şükela:  tümü | bugün
  • bu sava$ hakkindaki en guzel yorum $udur: "alman donanmasi gardiyanini evire cevire dovdu. ama hala hapiste."
  • aslında ingilizler ilki baskın insiyatifi, diğeri de alman amiral scheer'in yanlış manevraları sonucu almanları iki kez t'ye alma şansı yakalamıştır. bu durumda almanlar yalnızca birkaç top kullanabilecekken ingiliz filosu tüm toplarını alman gemilerine ateşleyebilecekti. fakat ingilizler bu fırsatları iyi değerlendiremese de ikinci şansta sms lützow'u batırmayı başardılar.

    baskın durumu, alman haberleşme kodlarının çoktan ingiliz istihbaratının eline geçmiş olmasından kaynaklanır. bu ikinci dünya savaşı yıllarında da başlarına geldi.

    savaş öncesinde ingilizler filonun olası kaybının ingiltere'yi savaş dışı kalma tehlikesine bile sürükleyebileceğini düşünüyorlardı. zira alman donanması sayıca ingiliz donanmasından az ise de tek başına fransız ve rus donanmasından üstündü. bu sebepten inglizler scapa flow'da konuşlanarak uzaktan abluka yoluna gittiler.

    almanlar da ingiliz filosu ile doğrudan bir çatışmaya girmek istemiyordu. onlar açısından da filonun kaybı çok ağır sonuçlar doğurabilirdi. bu sebepten yalnızca küçük çaplı gizli denizaltı operasyonları ile yetiniyorlardı ve su üstü gemileri baltık denizine direk bir saldırıdan kaçınarak kendi sularında karakol görevlerinde bulunuyordu.

    daha sonradan göreve gelen scheer ise ingiliz donanmasının scapa flow'da konuşlu olması sebebiyle ingiliz kıyılarına saldırma kararı aldı. fakat alman haberleşmesinin gizli kodlarına sahip olan ingiliz filosu, bu duruma hemen scapa flow'da konuşlu filoyu harekete geçirip alman saldırısını karşılayarak yanıt verdi.

    sonuçta yalnızca ingiliz sahillerinde sir beatty'nin kuvvetleri ile karşılaşmayı uman almanlar, karşılarında sir jellicoe komutasında scapa'dan gelen büyük filoyu da buldular.

    savaşın başında şans alman filosundan yana görünse de, sonlara doğru ingilizler üstünlüğü ele geçirmiştir. alman filosunun gece karanlığından faydalanıp kaçması ve arayı açması sonucu savaş bitmiştir. ingilizler hem taktik bir geri çekilme olabileceği düşüncesi, hem de alman gemilerinin çekilirken denizi mayınlama ihtimaline karşı ilk başta tepki verememiş, daha sonra aranın açılması sonucu takip imkansız hale gelince dönüş kararı almışlardır.

    ingilizlerin t şansını kaçırmasının sebebi ise sir jellicoe'nun karmaşık planlarından kaynaklamaktadır. sir jellicoe'nun gemileri bölgeye yanyana 4 sıra halinde ve her sırada 5'er gemi olacak şekilde gelmektedir. 6x4 bir diktörtgen gibi. bu denizaltılara karşı bir önlemdir. fakat savaş hattını oluşturup düşmanı t'ye almak oldukça zor olacaktır. zira hat bölgesine gelindiğinde dikdörtgenin en önündeki gemilerin sola dönerek tek sıra halinde birbirleri arasına da girerek sola doğru açılmaları gerekmektedir. birinci, ikinci, üçüncü sıra ve diğerleri... burada birbirinden farklı hızlarda, boyutlarda gemileri düşünün. hepsinin dönüş daireleri birbirinden farklıydı. dolayısıyla tam bir kaos yaşandı. hattı oluşturmaya çalışan, hızlanıp yavaşlayan, birbirine çarpmadan sırayı oluşturmaya ve dönüş dairelerini bu sistem içinde tutmaya çalışan gemiler.. buna karşılık scheer ve hipper'in planları ve emirleri çok daha basit uygualabilir cinstendi.

    ek olarak sir beatty'nin "there seems to be something wrong with our bloody ships today" cümlesinde görülebileceği üzere o gün hakikaten de ingiliz gemilerinde bariz problemler vardı. bazı alman gemileri 20-24 isabet almasına rağmen batmamıştı fakat ingiliz gemileri 1-2 isabette devasa patlamalarla batmaktaydı. hatta hms invincible patlamanın şiddetiyle ikiye bölünmüştü.

    burada iki donanma arasındaki öncelik farkları devreye giriyor. bir battleship/zırhlı yahut battlecruiser için 3 temel unsur kabul edelim. bunlar hız, zırh koruması ve ateş gücüdür. burada beş üzerinden bir değerlendirme yaparsak ingiliz gemilerinde beş üzerinden 5 hız, 4 ateş gücü ve 2 zırh koruması olduğunu söyleyebiliriz. alman tarafı ise bu ağırlıkları 5 zırh koruması, 3 ateş gücü ve 2 hız şeklinde dağıtmıştır.

    buna ek olarak ingiliz gemilerinin tercihen ağzına kadar cephane ile doldurulduğu bilinmekte. gemilere tasarlanandan çok daha fazla mermi ve barut kapsülü yüklenmekteydi. bunlar çoğunlukla hızla ulaşılabilmesi açısından kutularından çıkarılarak barbetlerde yerlere ve köşelere istif edilirdi. dolayısıyla geminin zırhını delen herhangi bir mermi bu cephaneyi direk olarak havaya uçuruyor yahut çıkardığı yangın aynı sonuca sebep oluyordu.

    dolayısıyla jutland için battlecruiser fikrinin öldüğü savaş diyebiliriz. savaş kruvazörleri hız için tasarlanmışlardı. teoride batırabilecekleri her şeyi yetişip batıracak, batıramayacakları rakiplerden de yine hızları sayesinde kaçabileceklerdi. özellikle düşman hafif ve ağır kruvazörleri için ölümcül olacakları kesindi. fakat 2 hat üzerinde karşılıklı zırhlılarla savaşmak için kullanılmaları felaket oldu.
  • savaşta almanlar üstün durumda olmalarına rağmen, nihai olarak ingiliz donanması sayı olarak üstün olduğundan almanlar daha fazla kayıp vermemek için geri çekilme kararı aldılar. ingiliz amiral ise bunun bir tuzak olduğunu düşündüğü için savunmasız durumda geri dönen alman filosunun peşinden gitmedi. ruslar, daha önce bir alman gemisinde ele geçirdikleri alman telsiz kriptosunu ingilizlere gönderdiler. bu kriptoyu çözen ingilizler, almanların aslında bir taktik olarak geri çekilmediklerini, gerçekten geri döndüklerini öğrendi ama nafile artık ara açılmıştı ve savunmasız alman filosu ellerinden kaçmıştı.
  • almanların geri çekilmesinin bir nedeni de yedek başka filosu olmadığı için "filo elde kalmalı" fikri yüzündendir. devam etmiş olsa muhtemelen hem ingiliz hem de alman filosu imha olacaktı. ama ingilizlerin bir de sömürgelerden sorumlu yedek filosu bulunmaktaydı ve bu filo gelip savunmasız alman kıyı ve limanlarını ablukaya alıp "dövebilirdi".
  • "alman donanması gardiyanını evire çevire dövdü. ama halen hapiste." diye bir yorumu bulunan birinci dünya harbinin en büyük deniz muharebesi.

    açıklayayım : ingiliz donanması kuzey denizini savaş boyunca kontrol altında tutmuş ve almanlar uzak doğudaki korsan saldırıları ve ingilizlere çok büyük kayıplar verdirecekleri denizaltı saldırıları ve elbette atlantik'teki denizaltı savaşı haricinde pek bir etkinlikte bulunamamışlardı. jutland muharebesi ise almanların kuzey denizi'nde hapislerini kırmak için giriştiği, ingilizlere ciddi kayıplar verdirmelerine karşın "gardiyanlarını dövüp hapisten kaçamadıkları" çatışmadır. amiral scheer büyük bir taktik deha idi. ancak aynı şeyi stratejik olarak söylemek zordur.

    bir diğer husus ise 1850'lerin sinop baskını'ndan abd iç savaşı'na, abd iç savaşı'ndan rus japon savaşına değin askeri denizcilik konusunda yapılan bütün atılımlar, zırhlılar, patlayıcı ve delici mermiler, torpidolar arasında jutland'ın önemli bir yeri vardır.

    zırhlılar bütün bu devrimler sonucu ortaya çıkan en kral gemiler kabul edilmekteydi. ama harbi umumi'nin bir bölümünde donanma birinci lordu/kraliyet deniz kuvvetleri komutanlığı da yapmış olan amiral fisher, zırhlıların artık hantal kaldığını düşünüyordu. bir bakıma da haklıydı. ama bildiğimiz anlamda çok kalın zırhlı, dev ve koydu mu oturtan toplara sahip, manevra kabiliyeti düşük zırhlar bir nevi denizde muharebe alanlarının demirbaşlarıydılar. amiral fisher ise deniz harbinde zırhın artık "sürat" olduğunu düşünüyordu. dolayısıyla yüksek sürat+iyi bir manevra kabiliyeti+zırhlılarda olduğu gibi (ya da ona yakın) çapta toplar = muharebe kruvazörü. dolayısıyla kraliyet donanması, amiral fisher'ın jutland'da çürüyecek bu görüşü sebebiyle birinci dünya savaşına yetişen birçok muharebe kruvazörünü kızağa koymuştu. "yeni zırhın sürat olmadığı" jutland'da sürat için zırhtan kısılan, yetmezmiş gibi ilk ateşi yiyecek şekilde konuşlandırılan ingiliz muharebe kruvazörleri bir bir infilak ederken anlaşıldı.

    ilginçtir, bu amerikalıların da amiral fisher'ın bu teorisine bel bağlayarak inşa ettikleri, kağıt üstünde "zırhlı" sınıfında olup aslında daha çok muharebe kruvazörü olan gemileri üzerinde de soru işaretine sebep olmuştur. yamulmuyorsam uss arizona, uss wyoming gibi zırhlılar bunlara örnek verilebilir. yanlış hatırlamıyorsam tabii.

    savaşın dört yılı aşkın süresi boyunca ingiliz donanması ve alman donanması sadece bir kez karşılaştı. fakat buna "birbirlerini geçerken selamladılar" demek daha doğru olacaktır. bu, sadece ürpertici telkin eden bir selamlamaydı. askeri tarihte hiçbir muharebe için bu kadar çok yazılıp çizilmemiştir. 31 mayıs 1916 öğleden sonra, denizlerdeki hakimiyet mücadelesi için inşa edilen donanma, denizleri yüzyıllardır egemenliği altında tutan donanmaya çatmıştı. akşamın erken saatlerinde dünyanın gördüğü en büyük iki donanma, el yordamıyla birbirlerine doğru ilerlediler, temas ettiler, ayrıldılar tekrar temas ettiler, ayrıldılar, teması devam ettirdiler ve tekrar ayrıldılar. daha sonra iki donanmanın arasına karanlık çöktü ve haziran'ın ilk günü şafak söktüğünde büyük donanma boş denizde son derece şaşkın bir vaziyette tören yapıyordu.

    dünya savaşı'nda yüksek rütbeli deniz subaylarıyla kara subayları arasındaki temel fark, amirallerin başlangıçtaki avantajlardan emin olmadıkça ve hatta belki o zaman bile muharebeye girmezken, buna karşılık genellikle generallerin dezavantajları ne olursa olsun taarruza kalkışmaya hazır olmalarıydı. amiraller bu tutumlarında sanatlarına (mesleklerine) bağlı kaldılar ancak generaller için aynı şey söz konusu değildi. savaşı kendi mesleği haline getirmiş insanları (muvazzafları) görevlendirmenin yegane nedeni eğitim yoluyla mesleklerinin ustalıklarını edindikleri varsayımıdır. yeterli yetkisi olan herhangi birisi, birliklerin ateş ve hareket unsurlarının muharebeye hazırlığında kendisine yardımcı olabilecek teknik olarak eğitimli yardımcılarla teçhiz edilmiş olursa, insanların savaşa girmesine neden olabilir.

    bu, koyunların belki kurnazca fakat aslında zevksiz bir şekilde kesime götürülmesinde tecrübeli bir demagogun dili tutulmuş bir savaşçı üzerinde kesin hâkimiyeti olurdu. fakat bir profesyoneli görevlendirme geleneği, onun meslek yoluyla daha az bedel karşılığında daha fazla kazanç elde edebileceği fikrine dayanmaktadır.

    komutanın mesleğine hakim temel gerçeklere olan sadakatine, sadece bir unsur üstün gelebilir. o unsur, milli menfaattir. siyasetin ihtiyaçlarından dolayı meslek anlayışını ve buna bağlı olarak insan hayatını feda etmenin gerekli olup olmadığına karar veren asker değil, hükümettir. ancak ilginçtir ki, birinci dünya savaşı'nda generaller, savaş arzusuyla o kadar doluydu ki, mesleklerini gönüllü bir şekilde feda ettiler ve istemeyerek kendi peşlerinden sürüklenen bir hükümetin arzularına rağmen defalarca dezavantajlı durumda savaşa girmeye gayret ettiler. buna karşılık amiraller mesleklerine o denli bağlıydılar ki, bazen hükümetlerin çok acil muharebe arzularını hatta kesin avantajlarının teminatını bile beklemeden göz ardı ettiler ve çatışmadan kaçındılar. her ne kadar onların gerçeklik duygusu ferahlık verse de, bu durum ww1 ordularına daha ağır masraf yüklemeye yatkındı. gerçi generaller bunu aşırı bir hevesle omuzlamak istememiş olsalardı, bunun da meydana gelemiş olabileceğini belirtmek adil olacaktır.

    belki bu farklı tutumun bir açıklaması, amirallerin muharebenin ön saflarından ve generallerin cephenin gerisindeki karargahlarından emir ve komuta etmeleriydi. burada farkın sadece fiziki cesaret meselesi olduğu ima edilmemektedir, zira bazı generaller kendi hayatlarını askerleri gibi tehlikeye atmaya hazırken, diğerleri de fiziki olarak uzak olmaktan dolayı tartışmasız bir şekilde manevi cesaret kazanıyorlardı. fakat muhakkak ki tahayyül etmek ve gerçeklik duygusu, fiili durum ile şahsi olarak temas edince hızlanmaktadır. muharebe sahasına yakın bulunan komutan avantajın nerede olduğunu ve ne zaman kaybolacağını daha iyi değerlendirebilir; ayrıca imkansız olanı da daha süratli bir şekilde kavrar. belki de ingiliz ve fransız generalleri, birinci dünya savaşının deniz subayı profilindeki gibi taktik seviyeye özen gösterip imkansız ile zoru ayırt edebilse, 4 sene süren savaş, tarafların birbirini yıpratmak yoluyla savaş iradelerini kırma teorisine dayanmaz, ingiliz-fransız ve almanların 4 sene boyunca yaptığı anlamsız ve hatta saçmalık derecesinde taarruzlarda yüz binlerce asker kesilmeye götürülen hayvanlar gibi öldürülmezdi...

    bu farklılığın sonucunda denizcilerin taktiğe, karacıların stratejiye eğilimli olmalarını beklemek doğal olacaktır. ama birinci dünya savaşında bunun tersi oldu. bu çelişkinin açıklaması, karacı askerlerin küçük garnizonlarda görev ve dar alanlarında eğitim ve tatbikat yaparken denizcilerin ise sanatlarının temeli olarak okyanuslarda dolaşıp yön bulmayı öğrendikleri barış dönemindeki farklı eğitim tecrübelerinde yatmaktadır. denizci için coğrafya, topçuluk eğitiminden önce gelir.

    savaşın patlak vermesinden bu yana ingiliz deniz stratejisi, deniz hakimiyetinin idame ettirilmesinin alman donanmasının yenilgiye uğratılmasından daha bile hayati önemde olduğu anlayışı çerçevesinde, doğru bir şekilde yönetildi. deniz hâkimiyeti derhal yürürlüğe girmiş ve britanya'nın ve müttefiklerinin savaşa ilişkin bütün faaliyetleri bunun üzerine inşa edilmişti. çünkü britanya'nın varlığı buna, kraliyet deniz kuvvetleri’ne bağlıydı. churchill meseleyi açık ve net bir ifadeyle özetlemişti:

    "hangi tarafta olursa olsun öğleden sonra jellicoe (jutland savaşında amiral), savaşı kaybedebilecek tek adamdı."

    bu nedenle alman donanmasını yenilgiye uğratma hedefi ve arzusu daima tali plandaydı. başarılabilirse müttefiklerin zaferini çok hızlandırabilirdi. yenilgilerini bile önleyebilirdi. u-botların (denizaltı) britanya'yı neredeyse aç bırakmasının yanı sıra, rusya'nın çökmesi pekala ingiliz donanmasının alman donanmasını imha etmesindeki yetersizliğine ve boğazlar gibi doğal bir engeli aşmasındaki başarısızlığına dayanmaktadır. fakat şayet ingilizler alman donanmasını yenmeye çalışırken stratejik üstünlüklerini kaybedecek kadar ağır kayba uğramış olsalar, ülke olarak yenilgileri kesin olurdu.

    alman donanmasının 1914 yılından bu yana stratejisi, ingiliz donanmasının kendilerinin başarı şansının cesaret kırıcı olmaktan ümit verici bir duruma dönmesine neden olacak denli zayıflayana kadar, kati bir çatışmadan kaçınmaktı. mayınlar ve torpidolar almanların britanya donanmasını bu başlangıç aşamasında zayıflatmayı başarmak için dayandığı silahlardı. bu tarz su altı silahlarından duyulan korku, bir tuzak ya da şans eseri sonucu bunların güç dengelerini bariz bir şekilde değiştirebilme ihtimali, ingilizlerin tedbir stratejisini daha da temkinli hale getirmişti. jellicoe, 14 ekim 1914 tarihli, isabetli ve ileriyi gören mektubunda, amirallik dairesi'ni şayet bir muharebe çıkması durumunda alman donanmasının istikametini başka yöne çevirmesini, kendisini mayınların ve denizaltıların pusuda beklediği bir tuzağa düşürmek istemesinin bir işareti olarak göreceğini ve bu tuzağa düşmeyi reddedeceğini, bunun yerine çok süratli bir biçimde yan tarafa doğru ilerleyeceği konusunda uyarmıştı. diğer bir deyişle baskına uğramaktan kurtulmak için yana doğru hareket edecekti. böyle yapmakla sadece düşmanın muhtemel en iyi silahını elinden almakla kalmayacak, aynı zamanda muhtemelen dengesini kaybettirecekti. bu durum muhakemesi jellicoe'nin kendi savaş teorisini baştan aşağı düşünüp taşındığının bir göstergesidir.

    hem alman hem de ingiliz stratejisinin temel noktaları, kendi koşullarının gerçeklerine çok iyi uyarlanmış olmalarıydı. sorun, bu temel esasların icrasında daha fazla enerji ve ustalık gösterilip gösterilemeyeceğiydi. savaşın ilk iki yılından sonra, mayıs 1916'daki duruma göre ingiliz donanması, hala daha uygun bir muharebe fırsatı beklerken, alman donanması ise ingiliz donanmasını başlangıçta zayıflatmayı amaçlayan hedefinden epey uzaktaydı. mayınların ve torpidoların neden olduğu birkaç kayba rağmen ingiliz donanması, oransal olarak başlangıçtan çok daha güçlüydü. yaklaşan çatışmada ingiliz donanmasının drednot sınıfı 37 ana muharebe gemisine (muharebe gemisi ve muharebe kruvazörü) karşılık almanların 23 gemisi vardı. topçu silahlarında fark biraz daha fazlaydı, ingilizlerin 35-38 milimetrelik 168 top ve 30 milimetrelik 104 topuna karşılık almanların 30 milimetrelik 176 topu vardı. ayrıca alman donanmasında dretnot öncesi modelden altı adet muharebe gemisi vardı, fakat donanmanın bir çatışmasında bunlar ingilizlerin ağır topları için hedef olmaktan öteye gitmeyeceklerdi. ayrıca bu muharebe gemilerinin varlığı zaten yavaş olan alman donanmasının hızını çok daha bariz şekilde azaltmıştı. ayrıca ingilizlerin kruvazör ve muhriplerde yeterli bir üstünlüğü vardı - 8 zırhlı ve 26 hafif kruvazöre karşılık 11 hafif kruvazör; 80 muhribe karşılık almanların 63 muhribi vardı.

    savaşın çıkmasından bu yana kazanılan başka bir avantaj da bilgi alanındaydı. zira ingilizler, düşmanın silahlarının kapasiteleri konusunda sadece ara sıra meydana gelen temaslarda net bir bilgi edinmekle kalmamış fakat onun şifreli mesajlarını tespit etmişti. ağustos 1914'te alman hafif kruvazörü magdeburg baltık denizi'nde batırılmış ve ruslar boğulan bir astsubayın koluna tutturulmuş bir şekilde kuzey denizi'ne ait koordinatlı haritaların yanı sıra, alman donanmasının şifre ve seyir defterini bulmuşlardı. bunlar londra'ya gönderildi ve daha sonra düşmanın şifresiz telsiz mesajlarını dinleyen ingiliz istihbarat teşkilatı, düşmanın hareketlerinin birçoğunu önceden haber alabildi. her ne kadar duyduğu kuşku düşmanın şifrelerinde ve haritalarında değişiklik yapmasına yol açmakla birlikte, bilgi sızmasını önleme çabaları gemilerin mevkilerini telsiz yönlendirmesindeki gelişme sayesinde tespit edilmesiyle giderilmişti. ve bu savaşın en büyük deniz muharebesi olan jutland'ın kaynağı olmuştu.

    ocak 1916'da alman açık deniz donanması'na yeni bir komutan tayin edildi. bu, amiral von tirpitz'in adayı amirat scheer'di (hani şu gemisi olan). scheer, daha saldırgan bir savaş politikasından yanaydı.

    ingiliz ablukasının ve birleşik devletler başkanı wilson'un baskısı altında, alman denizaltılarının ablukasının gevşemesi müşterek bir etken olarak harekete geçmeyi cesaretlendirmişti. kıyıları baskınlardan korumak için ingiliz donanmasının bir kısmının çatışmaya destek vereceğine ilişkin söylenti, bu hareket tarzı için cesaret verici oldu. scheer, mayıs ortasında planını belirginleştirdi. sunderland'e planlanan kruvazör saldırısının amacı o saldırıya karşı koyması için ingiliz donanmasının bir kısmını oraya çekmekti. açık deniz donanması, alman denizaltılarının arkalarında aniden saldırmaya hazır bir şekilde bu müfrezeyi pusuda bekleyeceklerdi. denizaltılar zamanında yola çıkarılmışlardı fakat kötü hava alman hava gemilerinin keşif yapmasını önlemişti. scheer bu himaye olmadan kımıldamazdı ve bu böylelikle denizaltılar seyir sürelerini tamamladılar. scheer 30 mayıs'ta planından ve seçenek olarak denizaltıları kullanmaktan vazgeçmeye karar verdi. bu, amiral hipper'in komutasında muharebe ve hafif kruvazörlerden meydana gelen keşif kuvvetinin norveç kıyıları açıklarında gövde gösterisi için görevlendirilmesi demekti. bu arada kendisi de görünmeden takip edecekti. scheer, ingiliz kruvazör devriyelerinin ve nakliye gemilerinin maruz kalacağı tehlikenin, ingiliz donanmasının bir kısmını olay mahalline çekebileceğini ve kendisine onları imha etme şansı verebileceğini hesap etmişti. amiral hipper 31 mayıs sabahının erken saatlerinde, 50 mil gerisinde scheer olmak üzere, kuzey istikametinde harekete geçti.

    amaçları bilinmese de ingiliz amirallik dairesi tarafından alman donanmasının denize açılmasının yakın olduğu, daha önceki akşamdan beri bilinmekteydi ve büyük donanma'nın denize açılması emredilmişti. jellicoe, donanmanın asıl kısmıyla birlikte saat 22:30'da doğu istikametine hareketle, yolda invergordon'dan (iskoçya) gelen jerram'ın filosuyla buluşmayı müteakip, norveç kıyılarının yaklaşık 50 mil açıklarında olacaktı. amiral beatty, emrindeki en son queen elizabeth sınıfı muharebe gemilerinden dördüyle takviye edilen muharebe kruvazörleriyle, jellicoe'nin emirleri uyarınca 31 mayıs saat 14:00'da asıl randevu noktasının 69 mil güneydoğusunda buluşmak üzere, edinburgh yakınlarında aynı anda rosyth'tan denize açıldı. henüz ufukta hiçbir gemi tespit edilmemişse de jellicoe, güneye heligoland bight'a doğru dümen kırarken beatty de onun görüş mesafesinde bulunması konusunda emir almıştı.

    beatty randevusuna tespit edilen saatte ulaştı ve tam kuzeye, jellicoe'ye doğru dönerken perdeleme görevi yapan hafif kruvazörlerinden galatea yolunu şaşırmış bir buharlı ticari gemi tespit etti. beatty diğer gemilere dönmek yerine gemiyi araştırmak amacıyla doğu-güneydoğu istikametinde seyretmeye devam etti. bu kaderin cilvelerinden ilkiydi. zira aynı anda armiral hipper'in batı tarafını perdeleyen bir alman hafif kruvazörü de bir buharlı gemi tespit etmiş ve araştırmaya karar vermişti. birkaç dakika içerisinde bir şeyden kuşkulanmayan iki rakip birbirini tespit etmiş ve sıralı amirlerini uyarmışlardı. böylece tuhaf buharlı gemi sadece jutland muharebesi'ne neden olmakla kalmamış, fakat muhtemelen ingilizlerin kati bir zaferine mal olmuştu. zira bu tesadüfi karşılaşma meydana gelmemiş olsaydı iki kuvvet daha kuzeyde olana kadar karşılaşamamış olacaklardı. bu durumda ise almanlar sığınaklarından daha uzakta ve jellicoe'nin pençelerine daha yakın olmuş olacaklardı.

    bu arada harita, kenarda bulunsun

    şimdi dakikalar çok önemliydi. hareket tarzlarına ilişkin tartışma çok sertti ancak her iki taraftaki eleştirilerin büyük bir bölümü ukalaca gibiydi. her ne kadar burada muvazzaf denizciler mevcutsa da, 31 mayıs 1916'da öğleden sonra kuzey denizi'ndeki belirsiz koşullardan dolayı buradaki tartışmalar ve eleştiriler aslında sadece akademikti.

    galatea saat 14:20'de, "düşman göründü. muhtemelen iki düşman kruvazörü güneydoğu istikametinde ilerliyor, rota belirsiz" mesajlarını gönderdi. beatty saat 14:32'de düşman kruvazörlerinin geri çekilmelerinin önünü kesmek için tekrar güneydoğu istikametine döndüğü sırada, uzakta bulunan galatea'dan top sesleri henüz duyulmuştu. ne yazık ki beatty'nin işaret sancaklarıyla verdiği dönüş işareti duman nedeniyle ve rüzgar olmadığından beş mil geriden takip eden amiral evan-thomas'ın muharebe gemisi filosu tarafından görülmedi. sonuçta evan-thomas saat 14:40'a kadar dönmedi. bu nedenle kendisini beatty'nin muharebe kruvazörlerinin 10 mil gerisinde buldu.

    işaretin ışıldaklarla daha basit ve etkili bir biçimde verilmesi gerektiği ileri sürüldü, evan-thomas'ın beatty'nin dönüşünü görmüş olması gerektiğinden, kendi kararıyla dönmesi gerektiği ileri sürülmüştü. bu iddia evan-thomas'ın genel emirleri ve beatty'nin taktik niyetlerinden habersiz olduğu göz önüne alındığında hayli tartışmalı gözükmektedir. öte yandan ilk olarak bizzat amiral beatty'nin daha erken davranması gerektiğinin; ikinci olarak ayrıca beatty'nin ya amiral evan-thomas dönerken kendisinin kuzey istikametindeki rotasına devam ederek ya da çok daha iyi bir hareket tarzı olarak evan-thomas dönmeden evvel ona doğru çark ederek kendisine yaklaşma imkanı tanıması gerektiği öne sürülmüştü. ancak bu fikir, belki de fiziki ve psikolojik şartlan fazlasıyla göz ardı etmiştir. hem jellicoe ve hem beatty, geçen saatlerle birlikte karşılaşma umutlan sönmüş bir vaziyette sakin bir şekilde seyretmekteydiler ve hatta amirallik dairesi'nin telsizle gönderdiği mesajla düşman donanmasının hala demirli olduğunun tespiti bildirmiş olduğundan, seyirleri daha da yavaşlamıştı. bu da bir başka talihsiz aksilikti.

    şayet bu çapraşık durum hakkında adil bir hüküm verilmesi gerekirse, beatty kararını tamamen makul süratle almış gibi gözükmektedir. kararın kendisine gelince beatty, geçmişten alınan tecrübelerin ışığında alman kruvazörlerinin kendisini adatacağı korkusunda çok haklıydı ve büyük bir kuvveti gizledikleri konusunda pek az şüphesi vardı. en fazla alman muharebe kruvazörleriyle karşılaşabilirdi ve onların toplamı da sadece beş adetti. kendisinin ise altı adet muharebe kruvazörü vardı. hem geçmiş tecrübe hem genel stratejik durum burada temkinli olmaktan ziyade aceleci bir mizacı olan beatty'nin fazla zaman kazanmak için birliği tehlikeye atan hareket tarzını haklı çıkarıyor gibiydi.

    düşman kruvazörlerinin galatea'yı kuzeydoğu istikametinde takip ettiğinin muhakkak olduğu tespit edilince beatty, rotasını kuzeydoğu istikametinde yavaş yavaş değiştirdi. böylece beatty ve hipper birbirlerine doğru yaklaşmaya başlamışlardı ve 15:30 sularında birbirlerinin görüş menzillerine girdiler. hipper kendi muharebe donanmasının arkasına çekilmek için aniden döndü ve beatty gecikmeden ona paralel rotada seyretmeye başladı. her iki taraf saat 15:45'te birbirlerine yaklaşık 9 mil mesafeden ateş açtılar. ingilizler yetersiz ışıktan dolayı mesafeyi yanlış tahmin ettiler ve böylelikle sadece almanlar karşısındaki menzil üstünlüğü avantajlarını kaybetmiş olmakla kalmadılar, fakat aynı zamanda atışlarında isabet kaydedemediler. buna karşılık ingilizlerin gölgesi batı ufkuna düşmüştü. ingilizler saat tam 16:00'dan sonra felaketle karşılaştılar. amiral hipper'in sancak gemisi sms lützow'dan atılan bir mermi beatty'nin amiral gemisi lion'un orta kısmındaki tareti vurdu. her iki dizi parçalanan deniz piyade binbaşı harvey, ölmeden evvel sesle irtibatı sağlayan muhabere borusundan mühimmat deposunun suyla doldurulması emrini verdi ve böylece gemiyi havaya uçmaktan kurtardı.

    fakat von der tann muharebe kruvazöründen açılan yaylım ateş sonucunda atılan üç mermiden isabet alan ındefatigable muharebe kruvazörü muharebe nizamını terk etti ve yine isabet aldı. gemi alabora oldu ve 1000 denizciyle birlikte battı. şans eseri bu kritik anda evan-thomas, kestirmeden giderek menzile girmiş ve ingiliz mermilerinin zırhı delemeden infilak eden kalitesizliği almanları hayati hasardan kurtarmakla birlikte ingilizlerin isabetli atışları almanların atış sıhhatini bozmuştu. saat 16:26'da muharebe kruvazörü queen mary, yaylım ateşi sonucu isabet alarak infilak edip 1.200 mürettebatıyla battığında almanlar yeniden başarı kazanmışlardı. queen mary'nin ve mürettebatının mezarı 25 metreye yükselen devasa duman tabakasıyla belli olmuştu. bu durumda beatty'nin elindeki gemi miktarı almanların beş gemisine karşılık altı gemiden dört gemiye düşmüştü. ayrıca bu sıralarda princess royal uğursuz bir duman bulutu ve serpintisi altında bir an kaybolmuş ve lion muharebe gemisindeki bir varda bandıra (flamacı) kısa ve anlamlı bir şekilde, "princess royal infilak etti, efendim" diye bildirmişti. bunun üzerine beatty amiral gemisi kaptanına sert bir şekilde, "chatfield, bu lanet olası gemilerin nesi var bugün? dümeni düşman istikametinde, iki kerte iskeleye kırın!" demişti.

    15.30-17.30

    kritik durum evan-thomas'ın muharebeye girmesiyle gerçekten geçmekle birlikte, bu beatty'nin soğukkanlılığının bir başarısıydı. evan-thomas'ın muharebeye girişi, alman açık deniz donanma komutanı scheer'in beatty için planladığı tuzağı bozmuştu. scheer, beatty'yi hipper ve kendi ana donanması tarafından teşkil edilen iki kıskacının arasına almak amacıyla seyretmek yerine doğrudan hipper'in yardımına koşmak zorunda bırakılmıştı.

    saat 16:33'te lion'un iki mil ilerisinde bulunan goodenough'un hafif kruvazör filosu, güneydoğu istikametinde seyretmekte olan muharebe gemilerini tespit etti ve bunları mesajla beatty'ye haber verdi. goodenough, bu rotasında açık deniz donanması'nı tespit edinceye kadar cesurca seyretmeye devam etti ve daha sonra zaten beatty'ye doğru hızını artırmış bulunan jellicoe'ye doğrudan bir telsiz mesajı gönderdi.

    beatty de scheer'in muharebe gemilerini görünceye kadar rotasında seyretmeye devam etti. daha sonra saat 16:40'ta geri dönüp, jellicoe'ye doğru yol almaya başladı. bu dönüşün zamanlaması şu anda yem durumunda olan beatty'nin kuvvetinin, scheer'in toplarının atış menziline girmeden görülmesini sağlamak amacıyla çok iyi ayarlanmıştı. fakat flamalarla tekrar verilen geri dönüş işareti, kuzeye doğru yol almakta olan beatty'yi geçene kadar güneydoğu istikametinde seyretmeye devam eden evan-thomas tarafından yine görülememişti. bu nedenle evan-thomas, scheer'in öncü gemilerinin ateşine maruz kaldı ve hem scheer'e yem oldu hem de kuzeye ilerlemekte olan beatty'ye kalkan oldu.

    beatty'nin dönüşü esnasında sabit bir nokta civarında art arda gelen tehlikeler, ingiliz muhriplerinin taciz edici ve cesur hücumlarıyla kısmen önlendi. muhriplerden ikisi muharebe dışı kaldı ve bu gemiler gelen muharebe gemileri arasında çaresiz bir şekilde sürüklenirken mermilerle paramparça olmadan evvel son torpidolarını ateşlediler. alman muhripleri mert bir davranışla sağ kalanları toplamak için durdular.

    bu arada iki büyük donanma, büyük bir hızla birbirlerine doğru yaklaşıyorlardı, scheer'in bundan haberi yoktu. jellicoe'nin ise düşmanının yaklaştığından haberi vardı ancak tam rotasını bilmiyordu. lakin jellicoe'nin donanmasının tertiplenme nizamı bu bilgiye dayanmış olsa gerekti. kuzey denizi üzerindeki pus fiziki olduğu kadar zihinlerdeydi. kuzey istikametinde ileride seyretmekte olan beatty, scheer'in ve hatta kendisiyle siste aşağı yukarı paralel seyretmekte olan hipper'in donanmasıyla teması kaybetmişti. gerçi evan-thomas scheer'le hala teması devam ettirmekle birlikte hiç rapor göndermemişti. jellicoe'nin aldığı yegane mesajlar, çekilmenin başında dördü goodenough'tan alınan ve biri telsiz sistemi mermiyle havaya uçurulması nedeniyle beatty'nin üçüncü gemi üzerinden göndermek zorunda kaldığı mesajlardı. fakat düşmana ilişkin bilgi eksikliğinin önemi abartılabilir ve abartılmış olabilir. zira alman donanması rotasını değiştirmemişti ve asıl sorun ingilizlerin hem jellicoe'nin hem beatty'nin bulundukları amiral gemilerinin kendi yerlerini tespitteki hatalarından doğmuştu. sonuçta iki gemi birbirlerinin görüş menzillerine girdiklerinde, lion'un jellicoe'nin beklediğinden 7 mil daha batıda olduğu görüldü. bunun doğal bir sonucu olarak düşman gemisi kendilerinin sağ tarafında kalmıştı, yani düşman jellicoe'nin beklediği baş mevki yerine sancak kısmı yani sağ taraflarındaydı, çünkü jellicoe kendi yerinin tespitinde yanılmıştı. beatty'nin donanmasının mevkisi hakkında ortalama mevki tespiti yoluyla daha isabetli tahminleri içeren daha sık raporlar gönderilebilirdi.

    jellicoe, dişli tarak gibi birbirine paralel, kanat açıklığı 4 mil olacak şekilde pruva hattı nizamında güneye doğru seyrediyordu. bu muharebe düzeni değildi, zira şayet düşmanla karşılaşılırsa mevcut toplar ancak asgari miktarda atış yapabileceklerdi. atış miktarını azamiye çıkarmak için, gemilerin borda ateşi ve ileri hat şeklinde muhabere düzeni almaları gerekiyordu. şayet düşmanla tam önde olacak şekilde karşılaşılırsa, bütün donanmanın düşmana borda ateşiyle karşılık vermeleri için her kolun sadece ya sağa ya da sola dönmeleri gerekirdi. büyük donanma'nın bu düzene

    geçmesi için sadece dört dakikaya ihtiyacı vardı fakat düşmanın mutlaka sağ tarafta olması gerekiyordu. şayet düşman yan tarafta tertiplenirse buna göre alternatif yöntem, kollardan birisinin ilerlemeye devam ederken diğerleri de onun dümen suyunda gitmesi olacaktı. bu durumda donanma hala dört dakika zarfında tek bir hat nizamı teşkil edebilecek fakat hat nizamını düzeltmeleri çok daha fazla zamanlarını alacaktı.

    şimdi fiiliyatta ne olduğunu bir görelim. jellicoe, amiral hood komutasında 3.muharebe kruvazörü filosu'nu beatty'yi desteklemesi için göndermişti, fakat zaten önceden belirtilen hesaplama hatası nedeniyle çok fazla doğuya gitmişti. bu nedenle amiral hood istemeden, hipper'in farkında olmadan kafasını kaptırmakta olduğu tuzağın üst çenesi haline gelmişti. bu arada hipper, hala paralel bir şekilde fakat beatty'nin görüş menzili dışında seyrediyordu. hipper saat 17:40'ta aniden beatty'yi tekrar batıya doğru seyir halindeyken gördü ve top ateşi altında daha doğuya çark etti. çok geçmeden hood'un hafif kruvazörlerinin açtığı top ateşlerini duydu. telaşa kapılan hipper, saat 18:34'te güneydoğu istikametine döndü ve kendisine bağlı hafif kruvazörlerinin, jellicoe'nin ana donanmasının öncüleri olduğunu tahmin ettiği hood'un dört muhribi tarafından saldırıya uğradığını gördü. o nedenle tekrar güneybatıya çark etti.

    17.30-21.00

    bu arada saat 17:30'da öncü kruvazörlerle beş mil mesafeden görerek temas sağlamakla birlikte, jellicoe ve beatty saat 18:00' dan öncesine kadar birbirlerini tespit edememişlerdi. jellicoe saat 18:01'de harekat yıldırım telgraf mesajıyla, "düşman muharebe donanması nerede?" diye sordu. cevap gelmedi. beatty kararlı bir şekilde, "kaybolan" rakibi hipper ile meşguldü ve hipper'in hariçten geniş bir yay çizerek seyreden takibi, tesadüfen beatty'yi jellicoe'nin cephesine getirecek şekilde seyrediyordu. saat 18:10'da jellicoe sorusunu tekrarladı ve beatty dört dakika sonra neredeyse evan-thomas'la aynı anda düşmanın mevkisini bildirdi. iki rapor jellicoe'ye her ne kadar rotasını olmasa da, gerçekte hipper'in dümen suyunda kuzeydoğu istikametinde seyreden scheer'in kabaca mevkisinin tespitini sağladı.

    jellicoe, beatty'nin mesajı eline ulaştığı anda kararını verdi ve sol kanadının tertiplenmesini emretti. iki dakika sonra, sol tarafa doğru çark ederken sağ kanadı ateşe başladı. jellicoe'nin daha önceden tertip alması gerektiği iddia edilmiştir; fakat bu belirsiz bir duruma göre hareket etmek anlamına gelecek ve kendisini elverişsiz bir duruma sokmak olacaktı. jellicoe'nin sağ tarafta tertiplenmesi gerektiği ileri sürülmüştür; fakat bu jellicoe'nin düşmanın önüne geçemeden düşmanın onu geçmesi tehlikesi anlamına gelmiş olacaktı ve bu hat düz hale gelinceye kadar -ki bu faaliyet yirmi dakikayı alacaktır- donanmanın sadece bir bölümü, o da büyük kısmı ateşe başlayabilirdi. churchill jellicoe'nin merkez filotillalardan birisini tertipleyebileceğini ve bu suretle çok yakın olmamakla birlikte yaklaşmakta olan düşmana yetişmek amacıyla yeterince yakınında olma avantajını edinmenin yanı sıra yedi dakika kazanacağını ileri sürmüştü. ancak bu oldukça daha karmaşık ve daha az tatbikatı yapılmış olan bir manevraydı ve en azından en arkadan gelen kolun sol kanadının atışını geçici olarak perdelemiş olacaktı.

    jellicoe'nin asıl tertiplenmesi, düşman muharebe nizamının önüne geçmek için -tarihi ve öldürücü "t'ye alma" (düşman filosunu t durumuna alma) manevrası şöyle bir şey- yeterli zamanı sağlıyordu ve ayrıca muharebe gemilerinden hiçbirisinin atışları kolun düz hat nizamına gelmesi esnasında diğer gemiler tarafından perdelenmeyecekti. tertiplenme düşmandan çok uzakta gerçekleştirildiğinden dolayı fırsatın kaçırıldığına ilişkin eleştiri de pek sağlam gözükmemektedir. aksine bu fırsat kazanılmıştı. zira scheer avantajlı olmadıkça, büyük donanma ile muharebe etmeye hiç niyeti yoktu.

    böylece scheer, bu arada çarpışmalarından dolayı meydana gelen dumandan belli bir süre görünmeyen jellicoe'nin muharebe nizamının, kendi filosunu "t durumuna almasının" muhtemel olduğunu görür görmez saat 18:30'da ani bir şekilde geri döndü. bu arkadan başlayarak hemen hemen her bir geminin aynı anda birbiri ardına geriye döndükleri ustalıklı acil bir manevraydı; bu manevra muharebe düzenindeki bütün gemilere en kısa zamanda menzil dışına çıkma imkanı sağlamıştı. scheer'in telaşı hood'un muharebe kruvazörlerini jellicoe'nin öncü muharebe gemileri sanmasındandı ve bu nedenle ingiliz manevrasının daha ileriki safhada olduğunu düşünmesine neden olmuştu. scheer'in hatası rakibinin aleyhine oldu. çünkü jellicoe, saat 18:29'da düşmana daha da yaklaşmak amacıyla kendi muhabere grubuna kısımlar halinde güneydoğu istikametine dönmesi için mesaj göndermişti; fakat kol sonunun henüz tek hat haline gelmediğini öğrendiği için emri iptal etti. jellicoe, scheer'in torpido saldırısı ve sis perdesi altında "tam dönüş yaptığı" anda düşmana yaklaşmadı. bu, scheer'in pus içinde kaybolana kadar geçen birkaç dakikalık süre zarfında geri çekilmesini gizledi. her ne kadar scheer'in birkaç öncü muharebe gemisi ağır isabetler aldıysa da, tamamen muharebe dışı kalan tek gemi hipper'in hafif kruvazörlerinden wiesbaden'di. hipper tamamen ortadan kaybolmadan önce diğer bir ingiliz muharebe kruvazörü ınvincible'ı ve bir zırhlı kruvazörü daha imha ederken, ikincisini de batmaya terk etmişti.

    fakat scheer'in geri çekilmesindeki muhtemel hayati unsur, batı istikametine dönüp kendi limanlarından uzaklaşmış olmasıydı. şayet scheer yan tarafında bulunan ingiliz muharebe donanmasını tespit etseydi, ki bu ancak jellicoe diğer tarzda tertiplenmiş olsaydı meydana gelmiş olacaktı, işte o zaman scheer'in takip edeceği doğal seyir tornistan etmek değil fakat sağa dönmek ve böylelikle kendi limanlarına geri çekilmek olacaktı. bu nedenle jellicoe'nin seçtiği hareket tarzının en haklı yönü, scheer'in geri çekilme istikametini kesme fırsatı sağlamış olmasıydı. ayrıca bu geri çekilme, scheer'in gölgesini batı ufkuna düşürmüştü.

    jellicoe bu fırsattan hemen yararlandı. zaten jellicoe'nin muharebe nizamındaki gemileri, scheer'in 6 mil gerisindeyken ve bu takip için sadece iki saatlik aydınlık vakti kalmışken, scheer'i doğrudan takip etmek pek umut vaat eden bir hareket tarzı değildi. ayrıca jellicoe'nin kaçırmayı planladığı bu hareket tarzı, muharebe filosunu düşman tarafından döşenmiş olan mayınlara ve ateşleyeceği torpidolara çarpma tehlikesine maruz bırakmış olacaktı.

    jellicoe bunun yerine saat 18:44'te her filotillaya güneydoğu ya dönmeleri emrini vermişti, bu suretle onlar bir kez daha geride soldan sağa bir merdiven gibi, kademeli, altı kol halinde tertiplenmiş oluyorlardı. jellicoe, müteakip çeyrek saat zarfında iki kısmi dönüş daha yaptı. bu manevranın sonucunda jellicoe, onlara doğru yaklaşırken ortalıkta görünmeyen almanlar ve onların geri çekilme hattı arasında yavaş yavaş bir kavis meydana getirecekti. bir tek yaklaşan karanlık ve artan pus, jellicoe'nin ustalıklı manevrasıyla elde edilen avantajı tehlikeye atıyordu. bununla beraber bir eleştiri akla yatkın gözükmektedir. beatty'nin teşebbüsü ya da jellicoe'nin emirleri üzerine asıl görevi muharebe donanması için "anten" olan muharebe kruvazör filosu'nun çok daha keskin bir şekilde dönüp ve düşmanla teması idame ettirme ihtimaliydi. aslında muharebe kruvazörleri, muharebe filosuna düşmandan daha uzak mesafedeydiler.

    bununla beraber, almanlar kendisini tehlikeye atacak şekilde temas kurmak üzereydi. bir tuzaktan kurtulurken aslen kendi hatası sonucu neredeyse bir başka tuzağa düşüyordu. çünkü scheer, batı istikametinde 20 dakika seyrettikten sonra yönünü aniden tersine çevirdi ve tekrar doğu istikametine, daha önce sisten çıktığı noktaya doğru ilerlemeye başladı. scheer sonra gönderdiği mesajda, düşüncesinin inisiyatifi muhafaza etmek ve alman itibarını idame ettirmek amacıyla ikinci darbeyi vurmak olduğunu iddia etmişti. tabii, gerekçelerinde bu iddiayı bizzat paşanın kendisi ileri sürmektedir. zira hiç iyi bir taktik adam böyle bir amaç için ingiliz filosunun ortasına dalmazdı. mantıki sav, scheer'in ingiliz filosunun kuyruk kısmını geçmeyi umduğunu ve bu suretle filonun bir kısmını hırpalama fırsatını kazanmak ve kendi üssüne dönmek istediğini göstermektedir. çünkü scheer, hood'un filosunu muhabere filosunun öncüsü sanmış ve bu nedenle muharebe filosunun kat ettiği mesafeyi olduğundan fazla hesap etmişti. bundan dolayı scheer, saat 19:10'da sisten ortaya çıktığında "kademeli" olarak tertiplenmiş bulunan ingiliz muharebe hattındaki gemilerin merkezinin karşısına denk gelmişti.

    ilk ateşi sadece 5 mil mesafede, muharebe hattının arkasındaki en yakında bulunan filo açtı. müteakip birkaç dakika içinde ingiliz filosunun büyük bölümü çarpışma ya iştirak etti. fakat jellicoe, belki de kısmi olarak tehlikeye maruz kalmanın verdiği aşırı korkuyla, arkalarındaki filolarına kol düzenine geçmelerini, -teknik olmayan bir dille- doğu istikametinde seyretmelerini ve kendisinin dümen suyunda gitmeleri için emir verdi. bu suretle jellicoe onları düşmandan uzaklaştırmış oluyordu. ve bu anda scheer de uzaklaşmaya karar vermişti. aslında scheer, jellicoe'nin pençesinden kurtulmak için öylesine bir telaş içerisindeydi ki sadece sis perdesi altında ve muhrip saldırılarının desteğinde öncekinden daha az muntazam olacak şekilde yeni bir "dönüş manevrası" yapmakla kalmadı fakat ayrıca muharebe kruvazörlerini "ölüm seferine" yolladı.

    muhripler kurtuluşunun en etkin unsurları olmuştu, torpidoların uzun menzilden ateşlendiğini gören jellicoe gemilerini her biri iki kerte (toplam 22,5 derece) hızındaki iki süratli dönüşle uzaklaştırdı. bu dönüş çok uzun süre tecrübe edilmiş bir yöntemdi ve donanmada çoğunluğun düşüncesine göre en uygun çözüm olarak kabul edilmişti ve sadece azınlık bir grup torpido tehlikesinin abartıldığı ve bu dönüş yönteminin benimsenmesinin muharebe gemilerinin hücumdaki öneminden feragat etmeye yatkın olduğu nedeniyle itiraz etmişti. bu görüşler arasında bir karar kılmak zordur. bundan ise ancak tedbir almak zorunlu olmakla birlikte muharebe gemisinin zafiyetinin ve kesinlikle çok daha az kıymetli silahların karşısında hücum kabiliyetinin kolaylıkla felç edilmesinin itirafı gibi bir mantıki sonuca ulaşılabilir. jutland'da bu tedbirin gerekçesi sadece bir ingiliz muharebe gemisinin torpidoyla vurulması olmuştu ve azınlık görüşünün gerekçesine göre de bu muharebe gemisi o denli az etkilenmişti ki, sonuçta muharebe nizamındaki yerini muhafaza etmişti.

    alman donanmasının muhrip taarruzuyla kurtulması en etkili tek usul değildi, fakat maliyeti en az olanıydı; zira ingiliz hafif kruvazörlerinin karşı saldırısıyla sadece bir muhrip batırılırken alman muharebe kruvazörleri ağır hasar görmüştü. lützow "ölüm seferi" başlamadan evvel muharebe dışı hale gelmişti ve diğer dördü de scheer'in onları kurtaran geri çekilme mesajından birkaç dakika önce defalarca isabet almıştı.

    muhriplerin gerçekleştirdiği hücumun taktik sonucu, alman donanmasının batıya gitmesine neden olurken, ingiliz donanmasının da aksi yöne gitmesine sebep olmuştu. çeyrek saat sonra torpido taarruzunun hızını kaybettiğine kanaat getiren jellicoe, istikametini düzeltti fakat neredeyse tam güney istikametinde takibe devam etti. saat 20:00'a kadar batıya dönmedi. bu gecikmenin eleştirilmesi gerekmektedir. zira jellicoe, düşmanın geri çekilme hattı boyunca bulunmaktan dolayı elinde bulundurduğu avantajı idame ettirmek için, alman donanmasına kıyıdan uzaklaşması sırasında hem refakat etmesi ve hem de onunla temas halinde olması uygun bir hareket tarzıydı. böylelikle scheer'in donanmasının karanlıkta ingiliz seyyar bariyerlerinden kurtulması için daha az şansı olmuş olacaktı.

    bir diğer ilginç nokta, beatty'nin saat 19:40'ta düşmanı tekrar tespit ettikten on dakika sonra jellicoe'ye, "öncü muharebe gemilerini gönderin, muharebe kruvazörlerini takip edin. böylelikle biz o zaman düşmanın bütün muharebe donanmasını kuşatabiliriz" diye bir telsiz mesajı daha göndermesidir. askeri eleştirmenler bu konu üzerinde çok durmuştur. fakat her ne kadar bu mükemmel gibi görünmekle ve anlamlı olmakla birlikte, bu mesaj çözülmeden ve teslim edilmeden önce zaten jellicoe'nin muharebe filosunu batı istikametine döndürmüş olması ve beatty'nin de onun son mesajı uyarınca yalnızca güneybatı yönünde seyrediyor olması, mesajın tarihi değerini oldukça azaltmıştı. üstelik alman donanması çoktan üssünden ayrılmıştı. belki beatty'nin hafif kruvazörlerine verdiği sonraki "önünü kesme" emri şu anda güneye doğru seyretmekte olan düşman gemilerinin kol başını tespit etmeyi amaçladığını akla getirmektedir. ayrıca beatty kendi başına düşmanın önünü kesmeyi başarmıştı, çünkü yaklaşık saat 20:23'te düşman açılan top ateşi altında kaldığında derhal tekrar batıya doğru çark ederek tehlikeden uzaklaşmıştı. güney istikametindeki seyirlerinin engellenmesi sonucunda meydana gelen karşılaşma sonradan almanların ingiliz filosunun kol sonundan kaçmalarında yardımcı olmuşu.

    almanlarla kapışmak için aslında yegane ve en iyi fırsat, almanların saat 19:20'deki geri dönüşünü takip eden yarım saat zarfında kaçmıştı. ortada kalan büyük soru, jellicoe'nin şafaktan itibaren bütün gün boyunca aydınlıkta tekrar muharebeye tutuşabilmek için gece boyunca onların geçişlerini engellemeyi sürdürüp sürdüremeyeceği ve bu suretle stratejik avantajından yararlanıp yararlanamayacağıydı. yararlanırsa bu da kendisine güç katacaktı.

    saat 21:00 civarında karanlığın örtüsü bütün denizi kapladığında, sırf günün belirsizliğini artırmakla kalmamış, fakat onu zifiri karanlık hale getirmişti. muharebe gemileri menzil avantajlarını kaybetmişler, torpido gemileri en az riskle çok yakın mesafeye yaklaşma avantajını elde etmişlerdi. ve bütün gemiler dostu düşmandan ayırmakta zorlanacaklardı.

    jellicoe akıllı bir şekilde gece muharebesinin tehlikesini göze almadı; zira bu çifte avantajını kumara yatırmak demek olacaktı. böylece onun sorunu gün ışımadan önceki beş buçuk saat boyunca düşmanın britanya'ya ulaşmak için açık bir rota bulmasını önlemekti. her biri heligoland bight (kuzey denizi) ve alman limanlarının yaklaşma istikametlerini örten mayınlardan taranmış kanala açılan üç muhtemel rota vardı. birincisi doğuda horn reef'i geçince ve frizon kıyısının aşağısında; ikincisi daha merkezi olan ve nihayetinde heligoland'a açılan rota; en güneybatıda olan üçüncüsü alman kıyısında ve ems ağzını geçtikten sonra doğu istikametindeki rotaydı. buna olan mesafe 180 mildi ve en uzak olduğundan dolayı en zayıf seçenekti. bu nedenle jellicoe açıkgöz bir düşmanın -ancak bir unsur olmasaydı- bunu seçebileceğinden haklı olarak korkabilirdi. bu unsur, alman donanmasının kendi donanmasından daha az süratli olmasıydı. şayet almanlar eşit ya da daha fazla sürate sahip olmuş olsalardı ems rotası onlara karanlıkta kaçmak için daha fazla fırsat ve koruma imkanı sunabilirdi. sürat unsurunun avantajından yoksun olan almanlar, daha büyük yakın bir tehlike taşıyan kısa rotayı seçmekte akıllılık ettiler.

    bununla beraber jellicoe, diğer rotaları daha yakından himaye etmek için birisini tamamen himayesiz bırakmakta isteksizdi. jellicoe yaklaşma istikametlerinin tümünü himaye etmenin zorluklarını elden geldiğince bağdaştıracak bir "rotayı" seçti. doğrusu bu durum, almanlara bir iyi fırsat sunmuştu : jellicoe'nin arkasından gizlice sıvışmak ve horn reefs geçidi'ni kullanmak. bu nedenle arkasından geçmeye niyetlenen herhangi bir teşebbüse karşı jellicoe'nin özellikle duyarlı olması beklenirdi.

    jellicoe, saat 21:17'de donanmaya gece seyir üslerinde tertiplenmeleri için emir verdi. bu tertiplenmede muharebe gemileri yanaşık nizamda üç paralel kol halinde olacaktı. donanmanın rotası tam güneye doğru çevrilecek ve hızı on yedi knot ( 1 deniz mili/ saat) olacaktı. muhripler toplu düzende beş mil geriden geleceklerdi. bu tertiplenme biçimi, hareketli bariyeri uzatacak ve torpido saldırılarına karşı muharebe filosunun arkasını koruyacak ve her şeyden önemlisi karanlıkta tarafları karıştırmak riskini önleyecekti. şayet muharebe gemileri muhripleri ya da muhripler muharebe gemilerini tespit ederlerse, her biri müphem şekillerin düşmana ait olduklarını bileceklerdi. beatty zaten muharebe kruvazörleriyle birlikte ileride ve muharebe filosunun batı kanadında ya da düşman muharebe filosu kanadında tertiplenmişti. bu gece tertiplenmesinin tarihi önemi, almanların ingilizleri geride bırakması ya da güneyinden geçip gidecekleri herhangi bir teşebbüsünü imkansız kılması ve böylece donanmanın arkasından geçme ihtimaline karşı daha hassas bir kuşkuyla bakmak için bir gerekçe oluşturabilirdi. büyük donanma'nın muharebe düzeni mecazi ve sembolik olarak geleneksel ingiliz aslanına benzetilebilir. beatty'nin muharebe kruvazörleri ve hafif kruvazörleri, aslanın burnu ve kulakları, muhripler de aslanın kuyruklarıydı. burun hiçbir şey koklamayacak, kulaklar bir şey duymayacak, kuyruk kıvrılacak fakat bir varlık olarak aslan, nelson'un heykelini çevreleyen bir kral gibi hareketsiz duracaktı.

    bu arada bahsedilmesi gereken bir diğer unsur, scheer'in niyetidir. planı karmaşık değil basitti ve bu ölçüde de planın bertaraf edilme sorununu kolaylaştırmıştı. sabahın dehşetli görünüşü, umutsuzluğu telkin etmiş gibiydi. zira scheer üsse dönmek için en kısa olan horn reef rotasını seçmişti. bunun için ağır kayıp vermeye hazırlıklı ancak buradan geçmeye de kararlıydı. jellicoe'nin aksine scheer, en azından geceleyin meydana gelecek bir karşılaştırmada var olan talibin onun cesur rotasına yardımcı olmasının daha muhtemel olacağını hissedebiliyordu. başarı şansını ve güvenliğini artırmak için, arızalı muharebe kruvazörlerini ve eski muharebe gemilerini arkada görevlendirdi ve öncü kolunu muhrip ve hafif kruvazörlerle örtü ve gizlemeye aldı.

    sahne kurulmuştu. denizin en güçlü donanmaları birbirleriyle çarpışacaklar mıydı? büyük bir istekle ne olup biteceğini bekliyorlardı. fakat karartılmış sahneden sadece soytarının zilinin çınlaması duyuluyordu. ve ışık yandığında sahne boştu.

    ilk ses saat 21:32'de beatty'nin amiral gemisi lion'un ışıldakla princess royal'a, "lütfen bana parolayı söyleyin ve onlar kayboldukları için bana yürürlükte olanı bildirin" diyerek geldi. cevap, kısmen düşman gemisi tarafından görülmüş gibiydi. çünkü yaklaşık yarım saat sonra birkaç kruvazör ingiliz muhrip filotillalarından birisinin öncüsü olan castar tarafından tespit edilmişti. inisiyatifi ele aldılar ve castor'a günlük gizli ingiliz parolasını sordular. bununla beraber onlar daha sonra ışıldakları açıp ateş açtıklarında castar da benzer düşmanca bir tarzda karşılık verdi, fakat ona refakat eden birkaç muhrip kruvazörlerin kimliklerine ilişkin duydukları doğal kuşku nedeniyle torpido ateşini kestiler. saat 22:20'den 23:30'a kadar ingiliz filosunun kol sonu, itip kakarak yol açmaya çalışan düşmanla aralıksız bir şekilde çatışma halindeydi.

    saat 22:20'de almanlar goodenough'un hafif kruvazörlerden "kurtulmuşlardı," fakat çok ağır hasar gören alman hafif kruvazörü frauenlob, epeyce yara almış durumdaki southampton hafif kruvazöründen atılan bir torpidoyla batırıldıktan sonra oradan uzaklaştılar. sonraki saatte ingiliz muhripleri hasar gördü ve kargaşa ya neden oldular. alman hafif kruvazörü elbing muharebe gemisi posen tarafından mahmuzlandı ve batmaya terk edilirken ingiliz muhribi spitfire adına yaraşır bir şekilde alman muharebe gemisi nassau'yu mahmuzladı. spitfire'ın (uçak olan değil!) yaptığı bu iş sadece yanına kar kalmamış aynı zamanda nassau'dan aldığı uzun bir metal levha cesaretinin bir kanıtı olmuştu. alman filosu bir kez daha çekilmişti, fakat saat 23:30'da yeniden yön değiştirdi. bu kez ingiliz muhriplerinin bir saati aşkın süren tacizi, dört gemilerine mal olsa da, mukavemeti yarıp geçtiler.

    ingiliz muhripleri büyük cesaret göstermişler ancak az istihbarat elde etmişlerdi. bu çarpışmalar sonucunda jellicoe'ye ulaşan tek mesaj, goodenough'un saat 22:15'te gönderdiği mesajdı. telsiz sisteminin isabet alması nedeniyle bu mesaj saat 23:38'e kadar jellicoe'ye ulaşmadı. gerçi muharebeye katılmayanlar bile gördükleri hakkında hiçbir bilgi göndermemişti. çarpışmaya çok şiddetli bir şekilde iştirak eden gemilerin ise bilgi gönderememelerinin bir mazereti vardı. fakat evan-thomas'ın 5.muharebe filosu da ana donanmanın arkasında yakın irtibattaydı; aralıksız devam eden taarruzların farkındaydı ve arkasında bulunan iki muharebe gemisi gerçekten kendilerinin dümen suyunda seyreden öncü alman muharebe gemilerini görmüşlerdi. saat 23:35'te muharebe gemisi valiant "en azından iki bacası ve ortasındaki bir vinciyle iki alman kruvazörünün anlaşıldığı kadarıyla tam yol doğu istikametinde seyrettiğini bildirmişti.

    vincin varlığı şüphe götürmez bir şekilde bunların westfalen sınıfı alman muharebe gemileri olduğunu ortaya koymuştu ki, onların kruvazörler olduğunu varsaymak büyük bir hataydı. beş dakika sonra muharebe gemisi malaya "büyük düşman gemileri, bizimkiler gibi üç kerte (67,5 derece) sancak tarafından aynı istikamette seyrediyor" mesajını gönderdi. malaya, düşman muharebe gemilerini muhriplerin taarruzları karşısında geçici olarak başka yöne saptığını açıkça tespit etmişti. malaya, düşman muharebe gemilerinin, muhriplerin taarruzları karşısında geçici olarak başka yöne saptığını açıkça tespit etmişti. önde bulunan geminin "dikkat çekici vincinin" farkına vardı ve "belli ki westfalen sınıfı" olduğuna ilişkin doğru sonuca ulaştı. ne valiant ne malaya gördüklerini bildirmişlerdi. belli ki önde bulunan amiral gemisi barham'ın gördüğünü varsaymışlardı. barham'ın bunu nasıl görmediği asla izah edilmemiştir. kesin olan bir şey varsa o da filodan komutanlığa hiçbir mesaj gönderilmemiş olduğu idi.

    o sırada orada jellicoe'nin kuşkusunu artırabilecek ya da harekete geçmesini sağlayacak hiçbir bilgi yok muydu? alman telsiz mesajlarını dinleyen amirallik dairesi'nin iki raporu jellicoe'ye ulaşmıştı. ilki almanların saat 21.00'daki mevkisini bildiren mesajdı ve bir değeri yoktu, çünkü hatalı olduğundan gösterdiği mevki açıkça yanlıştı.

    bu jellicoe'yi son mesajı kabul etmesi için cesaretlendirmedi, ancak bu mesaj doğruydu. bu mesaj, alman donanmasının saat 21:14'te üsse dönmek için emir aldığını ve tertiplenme şekillerini, rotasını ve seyir hızını vermişti. fakat bu mesaj bir başka çok önemli hata sonucunda birkaç düşman mesajında özetlenen en hayati önemdeki scheer'in horn reef yakınlarında aydınlıkta talep ettiği hava gemisi keşfi konusunu atlamıştı. işte burası onun şaşmaz sığınağıydı.

    bu mesaj saat 23:05'te alındı ve şifresi çözüldükten sonra saat 23:30 civarında okundu. diğer bir mesaj saat 23:30'da jellicoe'ye ulaştı ve bu nedenle amirallik dairesi'nin mesajından sonra okundu. bu mesaj birmingham adlı hafif kruvazörden geliyor ve "muhtemelen düşmana ait muharebe kruvazörlerinin" ufukta göründüklerini, güneye doğru dümen kırdıklarını ve tam batıya doğru seyrettiklerini bildiriyordu. birmingham onları tam ingiliz torpido saldırılarından dolayı yön değiştirdikleri anda tespit etmişti. her ne kadar zaten amirallik dairesi'nin mesajına itimat etmediği için harekete geçmemiş olmakla birlikte daha sonra southampton ve birmingham'dan gelen iki raporu kuşkularını destekleyici unsurlar olarak kabul etmesi şaşırtıcı değildi.

    bununla beraber ardında varlığı kesin olan çarpışma belirtilerine bu kadar duyarsız kalmış olması tuhaftır ve izahı kolay değildir. çünkü bu iki raporun haricinde tekrarlanan atışlar duyuluyordu ve hem amiral gemisinin hem diğer muharebe gemilerinin yanıp sönen ışıkları görülüyorlardı. hafif toplardan atıldığı kesin olan bu mermi seslerinin düşman muharebe gemileri olduğunu ortaya koymadığı doğruydu, fakat bu onların orada olmadığı anlamına gelmiyordu, zira geceleyin muharebe gemileri ingiliz hafif gemileriyle çarpışmaya girerlerse doğal olarak tali silahlarını kullanıyor olacaklardı. daha da garip olanı jellicoe'nin atışların kaynağını tetkik etmek için saat 22:46'da sadece bir teşebbüste bulunması ve mesajının ifade tarzının bunun sadece bir düşman muhrip hücumu olduğu ön yargısını akla getirmesiydi. velhasıl sonuçta jellicoe'nin belirli bazı bilgi eksikliklerinin nedeninin astlarını önemsememesi olmakla birlikte, kuşkulanma konusundaki eksikliği ise sorumluluğunun bir ölçüsü ve scheer'in kurtuluşunun da nedeniydi.

    alman donanması nihai olarak kurtulmadan evvel ciddi bir temas daha meydana gelmişti. alman donanması şafak sökmeden önce alacakaranlıkta albay sterling'in 12. muhrip filotillası tarafından görülmüştü. kural olması gerekirken bir istisna olmuş, sterling, jellicoe'ye saat 01:52'de düşmanla muharebeye girişmeden evvel ve çatışma sırasında birer telsiz mesajı göndermişti. torpidoyla alman muharebe gemisi pommern'i vurup batırmışlar ve bunun sonucunda bütün büyük donanma'nın elde ettiğinden daha büyük başarı elde etmişlerdi. fakat mesajları muhtemelen telsiz sistemindeki sorun nedeniyle jellicoe'ye ulaşmamıştı. böylece ingiliz muharebe filosu, sakin bir şekilde güney istikametinde seyrine ve alman filosu da üssüne doğru seyrine devam etti.

    jellicoe, saat 02:39'da gün aydınlandığında tornistan yaptı ve alman donanmasını görme umuduyla kuzeye doğru yol almaya başladı, ancak gördüğü boş denizdi. bu sırada amirallik dairesi'nden alman donanmasının horn reef yakınlarında olduğunu bildiren bir başka mesaj geldi. bu kez mesajın doğruluğu kabul edilmişti. düşmanın sağda solda münferit gemilerini araştırıp ve hiçbir gemiye rastlamadıktan sonra büyük donanma da üsse doğru yola koyuldu. büyük donanma'nın toplam kaybı almanların bir muharebe gemisine, bir muharebe kruvazörüne, dört hafif kruvazörüne ve beş muhribine karşılık üç muharebe kruvazörü, üç zırhlı kruvazörü ve sekiz muhripti. subay ve erlerde ise ingilizlerin 6.097 ölü vermesine karşılık almanların kaybı 2.545 olurken 177 ingiliz esirine karşılık almanlardan esir düşen olmamıştı.

    böylelikle dünya savaşı'nın biricik deniz "muharebesi" savaşın uzun zayiat listesinde sadece sıradan bir vaka olmuştu. muharebe olarak bakıldığında her açıdan önemsizdi. bu muharebeyi, alman donanmasının iki buçuk yıl sonraki nihai ve kansız teslim olmasına bağlanması, olayların sırasıyla nedenlerinin karıştırılması saçmalıktır. ayrıca (bkz: 1919 alman donanmasının intiharı)

    olayların nedenleri birbirlerini doğurmamıştır. sadece olaylar bu yönde gelişmiştir. jutland muharebesi almanları denizde kati sonuçlu bir çarpışmayı göze almak için pek kışkırtmadıysa da gözünü de korkutmadı. almanlar muharebe kruvazörlerine karşı ilk oyunu kazanmışlar ve üstün atış tekniği onların "oldukça" başarılı olmalarını sağlamıştı; almanlar ikinci çarpışmada hareket kabiliyeti üstünlüğünü kaybetmişlerdi ve başa baş durumdaydılar. üçüncü muharebe tamamlanmadan önce birkaç hile yaptılar. rakibinin kuvvetli baskısından dolayı hakimiyeti sağlayacaklarından umutlu olamadıklarından, bu duraklama en azından almanları kendi yeteneklerinin pohpohlanması duygusuyla baş başa bırakmıştı. yeni ve denenmemiş bir teşkilat olarak alman donanması, benzersiz zaferler kazanan ve "nelson geleneğini" yaşayan bir donanma karşısında kaçınılmaz olarak bir aşağılık duygusu yaşamıştı. jutland muharebesi denenmemiş olanın, bilinen meçhul karşısındaki korkusunu dağıtmıştı. hiç şüphesiz alman donanması için çok önemli bir başarıydı, ama kuzey denizi'ndeki ingiliz hakimiyetini kıramadı, stratejik olarak zafer ingilizlerin oldu. savaşı genelde bir satranca benzetirlerse de, tek fark, zafer uğruna her şeyi feda edemeyeceğinizdir. jutland bir anlamda bunu kanıtlar. almanlar bu satranç maçını kazanmıştı, ama bu "taktik" zaferleri bütün bir satranç turnuvasını kaybetmelerini engellemedi.

    alman donanması on iki hafta içerisinde ingilizleri dezavantajlı durumda yakalamak için daha cesur bir teşebbüste bulunacaktı. hava gemileri ve devriyeleri tarafından himaye edilen alman donanması, 19 ağustos günü büyük donanma'yı güneydeki denizaltıların pususuna düşürmek amacıyla, sunderland'i bombardımana tabi tutmak için ingiliz kıyısına yanaştı. muharebe yine dikkat ve tesadüf sonucu atlatıldı. beatty'nin öncü kruvazörlerinden birisi torpidolanmıştı ve torpidonun yerine yeni döşenen mayından kuşkulanan jellicoe geri döndü ve iki saat boyunca kuzey istikametinde yol aldı. beatty tekrar güneye döndüğünde alman donanması girmişti. çünkü scheer kuvvetli bir ingiliz birliğinin varlığının mesajını almıştı -aslında bu güneyden harwich'ten (güney ingiltere) gelmekte olan küçük bir kuvvetti- ve scheer telaşla bunun büyük donanma olduğunu sanmıştı. şayet öyle olsaydı, büyük donanma yalnızca scheer'in tuzağından kurtulmakla kalmayacak, durumu tersine çevirerek onu ablukaya almakla tehdit etmiş olacaktı. scheer bu nedenle üssüne döndü.

    genel vaziyet şöyleydi : jutland heyecan yönünden verimli olmamakla beraber teknik açıdan daha önemliydi.

    jutland muharebesi, alman topçuluk atış tekniği seviyesinin ingiltere'deki kendini beğenmiş ya da büyüklük taslayan görüşün kabul ettiğinden çok daha yüksek olduğunu göstermişti. donanmanın bazı unsurlarının zamanının geçtiğini ve muharebe donanmanın diğer unsurlarının da fırsat yaratmadaki eksiklikleri nedeniyle, ingiliz atış tekniği konusunda olumsuz bir eğilim taşımaktaydı. burada biraz haklılık payı vardı. ayrıca maddi açıdan bakıldığında ise jutland muharebesi, almanların yanı sıra amirallik dairesi ve teknik danışmanlarının öngörü ya da tecrübeden yararlanma konusunda başarısız olduklarını göstermişti. ingilizlerin düşük zırh delici nitelikli mermilerinin iyileştirilmesi zorunluluğunun yanı sıra, ingiliz gemilerinin aşırtma ateşi için yetersiz olan zırh korumalarının da düzenlenmeleri gerekmekteydi ve bu özellikle top taretindeki infilaktan cephaneliğe sızan alev için gerçekleştirilmeliydi.

    bu durum, queen mary ve ındefatigable'nin esrarengiz bir şekilde aniden batmalarının muhtemel nedeniydi. uğruna süratte elde edilecek küçük bir artış için büyük ölçüde zırh muhafazasının feda edildiği, devasa muharebe kruvazörleri inşa etme politikasının sonuçları belki daha tartışmalıdır. bizatihi sürat, dolaylı bir biçimde yüksek seviyede bir muhafaza sağlamaktadır, fakat aslında hedefi küçültmekle düşmanın onu vurmasını zorlaştırmış olmaktaydı. bu şekilde etkili bir koruma için sırf birkaç fazla knot sürat kazanma pahasına zırhın azaltılması değil, boyutun küçültülmesi gereklidir.

    jutland muharebesi'nin taktik cephesi, teknik cepheden daha da fazla eleştiri ve ihtilaf doğurmuştur. taktik esasın eleştirisini göğüslemek fiili olarak muharebedeki seyrin eleştirisini karşılamaktan daha kolaydır. denizcilik taktiğinin incelenmesinin ihmali, taktik talimnamelerin yokluğu ve teamüller sonucu gizlenen kısıtlı yönergeler bir orduda iyi ve esnek taktiklerin birçok aklın aralıksız derin düşünce ve tartışmasının ürünü olduğunu tarihten ve tecrübelerinden dolayı bilen askerler için her zaman bir merak kaynağı olmuştur.

    "eleştiri bilime hayat verir" askeri tarihi araştıranlar, taktikleri gizli tutma çabalarının, taktikleri ve icracılarının başarıya ulaşmasını engellediğini bilirler. iskender'in makedonyalılarının, romalıların, moğolların, adolphus reyiz'in isveçlilerinin, frederick'in prusyalılarının, wellington'un yarımadalı piyadelerinin defalarca kazandıkları zaferlerdeki taktiklerde esrarengiz bir şey yoktu. sadece tatbikat ve anlayış sayesinde benzersiz bir uyum elde edilmişti. bu, onlara hiçbir rakibin ya da taklit edenin erişemeyeceği bir avantajı sağlamıştı. gizlilik, taktiklerin katı olmasına yol açar; serbest tartışma ile eleştiri ise esnekliğe ve beklenmedik bir durumla karşılaştıklarında astların iyi düşünülmüş inisiyatifler edilmesine neden olur. dünya savaşı döneminde donanmaların taktiklerine yöneltilen temel eleştiri, taktiklerin esası olan esnekliği zayıflatması olmuştur. ayrıca donanma, jutland'da napolyon'un müstakil filotilla sistemini geliştirmeden önceki günlerde orduların yaptığı gibi, tek bir ordu (yekpare) gibi savaştı.

    donanma, taktik olarak kolsuz bir vücut gibiydi. bu nedenle jellicoe, donanmasını ne kadar maharetle manevra ettirirse ettirsin, haklı olarak rakibinin hareket kabiliyetini önlemeyi umut edemezdi. ve rakibi tespit etmek (düşmanı baskı altına almak) kati sonuçtu bir manevra için hayati bir başlangıçtır; bu ikili hareket tarzı eski bir kurala çifte anlam kazandırır: "kazanmak için böl." ingiliz donanması tam anlamıyla "tek ve bölünmezdi".

    anlaşılması zor koşulları tümüyle göz önüne aldığımızda, bu baskın kurala bağlı olan jellicoe'nin, temkinli bir performans olsa da, 31 mayıs günü donanmayı sevk ve idaresinin başarılı olduğu hükmüne varılabilir. bu belirsizlik, 1916'da doruk noktasına ulaşmıştı; zira uçak keşfi, toplarda meydana gelen gelişmeler sonucunda elde edilen uzun menzilli atışlara karşı bir çare olacak şekilde henüz yeterli bir gelişme kaydetmemişti. jellicoe'nin çok sık eleştirilen sol kanattaki tertiplenmesine gelince, her ne kadar bu tertiplenmenin övülmesi çıkan sorunları göz ardı etmeye yatkın olmakla birlikte muhtemelen bu koşullarda en iyisiydi. çünkü bu muharebe nizamı beatty'nin muharebe kruvazörlerinin muharebe donanmasının ön tarafını temizlemesi için daha uzun yol kat etmesine neden olmuş ve bu nedenle muharebe filosunun ateşlerini maskelemiş ve duraklamalara neden olmuştu.

    muharebenin cereyan ettiği geceden alınan dersler zaten özetlenmişti. bunun dışında kalan bir tek soru, jellicoe'nin torpido gemilerini kolun sonunda savunmada kullanmak yerine, hücuma dayalı anlayışıyla kullanarak düşmanın gemilerinin yarma teşebbüsünün önüne geçme fırsatını ele geçirip geçiremeyeceğiydi. ancak bütün eleştirileri bir kenara bırakırsak, jellicoe'nin muharebe donanmasını sevk ve idaresini bir hayli denizci hayranının iddia ettiği gibi, kusursuz bir başarı olduğunu kabul ederiz. bunun kabulü ise sadece jutland muharebesi'nin en kötü kusurunu, yani o muharebenin sanki hiç cereyan etmediği inancını kuvvetlendirir...
  • ilk plastik ve rekonstrüktif cerrahi örneklerinden bazıları, bu savaşta yaralanan askerlere uygulanmıştır.
  • tarihin gördüğü en büyük deniz savaşlarından biri belki de en büyüğüdür. birinci dünya savaşının ise belirleyici deniz savaşıdır. savaşa 150 parçalık ingiliz 90 parçalık alman donanması katılmıştır. sonuç olarak ingilizler almanların 2 katına yakın kayıp verse dahi sayıca üstünlükleri almanları geri çekilmeye zorlamıştır.
    sonuç olarak 8500 denizci bir günde can vermiştir
  • i. dunya savası sırasında gerçekleşen bir deniz savası
  • ingilizlerin sayıca daha fazla olmasına rağmen almanlardan daha fazla kayıp verdiği fakat buna rağmen savaş sonunda kuzey denizi'ne tamamen hakim olduğu savaş.

    savaştan 2 yıl sonra ingilizler, alman limanlarını ablukaya alıyor ve jutland savaşı'ndan sonra tek mermi atmayan almanya, donanmasını teslim etmek zorunda kalıyor. alman filo kumandanı 7 aydır esir olarak bekleyen alman mürettebatına gizli emir göndererek almanlara ait olan 74 gemiyi, yani kendi gemilerini batırıyor. mürettebatın çoğu teslim olurken öldürülüyor.

    1920-1930 arasında batırılan gemiler(7 tanesi hariç) ingilizler tarafından çıkarılıp parçalanıyor. bu parçalanmış metalleri hitler, ingilizlerden satın alıyor. almanlar bu metalleri eriterek ikinci dünya savaşı'nda kullanmak üzere denizaltı üretiyor.

    ikinci dünya savaşı'nın başlamasından 2 ay sonra almanlar denizaltı ile sinsice scapa flow'a girip ingilizlerin birinci dünya savaşı'nda almanlara karşı kullandığı "royal oak" adlı savaş gemisini batırıyor. 833 ingiliz denizci ölüyor. almanlar intikam almış oluyor.

    savaş ile ilgili güzel şöyle güzel bir belgesel var.