şükela:  tümü | bugün
  • uyarıyorum, sandalyeden bakmayın zira kesin düşersiniz.

    görsel
    puahahahhahahhha

    ekleme: kaynak antudan wesley nickli bir taraftar.
  • bu adamın türkiye'de herhangi bir kulübe imza atacağını düşünenleri gördükçe, insan akp gibi bir partinin iktidarda kalmasına şaşırmıyor haliyle.

    city, madrid, bayern, united ya da arsenal'den birine gidecek reyizdir.
  • zeit'a verdiği röportaj aşağıdadır: (sizler için çevirdim efendim)

    soru: sayın klopp, borussia müthiş bir şampiyonlar ligi sezonu oynadı, fakat bundesliga şampiyonluk yarışında bayern'in 12 puan gerisinde üçüncü sırada. ligin ikinci yarısında nelerin daha iyi olması gerekiyor?

    jürgen klopp: aslında ilk yarıda takımın performansı iyiydi. ama sonunda bundan yalnızca 30 puan çıkarabildik. bence biraz daha fazla puan almayı hak ediyorduk. bunun sebebi topsuz oyunda eskisi kadar konsantre olmamamızdı. bu durumu değiştirmek istiyoruz. en iyi örnekler şampiyonlar ligindeki maçlarımızdı. bu maçlarda topsuz oyunumuz olağanüstüydü.

    soru: takım kendi liginde neden ivmesini kaybetti?

    klopp: zaman zaman bu şekilde iniş çıkışların gerçekleşmesini anlaşılabilir buluyorum. sonuçta oyuncularım da insan. insanlar bazen gereklilikleri unutabilir. bundan dolayı birkaç kere cezalandırıldığımız oldu. diğer yandan birçok maçta da neyi başarabilecek kapasitede olduğumuzu da gösterdik. şimdi bunu her maçta sergileyecek duruma gelmemiz gerekiyor. bunu başardığımız zaman başarılı bir ikinci yarı oynayabiliriz.

    soru: sezonun ikinci yarısında saldırmak istediğinizi açıklamıştınız. bayern'liler bu durumdan korkmalı mı?

    klopp: hayır. bayern'e karşı on iki puanlık farkı kapatabileceğimizi sanmıyoruz. bu saçmalığın daniskası olurdu. saldırmak istiyoruz derken kastettiğimiz başkaydı: her maçta, her hafta sonu ve her kulvarda saldıracağız. elimizden gelen en iyi ikinci yarıyı oynayacağız. şampiyonlar liginin sekizde bir finalinde donetsk'e karşı turu geçen taraf olmak ve kupada bayern'i eleyip tur atlamak. bunlara şeker gibi kuralar diyemeyiz ama hepsini başarmamız mümkün.

    soru: bu noktadan sonra bayern'den şampiyonluk alınamaz mı?

    klopp: tabii ki alınamaz. bayern'den şampiyonluğu sizin almanız mümkün değil. yalnızca onlar şampiyonluğu başkasına hediye edebilir. ve korkarım böyle bir şey yapmayacaklar. şimdi kafamızı bununla yormamamız lazım. birinci hedefimiz onlar için ikinci yarıyı mümkün olduğunca zor hale getirmek. zaten 'sadece ve sadece şampiyon olmak amacıyla bundesliga'da mücadele edersek kendimizi tatmin olmuş hissederiz' gibi bir şey deseydik bu çok trajik olurdu.

    soru: borussia'nın hedeflediği belli bir hedef, puan tablosunda istediğiniz belli bir sıra var mı?

    klopp: ikinci sıra süper olurdu. üçüncü sıra da vasatın üstünde olurdu. bundan daha düşük sıralarda ise kendimizi pek iyi hissetmeyiz. bu sezonda en azından 'ikinci güç' olarak hedefimize ilerlemek istiyoruz. fc bayern'in şu anda elinde olan imkanlara bakıldığında bunu kabul etmemiz lazım. leverkusen de çok zorlu bir rakip. frankfurt da bu sezon çok ses getiren futbol oynuyor. bunların yanı sıra başka bazı kulüpler de zirveyi zorlayabilir. o yüzden ikinci yarıya hemen ağırlığımızı koyarak başlamak istiyoruz, yavaş yavaş formumuzu bulmak istemiyoruz.

    soru: borussia'nın son yıllardaki başarısı, bayern'in politikalarını ne ölçüde etkilemiş olabilir?

    klopp: ilk yarı gösterdi ki biz -matthias sammer'in yaptığı etkiden de fazla- münih'lilerin gemi azıya almalarına yol açtık. başarılı olmamız bayern'lileri silkeleyip bilinçlerini açtı. eskiden olduklarından daha da iyi olmalarına sebep oldu.

    soru: bayern'inkine benzer bir kulüp politikasına geçmek bvb için nelere yol açar? yani genç yeteneklerdense olgunlaşmış yıldızları oynatmak?

    klopp: geçende bir yerlerde okudum. bayern'e cevap vermek için 40 milyon euro'luk bir transfer harekatı planladığımızı yazmışlar. ama biz öyle bir şey yapmayacağız. kendimizi geliştirmeye devam edecek miyiz? tabii ki. ama fc bayern'in yaptığı gibi değil. bu bizim kulüp için yanlış yola girmek olurdu. çünkü bayern'in her zaman daha iyi imkanları var. onlar için eskiden olduğumuzdan daha da zorlayıcı ve rahatsız edici bir rakip olmak istiyoruz. sportif açıdan bunu başardık, finansal açıdan da bu kulüp gayet mükemmel bir yolda. fakat bir teknik direktör yönetimden fantastik transferler isteyip de bu gidişatı tehlikeye atmamalı.

    soru: fakat transferlerde daha fazla harcama yapabiliyor olsanız bu mevkidaşınız heynckes gibi sizi de şevke getirmez mi?

    klopp: ben de tabii ki bir falcao bize gelsin isterim, ama böyle oyuncuların ücretini ödemek mümkün değil. kadromuzu mükemmele yaklaştırmaya her zaman varız. ama genel yaklaşımımızda daha uzun yıllar boyunca hiçbir şey değişmeyecek. çünkü bizim için 19 yaşında gençlerin aynı anda bundesliga'yı ve almanya kupasını kazandıklarını görmek hem çok daha akılcı, hem de o zaman yaşadığımız sevinç çok daha fazla oluyor. günümüz dünyasında böyle bir şeyle pek sık karşılaşmıyorsunuz.

    soru: her şeye rağmen bvb iki çok önemli oyuncusuyla sözleşme uzatmayı başardı. sven bender ve neven subotic'in bvb için önemi ne kadar büyük?

    klopp: her ikisi de muazzam önemli. böyle gençler gelecekte de kendilerini bu kulüpte göstermek istiyor ve ben bu kadar cazip bir kulüp olduğumuza çok seviniyorum. götze, reus, hummels, blaszczykowski, gündoğan, subotic ve bender gibi oyuncular tüm dünyanın ilgisini çekiyor olmalarına rağmen bilinçli bir şekilde bizi tercih ediyorlar. yabancı kulüplerin bu oyuncuları alabilmek için masaya koydukları meblağları düşünürsek oyuncuların kulüpten gitmeleri kaçınılmaz son diye düşünülebilir ama öyle olmuyor. bu keratalardan biri ne zaman bizimle sözleşmesini uzatsa, benim için adeta ikinci bir doğum günü kutlaması oluyor.

    soru: bazı teknik direktörler kadrolarında daha fazla gelen-giden oyuncu olmasını tercih eder. bu kadar çok sözleşme uzatan oyuncunuz olması sevindirici, fakat bir yandan gelecek için de bir tehlike görmüyor musunuz? uzun süreler aynı oyuncularla beraber çalışırsanız o eski büyünün bozulabileceğine dair?

    klopp: futbolda bazen bu şekilde düşünenler de olur. fakat ayrıntıya dikkat ettiğinizde göreceksiniz ki büyük avrupa takımlarının -biz bunların arasında henüz yokuz- ezici çoğunluğu kadrolarını muhafaza ediyor. bunun yanı sıra gençlerimizin aklını çelebilecek bir sürü farklı alternatif de mevcut değil. 'bu civardaki her kulüp onlara westfalen gibi bir stadyumu sunabilir' diye bir durum yok. ya da 'bu kulüpte bundesliga şampiyonu olabilirsin, almanya kupasını kazanabilirsin' diyebilecek yirmi-otuz tane kulüp yok. uzun vadede belki bir gün uluslararası bir kupa kazandırabilecek bir kulüp de yok. ya da bu kadar güvenilir bir kulüp. temeliniz böyle sağlam olunca oyuncu olarak sizin büyümeniz de daha rahat olur.

    soru: fakat dediğiniz şey robert lewandowski'de işe yarayacak gibi görünmüyor. yazın kulüpten ayrılacağından endişeli misiniz?

    klopp: bunu şimdiden öngöremem. robert fantastik bir oyuncu. bugün dünya çapında en büyük kulüpler arasında bir anket yapsak, hangi futbolcuyu kadronda görmek isterdin diye, en çok lewandowski'nin adı geçerdi. elinde böyle mükemmel oyuncular olanların, başkalarının da onu fark edebileceği ve teklifler sunabileceği gerçeğiyle yaşamayı öğrenmesi gerekir.

    soru: bvb böyle bir durumda onu elinde tutabilmek için tüm imkanlarını zorlamak zorunda mı kalır?

    klopp: biz de ona fındık fıstık vermeyeceğiz tabii ki, hak ettiği ücreti vermeye hazırız. fakat bu durumda mevzu sadece para değil. biraz da oyuncunun nerede yaşamak, kendini göstermek istediğine bağlı. buna saygı duymak gerekir. bazen tarafların vedalaşıp ayrılması gerekir. bir arada daha fazla yürütemeyeceğimize dair işaretler gördüğüm günler gelirse, bununla yoğun bir şekilde ilgileniriz. şu anda böyle bir durum yok.
  • fenerbahçe'ye gelse bile başarılı olamayacak teknik adamdır. canım fenerbahçem'de işler alamanya'daki gibi yürümez. şimdi bu adam geldi diyelim. ne yapacak ?! takıma bir felsefe getircek, alt yapıdan üst yapıya planlama yapacak, (planlama, uzun dönem yatırımları filan bizi bozar) üç kuruşluk yıldızları eleyip bir takım yaratmaya çalışıcak. hem mental hem teknik anlamda futbolcuların kişisel gelişimleri vs. vs. bişiler... anladınız işte konuyu uzatmaya gerek yok. hah işte tam bu anda aziz başgan içeri dalacak ve "caner sen şimdi sağa geç , selçuk bak sen az koşuyorsun daha çok koş, emre sen de üçlük at üçlük atınca kazanıyorsunuz !!" filan diyecek.

    baştaki değişmeden takımın başına klopp gelse ne yazar, bizim bakkal efendi geçse ne yazar.
  • player's tribune dergisine yazmış olduğu yazı, sadece futbola dair değil, hayata dair de çok şey içeren üstün alman harikası.

    (yazıyı ingilizce bilmeyenler ve/veya ingilizce okumak istemeyenler için elimden geldiğince çevirdim, aşağıda bulabilirsiniz. bir hatam olmuşsa affola.)

    * * *

    - belki de hayal kuruyorum -

    hafif utanç verici bir hikayeyle başlamak zorundayım. çünkü korkarım, bazen dışardaki dünya futbolculara ve teknik direktörlere tanrı’ymışçasına ya da benzer şekilde bakıyor. bir hıristiyan olarak sadece tek tanrı’ya inanırım ve sizi temin ederim ki, tanrı’nın futbolla işi olmaz. gerçek şu ki, hepimiz hata yaparız, sürekli. ve ben genç bir teknik direktörken çok hata yaptım.

    bu, o hikayelerden biri.

    2011 yılına geri gitmemiz gerek. borussia dortmund takımımla bayern münih’le oynuyorduk. ligdeki dev bir maçtı. münih’te 20 küsur yıldır kazanamamıştık. filmlerden oldukça çok ilham alırım, o yüzden ne zaman çocuklarımı motive etmem gerekse rocky balboa’yı düşünürüm. bence rocky 1, 2, 3 ve 4’ü tüm dünyada devlet okullarında göstermeliler. alfabeyi öğrenmek gibi olmalı. eğer bu filmleri izler ve bir dağın zirvesine tırmanmak istemezseniz, o zaman sizde bir sorun olduğunu düşünürüm.

    neyse, bayern’le oynayacağımız maçtan önceki gece tüm oyuncularımı takım konuşması için otelde topladım. çocukların hepsi oturuyordu. bütün ışıklar sönmüştü. onlara durumu söyledim: “dortmund münih’te son kazandığında çoğunuzun altında hala çocuk bezi vardı.”

    sonra videodan rocky 4’ten bazı sahneler göstermeye başladım. ivan drago’nun olduğu hani. bence tam bir klasik!

    drago koşu bandında koşuyor, büyük bilgisayar ekranlarına bağlı ve bilim insanları onu inceliyor. hatırlıyor musunuz? çocuklara dedim ki: “gördünüz mü? bayern münih, ivan drago. her şeyin en iyisi! en iyi teknoloji! en iyi makinalar! durdurulamaz!”

    ardından rocky’i sibirya’da küçük ahşap kulübesinde çalışırken görürsünüz. çam ağacı kesiyor, karda kütük taşıyor ve dağın zirvesine koşuyor.

    ve dedim ki çocuklara: “gördünüz mü? bu biziz. biz rocky’iz. evet, daha küçüğüz. ama tutkumuz var! bir şampiyonun yüreğine sahibiz! imkansızı başarabiliriz!!!!!”

    devm ettim de ettim, sonra bir noktada tepkilerini görmek için çocuklarıma baktım. sandalyelerinin üzerinde, sibirya’da bir dağa koşmaya hazır, tamamıyla çılgına dönmüş olmalarını bekliyordum.

    ama herkes öylece oturmuş, ölü gözlerle bana bakıyordu.

    tamamiyle bomboş.

    cırcır böceklerini duyabilirdiniz.

    bana “bu manyak neden bahsediyor?” gibisinden bakıyorlardı.

    sonra farkına vardım: “dur bir dakika. rocky 4 ne zaman gösterime girmişti? 1980’ler miydi? bu çocuklar ne zaman doğdular ki?”

    sonunda dedim ki: ”bir dakika, çocuklar. lütfen rocky balboa’nın kim olduğunu biliyorsanız elinizi kaldırın.”

    sadece 2 el havaya kalktı. sebastian kehl ve patrick omowoyela.

    geri kalan herkes, “ı-ıh. kusura bakma patron.”

    bütün konuşmam – saçmalıktı! bu, sezonun en önemli maçıydı. belki de bazı oyuncuların hayatlarındaki en önemli maçtı. ve teknik direktör son 10 dakikadır sovyet teknolojisi ve sibirya hakkında bağırıp çağırıyordu! hahahaha! inanabiliyor musunuz?

    bütün konuşmama baştan başlamam gerekti.

    görüyorsunuz ya, bu gerçek hikaye. hayatta da gerçekte olan budur. bizler insanız. bazen kendimizi küçük düşürürüz. bu böyledir. futbol tarihindeki en muhteşem konuşmayı gerçekleştirdiğimizi düşünürüz ama aslında konuştuğumuz saçmalıktan ibarettir. ama ertesi gün kalkarve devam ederiz.

    bu hikayenin en garip yanı ne, biliyor musunuz?

    maçı kazandık mı, kayıp mı ettik, gerçekten emin değilim. bu konuşmayı 2011’de, 3-1 kazandığımız maçın öncesinde yaptığımdan oldukça eminim, böyleyse bu hikayeyi daha da iyi hale getirir! ama yüzde 100 emin olamıyorum.

    insanların futbolla ilgili hiçbir zaman anlamadığı bir şey bu.

    skorları unutursunuz. onları hep karıştırırsınız.

    ama o çocuklar, hayatımın o dönemi ve bu küçük hikayeler… onları asla unutmayacağım.

    dün gece fifa en iyi erkek teknik direktör ödülünü kazanmaktan onur duydum ama aslında sahnede bir ödülle tek başıma durmaktan hoşlanmıyorum. bu oyunda başardığım her şey, çevremdeki insanlar sayesinde. sadece oyuncularım değil, ailem, oğullarım ve en başından, ben çok, çok ortalama biri olduğum zamanlardan beri benimle olan herkes.

    dürüst olmam gerekirse, ben 20 yaşındayken gelecekten biri gelip hayatımda olacak her şeyi söyleseydi inanmazdım. michael j. fox’un kendisi uçan kaykayıyla uçarak gelip bana neler olacağını söyleseydi, bunun imkansız olduğunu söylerdim.

    20 yaşımda hayatımı tamamen değiştiren bir anı tecrübe ettim. ben kendim daha bir çocuktum ama aynı zamanda yeni baba olmuştum. mükemmel zamanlama değildi, açık konuşalım. amatör olarak futbol oynuyor ve gündüzleri de üniversiteye gidiyordum. okul masraflarını karşılayabilmek için sinema salonları için filmleri saklayan bir depoda çalışıyordum. ve dışardaki genç insanlar için söylüyorum, dvd’lerden bahsetmiyoruz. 80’lerin sonuydu, her şeyin daha bobinlerde olduğu zamanlar. kamyonlar yeni filmleri almak için sabahın 6’sında gelir, biz de o devasa metal film kutularını yükler ve indirirdik. ben-hur, vs. gibi 4 bobinli bir şey göstermedikleri için dua ederdiniz. bu, sizin için kötü bir gün olurdu.

    her gece 5 saat uyurdum, sabah depoya giderdim, sonra da gündüz derse giderdim. gece de antrenmana gider, sonra eve gelir ve oğlumla biraz zaman geçirmeye çalışırdım. zor zamanlardı. ama bana gerçek hayatı öğretti.

    genç yaşta çok ciddi birine dönüşmek zorunda kaldım. bütün arkadaşlarım gece bara gitmek için ararlardı ve vücudumdaki bütün kemikler “evet! evet! gitmek istiyorum!” demek isterdi. fakat elbette gidemezdim çünkü artık sadece kendim için yaşamıyordum. yorgun olup öğlene kadar uyumak istemeniz bebeklerin umurunda olmaz.

    dünyaya sizin getirdiğiniz başka bir küçük insanın geleceği hakkında endişelenmektir asıl endişe. asıl zorluk budur. futbol sahasında olan hiçbir şey bununla karşılaştırılamaz.

    bazen insanlar bana niye sürekli gülümsediğimi soruyorlar. hatta kaybettiğimiz bir maçtan sonra bile bazen hala gülümsüyor oluyorum. çünkü oğlum doğduğunda futbolun ölüm-kalım meselesi olmadığını anladım. hayat falan kurtarmıyoruz. futbol, sefalet ve nefret saçması gereken bir şey değil. futbol ilham ve mutluluk anlamına gelmeli, özellikle de çocuklar için.

    küçük yuvarlak bir topun birçok oyuncumun hayatı için neler yapabileceğini gördüm. mo salah, sadio mane, roberto firmino gibi oyuncuların, çocuklarımın çoğunun kişisel yolculukları kesinlikle inanılmaz. almanya’da genç bir erkekken karşılaştığım sorunlar, onların üstesinden gelmek zorunda kaldıklarının yanında hiç kalır. kolayca pes edebilecekleri o kadar an oldu ama onlar bırakmayı kabul etmediler.

    onlar tanrı değiller. sadece hayallerinden asla vazgeçmediler.

    bence futbolun yüzde 98’i hatalarla başa çıkmak ve ertesi gün hala gülümseyebilmek ve oyundaki mutluluğu bulabilmekle alakalı.

    en başından beri hatalarımdan ders alıyorum. ilkini hiç unutmayacağım. 10 yıl boyunca oyuncusu olduğum mainz’da 2001’de teknik direktörlük görevini devralmıştım. sorun, çocukların hepsinin hala arkadaşım olmalarıydı. bir gecede patronları olmuştum. bana hala “kloppo” diyorlardı.

    ilk maçın kadrosunu açıklayacağım zaman, yapılacak en doğru şeyin bunu gidip her oyuncunun yüzüne söylemek olduğunu düşünmüştüm.

    eh, bu çok kötü bir plandı çünkü otel odalarımız çift kişilikti.

    şimdi hayal edin. ilk odaya giriyorum, iki oyuncuyu da yatağa oturtuyorum ve birine dönüp diyorum ki “yarınki maçta ilk 11’desin.”

    diğerine dönüp “maalesef sen yarınki maçta ilk 11 değilsin.” diyorum.

    planımın ne kadar aptalca olduğunu ikinci oyuncu gözlerimin içine bakıp da “ama… kloppo… niye?” diye sorduğunda anladım.

    çoğu zaman bir cevap yoktur. tek gerçek cevap “sadece 11 oyuncuyla başlayabiliriz”dir.

    maalesef bunu 8 kere daha yapmak zorunda kaldım. çift kişilik 9 odada kalan 18 oyuncu. iki adam yatakta oturuyor, “sen sahadasın, sen değilsin.”

    her defasında: “ama… kloppo… niye?”

    hahahah! acı vericiydi!

    bu, teknik direktör olarak boka bastığım birçok seferin ilkiydi. ne yapabilirsiniz? sadece bir peçete kapar, boku temizler ve ondan ders almaya çalışırsınız.

    eğer hala bana inanmıyorsanız, şunu düşünün: bir teknik direktör olarak en büyük zaferim bile bir felaketten doğdu.

    geçen sezon şampiyonlar ligi’nde barcelona’ya 3-0 kaybetmek akla gelebilecek en kötü sonuçtu. rövanş maçına hazırlanırken takım konuşmam oldukça netti. bu kez rocky yoktu. çoğunlukla taktiksel konuştum. ama ayrıca onlara gerçeği de söyledim. dedim ki, “dünyadaki en iyi golcülerden ikisi olmaksızın oynamak zorundayız. tüm dünya mümkün olmadığını söylüyor. dürüst olalım, büyük ihtimalle imkansız da. peki bu, siz olduğunuz için mi? siz olduğunuz için bir şansımız var.”

    buna gerçekten inanıyordum. konu, onların futbolcu olarak teknik becerileri değildi, insan olarak kim oldukları ve hayatta üstesinden gelmek zorunda kaldıkları her şeydi.

    eklediğim tek şey “başarısız olacaksak da olabilecek en güzel şekilde başarısız olalım”dı.

    tabii ki benim için bunları söylemesi kolay. ben sadece taç çizgisi kenarından bağıran adamım. futbolcuların bunu gerçekten yapması çok daha zor. ama bu çocuklar ve anfield’daki 54.000 kişi sayesinde imkansızı başardık.

    futbolun güzelliği şu ki, hiçbir şeyi tek başına yapamazsınız. hiçbir şeyi, inanın bana.

    ne yazık ki, şampiyonlar ligi tarihindeki en inanılmaz anı… aslında görmedim. belki de bir teknik direktörün hayatı için bu iyi bir metafor. bilmiyorum. ama trent alexander-arnold’un saf dehasını tamamen kaçırdım.

    topun kornere çıktığını gördüm.

    trent’in korneri kullanmak üzere yürüdüğünü gördüm. shaqiri’nin onun peşinden gittiğini gördüm.

    ama sonra arkamı döndüm çünkü oyuncu değişikliğine hazırlanıyorduk. yardımcımla konuşuyordum ve… biliyor musunuz, her aklıma geldiğinde tüylerim diken diken oluyor… sadece sesi duydum.

    sahaya döndüm ve topun kaleye girdiğini gördüm.

    tekrar yedek kulübesine döndüm ve ben woodburn’a baktım. “demin ne oldu öyle?!” dedi.

    ben de dedim ki “hiçbir fikrim yok!”

    anfield – pof – tam anlamıyla çılgına dönmüştü. yardımcımı zar zor duyuyordum. bağırıyordu “ee?... değişikliği yine de yapıyor muyuz?”

    hahahaha! böyle dediğini asla unutmayacağım. bu hep benimle birlikte olacak.

    düşünebiliyor musunuz? 18 yıl teknik direktörlük yaptıktan, milyonlarca saat maç izledikten sonra bir futbol sahasında olmuş en ucuz şeyi kaçırıyorum. o geceden beri, divock’un golünün videosunu herhalde 500.000 kez izlemişimdir. ama şahsen, sadece topun ağlarla buluştuğunu gördüm.

    maç sonrası kendi küçük odama gittiğimde bir yudum bile bira içmedim. ihtiyacım yoktu. orada, bir şişe suyla sessizlik içinde oturdum, sadece gülümsüyordum. kelimelerle tarif edebileceğim bir duygu değildi. eve döndüğümde ailem, arkadaşlarım, hepsi evimizde kalıyordu ve herkes büyük bir parti modundaydı. ama ben duygusal olarak o kadar yorulmuştum ki tek başıma yatağa gittim. vücudum ve zihnim tamamen boştu.

    hayatımın en güzel uykusunu çektim.

    en güzel an, ertesi sabah uyanmak ve şunun farkına varmaktı: “bu hala gerçek. bu sahiden de oldu.”

    benim için futbol, sinemadan daha ilham verici tek şey. sabah uyanıyorsunuz ve sihir tamamen gerçekmiş. sahiden de drago’yu yere sermişsiniz. bu gerçekten olmuş.

    bunun hakkında, haziran’dan, şampiyonlar ligi kupasını liverpool sokaklarında dolaştırdığımızdan beri düşünüyorum. o günkü duyguları tarif edebilecek kelimelerim yok. otobüsle gidiyorduk ve geçit töreninin artık bitmiş olduğunu – liverpool şehrinde artık daha fazla insanın olmadığını – her düşündüğümüzde bir köşeyi dönüyorduk ve geçit töreni devam ediyordu. tam anlamıyla gerçek dışıydı. o gün havadaki tüm duyguları, tüm heyecanı, tüm sevgiyi şişeleyebilseydiniz, dünya daha iyi bir yer olurdu.

    o günün duygusunu kafamdan atamıyorum. futbol bana hayatımdaki her şeyi verdi. ama ben dünyaya geri verebilmek için gerçekten de daha fazlasını yapmak istiyorum. benim için söylemesi kolay, ok, elbette. ama gerçekte nasıl bir fark yaratabilirsiniz?

    geçtiğimiz yıl boyunca, juan mata, mats hummels, megan rapinoe ve daha bir çok futbolcunun common goal hareketine katıldığını görmek beni çok etkiledi. eğer onların yaptığı işi bilmiyorsanız, bu inanılmaz bir şey. 120’den fazla oyuncu kazançlarının yüzde 1’lerini dünya çapındaki futbol sivil toplum örgütlerini güçlendirmek için bağışladı. şimdiden güney afrika, zimbabve, kamboçya, hindistan, kolombiya, birleşik krallık, almanya ve daha bir çok ülkedeki altyapı programlarını desteklemeye yardımcı oldular.

    bu sadece dünyadaki en zengin futbolcular için bir şey değil. kanada kadın milli takımı’nın ilk 11’inin tamamı bu davaya katıldı. japonya’dan, avustralya’dan, iskoçya’dan, kenya’dan, portekiz’den, ingiltere’den, gana’dan futbolcular katıldı… bundan nasıl olur da etkilenmezsiniz? futbol işte tam da bu.

    ben bunun bir parçası olmak istiyorum. o yüzden yıllık maaşımın yüzde 1’ini common goal’e bağışlıyorum ve futbol dünyasından çok daha fazla kişinin bana katılacağını umuyorum.

    kendimizi kandırmayalım, millet. bizler aşırı şanslıyız. yeryüzünün her tarafındaki, hayatta sadece bir şansa ihtiyaç duyan çocuklara bir şeyleri geri vermek, biz ayrıcalıklı insanların sorumluluğunda.

    gerçek sorunlarımız olduğunda nasıldı, bunu asla unutmamalıyız. içinde yaşadığımız bu balon gerçek dünya değil. kusura bakmayın ama futbol sahasında olan hiçbir şey gerçek bir sorun değil. bu oyunun gelirlerden ve kupalardan daha büyük bir amacı olmalı, değil mi?

    sadece hepimizin bir araya geldiğini ve dünyada pozitif bir fark yaratmak için kazandığımızın yüzde 1’ini verdiğini düşünün. belki naifim, belki de deli, yaşlı bir hayalperestim.

    iyi de, bu oyun kimin için ki zaten?

    hepimiz gayet de iyi biliyoruz ki bu oyun hayal kuranlar için.

    jürgen klopp
    24 eylül 2019

    edit: common goal'le ilgili bir kısmı çevirmeyi atlamışım onu ekledim. ayrıca yazı goal.com'da da çevrilmiş.

    edit 2: goccu'nun tavsiyesiyle muhteşem geçit töreninin videosunu da şuraya bırakıyorum. kendisine teşekkür ederim.
  • 7 yıl üzerinde çalıştığı, elinde büyüttüğü, kimini 10'lu yaşların sonunda alıp üst düzey futbolu öğrettiği takıma karşı kendi kurmadığı, 1-2 kişi dışında transferlerini kendinin yapmadığı, birlikte yaz kampı geçirmediği ve daha 5-6 aydır başında olduğu takım oynayan adam. müdahale etmekten acizmiş, balonmuş. siz futboldan anca stevie wonder'ın gözcülükten anladığı kadar anlarsınız.
  • aziz yıldırım'ın klasik gündem değiştirme hamlelerinden en yenisi.

    sağolsun kendisi bu işlerde uzman olduğu her kaçan şampiyonluğun arkasından başka bir masalla uyutuyor taraftarı. e bu zoka da gayet güzel yendiğine göre işler yolunda demektir.

    şurada yazdığım süre boyunca aziz yıldırım'a karşı olan duygularım bellidir.

    (bkz: #30790742)
    (bkz: #30818972)
    (bkz: #31349856)
    (bkz: #31937644)
    (bkz: #32040699)
    (bkz: #32105961)
    (bkz: #37993463)
    (bkz: #44815371)

    camianın başında durduğu her saniye fenerbahçe'ye zarardır ve fenerbahçe aziz yıldırım'dan bir an önce kurtulmalıdır. ancak kendisi bu masal işlerini çok iyi başarıyor. çok büyük bir aksilik olmazsa sene sonunda kendisi 9. galatasaray şampiyonluğunu kutlayacak ve ben adım kadar iyi biliyorum ki o şampiyonluğun ertesi günü galatasaray'a salça olacak, çok fena giydirecek. sonra gerek ekranlarda, gerek internet'te hem biz fenerbahçeliler hem de galatasaraylılar bu zokayı yutarak başlayacağız tartışmaya.

    18 yıldır kulübün başında olan adam 9. galatasaray şampiyonluğunu görüyor. neredeyse rakibin tarihindeki şampiyonlukların %50'si bu adam sayesinde ve hala sorunu teknik direktör'de sanıyor.

    jurgen klopp gelse ne olacak? ne değişecek? şekeri yükselirse soyunma odası basacak, 2 gün sonra kovacak, jurgen klopp orospulara göre antrenman ayarlıyor olacak, asıl şampiyon yapan onun aslan yürekli futbolcuları olacak vs.

    ben bu filmi 18 yıldır izliyorum valla çok sıkıldım.

    lan nasıl bir kaderdir bu ankaralıyım ve fenerbahçeliyim. ömrüm melih gökçek ve aziz yıldırım tarafından yönetilmekle geçti. yeter dayı allah aşkına yeter.
  • türk basınının vizyonunu yansıtan "bir gün galatasaray'ı çalıştırır mısınız?" soruna maruz kalmış teknik adam.

    dipten aldığı kulübü bayern münih gibi bir baronun yer aldığı ligde iki defa şampiyon yapan, lig kupalarını gazoz kapağı gibi sıralayan, gerek altyapıdan yetiştirdiği gerekse scoutlarının oldukça ucuza mal ettiği genç oyuncuları takımı adapte ederek günümüz sermaye futboluna karşı en büyük başkaldırıyı yapan, bu genç yıldızlarla şampiyonlar ligi finali oynatan bir adama bir gün galatasaray'ı çalıştırıp çalıştırmayacağını sormak vizyonsuzluk dalında "tsubasa'yı transfer etsek nasıl olur?" sorusunun vizyonuyla kafa kafaya yarışır.

    neyse ki klopp efendiliğinden ödün vermedi ve "şehriniz çok güzel." cevabıyla konuyu kapattı. kendisinin yerinde egoist teknik direktörü olsaydı "aha aha güldürmeyin beni, siz kim ben kim amk?" cevabını vermesi kaçınılmaz olacaktı. noel baba kıyafetiyle hasta çocukları ziyaret edecek mütevazilikte bir teknik direktörden de böyle bir cevap beklenirdi zaten.

    ufku geniş(!) türk basınına da letonya gibi küçük ülkelerin gazetecilerini azarlayan insanlar müstehak zaten. mümkünse klopp tatile bile gelmesin istanbul'a.
  • dünyanın en iyi hocası. kümede kalmaya oynayan borç batağındaki dortmundu aldı lig şampiyonu yaptı şampiyonlar liginde final oynattı. liverpool gibi uzun yıllardır başarısı olmayan takımı aldı 2 sene üst üste şampiyonlar ligi finaline çıkardı, ligde muhtemelen 97 puan topladı.

    bek oyuncusuna 100 milyon verip şampiyonlar liginde kaç yıldır yarı final bile göremeyen keltoşla mukayese bile edilmez klopp hocam.

    oyunculardan aldığı verim inanılmaz.

    origi'ye kornerden golü attıran arnold 20 yaşında liverpool altyapısından çıkma.

    golü atan origi city'de olsa benchte bile oturtmazlar.

    ikinci yarıda girip 2 gol atan wijnaldum kariyerinde vasatı geçememiş bi oyuncu.

    milner city'nin beğenmeyip gönderdiği adam

    mane 25 yaşına kadar en fazla southampton'da oynamış bi adam.

    robertson'u hull city'den 3 milyona aldılar şu an satmak isteseler en büyük kulüpler sıraya girer.

    böyle bi kadroyu ilmek ilmek işleyerek bugünlere getirdi, kupaları toplamaya da er geç başlayacak. inancımız tam.
  • "makul imkanlar cercevesinde" sifirdan takim kurma veya yoktan takim var etme hususunda futbol tarihinin en mustesna teknik adamlari arasindaki yerini almistir...

    tirnak icindeki ifadeye tekrar tekrar donup bakmak lazim... zira bu adamin alametifarikasi bu ve ileride de futbol tarihcileri belki de en cok bu noktanin altini cizecek...

    tersten gidelim... ornegin 2004'te jose mourinho chelsea'nin basina gectiginde henuz arap sermayesi avrupa futboluna ciddi bir agirlik koymamisti... zaten birtakim cok uluslu sirketlerin gidip futbol kulupleri satin almalari da yaygin bir pratik degildi... oligark olarak roman abramovic on plandaydi ve cildirmiscasina para harcayan da bir tek oydu... haliyle abramovic, mourinho'nun chelsea'de adeta sifirdan bir takim kurmasina olanak taniyacak kadar acik cek verdi portekizliye... mourinho da dogruya dogru, tas gibi bir ekip yaratti bu isin sonunda ama o kadro, o donemin en pahali kadrosu olsa da bir sampiyonlar ligi finali goremedi...

    yahut josep guardiola'ya bakalim... abu dhabi sermayesinin agirligini koymasi ve pep'in de manchester city'ye gelmesinden sonra dunya kadar transfer harcamasi yapildi... premier lig'de acik ara iki sampiyonluk da kazanildi ama sampiyonlar ligi'nde finale gelinemedi...

    benim boyle makul imkanlar cercevesinde yoktan takim var etme soz konusu oldugunda evvela aklima iki iskoc gelir: matt busby ve jock stein...

    matt busby icin manchester united'i manchester united yapan adam desek abartmis olmayiz herhalde... ii. dunya savasi sonrasinda basina gectigi united, o esnada siradan bir takimken roger byrne, david pegg, eddie colman, bill foulkes, dennis viollet, jackie blanchflower ve tabii ki duncan edwards ve hatta bobby charlton gibi oyunculari altyapidan ustyapiya cikartarak ligde sampiyonluklar kazanmis, hatta avrupa'da bile zirveye gozunu dikmistir busby... lakin 6 şubat 1958 münih uçak kazası sonrasinda az once saydigimiz isimlerden byrne, pegg, colman ve edwards yasamini yitirirken blanchflower ise futbola donemeyecek olcude yaralanmisti... kendisi de kazadan yarali olarak kurtulan busby ise sagligina kavusur kavusmaz takimi yeniden olusturmaya baslayacak, george best gibi bir ismi scoutlarina henuz cocuk yasta belfast'ta kesfettirecek ve o kadro, faciadan sadece 10 yil sonra ingiltere'ye ilk sampiyon kulupler kupasi'ni getiren kadro olacakti...

    jock stein ise manchester united'in o sampiyonlugundan bir yil evvel, birlesik krallik'tan cikan ilk avrupa sampiyonunun, 1967 celtic'inin mimariydi... ustelik kendisi oyle bir kadro kurmustu ki benzer bir kadro muhendisligi basarisi bir daha ne goruldu ne duyuldu! 1967'de inter'e karsi 2-1 kazandiklari sampiyon kulupler kupasi finalinde sahaya cikan 11 celtic oyuncusundan bobby lennox haric geri kalan 10 oyuncu da celtic park stadi'na en fazla 10 mil (16 km) mesafede dogmuslardi... lennox'in dogdugu kasaba da zaten 30 mil otedeydi... oylesine yerli ve milli bir kadroydu yani! safkan iskoc olmalarini gectim hepsi ozbeoz glaswegian idi... tahmin edilecegi uzere de kadronun bir kismi celtic altyapisindan, geri kalan kismi da glasgow'un rangers haricindeki diger kuluplerinin altyapilarindan yetismeydi ve bu oyuncular bir araya getirilirken de oyle ciddi bir masrafa girilmemisti...

    bu ayrintilarin ardindan donup klopp'a baktigimizda da gecen sezon avrupa sampiyonu olan, bu sezon da 30 yillik lig sampiyonlugu hasretine nokta koymayi neredeyse zemheride garantileyen liverpool kadrosunun da gunumuz futbolunun mali sartlari goz onune alindiginda hayli makul bir cercevede olusturuldugu soylenebilir... bununla ilgili detaylara gecmeden onceyse klopp'un bunu ilk kez basarmadigini hatirlatmak icin donup bir de dortmund ornegini hatirlayalim isterseniz...

    klopp, 2013'te sampiyonlar ligi'nde final oynattigi dortmund'un basina 2008'de gecmisti... 2013'te sampiyonlar ligi finaline cikan dortmund 11'i, 2008'de klopp isbasi yaptigi esnada ne durumdaydi diyecek olursaniz:

    roman weidenfeller - alti yildir dortmund kadrosundaydi, bunun ilk yarisinda genelde yedek kaleciydi... bundesliga'nin siradan kalecilerinden biri olarak goruluyordu...

    lukasz piszczek - hertha berlin'de oynuyordu... 2010'da 25 yasindayken free transfer ile kadroya katildi...

    neven subotic - 2008'de klopp ile beraber mainz'dan geldi... geldiginde 19 yasindaydi ve mainz'a 4.5 milyon avro odenmisti...

    mats hummels - bayern altyapisindan yetismesine ragmen bayern'de a takim kadrosuna girme firsati bulamayinca dortmund'a kiralanmisti... klopp'un ilk sezonunun devre arasinda da 4 milyon avroya bonservisi alindi... o esnada 20 yasindaydi...

    marcel schmelzer - dortmund altyapisindan yetismisti... 20 yasindaydi...

    sven bender - 2009'da 1860 munih'ten 1.5 milyon avroya alindi... 20 yasinda gelecek vadeden bir oyuncuydu...

    ilkan gündoğan - 2009'da nurnberg'den 4 milyon avroya alindi... 19 yasinda gelecek vadeden bir oyuncuydu...

    jakub blaszczykowski - 2007'de 21 yasindayken dortmund onu wisla krakow'dan 3 milyon avroya almisti... klopp'tan onceki tek sezonunda takimin ilk on birine yerlestiyse de performans olarak vasati pek asamamisti...

    marco reus - klopp doneminin pahali denilebilecek tek transferiydi... 2012 yazinda m'gladbach'tan 17 milyon avroya alindi... o esnada 23 yasindaydi ve coktan bundesliga'da adindan en cok soz ettiren isimlerden biri olmustu...

    kevin grosskreutz - 2009 yazinda, 21 yasindayken rot weiss ahlen'den free transfer ile alindi...

    robert lewandowski - 2010 yazinda dortmund'a geldi... sari-siyahlilar bu transfer icin lech poznan kulubune 4.5 milyon avro odemisti... lewa henuz 22 yasindaydi... polonya ligi'nin son gol kraliydi belki ama daha milli takimda duzenli bir yere sahip degildi...

    soz konusu finalde oynamasa da o kadronun onemli bir parcasi olan mario götze'nin de 2009'da altyapidan a takima alindigini da belirtmeden gecmeyelim...

    velhasil klopp'un kurdugu o dortmund kadrosunun toplam maliyeti 38.5 milyon avroydu... bunun 3 milyonu da klopp oncesi kuba transferi icin harcanmisti... klopp'un harcadigi 35.5 milyonunsa neredeyse yariya yakini reus icin gozden cikarilmisti ki az once de degindigimiz uzere kendisi dortmund'a yildiz statusunde alinmis tek isimdi...

    bu kadroyla bayern dominasyonunun oldugu bir ligde ust uste iki sampiyonluk kazandi, yetmedi sampiyonlar ligi'nde de final gordu...

    simdi de klopp'un ekim 2015'te goreve geldigi liverpool'da yarattigi kadroya bakalim... elbette cok daha masrafli bir kadro bu ama alinan hicbir oyuncunun anfield'a geldigi esnada superstar statusunde olmadigini, bilakis bu isimlerin klopp'un kanatlari altina girdikten sonra yildizliga evrildigini de pesinen belirtelim... yine kaleden en ileriye dogru siralayacak olursak:

    alisson - klopp liverpool'da goreve geldiginde alisson da daha internacional'de yeni yeni kaleyi devralmisti... 2017-18 sezonunda roma formasiyla avrupa'ya geldi... muthis bir sezon gecirdi... liverpool da ayni sezon karius faciasini yasayinca alisson'u almak icin hayli bonkor davranmaktan cekinmedi... 72.5 milyon avro odediler ona... "kaleci icin o kadar da harcanir mi" diyenler oldu ama birkac hafta sonra chelsea de kepa icin 80 milyon avroluk masrafa girdi... kaldi ki alisson, sonrasindaki performansiyla da herkesi susturdu...

    adrian - alisson'un yedegi olmasi icin bu sezon basinda west ham'dan free transfer ile geldi... alisson'un olmadigi donemde, ozellikle super kupa finalinde, gayet de uzerine duseni yapti...

    trent alexander-arnold - 2016'da altyapidan a takima cikarildi...su an henuz 21 yasinda ama cogu kisiye gore simdiden dunyada mevkisinin en iyisi...

    joe gomez - klopp gelmeden birkac ay evvel 5 milyon avro civarinda bir paraya charlton'dan alinmisti... o zaman 18 yasindaydi ve gelecegi cok parlak bir savunma oyuncusu olarak goruluyordu... klopp imzayi attiktan sadece birkac gun sonraysa cok ciddi bir asil sakatligi gecirdi ve uzun sure topa dokunamadi...

    joel matip - 2016'da schalke'den free transfer ile geldi... bundesliga'da kalburustu savunmacilardan biriydi ama kac kisi onun sampiyonlar ligi'ni kazanan bir takimda kendisine yer bulacagini tahmin edebilirdi ki?

    virgil van dijk - ocak 2018 transfer doneminde 75 milyon pound (yaklasik 85 milyon avro) karsiliginda southampton'dan alindi... southampton'aysa 2015 yazinda celtic'ten gelmisti... 1991 dogumlu oldugu dusunuldugunde aslinda 27 yasina kadar cok ust duzey kuluplerde oynamamis bir oyuncunun bir anda dunyanin en pahali defans oyuncusu olmasi futbol kamuoyunda bir hayli yadirganmisti... ancak iki yil evvel bu transfer hamlesini yadirgayanlarin bile neredeyse hepsi su an van dijk'i dunyanin en iyi savunmacisi olarak gosteriyor...

    dejan lovren - liverpool kadrosunun en cok karikaturize edilen isimlerinden biri olan lovren, 2014'te, yani klopp'tan once, southampton'dan inanmasi guc belki ama 25 milyon avroya alinmisti... kendisi de o zaman 25 yasindaydi...

    andrew robertson - 2017 yazinda, 23 yasindayken 9 milyon avroya hull city'den alindi... o esnada cogu kisi adini bile pek duymamisti, gunumuzdeyse en iyi birkac sol bekten biri...

    jordan henderson - kadroda klopp'tan eski olan birkac isimden biri... 2011'de sunderland'den 18 milyon avroya alinmisti... o zaman 21 yasindaydi...

    fabinho - 2018 yazinda monaco'dan 45 milyon avroya alindi... monaco'ya gelisiyse kendisini genc yasta alan real madrid'de forma sansi bulamamasi uzerine olmustu... monaco'nun sampiyonlar ligi yari finali basarisi icinde yer bulmasinin ardindansa hayli dikkat cekici bir isim haline gelmisti...

    georginio wijnaldum - temmuz 2016'da 27.5 milyon avroya newcastle'dan transfer edildi... gelmeden evvel premier lig'de rustunu ispat etmisti belki ama yildiz statusunde bir oyuncu da sayilmazdi...

    naby keita - 2018-2019 sezonuna girilirken rb leipzig'den 60 milyon avroya alindi... o esnada 23 yasindaydi ve mevkisinde en potansiyelli oyunculardan biri olarak goruluyordu ancak henuz cok fazla sey ispatlamis da degildi...

    james milner - o da klopp'tan evvel takima gelenlerden... 2015 yazinda manchester city'den free transfer ile alinmisti... o zaman 29 yasindaydi...

    alex oxlade-chamberlain - arsenal'da alti sezon gecirmesi sonrasinda agustos 2017'de, 24 yasinda anfield'a geldi... bu transfer icin arsenal'a 38 milyon avro odendi... arsenal onu ilk aldiginda jenerasyonunun baslica yildizlarindan biri olacagi dusunuluyordu... o potansiyele ulamasadigina kanaat getirilince liverpool'a satilmasinda bir sorun gorulmemisti...

    xherdan shaqiri - 2018 yazinda, kadroda alternatif bir isim olmasi icin yaklasik 15 milyon avroya stoke city'den alindi... o esnada 27 yasindaydi...

    divock origi - ilginctir o da klopp'tan eski olan tayfaya mensup... 2014 yazinda 12.5 milyon avroya lille'den alindigindan daha 19 yasindaydi... (her ne kadar ardindan bir yil daha kiralik olarak lille'de oynadiysa da)

    roberto firmino - 2015 yazinda, yani klopp'tan birkac ay evvel anfield'a geldi... hoffenheim'dan 41 milyon avroya... 24 yasindaydi, iyi bir oyuncu olduguna suphe yoktu ama birkac yil icinde dunyanin en iyi forvet uclusunun bir parcasi haline gelebilecegini iddia etmek de kolay degildi...

    sadio mane - o da firmino'dan bir yil sonra, yine 41 milyon avroya ve yine 24 yasindayken southampton'dan alindi... iki yil gecirdigi southampton'da premier lig'in etkili kanat oyuncularindan biri olmustu... oncesindeyse iki yil salzburg gecmisi vardi... gunumuzdeyse artik en iyi birkac acik oyuncusundan biri konumunda...

    muhammed salah - 2017 yazinda, 25 yasindayken 42 milyon avro karsiliginda roma'dan transfer edildi... oncesinde roma ve fiorentina'da cok iyi 2.5 sezon gecirmisti ama ondan da evvel chelsea'de dikis tutturamamisti... o noktadan gelip premier lig'de 30 gol barajini asarak gol krali olabilecek bir oyuncuya, hatta hatta messi ve ronaldo'dan sonra ucuncu sirada bahsi gececek bir oyuncuya evrilmesi de yine klopp'un ona nasil dokundugunun bir gostergesiydi...

    burada saydigimiz 19 oyuncu icin liverpool'un kasasindan cikan toplam bedel 536 milyon civari... bunun 101 milyonu klopp'tan evvel harcanmis... yani klopp 4.5 senede yaklasik 435 milyonluk harcama yapmis... (bunun da neredeyse yuzde 40'i van dijk ile alisson'a gitmis zaten) ancak 2013'te 13 milyona alinan philippe coutinho'nun 2018'de 145 milyon avroya satilmasi goz onune alindiginda net harcama miktari cok daha az...

    hatta premier lig'e yeni yukselen ve su anda kumede kalma mucadelesi veren aston villa'nin bu sezon 150 milyon avro net transfer harcamasi yaptigi, keza gecen sezon premier lig'e yukseldigi gibi gerisin geriye kume dusen fulham'in da bir yila 110 milyon avroluk net harcama sikistirdigi dusunuldugunde klopp'un yaptigi is cok daha degerli, cok daha anlamli bir hal aliyor...