha heyecanlı oyunlara malzeme olurdu fakat o şifreler bir türlü işe yaramazdı, kaça çevirirsen çevir tak diye açılırdı çanta, kıl ederdi adamı. çeyizime de koymuş annem bi tane, çocuklarım oynayacak kısmetse.
  • uzak ara türkiye nin en iyi metal mutfak eşyalarını üreten firma.evet biraz pahalıdır ama kesinlikle o verdiğiniz ücrete değer(üretim hattını gezmiş biri olarak söylüyorum).hisar,karaca gibi firmalar çelik üretiminin önemli bir kısmını çin e yönlendirirken jumbo inatla türkiye de üretime devam etme ısrarını sürdürmektedir.
  • çatal bıçak ve tencerelere benzin koyup kullanabildiğimiz bir dünyada, kalite ve zarafet açısından tek rakibi rolls royce olurdu.
  • yiyeceğinizi parçalara ayırdıktan sonra bıçağınızı üstüne koymanız için yarım pil şeklinde bıçaklıktan, süzgeci kendinden çaydanlığa, fiyatı 3500ytl*'ye varan porselen takımlarından, çelik peçeteliğe kadar gereksiz ve pahalı ev eşyaları üreten çatal bıçak ve yemek takımı markası. ayrıca katiyen sanıldığı kadar kaliteli değil.
  • 10 yıl önce aldığım düdüklü tencerenin kapağı bozulunca mh. ni aradığımda üretim olmadığı için kapak göndermeyeceklerini belirtip, müşteri memnuniyetini esas aldıklarını bu nedenle kapağı iade alıp, yerine 150 tl'lik hediye çeki veren kaliteli firma.

    düdüklü tencerenin tenceresine ise 50 yıl garanti verdiğini belirtmek isterim.
  • yıllar yılı şu jumbo denen çatal bıçak firmasının, alete edevata mahfaza niteliğindeki çantası üzerinden bir reklam yapmasını istedim durdum. evet bu büyük oranda içimden gerçirdiğim birşeydi yani hiç tutup da info@jumbocatalbicakcilik.com benzeri bir adrese mail atıp önerimi sunmak içimden geçmedi. ama bu beni rahatsız eden birşey. tvde her gün ve her saniye o güne değin aklıma hiç gelmemiş onlarca ve yüzlerce reklam izlerken, aklıma gelen bir fikrin filme alınmaması beni üzmekteydi. o fikir şu: şimdi bu adamlar ürünlerini alenen bond çantası içinde satıyor, sunuyorlar. o halde bu motif rahatlıkla gizlilik ve değerlilik kavramları üzerinden değerlendirilebilir. yani bir takım adamlar ellerinde bu çantayla şehrin dehlizlerinde dolaşsın, bir kısmı da çantanın peşinden koşsun. aksiyon ve türlü atraksiyondan sonra çanta ele geçirilsin ve sonunda pulp fiction misali çanta açılsın, arkadan sadece ışığı görünsün. sonra da anlayalım ki tüm o kavga hile hurda yemekleri daha nezih ve aristokratça yiyebilmek için verilmiş bir savaşmış meğer. bir arkadaş bu fikrin ürünün hedef kitlesiyle uyumlu olmayacağını söylemişti. ama ben diyorum ki ben neden hedef kitleden birisi olmayayım, ben bu reklamdan etkilenirim arkadaş. ha şimdi artık geçti etkilenmem ama etkilenirdim yani. bir ev hanımı olsam mesela "aa jumbo ne değerliymiş" derdim kesin diye de düşünmüyor değilim. ama bazen "benim çatal bıçakla ne işim var" diye de düşünüyorum tabii.
  • hollanda'da bir market zinciri.
  • satış sonrası müşteri memnuniyetinde sınıfta kalmıştır.

    şubat başında satın aldığım, şubat ortalarında teslim aldığım ürünü geçtiğimiz hafta sonu kutusundan çıkarıp yıkayıp kaldırmak istedim. ancak ürün 84 parça olması gerkirken 80 parça olarak kutudan çıktı.

    normal bir birey olduğum için endişelenmeden satın aldığım şubeyi aradım ve durumu bildirdim. tabi bu sırada eksik olan ürünümün tamamlanacağı konusunda güvenim tam. çünkü günümüz şartlarında herhangi bir normal firma, eksik çıkan ürününü tamamlama refleksini göstererek müşterisini memnun etmeyi hedeflemektedir.

    her neyse. konu jumbo merkezine aktarıldığında, bana geri dönüşlerinde, eksik ürünün tamamlanmayacağını, 30 günlük sürenin dolması sebebiyle yasal bir sorumlulukları olmadığını, istersem ürünlerin tek satıldığını ve satın alabileceğimi, ürünlerin bana teslim edilirken şube tarafından kontrol edilmiş olması gerektiğini (bu kısmı neden benim problemim bilmem), ücretsiz olarak ürün gönderimi yapılamayacağını çünkü prosedürlerinin bu şekilde olduğunu bildirdiler.

    çok güzel. bir şirket olarak prosedürleri mevcut ve prosedürlerine uygun olarak iş yapmaktalar. iso 9001 kapsamında bu bir başarıdır. ayrıca söz konusu olan müşteri memnuniyetiyken neden önemli olduğunu anlayamadığım bir biçimde, 30 günlük yasal sürenin dolması sebebiyle de bir şeyler yapmak zorunda değiller. bu durumda jumbo'yu rahatsız etmesi gereken bir durum yok.

    fakat, insan şunu düşünüyor: bana iletilmeyen 4 parça ürünün maliyeti ortalama 15 lira olsun. hadi abartalım, çok kalitelidir, 1'er tatlı kaşığı, çatalı, bıçağı ve çay kaşığının maliyeti jumbo için 30 lira olsun. bana zaten gönderilmemiş olan, yani envanterinden zaten çıkmamış olan 4 adet ürünü bu firma bana göndermeyerek 30 lira kara geçmiş olsun.

    peki ben neden gidip, kırk yılda bir misafir geldiğinde kullanmak için (ki bence de gereksiz bir ürün olmasına rağmen) jumbo'dan çatal bıçak seti almıştım? yalnızca annem de jumbo çatal bıçak takımı kullandığı için... bu benim için pozitif algı yaratan bir durum. yoksa jumbo'nun kalitesine veya modellerine özellikle hayranlık duyuyor değilim. peki bugün ne oldu? algımı negatif yönde değiştirmeyi başardılar. bunun jumbo için negatif etkisi var ya da yok, o belli olmaz.

    tabi burada problem ürünün eksik çıkması değil. ilk tepki olarak "yasal sürenin" dolduğunun belirtilmesi. kim 4 parça teneke için dava açar ki? işin yasal kısımla ne alakası var? müşteri memnuniyeti için illa yasaların mı bir şirketi mecbur kılması gerekli? ne saçma.

    neticede o set eksik kalsın. ancak kendilerinden tekrar alış veriş yapamayacağım. bizde de prosedür bu şekilde ne yazık ki.
  • sade ve şık yemek takımları ureten nadir firmalardan biri. en azindan tuhaf yaldizlar, cirkin desenler yok. catal bicak takimlarini da cok seviyorum. satis danismanlari da ilgili ve yardimsever. ote yandan internet siteleri maalesef islevsiz ve fiyat sisirip duruyorlar. hic o fiyattan satmamis olmalarina ragmen sanki urunu yari fiyatina indirmis gibi gosterip satisa sunuyorlar.ayni sey urunlerinin satildigi karaca ve cookplus sitelerinde de gecerli.